Demokratik Açılımın Tarihçesi

Türkiye 1980-83 ABD destekli darbe yönetimi ve 1983-88 Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde ve sonrasında bugüne kadar Kürt sorununu askeri ve polisiye yöntemlerle çözmek için elinden geleni yaptı. Başbakan Turgut Özal, ana muhalefet partisi SHP, MİT ve Jandarma Komutanlığı gibi önemli kurumlar 1988’de sorunu demokratik yöntemlerle çözmeyi esas alan farklı bir yola girdiler. Bu durum, sivil siyaset, ordu ve Kemalist sivil gruplar içinde egemen; militan, siyasetçi, gazeteci ve akademisyen görevlileri aracılığıyla sosyalist grupların içine sızmış; Türk Gladyosu, JİTEM, Hizbullah, Kontrgerilla, Türk İntikam Tugayı ve benzeri grupların bir kısmını bizzat kendisi kurmuş bir kısmını da zamanla yedeğine almış olan Derin Devlet olarak da bilinen Ergenekon örgütü arasında soğuk rüzgarların esmesine yol açtı.

Turgut Özal’a 1988’de suikast girişiminde bulunulması tesadüf değildi. Bu başarısız suikast girişimi Ergenekon örgütünün demokratik açılım yanlısı siyasi ve askeri kurum ve kuruluşların başlarına yönelik ilk silahlı saldırısıydı. Turgut Özal yaptırdığı soruşturma sonucunda bu örgütle karşılaştığında “Sonuç çok tehlikeli yerlere dayandı” deyip takibatı durdurmuştu. Bülent Ecevit Uğur Mumcu’nun katilinin yargı önüne çıkarılmasını talep eden kız kardeşine “Tuğlayı çekersem duvar yıkılır” diyerek Özal’ı doğruluyordu. Çok daha sonraları Bülent Ecevit kendisiyle beraber çalışmayı öneren Doğu Perinçek’e “Biz yasaların dışına çakmayacağız.” diyerek Ergenekon örgütüyle çalışmayı ret ediyordu. Ailesinin bazı bireyleri dahil, bir çok siyasetçi ve yazar Özal’ın eceliyle ölmediğini dile getiriyorlar. Tüm parmaklar 1988’deki suikast emrini verenleri işaret ediyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki ilk yasal Kürt Partisi HEP Özal döneminde 1990’da söz konusu çözüm planının Kürt ayağını oluşturması amacıyla kuruldu. Günümüzde Mecliste 20 milletvekiliyle temsil edilen DTP aynı çizgi ve misyonun devamıdır. PKK ile kitle tabanı aynı olan HEP ile başlayıp defalarca isim değiştirmek zorunda kalan DTP bu plan çerçevesinde misyonu değişmeyen tek partidir.

Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde, 12 Nisan 1991 tarihinde 2932 sayılı Türkiye’de devletin resmi dili Türkçe dışındaki dillerle yayın yapılmasını yasaklayan kanunun yürürlükten kaldırılması ile başlayan, ve peyderpey Kürtlere tanınan bazı fiili ve yasal kültürel hakları da bu plan dahilinde görmek lazım.

Kürtlere yönelik kültürel ve siyasal açılımların öncüsü niteliğindeki 1989 tarihli, altında Deniz Baykal ve diğer partili arkadaşlarının imzasının bulunduğu SHP’nin Kürt raporu, bugünkü devamı olan CHP’nin aynı planın farklı evrelerinde tıpkı MHP gibi farklı rolleri oynamak zorunda kaldığını görüyoruz.

Tansu Çiller’e başbakanlığında danışmanlık yapan Yalım Eralp 2008’de yaptığı bir konuşmada 1994 DEP krizini anlatırken: “Türkiye’ye faydası olmayacağını ben söyledim ama ABD Başkanı Clinton’ın danışmanları “Sert çıkarsanız lehinize olur” dedi. Çiller de onları dinledi.” diyor. DEP’li Milletvekillerinin tutuklanmasının arkasında Amerika’nın olması ve dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral’ın 2008’de yaptığı bir açıklamada “DEP’lileri tutuklamasaydık hepsi öldürülecekti” söylemi üzerinde ciddiyetle durulması gereken önemli beyanlardır.

PKK lideri Abdullah Öcalan Ergenekon örgütünün kendilerine dönemin başbakanı Tansu Çiller’i öldüreceklerini ve PKK’nın bunu üstlenmesini talep ettiğini, ancak PKK’nın biz sadece kendi eylemlerimizi üstleniriz diyerek bu talebi ret ettiğini avukat görüşmelerinde dile getirmiştir. O dönemde Tansu Çillerin Bask modeline sıcak baktığını dile getiren bir açıklaması olmuştu. Ergenekon Terör Örgütü şemasında CIA belgelerinde İstanbul Gülü kod adıyla Amerikan ajanı olduğu belirtilen Tansu Çiller’e dokunmanın bedelinin ağır olacağını anlamış olmalılar ki evdeki hesabı çarşıya uydurmaya çalışmışlar. Yanlış hesap bu kez Bağdat’tan değil, Şam’dan dönmüş.

28 Şubat 1997 tarihinde post modern bir darbeyle Necmettin Erbakan aynı sebeplerle Derin devletin gazabına uğradı. Çünkü o sıralarda Erbakan da Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi gerektiğine dair açıklamalar yapmıştı. Dönemin başbakanı Erbakan “Siz ‘Ne mutlu türküm diyenederseniz, Kürt vatandaşımız da ‘Ne mutlu Kürdüm diyene‘ der” diye etnik vurguya tepkisini dile getirmişti. Şu anki iktidar partisinin 28 Şubat darbesinin bir sonucu olduğu söylenebilir. 28 Şubat olmasaydı Refah Partisinden böyle bir ayrışmanın olabileceğine kimse ihtimal vermiyor.

DSP ve MHP koalisyonu döneminde 1999’dan 2002 yılına kadar idam cezası hükmünün fiili olarak durdurulması, özellikle de Abdullah Öcalan dosyasının Başbakanlıkta bekletilmesi, hatta Başbakan Bülent Ecevit ve yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından açıkça infazın PKK ile pazarlık konusu yapılması mevcut açılım sürecinin farklı bir aşamasıydı. Dönemin koalisyon hükümeti dahil tüm siyasi partilerin ortak imzasıyla ölüm cezasının bir gün gibi çok kısa bir süre içinde Meclis kararıyla yürürlükten kaldırılmasını da bu planın bir parçası olarak görebiliriz. Öcalan’ın Amerika tarafından Türkiye’ye şartlı olarak teslim edildiği artık sır değil. O dönemde MHP’nin şimdiki gibi tepki göstermemesi, idamın kaldırılması için Devlet Bahçeli’nin imza atması ve imzasının arkasında olduğunu net olarak ifade etmesi, taraftarlarının sağduyuyla hareket etmelerini sağlaması, CHP gibi çözüm planındaki rolünü öngörüldüğü gibi oynadığının kanıtıdır.

Bağımsız birleşik demokratik Kürdistan hedefiyle ortaya çıkan PKK, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “Federasyonu da tartışabiliriz” söylemi üzerine 1993 Mart ayında ilan ettiği ilk tek taraflı ateşkes beyanında Federasyon istediğini beyan etmiştir. 1999 Şubat ayında liderinin tutuklanmasının ardından bu talebinden de vazgeçerek çıtayı indirebileceği en alt noktaya kadar indirmiştir. Türkiye’nin sınırlarına, resmi dili Türkçeye, bayrağına ve üniter yapısına dokunmadan, 1920 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleştirilmesini talep ediyor. Bu bağlamda tüm mensuplarını kapsayacak şekilde genel af ilan edilmesini, ülkedeki etnik grupların kültürel haklarının anayasal garanti altına alınmasını istiyor. Asker de, sivil de mevcut açılım kapsamında bu taleplere soğuk bakmıyor.

CHP ile MHP plan dahilinde kendileri için uygun görülen sert muhalefet rolünü oynuyorlar. Deniz Baykal 14 Mart 2009’da Mardin’i ziyaret ettiğinde ılımlı mesajlar vermişti. Birkaç ay sonra Amerikalı bir politikacının CHP’yi ziyaret etmesinden sonra Deniz Baykal’ın aniden sert mesajlar vermesi konjonktüre uygun rolünün gereğinden başka bir şey olmadığını gösterir..

Kürt açılımı ya da demokratik açılım olarak gündeme damgasını vuran çözüm planının gelinen aşamasında MGK dahil devletin bütün temel kurumları tarafından kabul edildiğine tanıklık ediyoruz.

Ergenekon örgütü tıpkı Taliban ve El Kaide gibi bir zamanlar müttefiki olduğu Amerika’nın çıkarlarına ters düşmenin ağır sonuçlarını yaşıyor. Türkiye’yi batıdan koparıp doğuda Rusya-İran-Çin- eksenine oturtmak isteyen bu örgütün tasfiyesine yönelik devam eden operasyon demokratik açılım sürecinin önemli kilometre taşlarından biridir.

16 Ekim 2009

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e