Çözüm Tartışmaları Üzerine Notlar

“Hedefi kaydırmak ve ölçeği değiştirmek.  Şimdi daha ince, ama toplumsal bünyeye daha geniş ölçekte yayılmış olan bir hedefe ulaşmak için yeni taktikler belirlemek.” Michel FOUCAULT

Kürt sorunun “yeni olmayan” açılım tartışmaları tozu dumana kattı. İyi de oldu! Dostu da düşmanı da bu kavşakta ki yol ayrımında gördük, görmeye de devam ediyoruz. Bu yol ayrımında Orhan Kotan’ın değimiyle tek başına namuslu olmak yetmiyor, namusun mihenk taşında dövüşmek gerek!

39Ne korkunç bir tartışma, her yanı delik deşik olmuş eşek semerine dönmüş! Bir yanı dikilirken bir yanı kan hicran içinde patlıyor. O kan ve irinde neler, neler akmıyor ki! Misak-i millilik, ülke bütünlüğü, benden gayrisi yok, Dersimde uygulanan; milli Şef hareketinin yürüttüğü jenosidin yeniden uygulanmasını savunan, Alevicilik, Zazacılık, “bizim bayrakla, sınırlarla bir sorunumuz yoktur,”(*) “Türkiye’nin bütünlüğünden de, insanlarımızın kardeşliğinden de asla taviz vermeyeceğiz”(**) tantanasıyla kardeşlik çağrıları vs. vs. tüm bunlar ince ayarlarla hesaplanarak yürütülen TC devletinin aşılmaz, kırılmaz, sorgulanmaz politikası…

TC. Devletinin seksen altı yıldır sürdürdüğü anti-Kürt politikası altında üretilen ideolojik kavramların, siyasi belirlemelerin yarattığı tahribata bir yenisi daha eklendi “açılım”! Tabi bu kavram her yana çekile çekile bir türlü neyin açılımı olduğu açıklanmadı. Bu konuda en çok bizim liberallerimiz hayal kurdu ve her zaman olduğu gibi TC. Devleti dalgasını geçti. Her şeyi TC. Devleti belirlediği için, devletin veraseti olmadan bir adım atılmayacağını bir türlü anlamayan sürgündeki yaşlı “bilgelerimiz” bile bavulu hazır kapının eşiğinde bekliyordu!  Haklıydılar artık yorulmuşlardı, sosyal yardım kapılarında beklemektense Ankara bulvarlarında “hey gidi günler hey” gözünü seveyim bu Türk demokrasisinin deyip anılara kadeh kaldırmak her zaman yeğdir. Varsın Kürt ulusunun anası ağlasın. Bağımsızlıktan ne çıkar iki Müslüman kardeş olarak yaşamak varken. “Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı?” (1)

Bizim 1978ler de savunduğumuz temel kavramlarımıza o gün karşı çıkanlar, bugün o kavramlara dört elle sarılıyor kendilerine aitmiş gibi hareket ediyor ve sömürgeci Türk devletinin adı konulmamış ve sürekli başka başka isimlerle TC devletinin bekasına hizmet programı olan“açılım” adı altında sürdürdüğü kendini yeniden biçimlendirme planına karşı da o kavramları kullanıyorlar. Elbette o kavramları kullanma hakları var, fakat başkalarına ait olduğunu belirterek… Bizim yetmişlerde savunduğumuz temel kavramlar olduğu gibi duruyor, açılmadı, eskimedi, eleştirilmedi, aksine eski yol arkadaşlarımız bizim temel kavramlarımızı çalıp çırpıyor kendilerine mal ediyor, hoyratça siyaset arenasında savuruyorlar.

Doğası gereği kullanılan siyasi kavramlar, ideolojik belirlemeler bir sürecin aşılmasında, siyasi örgütlenmenin temel yapısında belirleyicidir. Bu örgütlenme sonuç itibarıyla bir devlet yapısını öngörür ve bu da bir ülkenin, bir ulusun varlık sebebi ve meşruiyet kaynağını oluşturur. Örneğin Misak-i Milli belgesi sömürgeci Türk devletinin ve Türk ulusunun varlık sebebi, meşruiyet kaynağı oldu. TC. Devletinin resmi ideolojisini ve uzunu vadeli politikasını belirlediği gibi TC. Hükümetlerinin iç ve dış politikasında da temel işlevini sürdürmesinde siyasi ve ideolojik olarak temel teşkil etmektedir. Yeni bir ulus yaratma amacıyla oluşturulan Misak-i Milli belgesinin temel anlayışı: “Türk vatanı milletiyle bölünmez bir bütündür” de yatmaktadır bu anlamıyla “ Türk Vatanı milletiyle bölünmez” bütünü yaratmayı 27 Ocak 1925’te Türk Ocakları merkezinde İsmet İnönü şöyle açıklıyordu: “Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktadır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız.”(2) Sömürgeci Türk devleti, Kürtlerin önde gelen siyasi kadrolarını, aydınlarını bu politik anlayış çerçevesinde kuşatarak kesip atmaya çalışılmıştır. Kesip atamadıklarını ise ideolojik olarak beyinlerini parçalayıp dumura uğratmıştır.

Kürt demokratik hareketinin gelişmesi karşısında ise Kürtlerin “kardeş” olduğu söylenir, “Türk-Kürt et ve tırnak gibidir” denir. Et ve tırnak gibi olan Türk – Kürt ne hikmetse bir türlü aynı haklara sahip değildir. Daha çok Türk varlığı yüceltilirken Kürt varlığı sürekli yok sayılıp inkâr edilmektedir. Türk Vatanı milletiyle bölünmez temel anlayışı içinde 1920’den bu yana bize çok söz verdiler; tek bir şeyin dışında hiç birini tutmadılar. Topraklarımızı işgal edip bizi inkâr edip yok sayacaklarını söylediler ve yaptılar. Bu inkâr ve yok sayma anlayışı “anti-emperyalizm,” “kurtuluş savaşı (!)”, “bağımsızlık”  Türkler Kürtler Müslüman kardeştirler! Türk – Kürt et ve tırnak gibidir söylemleri ad altında sürdürüldü. 1960 sonrası devlet partisi olan ve aynı zamanda Kürt başkaldırı hareketlerini kanla bastırılmasını, mazlum Kürt halkını en ağır zulme uğratılmasını savunan destekleyen CHP birden bire (ne anlama geliyorsa!) ortanın solu ile ortaya çıkıp Ecevit’in mavi gömleğinin rengi içinde, havaya uçurulan “barış” güvercinlerinin kanatları altında enternasyonal marşlarıyla “devrimci” oluverdi! Aynı Ecevit 1976 Tan Doğan mitinginde Kurdara Azadi sloganı atan Rizgari militanlarına silah çekiyordu.

Türk solu hiçbir zaman kendisini CHP’den ayrıştırmadı; ayrışmadığı gibi de Kemalizm’le hesaplaşma cesaretini de gösteremedi dolaysıyla bu “devrimci” partiyle 12 Eylül 1980 öncesi anti-faşist cephe birliği arayışı içinde çağrılar yapıyordu. Tabi bunun yanında Kürt solunun büyük bir çoğunluğu da CHP’yi ilerci ve demokrat görüyordu. O dönem Rizgari’nin tavrını milliyetçilikle adlandırıp teori yapmakla suçluyorlardı. “El hak, Dünya durdurulmaz bir inatla dönüyor” Bugünde geldikleri yerde en iyi milliyetçi gene bunlar oldu! Ve bunlar o geçmişin hiç öz eleştirisini yapmadılar Kürt ulusuna karşı, dolaysıyla çok büyük bir vebal altındadırlar. O dönemde CHP ilerci ve demokrat bir parti olarak görülürken Barzani hareketi işbirlikçi rahmetli M.Barzani ise emperyalizmin ajanı ilan ediliyordu!

Onur Öymen’in meclis konuşmasının ardından Dersimde “fırtına” koptu birden bire ve bunun adı da bilinç uyanışı oldu (!)CHP’den istifaların yanında yoğun tepki oluştu Onur Öymen’e karşı! Fakat, Onur öğmen’in içinde yer aldığı parti bir devlet partisi olduğu gibi Dersim başkaldırısının kanla bastırılmasında birinci derecede payı olan CHP ve onun şahsında Kemalist ideolojiyle biçimlenmiş sömürgeci Türk devletine karşı hiçbir eleştiri olmadı, olmuyor da, peki nasıl bilinçte uyanış oldu bu? Bir defa CHP’nin kurucusu M.Kemal ve milli şef İsmet İnönü’dür dolaysıyla Dersim jenosidinde birinci derecede rol almış olan bir partiden çok devletin resmi anlayışını açıkça savunan Onur Öymen’e tepkiler geliyor, eleştiriler yapılıyor?  Gelen tepkilerin, yapılan eleştirilerin biçimine bakılarak bilinçte uyanış denmez, buna, eşek yerine semerini dövmek denir.

Bilinçte uyanış her şeyden önce CHP’nin savunmuş olduğu resmi ideolojiyle dolaysıyla TC devletiyle hesaplaşma içinde olur. Aynı şeyi PKK de yapıyor AKP’yi eleştiriyor, fakat devlet ve onun resmi ideolojisine karşı tek bir laf etmiyor; etmediği gibi birde Kemalizm’i sevdirmeye çalışıyor Kürtlere. PKK kadroları içerdekiyle dışarıdakiyle tümden Kemalistleştiği için ne devlete ne Kemalizm’e toz kondurmuyorlar.

TC. Devletinin kendini yeniden biçimlendirme planı olan “açılım” karşısında birden bire özgür ülkeye değil “demokratik” bir ortama dönme ve Ankara bulvarlarında siyaset yapma hevesi doğdu birçok Kürt siyasi kadro ve aydınlarının kuş balası gibi ezik yüreklerine, nerdeyse bayram yapıyorlardı. Öte yandan PKK de boş durmuyordu! Tüyleri yolunmuş barış güvercinlerini uçuruyordu havaya “açılım”a katkı olsun diye. Sonra da devletin zorlandığı noktasında A.Öcalan’ın sağlığıyla hücresinin bilmem kaç santim küçük olduğu bahanesiyle kargaşa yaratarak imdadına yetişti.

TC. Devletinin son otuz yılda Kuzey Kürdistan’da sürdürdüğü kirli savaşın ceremesini PKK vasıtasıyla Kürtlerin boynuna yıktığı gibi PKK’nin bu kirli savaştaki esas rolü,  Kürt ulusunun ulusal haklarından doğan demokratik mücadelesini terör düzeyine taşıma oldu. En son Tokat da yapılan saldırı eylemini de PKK üstlendi. Bu eylemin muhtevası, amacının tartışılmasından çok eylemin biçimi üzerinde kafa patlatan birçok insan PKK-devlet işbirliğini görüp sorgulamak yerine daha çok Dersimle Tokat arasında ki yol uzaklığını vs. tartışarak komiser Colombo misali hareket ediyorlar, sorun eylemin nasıl olduğu değil, hedefi ve amacı ne, neden yapıldığıdır?

Yol uzun sorumluluk ağırdır, büyük babamın dediği gibi yürüyenin yürüyecek olanın yolu uzun, dövüşenin dövüşecek olanın yüreği büyük olmalıdır.

16 Aralık 2009

(1) Onur Öymen Meclis konuşmasından

(2) Serbesti, sayı 15  Kasım –Aaralık 2003, syf 12

(*)Ahmet Türk

(**) TC. Başbakanı Tayip Erdoğan

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e