BOP Operasyonları ve Kuzey Kürtleri

Yeni Dünya Düzeni süreci dünyanın dört bir yanında tüm hızıyla devam ediyor. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) 1989 yılında çökmesi ile dünyanın kapitalist ve sosyalist devletler olarak iki ideolojik merkez çevresinde kümelendiği ve yaklaşık yüz yıl boyunca birbirlerine diş biledikleri iki kutuplu 20. yüzyıl siyaset kriterleri büyük oranda değişmekte. Bu tarih 21. yüzyıl siyasetinin hazırlama sürecinin başlangıcı olarak da adlandırılabilir. Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) temelleri 1989–2000 yılları arasında atıldı. Bu süreçte başlayıp halen devam eden siyasi ve askeri hareketlilik 21. yüzyıl politikasını gün be gün daha çok dünya gündeminin zirvesine çıkarmaktadır. Dünya insanlığı yeni siyasi iklimin fırtınalarını gittikçe daha şiddetli bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Bağımlı devletlerin azınlık iktidarlarının diktatör, militarist, totaliter temsilcileri batılı güçler tarafından örgütlenen ve desteklenen halk kitleleri aracılığıyla iktidardan uzaklaştırılıp yerlerine yine kendilerine bağımlı çoğunluğa dayalı parlamenter sistemler yerleştiriliyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefikleri Avrupa Birliği (AB) devletleri hükümet dışı statükocu siyasi örgütler kategorisinde ele aldıkları Ergenekon ve KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) gibi örgütleri siyasi ve askeri operasyonlarla Büyük Ortadoğu Projesine dâhil etmeye çalışıyorlar.

Türkiye’yi yaklaşık yüzyıl yöneten askeri anlayış ve onun siyasi uzantılarının bir kısmı SSCB’nin dağılmasından sonra ABD’nin gündeme getirdiği içinde Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının federatif siyasi bir statü dâhilinde tanınması karşılığında yerel müttefik olarak yer aldığı Büyük Ortadoğu Projesini içlerine sindiremediler. Statükoyu korumak isteyen bu militarist grup ve onun sivil uzantılarının Türkiye’yi Rusya, İran, Çin eksenine kaydırmaya çalışmaları Avrupa ve Amerika ile ittifaklarının sonu oldu. Kutsiyet atfedilen, halkın kafasında tabuya dönüştürülmüş kurum ve şahısların dokunulmazlıkları adım adım kaldırılarak adeta bir ezber bozma süreci yaşanmakta. Yaklaşık yüzyıl boyunca terörist diye adlandırdıkları karşıtlarına sistematik işkence ve cinayet dâhil her türlü vahşeti yaşattıkları mekânlara bu kez kendileri terör örgütü mensupları ve yöneticileri adıyla sanık, mahkûm ve suçlu olarak girip çıkıyorlar. Dünkü yol arkadaşları ve hayranları tarafından gözaltına alınıp, sorgulandıktan sonra serbest bırakıldıkları ya da tutuklandıkları için kötü muamele görmedikleri kendileri tarafından da ifade ediliyor. 1989 yılından 2008 yılına kadar tüm faaliyetleri izlenen, militaristlerin başını çektiği, sözde sosyal demokrat, gerçekte nasyonal sosyalist, milliyetçi, ırkçı, sosyal şovenist, ve bunlardan fazlasıyla etkilenen “Kürt soluna” mensup bazı etkin şahsiyetlerin bileşiminden oluştuğuna inanılan, en son güncellenmiş adıyla Ergenekon örgütü 70 yıllık can dostu ABD ve AB’nin gazabına uğramaya devam ediyor.

Dönemin genelkurmay başkanı tarafından “düşük yoğunluklu savaş” olarak adlandırılan, devletin güvenlik güçleri, köy korucuları, kontrgerilla, JİTEM (Jandarma İstihbarat Teşkilatı Merkezi), Hizbullah ve benzeri para militer güçler ile zaman zaman güneyli PDK (Kürdistan Demokrat Partisi) ve YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) gibi silahlı Kürt örgütlerinin de dâhil oldukları PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ve bölgedeki tabanı üzerine imha amaçlı gidildiği savaşta tüm tarafların can ve mal kaybının dorukta olduğu 1984-1999 arası 15 yıl boyunca bu partiyi özgürlük mücadelesi veren ulusal kurtuluş hareketi kategorisinde ele alan tüm batılı devletler, ABD’nin 1998’de başlayıp 1999’da partinin başkanı Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmekle sonuçlandırdığı BOP yol kazasının sonucu olarak lider örgütlerinde görülmesi olağan olan büyük altüst oluşun akabinde gündeme gelen demokratik Türkiye Cumhuriyeti talebiyle paralel olarak PKK’nın feshi ve onun yerine kurulan KADEK-KONGRA GEL-KCK ve tüm yan kuruluşlarının sadece batılı devletler tarafından değil, o güne kadar lojistik destek dâhil her türlü desteği veren Suriye ve İran gibi doğulu devletler tarafından da terörist ilan edilmesi siyasetin tartışmasız altın kuralı olarak kabul gören menfaat ilişkisini bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Bu yol kazası 1989’dan 1993’e kadar yürütülen diplomasi trafiğiyle PKK’nın bağımsızlık talebinden vazgeçip federatif çözümü kabul etmesi ile büyük oranda dâhil edildiği BOP’nin Kuzeyli Kürtler için de uygun gördüğü siyasi statünün Cumhur Başkanı Turgut Özal’ın “Federasyonu tartışabiliriz” deyimi ile yaşama geçmek üzere olan ilkesel örtüşmenin ortadan kalkmasına ve söz konusu siyasi statü talebi temelinde kurulan kuzeyli Kürt örgütleri ittifakının dağılmasına mal oldu. PKK’nın cezaevindeki başkanı tarafından 1999’da ilan edilen demokratik Türkiye Cumhuriyeti talebinin batılı küresel güçlerin Ortadoğu’daki menfaatleri temelinde şekillenen BOP kriterlerine uygun olmaması ve bütün çabalara rağmen uygun hale getirilememesi 2009’da başlayıp halen devam eden KCK operasyonunu beraberinde getirdiğine inanılıyor. Söz konusu küresel güç yada güçlerin örgütün Türkiye’deki güç odaklarıyla devam eden ilişkisinin boyutları ve şeklinden rahatsız oldukları 1999’dan bu yana gösterdikleri ortak tavırdan açıkça anlaşılıyor.

Kürt halkına öncülük yapma iddiasında olan Kürtlerin tüm siyasi parti ve örgütlerinin ulusal ve kültürel sorunlarının çözümü adına İran’da Molla rejimi, Türkiye’de Ergenekon ve Suriye’de Baas gibi miadını doldurmuş, 21. yüzyılda yerleri olmayan statükocu siyasi yapılanmaların yanlarında yer almaları, kendilerini küresel siyasi aktörlerin yerel müttefiki konumuna yükseltmek yerine 20. yüzyılın başlarında yaptıkları hataların tekrarıyla tarihin tekerrürüne sebebiyet vererek kendilerini bir kez daha dünya siyasetini belirleyen süper güçlerin yerel hedefleri konumuna düşürmelerinin sadece çözümsüzlüğü derinleştireceği ve bu yönüyle yeni bir felakete davetiye çıkarmanın ötesine geçemeyeceği yadsınamaz bir gerçektir.

Lider hareketleri genellikle azınlık iktidarlarıyla sonuçlandıklarından BOP kriterlerindeki çoğunluğa dayalı hükümetleri iktidara taşıma hedefine uygun değiller. Bu tür siyasi parti ve örgütlerin mensupları liderlerinin her zaman her yerde doğru ve haklı olduğuna inanırlar. Liderlerinin yanlışlarını dahi kendi doğrularından üstün görürler. Lidere dogmatik yaklaşım faşizm, reel komünizm, dini yönetim, ırkçılık, diktatörlük, hanedanlık, feodalizm ve benzeri birbirlerinden oldukça farklı totaliter ideolojik yapıların ortak özelliğidir. Bu tür siyasi yapılarda tüm olumluluklar lidere, tüm olumsuzluklar ise liderden farklı düşünenlere mal edilir. Siyasal bilimlerin gerçeklerine dayalı prensip siyaseti yerine lider vesayetiyle idare edilen parti, örgüt ve derneklerin liderlerinin yaşam tarzındaki değişimlerle orantılı olarak vaat ettikleri temel hak ve özgürlükler hedefinden sapabildikleri ve bir süre sonra halkı liderlerinin bireysel istem, ihtiras ve amaçlarının kurbanları haline getirebildikleri insanlık tarihinde sıkça rastlanan bir olgudur. Dünyadaki siyasi konjonktürün gereklerine uygun hareket etme kabiliyetinden yoksunlukta 20. yüzyılın sonlarına kadar adeta birbiriyle yarışan Kürt siyasi parti ve örgütlerinin büyük çoğunluğunun lider hareketleri olmaları tarihteki başarısızlık ve yenilgilerinin kronikleşmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Kürt halkı ve benzer durumdaki halkları 21. yüzyılda da bilinç tutulmasına maruz bırakıp dünyayı yeniden şekillendiren küresel güçlerin hedefi haline getirerek zamana yayılmış kültürel ve fiziksel soykırımı aynı şekilde ya da makyajlanmış biçimiyle devam etmesini sağlamaya çalışanların heveslerini kursaklarında bırakmak başta mağdur halklar olmak üzere tüm insanlığın yararınadır.

Türkiye Cumhuriyetinin sınırları içinde ve dışında devam etmekte olan Ergenekon ve KCK operasyonun gerçek sahibinin, dostundan düşman, düşmanından dost yaratma ve istisnalar hariç her ikisini de menfaatlerine uygun bir şekilde konumlandırmada başarılı tek kutuplu dünyanın küresel gücü ABD olduğu inkâr edilmesi güç bir gerçektir. Her iki örgütün de Amerikan çıkarlarına ters düşen yönleri törpülenip 21. yüzyıl siyasetine uygun hale getirildikten sonra her birinin kendi alanında Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesine dâhil edileceklerini söylemek için kâhin olmaya gerek yok. AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümetinin süresi dolduğunda, Ortadoğu ve dünya siyasetinin yeni gerçeğine uygun değişim ve dönüşüm sürecini tamamlaması durumunda CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) çatısı altında laik, sosyal demokrat tabana dayalı bir hükümetin kurulmasında seçim ittifakıyla iktidara taşınmaları operasyonları yaptıran gücün çok seçenekli politik vizyonu gereği sürpriz olmayacaktır.

Mayıs 2012

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e