Bir Kitap: 1925 Hareketi ve Azadî Örgütü

Yukarıda adından bahsettiğim kitap Tahsin SEVER’in araştırma ve inceleme sonucunda ortaya çıkan bir kitap. “Kürtlerin statüsüz bırakıldıkları döneme ilişkin, kimi Kürt çevrelerinin de iştirak ettiği değerlendirmelerin yüzeyselliği ve sığlığıdır. Kürt siyasal hareketlerinin akademik-bilimsel metot içersinde analiz gerçekleştirmediği gibi, Kürt tarihinin maniple edilmesi karşısında ciddi bir duruş sergilenmemiştir.(1) Derken haklı bir eleştiri getirilmektedir. Yapılan bu çalışma önemli olgular tartışmakta ve tartışmaya açmaktadır. N e yazık ki bu kitap hakkında bu güne kadar her hangi bir eleştiri bağlamında bir yazı, bir tartışma yaşanmadı!  Geçmişte olduğu gibi bugünde Kürt siyasi kadrolarında, Kürt aydınlarında bilinçli bir suskunluk mevcuttur. Bu suskunluk sıradan bir suskunluk değil bilinçli bir suskunluktur.

Kendimizle yüzleşme, yakın geçmiş tarihimizle yüzleşme cesaretini gösteremediğimiz için bugün yaşanan kaos ortamını aşma, bilgi kirliliğini kırma bilincine de sahip olamıyoruz; olamadığımız için Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin temel hedefleri tahrip olmuştur. Adına yola çıktığımız mücadelenin araçları sakat olduğu kadar, tarihi bilincinde bir o kadar kötürümdür. Hiç kuşkusuz bunun sayısız nedenleri vardır. Bu nedenlerin araştırılıp tartışılması zor bir mücadeleyi, fedakârlığı,  ödenmesi gereken ağır bedelleri gerektirmektedir.

“ Ulusalcı siyasal tezlerin haraç mezat piyasada satılığa çıkarıldığı, bir yandan Kemalist demokratik cumhuriyet ile maniple edildiği diğer yandan ise ulusal değer adına tabuların yaratıldığı ve putların oluşturulduğu bu hassas süreçte anlatılan kapsam son derece önemlidir. Ağrı, Dersim, 1925 ve Koçgiri gibi hareketlerin ulusal direnmeler olduğunu kabul edene kadar Kürt hareketi gerek Türk soluna ve Türk Devletine gerekse de bunların Kürdistan’daki versiyonlarına karşı çok bedel ödedi. Şimdi gelinen yerde bu perspektifi kıskançlıkla korumak hayati bir öneme sahiptir.” (2)

1980 sonrası Kürt siyasi kadrolarının, yetişen aydınların sağlıklı bir donanımdan yoksun olduğu, tarih bilincinin ve üyesi olduğu Kürt ulusunun ulus olmasından doğan haklarını savunma bilincinin yeterli olmadığı gün geçtikçe açığa çıkmaktadır. Soğuk savaş dönemine ait örgütlenme ideolojileriyle taşıdığımız kamburdan henüz tam anlamıyla kurtulmuş değiliz. Özellikle 1990’da Berlin duvarlarının üstümüze yıkılmasında dolayı tüm ideolojik değerlerimiz paramparça olduğu gibi liberalizmin dişleri arasında bireysel kaygıları taşımanın cenderesine sıkıştık ve Mam Celal’ın dediği gibi: Kürdistan bağımsızlığı bir hayal ve şiirlerde kalan bir nostaljiye dönüştü!

12 Eylül 1980 sonrası tartışmalar sonucu oluşturulan programlar, kurulan cepheler, örgütler arası oluşan işbirlikleri vs. baktığımızda hiç birinin hedefinde Kürdistan bağımsızlığı olmadığı gibi, tüm güç ve enerji fütursuzca harcanarak işi getirip götürüp ceza evlerinde yaşanan baskılar ve militarist rejime karşı Türkiye de burjuva demokrasisini savunma hedefine kilitlendi! 12 Eylül 1980 Askeri darbesinin neden niçin yapıldığı, hedefinin ne olduğu tartışılmadı ve sömürgeci Türk devleti de bu amacın tartışılmasına müsaade etmediği gibi önünü de kilitledi. Ardından Avrupa’ya çıkan Kürt siyasi kadrolarının olası Kürt sorununu Avrupa’nın demokratik kamuoyuna taşımasının önüne geçmek içinde PKK hareketini devreye sokarak Kürtleri terörizmle özleştirilmesi sağlandı ve böylece gerek ülkede gerekse yurt dışında kolumuz kanadımız kırık yürümeye çalıştık.

Yeni yetme aydınlar türemeye başladı bu süreçte! TC. Devletinin bilinçli olarak piyasaya sürdüğü yanlış bilgiler üzerinden hareketle araştırma yapan bu aydınlar geçmiş yakın tarihimizi TC. Devletinin sunduğu argümanlar aracılığıyla Kürt tarihini yazmaya başladılar. Yazılan Kürt tarihi neresinden bakarsak bakalım TC. Devletinin yaygınlaştırdığı, derinleştirdiği devletin resmi ideolojik yapısını doğrular biçimde olduğu gibi ona da hizmet biçimde yaygınlaştırıldı. Bilinen bir örnek Metin Aktaş’ın NİŞANCI romanıdır. Bu roman eleştirisi tarafımızdan yeterince yapıldı, yeniden onu tartışmamız gerekmiyor; isteyen www.Peyamaazadi.com arşivine bakabilir. Geçmiş yakın tarihimizde derin bir iz bırakan 1925 hareketinin ve AZADİ ÖRGÜTÜ’NÜN lideri olan Cibranlı Miralay Halit Bey’in niteliğini çarpıtan yanlış bilgi akışını sağlayan Mehmet Şerif Fırat yalnız değildir. Bunu takıp eden başka ‘Kürt’ ‘aydınları’ da ortaya çıktı. Bunları tek tek ele alıp eleştirme olanağımız yok, fakat zaman zaman müdahale ediliyor; bu müdahale de bile tek başımıza kalıyoruz. Yanlışlara karşı çıkmak sadece bize özgü bir durum değildir, hayır! Bir bütün olarak Kürtlerin sorunudur. Kürtler bunu bilince çıkarmak zorunda! Cibranli Miralay Halit Bey birilerinin dedesi, babası, dayısı, amcası, yeğeni olduğu için savunulmuyor. Cibranli Miralay Halit Bey KÜRT İSTİKLAL KOMİTESİ(AZADİ) NİN LİDERİDİR. 1925 Hareketinin tartışmasız önderidir. Olaya olgulara böyle bakmak gerekiyor.

“Yaşanan tarih ile tarihin bilince çıkarılması farklı kavramlardır. Kürtlerde eksik olan, yaşanan tarihin bilince çıkarılmamış olmasıdır. Geçmişte yaşananların ulusun hedefleri çerçevesinde millileştirilmediği, sistematik bir imha programının bir parçası gibi görülmediği, kimin zaman mezhepsel bir kanala, kimi zaman da ideolojik biçimlenmeye göre yorumlandığı açıktır.” (3)

Tahsin Sever’in Unutturulmaya Çalışılan Bir Örgüt ve Çarptırılan Bir Tarih 1925 HARAKETİ AZADİ ÖRGÜTÜ çalışması incelendiği zaman 24 Temmuz 1923 yapılan Lozan antlaşmasıyla Uluslar arası güçlerin derin desteği sonucu Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, paylaşılması ile işler bitmiyor. Bu bölünüp parçalanmanın, paylaşılmanın derinleşmesinin asıl bir diğer yanı Kürdistan’ın bölünüp parçalanmasına, paylaşılmasına karşı çıkan, Kürdistan’ın bağımsızlığını savunan siyasi güçlerin, önder kadroların, ulusun ileri gelenleri imha edilmeden Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, paylaşılmasının hiçte kolay olmayacağını Kuzeyde Cibranlı Miralay Halit Bey’in Güneyde Mahmut Berzenci’nin, Doğu da Simko’nun önderlik ettikleri bağımsızlık hareketleri göstermiştir!  Bu hareketlerin yenilgisi ile birlikte Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, paylaşılması derinleştirilmiştir.

Diğer yanda Sovyetlerin tavrı, Bolşeviklerin durumu, Türkiye de Türkiye Komünist Partisi’nin konumu yeni yeni tartışılmaya açılıyor, fakat yeterli değil; yeterli olmamasının nedeni soğuk savaş döneminin sol ideolojik biçimlenmenin getirdiği tahribattır. Halen, kendilerine “Kürdüm!” “Fakat sosyalistim!” diyenlerin Sovyetlerin Kürdistan politikasının yanlışlığı ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde açtığı yara derin tahribatına ilişkin yapılan eleştirileri halen içlerine sindirmediği gibi, Sovyetlerin Orta-Doğuda kendi devlet çıkarını Ulusal Kurtuluş mücadelelerinin çok üstünde gördüğünü de kabul edemiyorlar. Bunun en açık örneği Newroz.com da Aso Zagrosi’nin “Sovyetlerin Kürt Politikası ve Bazı Eleştirilerin Düşündürdükleri” adlı makalesinde bu duruma açıklık getirmesi. “Bu arkadaşların eleştirileri biri de yaptıklarımızla “anti komunist ve anti sosyalist” çevrelere malzeme sunduğumuz gerekçesine dayanıyor. (…)

(…)Kendisine Kürd sosyalistiyim diyen biri sosyalizmi savunma adı altında Sovyetler Birliğinin Kürdlere karşı işlediği suçları gizleyemez ve bu suçları görmezlikten gelemez. Lenin’in başında olduğu Sovyetler Birliği, Kuzey, Doğu ve Güney Kürdleriyle çok geniş bir ilişki ağı içindeydi. Kürdistan’ın farklı şehirlerindeki Sovyet Konsolosları ve istihbarat ajanları Sovyetler Birliği yönetimine yıllar boyunca bazen günlük ve bazende haftalık raporlar veriyorlardı. Verilen raporlarda binlerce Kürd ileri gelenleriyle yapılan ikili görüşmeleri veriyorlar. Azadi’nin Başkanı Cibranli Xalid Bey ile yıllarca ilişki halindeler. Azadi’nin Kürdistan çapında sahip olduğu örgütlülüğü çok yakından biliyorlar. Doğu Kürdistan’ın bir dizi ileri gelenleriyle ilişki içindeler. Güney Kürdistan’da Şeyh Mahmud’un temsilcileriyle ilişki içindeler.

Sovyetler Birliği’nin Kürdlere ilişkin tek bir politikası var. Kürdlerle İngiltere’nin ilişkilerini bozmak ve Kürdleri İngiltere’den uzaklaştırmaktı. Buna karşılık Kürdlere ne öneriyordu? Hiç bir şey.. Sovyetler Birliği için bağımsız, federal ve hatta otonom Kürdistan kimin denetiminde olursa olsun Sovyetler Birliği’nin devlet güvenliğine karşı tehdit oluşturur, temeline dayanıyordu.

Sovyetler Birliği bir yandan Kemalislere ve İran rejimine her türlü desteği sunarken, diğer yandan Kürdleri oyalamaya ve İngiltere’den uzaklaştırmaya çalışıyordu. Cibranli Xalid Sovyetlerin bu politikasını gördüğünden dolayı, Sovyetlerin diğer parçalardaki Kürdleri İngiltere’den uzaklaştırma istemlerine soğuk bakıyordu. Lozan’da Kemalistlere danışmanlık yapan Sovyetler Birliğinin Kürdistan’daki konsoloslukları ve ajanları Azadi örgütünün ulusal istemler doğrultusunda Kürdlerin ezici çoğunluğunu örgütlediğini ve “ulusal bir hareket” olduğunu rapor etmelerine rağmen, hareket başladığı zaman Sovyet basını Kemalistlerle aynı dili kullanarak harekete saldırdı. Bu konuda yüzlerce rapor var. Fakat, onlar Kemalistler gibi “Gericiler”, “dinciler”, “İngiliz yanlıları”, “emperyalistlerin uşakları” “hilafet ve saltanatı geri getirmek isteyen yobazlar” diye harekete saldırdılar..” (4)

Tabi böylesi durumlar devlet çıkarları açısından gayet doğaldır ve anlaşılır bir durumdur bu, fakat Kürt siyasi kadrolarının tavrı, Kürt aydınlarının tutumu hiçte doğal değil; olmadığı gibi anlaşılır bir durumda değildir. Kuzey Kürdistan da 1975 sonrası oluşan siyasi örgütlenmelerin büyük bir çoğunluğu kendi aralarından çok Türk solu ile birlikte çalışma içinde büyüyüp Kürtçü oldular(!) Bu ortak çalışma içinde Türk solunun “her türlü milliyetçiliğe hayır!” sloganı etrafında enternasyonalist dayanışma içinde Güney Kürdistan da dişe diş yürütülen mücadele, gelişen Demokratik Kürt hareketini gericilikle, emperyalizmin işbirlikçisi olmakla suçladılar. Kemalist sol ile aynı bulvarda Kürdistan ulusal Kurtuluş Mücadelesinin temel değerlerini dinamitlediler.. Bunlar unutulmuş değildir. Yapılanlar tarihi notlar olarak arşivlerimizde birikiyor zamanı geldiğinde asıl tarihin bilincinde olan namuslu insanlarımız vasıtasıyla yarın çocuklarımıza anlatılacaktır, bu kaçınılmaz.

24 Temmuz 1923 Lozan antlaşmasının yıl dönümü nedeniyle bazı Kürt İnternet sitelerinde Lozan’a hayır çağrılar yapıldı. Bu tür çağrılar iyidir. Kürtlerin tarih bilincine çarpması açısından önemlidir. Fakat Lozan antlaşmasıyla Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması paylaşılması ile yetinilmemiştir. Bu anlaşma aynı zamanda 1925 Hareketi AZADÎ örgütünü kuşatma antlaşmasıdır. Bunu göz ardı ettiğimiz an yapılan çağılar eksiktir. “Kemalistler Lozan’a gidilen bir süreçte konumlarını güçlendirmek, TBMM’nin Kürtleri de temsil ettiği tezlerine dayanak aramaktadırlar. Lozan’da Kürtlerin devre dışı bırakılması için Kemalistlerin elinde Özerklik yasası gibi bir silaha da ihtiyaç vardır. TBMM’nin Kürtleri temsil ettiği savı, azınlık bile olsa Lozan’da Kürtlere bir statü verilmesini engeller. (…)  24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması imzalanır. Anlaşma, İngilizlerin Ankara Hükümeti’yle paslaşmasının ürünüdür. Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla son halka da kopmuştur Azadî’nin, harekete geçmesi için şartlar olgunlaşmaya başlamıştır.”  (5) Fakat olgunlaşan şartlar belli bir süre sonra başta Sovyetler olmak üzere uluslar arası güçlerin de desteği ile imha edilecektir. Bu süreç çok önemlidir bu durum anlaşılmadan sağlıklı yol almamız mümkün değildir.

“Unutturulmaya Çalışılan Bir Örgüt ve Çarptırılan Bir Tarih 1925 HARAKETİ AZADİ ÖRGÜTÜ” önemli bir çalışmadır. Çok titiz davranılmış, büyük bir hassasiyet gösterilmiştir. “İşin en dikkat çekici yanı ise Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusun belgeleri, Mahkeme tutanaklarının günümüze kadar açılmamasıdır.” (6) Buna rağmen Tahsin SEVER çok büyük bir sabırla, titiz bir araştırma ile bu gün yaşanan kaos’un ve bilgi kirliliğinin sürdürüldüğü bir ortamda bilincimize çarpıyor. Bu kitap, 1923 den bu güne kadar Türk Devletinin Kürt ulusunun varlığını yok sayıp inkar etmesine; devletin resmi ideolojisine göre biçimlenmiş aydınların yakın tarihimizi karartılmasına karşı kar altında boy atan  baharı müjdeleyen bir kardelendir!

Tahsin Sever, bu çalışmasında roman dil tekniğini kullanmıştır. Gereksiz abartıya, gereksiz kelime ve sözcük yığınına yer vermemiş, aksine sade ve akıcı bir dil kullanmış. Kendisinin değimiyle: “Tarih bilinci, bize geçmişin yanlışlarından arınma olanağı verir.” Kitap bu perspektif temelinde yürütülen bir çalışmanın ürünüdür. Kürt gençliğinin temiz ve sağlıklı bilince ulaşmasında bu kitap önemli bir katkı sunacaktır. Bizim kuşak yaşlandı ve yoruldu. Bizim kuşağın içinde önemli kadrolar çıktı bunu da inkâr edemeyiz ve bu kadrolar Kürdistan bağımsızlığı doğrultusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Ne yazık ki bu kadrolardan birçoğunun bugün içinde bulundukları durum içler acısıdır. Yalnızlığa itildi, itibarları zedelendi, açlıkla baş başa yaşamak zorunda bırakıldı.

Tahsin Sever’i bu çalışmasından dolayı kutlarım, önemli bir çalışma!

metinesenazadi@gmail.com

Temmuz 2011

Paris

(1)Kitaptan.syf 18

(2)Tahsin Sever: Tarihi doğru okumak ve 1925 üzerine. www.peyamaazadi.org Ocak 2006

(3) Kitaptan.

(4) Aso Zagrosi: Sovyetlerin Kürt Politikası ve Bazı Eleştirilerin Düşündürdükleri” Newroz.com: 04. 07. 2011

(5)Kitaptan syf. 105- 153

(6) Kitaptan syf. 267

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e