Açlık Grevleri ve Türk Solunun Tavrı !

 Bugün yaşananlara baktığımızda gerçekten çok hazin bir durum ortaya çıkmaktadır. Orta- Doğu’nun ortasında parçalanmış bir vaziyette bin yıldır yaşama mücadelesi veren Kürt ulusu döne döne kan içinde dişiyle tırnağıyla ayağa dikelmeye çalışıyor. Her dönem kan içinde, her dönem ağır tasallut altında, her dönem içi boş kavramların oluşturduğu politikaların kurbanı, her dönem altı boş sivri sloganlarla silahlı şiddetin altında parçalanarak geçiyor. Kan durmuyor! Bugün Kürdistan’ın tüm gözeneklerinden akan kan bir hain’in özgürlüğü ve “Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için akıyor.” (*)  Hesabı kitabı yok tüm bu sorumsuzluğun.

  PKK’nin değişmeyen bir politikası vardır, zayıfladığı ve politik olarak açmaza girdiği an sivri çıkışlar yapmaktadır. Başta Türk liberallerini ve solunu da arkasına alarak Kürt halkının yararına gelişen ve gelişmekte olan toplumsal dokuyu tahrip etmeye çalışır. Sivil siyasetini önünü tıkamak için silahlı şiddeti esas almaktadır. Silahlı şiddetin toplum tarafından reddedilmesi karşısında ise ya Abdullah Öcalan’ın sağlığına ilişkin spekülasyon yaparak kitleleri sokağa dökmeye çalışır, ya da cezaevlerinde tutuklu Kürtleri ölüme sürükleyecek eğilimleri organize edere Kürt halkının duygularıyla oynayarak kendisine kan almaya çalışmaktadır, bunun  bir çok örneğini yaşadık.

   Kürt militanlarının, siyasi kadrolarının ve aydınlarının attığı her adım Kürt sorunun çözümü olan Kürdistan’ın Bağımsızlığı Kürt ulusunun özgürlüğünü esas alan ilke ve hedeflerine yönelik olmak zorundadır. Çünkü sömürgeci Türk devleti tarafından Kürdistan da sürdürülen askeri işgal altında soykırım ve asimilasyon politikası yürütülmektedir. Bu imha ve inkâr temelinde sürdürülen askeri işgal altında “barış ve demokrasi”yle Kürt sorunu çözülemez! Kürdistan sorunun demokratik bir çözümü vardır o da ülke bağımsızlığı ve ulusun özgürlüğünden geçmektedir, bunun için “Yerine getirilmesi gereken bir görev, ulaşılması gereken bir amaç var; sömürgeciliği ellerindeki her araçla söküp atmak.” (**)

  Kürdistan’ın askeri işgalden arındırılması hedefiyle yürütülen savaş için “her” türlü araca ihtiyaç duyulur ve bu araçlardan biride cezaevleri ayağıdır. Dışarıda sürdürülen devasa mücadelenin seyri içinde cezaevleri de ellerindeki imkânlarıyla dışarıdaki mücadeleye omuz verir. Cezaevlerinde yürütülen mücadele dışarıdaki mücadeleye göre kendini biçimlendirir.

  Görünen o ki Kürdistan da ne sivil siyasetin Kürdistan’da sürdürülen askeri işgalin kırılması ve Kürdistan’ın bağımsızlığını hedefleyerek sürdürülen bir savaşı yok. Var olan partiler, örgütler, guruplar ise sömürgeci devlet sistemi içinde kendilerini yasallığa sığdırmanın kaygısı içinde debelenip durmaktadırlar.

   12 Eylül 1980 askeri darbesi bir silindir gibi Demokratik Kürt hareketinin üzerinden geçti. Demokratik Kürt Hareketi fiziki olarak yenilmedi siyasi olarak ta yenildi. Doğal olarak kendini toparlayamayan Demokratik Kürt Hareketi’nin militan kadroları süreç içinde yılgınlaştı ve kendi içinde kendilerini sudan gerekçelerle ve kişisel kaprisleriyle çürüttü. Bu durum sömürgeci Türk devletinin elini güçlendirdi ve yeni bir Kürdistani hareketin gelişmesinin önünü kesecek otuz- kırk yılları kapsayacak programına uygun bir hareketi sürece taşırdı.

     Sürecin tozu dumanı içinde Abdullah Öcalan  1991 de başlayarak günümüze kadar yaptığı tüm  açıklamalarıyla kimden yana olduğunu çok açık bir biçimde belirlemiş olmasına rağmen bir türlü Kürtlerin yakasından düşmüyor, düşürülmüyor:  “Bizler Demirel’in demokratik düşüncelerini hayata geçiren bir hareketiz. Bizler neler yaptığımızın farkındayız.”  Ardından: “Demokratik cumhuriyet Atatürk’ün hediyesiydi. Bunu geliştirmek bizim görevimizdir.” Ve: Türk ordusu güçlüdür, onu yenemeyiz. Türkiye’den toprak talebimiz yok.” Ve bugün KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan şöyle bir açıklama yapıyor: Türkiye’nin birliğinden bütünlüğünden ve halkların kardeşliğinden yana olan demokratik-devrimci tüm kesimleri, vicdan sahibi tüm insanları daha aktif devreye girmeye, Kürt halkıyla omuz omuza faşizme karşı eylem birliğini geliştirmeye çağırıyoruz! Kazanan halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesi olacaktır.”(***)

  Ve çok hazin bir şey! “Kürt “özgürlük hareketi” denilen yapı  “Türkiye’nin birliğinden bütünlüğünden” başka bir şey istemiyor. Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için canlarından başka hiçbir şeyi olmayan bu mazlum Kürt çocukları niye ölüme sürükleniyor? Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü savunan bir hareket nasıl Kürt ulusal bağımsızlık hareketi olabilir?

    Oysa Kürdistan’ın bağımsızlığı için yola çıkan devrimci militanlar can bedeli bir mücadeleye atılmış dişle tırnakla dövüşüyorlar.

    O bir yanda ise sömürgeci Türk devleti Kürdistan’da kanlı imhasını sürdürüyor. Kürdistan’da sürdürülen bu kanlı imha hareketine uluslararası destek de var ve bu destek terörizm ayağına yapılıyor. Çünkü emperyal devletler Orta-Doğu’da oluşturdukları statükonun değişmemesini istiyor ve bunun için Kürdistan diye bir devletin oluşmaması için her türlü gayretler sarf edilerek, kapalı kapılar arkasında gizli pazarlıklar yapılıyor.   Bir taraftan PKK’nin ulusal bağımsızlık hareketi olarak Kürtlerin bilincine kazılması için Türk soluna görev veriliyor, o bir yanda ise terörle mücadele adı altında Kürdistan’da kanlı imha sürdürülüyor.

    Sosyal – şoven bir yapılanma olan Türk solu Kemalizm’in ağır ideolojik, siyasi etki alanının dışına çıkamadığı gibi Demokratik Kürt hareketi karşısında da yalpa vurdu. Bu anlamıyla Türk solunun Kürt ulusal kurtuluş mücadelesini kuşatması en az Türk devleti kadar ağır ve tahripkâr oldu. 1920’erden bu yana sürdürdükleri sol jargonlarıyla Kemalizm’den kopamadıkları için Kürt sorununda sağlıklı bir düşünce yapısıyla politik bir hatta vuruşamıyor. Geçmişte Kürt ulusal Kurtuluş mücadelesine yaklaşımlarını bugün başka bir biçimde sürmektedir. Kürt hareketinin içinde yer alarak, özellikle PKK hareketinin içinde Kürt ulusundan yana imiş gibi hareketle bu hareketi başından tırnağına kadar Kemalistleştirdiler ve bu çabaları halen sürmektedir. Geçmişte Kemalizm’in ideolojik ambargosu altında Kürt ulusal mücadelesine karşı duruyorlardı bugün de Kürt ulusundan “yana”  hareket ederek Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin içeriğini boşaltmak, mücadelenin hedefsiz ve takatsız kalması gayretleri çok ağır bir biçimde sürmektedir.  Kürt ulusunun başına bela olmuş bir hareketi destekleyerek aynı anlayışı yürütüyorlar.

  Türk solunun bir diğer açmazı da Türkiye metropollerinde kendine yer bulamadığı gibi Kürdistan’ın çıplak dağlarında keskin sloganlar eşliğinde devrim naraları atarak Türkiye proletaryasını örgütleyeceği hesabıyla silahlı şiddeti kendisinin dışında gelişecek olan Kürdistanı muhalefete karşı kullanmak için amaç haline getiren PKK’nin gölgesinde var olma mücadelesi yürütmektedir. Dolaysıyla PKK hareketinin tüm imkânları üzerinde politika yapma tellallığına soyunup Türkiye Metropollerinden Ankara’nın politik batakhanelerine girebilmek için Kürtlerin kanı üzerinden hesap yapıyorlar.

Bugünde Cezaevlerinde açlık grevine yatmış Kürt tutukluların açlık grevini destekliyor ayağına işin duygusal yanını manipüle etmekle kalmıyorlar birde sahtekârlıkta yapıyorlar. Cezayirli bir hastanın fotoğrafını açlık grevindeymiş gibi basına sunarak insanların duygularıyla oynamaya çalışıyorlar. Sivil siyasetin yapması gereken eylemleri niçin cezaevinde ki tutuklulara yaptırılıyor? Bunu sorgulamak yerine kendilerine pay çıkarmak için o mazlum insanların ölüme itilmesini sağlanıyor.

İki ayı geçkin olarak yürütülen açlık grevinin amacı ne?

“Anadilde savunma,

Ana dilde eğitim,

Abdullah Öcalan üzerinde ki tecridinin kaldırılması”

Sivil siyasetin yapması ve yürütmesi gerekeni cezaevlerindeki tutuklu Kürtler yapması ne kadar doğrudur?

 Sömürgeci devlet mahkemelerinde anadilde savunma hakkını savunmak sömürgeci mahkemeleri meşru görmektir.  Sömürgeci devlet mahkemelerinin meşrulaştırılması için açlık grevine yatılması doğru değil ve haklı bir sebep de değil.  Burada yapılması gereken sömürge ve sömürgeci ilişkisi bağlamında tavır almaktır. Sömürge bir ulusun mazlum çocuklarının sömürgeci mahkemelerde yargılanması efendi – köle ilişkisidir dolaysıyla köleler efendiye karşı başkaldırarak ulusunun özgürlüğünü savunmalıdır. Ulusu özgür olmayan bir kölenin kendisinin özgür olmasının koşulu yoktur. Ha içeride ha dışarıda her şeyimizle tutsak edilmişiz.

Bu tutsaklığın kırılıp parçalanmasının yolu sömürgeciliğin tüm kurum ve kuruluşlarının meşru görülmemesinden, sömürgeden sökülüp atılmasından yana tavır almaktır.

Anadilde eğitim hakkı doğru bir istektir, fakat bu isteği sivil siyasetin yapması gerekir. Ana dilde eğitim hakkı aynı zamanda Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması demektir. Ve bu durum siyasi olarak görünmesine rağmen özünde ideolojik bir sorundur. Sömürgeci Türk devletinin üzerinde yükseldiği siyasi ideolojik yapının tümden yıkılması demektir. Anadilde eğitim hakkı aynı zamanda Türk devletinin anayasasının ve ona bağlı tüm yasaların değişmesi demektir. Kürt kimliğinin tanınması Kürdistan’da Türkçeleşmiş tüm şehir, kasaba, köy isimleri değişmesi, Türkçe kitaplarının ortadan kaldırılması demektir. Sinema, tiyatro, edebiyat, sanat alanında olan toplumsal örgütlenmenin Kürt ulusunun siyasi olarak bağımsızlığa giden yolun önemli taşlarından biri olarak yer alması demektir.

      Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması istemi her şeyden önce onun düşüncesini, eylemini savunan sivil siyasi hareketlerin işidir. Cezaevlerindeki tutukluların böyle bir şey için açlık grevine yatması doğru değil. Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılarak “özgürlüğüne” kavuşması savunulmalı desteklenmelidir. Abdullah Öcalan özgür olmadan Demokratik Kürt hareketinin gelişme şansı yoktur. Abdullah Öcalan cezaevinde tutuldukça onun ve şürekâsının Demokratik Kürt Hareketinin önünde engel olmaları ortadan kalkmayacaktır. Başta Türk solu ve liberal demokratları olmak üzere herkesin PKK ve Abdullah Öcalan’ı tek adres olarak göstermesi devletin bekasına hizmettir.

Kürt siyasi kadroları, aydınları dilenci konumlarından vaz geçmek zorundalar. Kürt ulusu Türk solundan, liberallerinden, Türkleşmiş ‘Kürtler’den sorunlarına çözüm için yardım dilenmekten vaz geçmelidir. Kürt ulusunun özgürlüğü Kürdistan’ın bağımsızlığı için programatik hedefler etrafında örgütlenerek Kürdistan da sürdürülen askeri işgale karşı direnmelidir. Kürdistan’daki askeri işgal var olduğu sürece dar çıkar hesapları içinde Ankara’nın politik batakhanelerine sırtını verip Kürt ulusunun direniş ruhunu, enerjisini iç boş kavramlar ve hedefi olmayan politikalar altında tarumar edilmesi çok hazin bir durumdur.

 Çünkü,

 “Onlar başımızda bela

Anlımızda küfür

Kolumuzu da kelepçedirler” O.K

Metin Esen

metinesenazadi@gmail.com

(*) Murat Karayılan

(**)Jean Paul Sartre

(***)13 Kasım 2012 Murat Karayılan’ın basın açıklaması (basından)

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e