“Çözüm”

“Yaşanan günler tarihin yapıldığı günlerdir. Bu kavganın içinde olmak gerekir.” Orhan Kotan

Orta-Doğu’da sıcak ve hızlı bir değişim yaşanıyor! Bu değişimin esas ve ağırlıklı yanı Kürt sorununu bu değişime uygun olarak yeniden biçimlendirme sorunudur. Dolaysıyla sömürgeci devletler özgür birey demokratik değişim slogan esasıyla Kürt sorununa yaklaşılmasını öneren ABD bir taraftan Kürtleri elinin altında tutmak, bir taraftan sömürgeci devletlerin içyapısı parçalanmadan bu sorunu “demokratik değişim” planıyla çözüme gidilmesini sağlayarak bölge statükosunu  devamından yana tavrını sürdürmesi söz konusu.

Cozum-MEsenBu durum durup dururken ortaya çıkmadı elbet! 11 Eylül sonrası Afganistan’a giden Dünyanın en modern teknik donanımına sahip ABD ve 13 Avrupa ülkesinde oluşan askeri birlikler taşa, kayaya dokundukça ağaçsız, otsuz kuru toprak ortasında üst üste yığılı kendi cesetleriyle karşılaştılar. “Bir avuç terörist” dediği o toprağın çocuklarının böyle “fütursuz direnişleri” karşısında çağın en son teknik donanımlı “silahlı şiddetin” hem o toplumu hem de kendilerini derin bir uçurumun eşiğine getirdiklerini yaşayarak gördüler ve bu “cinnetten kurtulmanın” yegâne çaresi “demokratik değişim” adı altında yeni bir politikayla farklı bir maceranın yolunu açtılar. Tabi işin asıl yanı “demokratik değişim” programının devreye sokulması acizliklerinden değil, aksine uzun zamana yayılmış bir sürece göre oluşturulmuş bir plandır. Bu planın uzun vadede kullanımının doğal görünümü “dramatik” olmak zorundadır. Başka türlü şiddet hangi ölçüde ve hangi biçimde sürdürülecektir?

Yenilgi filmleri gösterime girmezse gözyaşlarımız asla akmayacaktır! O yüzden işgalciler topraklarımıza cehennemi taşırlarken gözyaşlarımızı asla unutmazlar ve kendi şiddetlerini ona göre sürdürürler!

Bu“demokratik değişim” politikasının asıl anlamı şu: vuracağız, kuşatacağız, içten içe eze eze yumuşak geçişin yolunu açacağız. Toplumu, korkunun ve şiddetin cenderesinde hayalarını burarak biçimlendirmeye çalışmak. Bu uygulamayı sömürgeci Türk devleti Kürdistan da“demokratik değişim”adı altında değil, Kürt ulusunun Türkleştirme politikasıyla sürdürürken, PKK ise “ajan” “hain”  “ihanet” adı altında kendi içinde sürdürdü, sürdürüyor!

Körfez savaşıyla başlayan Irak’ın işgaliyle derinleşen süreçte bölge sömürgeci devletleri kendi içlerinde yaşanacak ikinci bir Yugoslavya örneği korkusuyla hop oturup hop kalktılar. Güneyli Güçler Irak’ın yeniden inşasına soyunarak bölge bağımsızlıklarını başka baharlara havale ederek bölge sömürgeci devletlerinin yüreğine su serpti. Kuzeyde ise PKK Türkiye devletinin birliği ve bütünlüğüne halel getirmeyeceğini Milli misak-i’nin yeniden korumasına amade olduğunu Hafız Esat’ın kırık kanatlarından çıkıp TC. Genel Kurmayının sağlam kollarının altına sığınan PKK liderinin saçı ve burun akıntısında “Vur gerilla vur!” Her şey “Serok’un özgürlüğü için” sloganıyla Kürdistan’ı atış poligonuna çevirerek uygulamaya koyuldu. Güney Batı Kürdistan bölgesi ile Doğu Kürdistan bölgesi ise umutları kırık kendi alanlarında kendi yaralarıyla orta yerde duruyor. ABD’nin Irak işgali sürecinde ikinci bir Yugoslavya örneği yaşanmasını Kürtler kendi elleriyle ortadan kaldırdılar ve dolaysıyla bugün Güneyli siyasal güçlerin atmaya çalıştığı her adım ABD’nin dolaylı engeline çarpmaktadır.

TC. Devleti de “ özgür birey demokratik değişim” planına uygun olarak “yeni” bir Kürt politikası oluşturmaya çalışıyor. Kürt ulusunun varlığı inkârı temelinde Kürt sorununa “çözüm” “getirilmesi” veya “çözümüne gidilmesi”(!) Türk devletinin gizli oturumlarında farklı tartışılıyor, medyasında farklı ve aydınları ise başka!  Kürt cephesinde de işler “farklı” mecrada yürüyor ve bu yapılan tartışmaların zemininde TC devletinin demokratikleşmesi için Kürt sorunun  “çözüm”ünde Ankara sularında kulaç atarak katkı sunmaya çalışılıyor!

Tabi TC’nin aslan başbakanı, Çin devletinin kendi içindeki azınlıklara ve farklı uluslara karşı izlediği devlet politikasının TC devletinin Kürt karşıtı politikasından farklı olmadığını unutarak:  ‘(…) yüzlerce insanın öldürüldüğü ve bini aşkın insanın yaralı olduğu bir olayı, adeta bir soykırımı herhalde başka bir kelime ifade etmez. Bunu hem bir soydaş olarak, hem aynı değerleri paylaşan insanlar olarak söylemek durumundayız’ diyor. Öte yandan ise Kuzey Kürdistan’da yeni sınırlar çiziliyor! Van ve Hakkâri bölgesine durmadan askeri sevkiyat yapılıyor! Kürdistan’ın Mor dağlarına seyyar karakollar kuruluyor.

Ve bu kan deryası, bu zulüm altında Kürt sorununa “çözüm” getirilmesi tartışılıyor!

Peki, bu nasıl olacak?

Bir halkın umutlarını binkevir edip gözlerimizin içine baka, baka yalan söyleyerek mi?

Ebette ki, Türk aydınlarının, yazarlarının, bilim adamlarının Kürt sorununu tartışması gerekiyor ve zorunludur. Çünkü Türkiye’nin temel yapısı “Kürt sorunudur” ve bunun da ismiyle çağrılması lazım. Kürt sorunu terör sorunu değildir, Kürt sorunu Kürt ulusunun kendi kaderinin kendisinin tayin etmesi sorunudur. Her şeyden önce Türk Aydınları kendi devletlerinin resmi ideolojisiyle hesaplaşmadan ve sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’daki terörüne karşı çıkmadan; işi getirip götürüp “PKK terörü çözülürse Kürt sorunu da çözülür” (!) mantığıyla devletin resmi ideolojisinden beslenerek yapılan tartışmalarla süreci tıkamaktan öte, TC devletine biraz daha soluk aldırma çabasından başka bir şey değildir. Bunun içinde uyduruk kavramlardan uzak durması ve olayın kendi doğasına uygun olan politik kavramların kullanılmasına gidilmelidir.

Öte yanda, Kürt aydınları ve siyasal kadrolarınca tartışmalar hangi zeminde yürütülüyor?  Yürütülen tartışmaların asıl hedefi ne ve hangi kavramlarla bu tartışmalar yürütülüyor? Elbette ki siyasi ufku dar ahlaki değerleri sıfır, siyasette icazetli olanlardan bir şey beklenmez, fakat bunun yanında bağımsızlıkçılığı kendilerine sirayet edenlerin bu günkü sürecin nereden tıkandığı, niye tıkandığı konusunda kafalarının yeterince net olmaması şaşırtıcıdır!

PKK’nın son otuz yılda Kürdistan da yarattığı ağır tahribatı TC devleti seksen yılda beceremedi. Fakat buna rağmen PKK’ye methiyeler diziliyor. “PKK’yı de belirleyen siyasal dokudan bîhaberler!.. “Geç kalmış” da olsa şu anda dünyanın en geniş toplumsal tabana sahip, aktif ve etkili ulusal kurtuluş hareketlerinden biriyle karşı karşıya olduklarını göremiyorlar..”(1) Türk Aydınlarını körlükle suçlayan birinin bu son otuz yılın envanterini algılayamamasını nasıl izah edeceğiz?  PKK’yı başımıza ulusal kurtuluş hareketi olarak sarmaya çalışmak Kürt ulusuna yapılmış en büyük kötülüktür. Ki bu hareket ortaya çıktığı günden buyan hiçbir zaman ulusal bağımsızlığı savunmadı. Kürt halkının bilincini bulandırmak için keskin sloganlarla hareket etti ve o kesin sloganların altında Kürdistan ulusal Kurtuluş Mücadelesinin tüm değerlerini sıfırlayıp mevzilerini dinamitledi.

Kuşkusuz sürecimiz bizim ürettiğimiz kavramlara uymuyor, fakat ürettiğimiz kavramları sürece uydurmaya çalışırken asıl tehlikenin buradan geldiğinin farkında değiliz. Örneğin,  sömürgeci Türk devletinin ideolojik yapısı 1925 de oluşturulmuştur, bu oluşturulan ideolojik yapı Türk devletinin her bunalım döneminde imdadına yetişen can simidi oluyor. Kürdistan da askeri işgalini bu ideolojik yapı ile sürdürmeye çalışıyor ve kendi devletinin bekasını savunmaya zorlanan sivil “muhalefet” de bu ideolojik yapıya sığınıyor ve ondan medet umuyor! Bugün PKK ve şürekâsı da bu ideolojik yapıdan besleniyor, gıdasını oradan alıyor ve ‘savaş yorgunu’ Kürt halkını da buna göre biçimlendirmeye ve yönlendirmeye çalışıyor! Bu olguyu kavramayan, görmeyen bir başka Kürt “aydını” ise şöyle diyor: “Kürdistan ulusal kurutuluş mücadelesi için Kürdistan dört parçasında mevzilenmiş medya savunma alanlarında çok zor koşullarda ulusal mücadele veren. (2)” Bu Kürt “aydını” PKK’nin yıllar yılı orta doğuda Kürdistan ulusal kurutuluş mücadelesi veriyor adı altında bölge sömürgeci devletlerin çıkarlarıyla hareket ederek Kürdistan ulusal Kurtuluşun mücadelesinin tüm mevzilerini dinamitleyip değerlerini sıfırladığını görmüyor. Ve PKK Kürt sorunun çözümünden yana olan tüm koşulları ortadan kaldırdığını da anlamıyor.

Artık şu duygu dünyasını oluşturan mistik rüyalardan çıkıp ayaklarımızı yere basalım ve onların yalanlarını ve yanlışlarını kendi doğrularımız gibi savunmak boynumuza çok büyük bir vebal yüklemektedir.

Benim ise, bu vebalı taşıyacak ne cesaretim nede gücüm vardır!

17 Temmuz 09

———————-

(1)  Recep Maraşlı, Türk Ordusu “Çözüm” istiyor mu? 26 Jun, 2009  Nasname

(2)  Ferit Yurtsevent Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır 06.07. 2009 www.kurdinfo.com

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e