“Kürtler ‘Özerklik’ İstemiyor”

25-28  Ocak 2010 tarihli Taraf Gazetelerinde,  Neşe Düzel’in A ve G Araştırma Şirketi sahibi

Adil Gür’le yaptığı röportaj yayımlandı. Bu röportajda, Adil Gür, son anketin bulgularıyla ilgili bilgiler veriyor.  Röportajın 26 Ocak tarihli bölümü, Taraf tarafından,  “Kürtler özerklik’ istemiyor”  başlığıyla verildi.  Bu başlık gazetenin birinci sayfasında manşette yer aldı. Adil Gür’ün bu konudaki ifadesi şöyle:  “A ve G yeni anketine göre, Kürtlerin % 79’u,  DTP’lilerin % 64’ü kendi meclisi,  polisi olan bir otonomi istemiyor.”

“Güneydoğu ‘da, kendi meclisi, polisi, memuru olan bir Kürt bölgesine izin verilmesine de sadece halkın % 10’u ‘evet’ diyor, % 90’ı ‘hayır’ diyor. Hatta Kürtlerin % 79’u, DTP’lilerin % 64’ü otonomiye ‘hayır’ diyor.

A ve G anketinin bu bulgularıyla ilgili bazı düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

“Kendi memuru, polisi, meclisi olan bir yönetim, bir otonomi istemiyorum” demek,  bugünkü yönetimden, güvenlik güçlerinden, polisten, jandarmadan, JİTEM’den çok memnunum demektir. “Kendi memuru, polisi, meclisi olan bir yönetim, bir otonomi istemiyorum” demek,  Kürtçe’yi yasaklayan, çocuklara Kürtçe isimler vermeyi hala engellemeye çalışan bir yönetimden çok memnunum demektir. “Ben özerklik istemiyorum” demek,  Kürt bölgelerinde, parklara, bahçelere, kamu binalarına, Kürt şairlerinin, Kürt yurtseverlerinin isimlerinin verilmesine engel olan bugünkü yönetimden memnunum demektir.

Kasım 2009 sonlarında başlayan, bugün de (Ocak 2010) devam eden, KCK operasyonunda Kürt belediye başkanlarının, Kürt sanatçıların, aydınların nasıl kelepçelenip tek sıra bir dizi halinde mahkemelere getirildiği herkesin bilgisi dâhilindedir. Bugüne kadar Kürt aydınları, yurtseverleri büyük kitleler halinde gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Bu şekilde 850’ye yakın

Politikacı, sanatçı, aydın, tutuklandı. Herhangi bir Kürt’ün bu görüntülerden memnun olduğu söylenebilir mi?

“Biz özerklik istemiyoruz” demek,  köyleri yakan-yıkan, milyonlarca Kürt’ü yerinden yurdundan eden, temel geçim kaynaklarını tahrip eden yönetimden pek memnunuz” demektir.

“Özerklik istemiyoruz” demek, Kürtçe eğitimi yasaklayan yönetimden memnunuz demektir.

Kürtler şüphesiz bu yönetimden, bu yönetim anlayışından memnun değil. Çağın evrensel değerlerine kavuşmak için, yoğun, fedakâr bir mücadele yürütüyor.

Özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet,  barış, düşün özgürlüğü, baskıya karşı mücadele, gibi değerler çağın evrensel değerleridir. Kürtler de bu değerlerin oluşturduğu bir  ortamda yaşayabilmek için  çok yoğun, çok yaygın bir mücadele içindeler…29 Mart 2009 yerel seçimlerinde, Demokratik Toplum Partisi’nin gösterdiği başarı, Kürdistan coğrafyasında yüze yakın belediye’de iktidar sahibi olması bu mücadelenin önemli bir sonucudur. Diyarbakır, Batman, Van, Hakkâri, Şırnak, Siirt, Dersim, Iğdır gibi iller yanında,  nüfusu 50 binin üstünde olan,  bazıları yüz bini de aşan, Yüksekova, Nusaybin, Kızıltepe, Malazgirt, Doğubeyazıt,  Viranşehir, Patnos, Tatvan, Silvan, Cizre, Silopi gibi şehirlerde DTP büyük bir başarı göstermiştir. Buralarda belediye başkanlarının, parklara ve bahçelere, bazı kumu binalarına, Kürt yurtseverlerinin, şairlerinin isimlerini vermeleri valilikler ve kaymakamlıklar tarafından  nasıl engellendiği bilinmektedir. Yine bunun gibi,  halkın, çocuklara Kürtçe isimler vermeleri, Kürt alfabesindeki Q,X,W,Ê harflerinden dolayı hala sorunlarla doludur.  Bu konularda da büyük bir engel vardır.

Çeşitli anketler, Türklerin Kürtlere ilişkin algılarını saptamak için sorular soruyor. Bu noktada önemli bir duruma işaret etmek gerekir.  Türk halkının Kürtlerle ilgili düşüncelerini, algılarını belirleyen devletin kendisidir. Devlet, Kürtlere ilgili olarak ne düşünüyorsa Türk halkı da genel olarak bunları düşünüyor. Cumhuriyet tarihi boyunca bu böyledir. Son 25 yıllık Kürt savaşı sırasında, bu durum daha da kemikleşmiştir. Devletin, Kürtlerle, Kürtçeyle ilgili düşüncesinin, algısının hiç olumlu olmadığı bilinen bir gerçekliktir. Eşkıya, şaki, haydut, gerici,  irticacı, müfteri,  çapulcu gibi sözcükler kimler için kullanılıyor?  “Bir avuç eşkıya”, “üç-beş çapulcu” sözleri kimleri işaret ediyor? Cumhuriyet tarihi boyunca, tedip, tenkil, temdin, taqtil, tehcir, temsil, tasfiye kavramları kimler için kullanıldı? Tedip edilecekler  (terbiye edilecekler), tenkil edilecekler (cezalandırılacaklar), taqtille karşılaşacaklar (katledilecekler), tehcir edilecekler (yerinden-yurdundan edilecekler),  temsil edilecekler, (asimile edilecekler, eritilecekler), temdin edilecekler (medenileştirilecekler), tasfiye edilecekler (yok edilecekler) gibi kavramlar, deyimler kimleri anlatıyordu?  Cumhuriyet tarihi boyunca, devletin Kürtlerle, Kürtlükle ilgili olarak kullandığı kavramlar, deyimler bunlardır.  Türk halkının,  Kürtlere,  Kürtlüğe ilişkin duygularının düşüncelerini belirleyen, yönlendiren bu sözcükler, bu deyimlerdir. Kürtler için, Kürtçe için çok yoğun bir aşağılama, horlama yapıldığı da bilinmektedir. Kuyruklu Kürt, aşiret, ilkel yaşam, Kürtçe dil değil, üç-eş kelimesi bile yok, yazı dili hiç değil… sık sık kullanılan deyimler oluyor. Bu anti-Kürt propaganda da Türk basını devletin yanındadır. Türk basınının bu yolda çok önemli bir rol üstlendiği besbellidir. Kamu yönetiminin yanında, üniversite, yargı gibi devletin temel kurumlarının, eğitim öğretim kurumlarının, sivil toplum kurumlarının da devletin bu tutumunun yanında yer aldığı,  bu temel kurumların anti-Kürt propaganda da çok önemli halkalar oldukları biliniyor.

A ve A Yöneticisi Adil Gür,  “Kürtler özerklik falan istemiyor, Kürtler için özerklik isteyen beyaz Türklerdir” diyor. Yukarıda kısaca belirtilen ilişkiler ışığında, bu saptamanın çok abartılı, kuşkulu olduğu söylenebilir. Türkiye’nin batısında, orta kesimlerinde pek çok Kürt vardır. Bunlar daha çok işsiz kategorisindedir veya Verso Araştırma Şirketi yöneticisi Erhan Göksel’in belirttiği gibi inşaat, tekstil, gıda gibi sektörlerde çalışmaktadır. Veya fındık toplama, pamuk toplama, çapalama, bahçe sulama gibi işlerde, mevsimlik işçi olarak çalışan insanlardır. Bunlar geçimlerini çok zor temin eden kitlelerdir. Devletin anti-Kürt propagandası karşısında, Türk halkı, zaman zaman kendi bölgesinde, zorluklar içinde yaşayan, hayata tutunmaya çalışan Kürtlere belki acıyabilir. Fakat siyaseten Kürtlerle eşit olmayı katiyen kabul etmez. Kamu yönetiminde, devlet bürokrasisinde,  hüviyetlerinde Türk yazıldığı için, Türk kabul edildikleri için görev alanlar olabilir. Bunlar da zaten Kürtlüklerin gizliyorlar ve Kürtler için hiçbir şey istemiyorlar. Kamu yönetiminde veya devlet bürokrasisinde Kürt olarak görev almış, Kürtlerin demokratik haklarını savunan, bunun için mücadele eden bir bürokrat olduğu kanısında değilim. Değil kamu yönetimi veya devlet bürokrasisi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde olduğu durmadan vurgulanan 75 milletvekilinden,  Kürtleri için hak hukuk isteyen var mı?  Kürt oldukları söylenen bu 75 milletvekilinden,  TBMM’de,  kamuoyu önünde, Kürt sorunu konusunda konuşan var mı?

Kürtlerin bu yönetimden, bu yönetim anlayışından çok memnun olduğunu, özgürlük, özerklik istemediğini varsayalım. O zaman, özgürlüğün, özerkliğin, kendi kendini yönetimin çok iyi bir şey olduğunu anlatmak, göstermek gerekmez mi? Bu köleci anlayıştan yararlanıp, onlar üzerine köleci ilişkiler sürdürmek sağlıklı bir tutum mudur? Saddam Hüseyin rejiminin ve Kürdistan Bölgesel Yönetiminin,  Kürtlere yaklaşımı aynı mıdır?

“Kürtler ‘özerklik’ istemiyor” diyerek, bir müjde gibi, bunu Genelkurmay’a duyurmaya çalışan Taraf Gazetesi’nin tutumu bu bakımdan sağlıklı değildir. Taraf Gazetesi, iki yılı aşkın bir zamandır, çok büyük bir basın hizmeti vermektedir. Ergenekon soruşturmaları, davaları sürecinde yayımladığı belgelerle, orduda, karargâhlarda hazırlanan darbe planlarının deşifre edilmesinde, çok büyüt bir hizmeti vardır. Bunun, Türk demokrasisinin gelişmesinde önemli bir işlevi olacağı açıktır. Taraf’ın Kürtlere ilişkin yaklaşımında da olumluluklar vardır. Fakat Taraf’ın Kürt sorununa ilişkin tutumu, genel olarak, eleştirdiği bürokrasinin tutumundan çok da farklı değildir. Taraf,  Kürt sorununun temeline hiç değinmeden, “eşitlik içinde, kardeşlik içinde, demokrasi içinde sorun çözülür” diyor. Fakat eşitliğin, kardeşliğin, demokrasinin şimdiye kadar neden kurulamadığı konusuna da bakmak gerekmez mi? Bu, sorunun temel dinamiklerini dikkate alan bir analizi gerektirmiyor mu?

Diyelim Kürtler, “özerklik istemiyoruz” diyorlar. O zaman, Kürtleri eleştirmek gerekmez mi? Dünyada herkes kendi kendini yönetmenin mücadelesini verirken, Kürtlerin, “bizi ille de başkaları yönetsin. Kardeşimiz yönetsin” demelerini eleştirmek gerekmez mi? A ve G Araştırma Şirketi’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde benzer bir araştırma yaptığını düşünelim. Orada yaşayan Türkler de “özerklik istemiyoruz” derler mi?  Türk basını bunu, müjde gibi, egemenlere duyurur mu? Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Türkler, bırakın özerkliği, federasyonu, bağımsızlık istiyorlar. Fiili olarak varolan devletin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, uluslar arası kurumlar tarafından, devletler tarafından tanınmasını istiyorlar. Kuzey Kıbrıs’ta diyelim 200 bin Türk yaşıyor.  Kuzey Kıbrıs’ta 200 bin Türk bağımsızlık isterken, 20 milyonu aşkın Kürtlerin “özerklik istemiyoruz” demeleri eleştirilmesi gereken bir anlayış değil midir? Güney Kürdistan’ı düşünelim. Oradaki Kürtlerin, “özerklik falan istemiyoruz, Saddam Hüseyin yönetiminden, Kimyasal Ali’nin operasyonlarında çok memnunuz” demeleri hoş bir şey mi?  Kürtlere, Kürt sorununa yaklaşım da Saddam Hüseyin yönetimiyle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni aynı kefeye koymak mümkün müdür?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İsrail karşısında Filistinli Araplara yoğun bir destek vermektedir. Filistinli Araplar Batı Şeria’da ve Gazze’de bağımsız bir Filistin devleti kurulması için mücadele etmektedir. Bu elbette onların çok doğal bir hakkıdır. Başbakan Erdoğan da bu süreci uluslararası kurumlarda, Araplarla ikili ilişkilerinde aktif olarak desteklemektedir. Türkiye’de Kürtlere, Kürt sorununa baskı, zulüm yoğun bir şekilde sürerken, polise taş attılar diye bini aşkın Kürt çocuk cezaevlerine konulurken Başbakanın Filistinli Araplara desteğinin ciddi bir değeri ve işlevi yoktur. Binin üzerinde Kürt çocuk cezaevindeyken barış ve kardeşlik projesi, milli birlik projesi nasıl yaşam bulur? Kendi evinin önünü temizlemeyen bir kişinin, hergün, komşularını, evlerinin önünü temizlemesi için uyarması sadece tebessümle karşılanır. Bunu herhalde Hamas, Hizbullah, Filistin Kurtuluş Örgütü, Arap dünyası, Müslümanlar, uluslararası kurumlar anlıyordur.

Bu ilişkiler çerçevesinde Can Dündar’ın Şemdin Sakık’la yaptığı röportajı da değerlendirmekte yarar vardır. Bu röportaj 19-21 Ocak 2010 tarihli Milliyet gazetelerinde yayımlandı. Şemdin Sakık PKK’de başlıbaşına bir fenomendir. Teslimiyetçi duruşu dikkatle analiz gerektiren bir durumdur. Şemdin Sakık ailesini ve örgütünü karalayarak suçlayarak prim kazanmaya çalışmaktadır. Aile içindeki bazı çatışmalardan, çelişmelerden dolayı gerillaya katıldığını vurgulamaktadır. Başkalarının gerillaya katılmalarında da bu dürtünün önemli bir etken olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Gerillaya katılımının Kürt sorunuyla, özgürlük duygusuyla hiç ilgisi olmadığını anlatmaya özen göstermektedir. 20 sene dağlarda özgürlük mücadelesine katılmış bir gerilla komutanının böylesine teslimiyetçi bir duruş sergilemesi, irdelenmesi gereken aynı zamanda eleştirilmesi gereken ilişkiler içermektedir. Can Dündar, Canlı Gazete tek başına demokrat bir anlayışı temsil edebilir.  Ama Kürt sorunu söz konusu olduğu zaman bu tutumu demokratik bir anlayış çerçevesinde değerlendirmek mümkün değildir. Şemdin Sakık’ın teslimiyetçi ilişkilerini gündeme getirmek, bu ilişkileri yaygınlaştırmaya çalışmak, ancak resmi ideoloji çerçevesinde değerlendirilebilecek bir süreçtir.

2 Şubat 2010

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    Ihsan Kinik says:

    Sayin İsmail Beşikçi,

    biz Kurdlerde bir deyim var ve sanirsam Turkçede de buna benzer bir deyim vardir; Ninemden hep duydugum bir soylemdir onun icin aktariyorum,”KURMÉ DARÉ NE JI DARÉ BE, DAR HIŞK NABE” derdi hep.. “Agacin Kurdu kendinden degilse agaç kurumaz” anlaminda…

    Simdi ortada bir millet var ve bu milletin sozum ona en guclu en genis tabana sahip en politik en.. en.. en… en….diye bir siyasal olusumlari var ve bu siyasal olusum, parti herneyse iste..ve onun onderi sifatindaki bir unsur basta olmak uzer, butun siyasal kadrolar (legal/illegal) birakin bir devlete sahip olmayi, bir ozerkligi, bir otonomiyi, bir federeasyonu dahi istemediklerini ucube telallar olarak her gun her hafta her ay her yil dillendiriyorlarsa, Turk irk devletinin savunucularinin ve kurucularinin torunlarinin yapmis oldugu bir ankete benim gibi senin gibi siradan insanlarin “biz falan filani istemiyoruz” bazinda bilgiler vermelerini yadirgamak “elestirmek” sorunun kaynagini saptirmak (bilincli veya bilincsiz) olarak algiliyorum..

    Sizi yuregimin en derininden duygularimla temenni ederimki; pkk ve onun onderinin Kurdistan Ulusal Kurtulus Mucadelesini surukledigi ve bugun getirdigi nokta irdelenmeden bilince çikarilmadan, kitlelere ulaşdtirilmadan sizinde, baska bir insaninda Kurd Ulusu ile ilgili yaptigi tahlil ve belirlemeler islevsiz kalacaktir.. Yapilan yada yapilacak olan butun belirlemeler tahliller yine PKK ve onun onderinin ajandasindaki “siyasal” programa eklemlenecek ve boyle giderse Kurdlerin yanliz %60 degil %100’u de ben bu Turk irk devletinden MEMNUNUM diyecektir..

    “20 milyonluk bir halk K.Kurdistanda ben ozerklik dahi istemiyorum diyorsa elestirilmesi gerekmezmi?” diye soruyorsunuz…

    Iyi guzelde hocam; bu 20 milyonun siyasal temsilcileri nediyor? Ne istiyor? ve veya Ne istemiyor? Bir halkin “siyasal temsilcileri” sifatindaki unsurlarin meydanlarda ve ellerine gecirdikleri butun Kurd Kurumlarinda, bas bas bagirip”misak-i milli tartismak Turk ulusunun onurunu incitir” “kurulacak olan bir Kurdistan devleti turk ulusunun sirtina vurulacak hançerdir” “Bagimsiz bir Kurdistan irkçi bazi Kurdlerin siirlerinde varolan bir utopyadir”vesaire.. diyorlarken, siz bir bilim adami olarak 20 milyon oldugunu soylediginiz bir halki nasil elestirebilirsiniz? Kimin buna hakki var?.. “Turklerin genel çogunlugunun Kurdlere bakis açisi kendi devletlerinin bakis açisidir” diyorsaniz… Kuzey Kurlerinin kendikendilerine ve dunyaya bakis açilarida siyasal orgutleri oldugunu iddia ettikleri olsumlarin (pkk-kdp-ynk vesaire) bakis açisidir…Yaniliyormuyum acaba?

    Bu anlamda; Elestirilmesi gereken 20 milyon oldugunu soylediginiz halka siysal onderlik yapanlardir… Elestirilmesi gereken Abdullah Ocalan’dir…Elestirilmesi gereken Mesud Barzani’dir.. Elestirilmesi gereken Irak Cumhurbaskani sifatindaki Kurd unsur (Celal Talabani) dir… Elestirilmesi gereken Rizgari adli siyasal harekettir… Elestirilmesi gereken bu halka hala din kardesligi halklarin kardesligi panzehirini asilayan Kurd unsurlar: Kemal Burkay, Ahmet Turk, Leyla Zana, Hatip Dicle, Serefettin Elçi, Emine Ayna, Aysel Tugluk… ve… Kurdistanin Bagimsizligi Kurd Ulusunun Ozgurlugunu savundugunu iddia eden siyasal olusumlar ve bu olusumda yer alan Kurd unsurlardir…ve elestirilmesi gereken burda isimlerini dahi anmak istemedigim “turk-kurd kardesligi, din kardesligi” vesaire demogojisi ve hastaligina muzdarip unsrulardir…!

    Turk ırk devleti savunuculari ve “taraf” gazetesine sira gelene kadar, bence siz bir bilim adami olarak once Kurdlerin “siyasal onderleri” sifatindaki unsurlarin ajandasindaki program ve dezgahlari irdeleyip 20 milyon oludugunu soylediginiz halka açimlayin, açimlayinki bilim adamligi Kurdlerede yarasin…

    En içten selam sevgi ve saygilarimla..

    Ihsan Kinik / 05 – Şubat – 2010

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e