“Hür Kürtler Grubu” toplantısında yapılan konuşma metni

Sayın Divan, Sayın katılımcılar;

Kendisine “Hür Kürtler Grubu” adıyla isimlendiren dostlarımız tarafından Kürt siyasetinde yeni bir siyasi oluşuma gerek olup-olmadığı, gerekli ise dayanacağı siyasal zemini tartışmak üzere buraya çağrıldık.

Öncelikle toplantının temel bir eksiğini vurgulayarak başlamak istiyorum. Gerek genel siyasi atmosfer ve gerekse iki günden beridir yapılan konuşmalar bize şunu göstermiştir ki Kürt siyasal kadrolarındaki kafa karışıklığı ve siyasal kavramları “işimize geldiği” gibi kullanma tüm hızıyla devam etmektedir. Hala  mevcut devletin “asli unsuru” olduğumuz belirlemeleri resmi ideolojinin argümanlarıdır. Bu söylemler üzerinden Kürtlerin milletsel hakları savunulmaz.

Zira Kemalist Hareket, Türklerin ve Kürtlerin ortak hareketi değildir. Kemalist Hareket “milli kurtuluş hareketi” de değildir. Kemalist Hareket; dağılan Osmanlı Devletinin, bir başka biçim altında yeniden organize edilmesidir. Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti olarak yeniden organize edilirken kullanılan argümanlar, bu coğrafyada yaşayan halkları kucaklayan, eşit şartlarda ortaklıklar kurmayı hedeflemedi.

Bu noktada sizlere bir soru yöneltmek istiyorum. Milletler kendi kurumlarıyla temsil edildiklerine göre, Kemalist Hareketle ittifak eden Kürt  örgütleri kimlerdir?

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Kemalistlere desteği yoktur. Zira Koçgiri Hareketi, Kemalistlere karşı Kürdistan Teali Cemiyeti şubelerince örgütlendirildi. Teşkitat-ı İçtima-i’nin desteği yoktur. Azadi’nin desteği yoktur. Bilmem Diyarbekirli Pirinçzadelerden birini yanına alarak yada çeşitli argüman ve vaatlerle bazı Kürt şahsiyetlerini oyuna getirerek, yanlarına almış olmaları Kemalist Hareket’i Türklerin ve Kürtlerin ortak hareketi sıfatını kazandıramaz.

Sayın Katılımcılar;

Kürt kulvarında yeni bir siyasi hareketin, nasıl bir ihtiyaca cevap olacağı, mevcutların böylesi bir ihtiyacı neden gideremediklerini, Kürt siyasetindeki erozyonun nereden kaynaklandığı, bu kan kaybının nasıl durdurulabileceği konularında ne yazık ki ciddi tartışmalar yaşanmadı.

Nedense yaşadığımız sürecin adını koymayı pek sevmiyoruz. Bizler yenildik. Yalnız fiziken değil siyaseten yenildik. Bilebildiğim kadarıyla tarihte en acımasız özeleştirisi İtalya Kominist Partisi lideri Antonio Gramsci’ ye aittir. Gramsci; “İşçi sınıfı niçin yenilmiştir?” diye soruyor ve şöyle devam diyor:

“Faşizm niçin emekçi halkın geleneksel partisi olan Sosyalist Parti’yi yalnız fiziki planda değil, ideolojik planda da bozguna uğratmayı başarmıştır? Sosyalist Parti, otuz yılı aşan yaşamı boyunca, İtalya’nın ekonomik ve toplumsal yapısını inceleyen bir kitap bile çıkaramamıştır. Bizlerin tümüyle bilgisiz, tümüyle yolumuzu şaşırmış olduğumuzu kavramak için yalnız bu soruyu ortaya koymak yeter”

Kürt kulvarında yaşanan siyasal boşluğun temel nedeni Kuzey Kürdistan’da Kürt milli hattının oluşmamasıdır. Böyle bir hattın oluşmamasının iki önemli nedeni vardır.

1-      Ankara merkezli siyaset.

2-      PKK’ ile aramızdaki siyasal çizginin netleşmemesi.

Hemen hemen tüm siyasal Kürt örgütleri; legal mücadeleyi esas alandan tutun, illegal yada silahlı mücadeleyi esas alanlara kadar tüm siyasal yapıların yüzü Ankara’ya dönüktür. 1960’lı yıllardan sonra cılızda olsa örgütlenmeye başlayan geleneksel- yurtsever kanat Kuzey Kürdistan’a yönelik ciddi bir programa sahip değildi. Daha çok Kuzey Kürdistan’ı Güney Kürdistan’ın arka bahçesi yada lojistik destek üssü olarak gördü. 1970’li yıllardan sonra radikal Marksist kadrolar ön plana çıkmaya başladılar. Genellikle Dünya Sosyalist Hareketinin politik biçimlenmesine göre şekillendiler. 1980’li yıllardan sonra dünyadaki  sol politik merkezlerinin bir bir yıkılması ile sersemlediler. 1984 sonrası Kuzey Kürdistan’da başlayan savaşı alkışlarken, Kürt Hareketini var eden değerlerin nasıl boğazlandığını ya görmediler yada görmek istemediler.

Bu nedenle hedefi ve rotası belli olmayan, sağa-sola savrulan, savruldukça yalpalayan, yalpaladıkça tökezleyen, ikircikli, kendine olan güvenini yitirmiş  Kürt aydın ve siyaset tabaka ile karşı karşıya kaldık.

Sayın Katılımcılar,

Bugün çeşitli platformlarda ve bu toplantıda da Kürtlerin talepleri dillendirilirken federasyon kavramı ağırlıkla kullanılmaktadır. Elbette federasyon talep etmeye hakları vardır. Ancak siyasal çerçevesi net olarak çizilmeyen kavramlar yerine; Kürtlerin kolektif haklarını esas alan siyasal zeminin yaratılması ve sürece denk düşecek taleplerin dillendirilmesi daha uygun olacaktır. Federasyon talebinin temel gerekçesi Güney Kürdistan’daki yapılanmadır. İşin bu kısmı elbette sevindirici. Ancak Güney Kürtlerinin bu noktaya nasıl geldiklerini irdelememiz gerekmez mi? Güney Kürtlerini temsil eden siyasal yapılar Bağdat merkezli bir politika izlemediler. Baas listesinden veya “başka bir yol bularak” Bağdat parlementosuna nasıl “kapat atarız” hesapları yapmadılar. Ulusal bir duruş sergilediler ve sürece denk düşen siyasal taleplerini tavizsiz savundular.

Aynı tavır Filistinliler için de söz konusudur. Kürtlerin talepleri haklı ve meşru taleplerdir. Bu taleplerin mevcut yasalara uygunluğu bağlamında değerlendirilemez. Kürtler bir millettir. Dünyadaki tüm milletlerin sahip olduğu haklara sahip olma hakları vardır. Bu anlamda federasyon talep etmeleri kadar doğal bir şey olamaz. Ancak günümüzde ivedilikle yapılması gereken bu değildir. Kuzey Kürtleri milletsel duruşu sergileyememekte ve buna uygun organize olamamaktadır. Federasyon egemenliğin bölüşülmesidir. Hala Kürtlerin varlığını tanımayan, ret ve inkar politikalarını başka biçimler altında inatla sürdürmeye çalışan ideolojik yapıyla neyi nasıl beraber inşa edeceksiniz?

Sayın Katılımcılar;

Kürt kulvarında yeni bir siyasal yapılanma, mevcutlarla farkını net ortaya koymak zorundadır. Öncellikle vazgeçilemez temel ilkeleriyle, konjonktüre uygun talepleriyle yeni bir siyasal alan yaratmalıdır. Buna değinirken iki gündür dikkatimi çeken bir hususu da değinmeden geçemeyeceğim. Sayın divanın sık sık “burada olmayanlarla ilgili konuşmayalım” uyarısı dikkat çekici. Elbette kişiler üzerinde yapılacak tartışmalar ufkumuzu açmaz. Ancak bu hassasiyet adına siyasal tartışmaların önünü kapatmak ise talihsizliktir. “Demokratik Cumhuriyet” bir projedir. Bu proje Kürtleri, mevcut haliyle Türkiye Cumhuriyetine entegre etmenin projesidir. Bu proje tartışılmadan, bu toplantıda tartışılmadan; Kürtlerin kolektif haklarının reddi olduğu, Kürt halkına nasıl anlatılacaktır?

Kuzey Kürtleri bir trajedi yaşamaktalar. İdeolojik ve siyasal erozyon yaşamaktalar. Mevcut kan kaybının durdurulması, sürecin tersine çevrilerek öncelikle milli duruşun sağlanması gerekmektedir. Bunun için de yeni bir siyasal yapılanma en geniş kadrosal ve kitlesel birliği hedeflemelidir. Bu şartlara siyasal çerçevesi net çizilmeyen, cılız bir çıkış yarardan çok zarar getirebilir.

Saygılarımla.

09.07.2006

Tahsin Sever’in 9 Temmuz 2006 Pazar Günü  Ankara’da “Hür Kürtler Grubu” toplantısında yapılan konuşma metnidir.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e