Beşikçi: T.C.nin bütünlüğü isteniyorsa, BDP meclise gitmeli
Kürt Olsam Bağımsızlık için Savaşırdım !

Peyama Azadi Manset

Get Adobe Flash player

Varlık Vergisi: Bir Ekonomik ve Kültürel Soykırım Örneği

Varlik_VergisiSunuş – Dr. Raço Donef

Türkiye Cumhuriyetinin tarihi gayri-Müslim ve gayri-Türk azınlıklara karşı haksızlıklar ve eylemler ile doludur.  İttihat ve Terakki Partisinin Anadolu’yu gayri-Müslim unsurlardan arıtma politikası devam ettirilmiş ve değişik yöntemlerle azınlıklar yıldırılmış, yıprandırılmış ve Türkiye’den ayrılmaları sağlanmıştır.  1943 Varlık vergisi Türkiye’nin bu arıtma politikasının çerçevesi içinde görülmesi gerekiyor.

1941’de 20 kur’a gayri-Müslimleri toplayan devlet 1942’te de saçma, mantıksız ve adaletsiz bir vergi tarh etmiştir. Yüzde yüzün üstünde vergi isteyen bir hükümet bunun imkânsız olduğunu bilerek yapmıştır.  O devirde özellikle İstanbul’da bir çok gayri-Müslim’den evlerini ve dükkânlarını kısa bir süre içinde satmalarına zorlayan hükümet, ev ve dükkân çokluğu olan bir pazarda hakiki değerlerinde satılamayacaklarını da biliyordu.  Varlık Vergisi açıkgözlülerin gayri-Müslimlerin mallarını talan etme faaliyetidir, vergi ile ilişkisi yoktur.

“Dönme” meselesine bakalım.  Cetvellerde D şeklinde geçtiler.  Üç yüz yıl önce Müslümanlaşan Sabetayistler niye halen G olarak değilde D olarak geçtiler kayıtlarda?  Burada iki ayrı konu var: birincisi Devlet kimlerin Dönme olduğunu nasıl biliyordu? Rum, Ermeni ve Yahudileri ayırt etmek kolaydı zira zaten nüfus kayıtlarında dinleri belli idi. Dönmelerin ise Türk isimleri vardı ve Müslüman olarak kayıtları olması gerekiyordu.  Sanırım Selânikten mübadeleden sonra gelen Dönmeler bu şekilde kayıtlara geçtiler.  Dönmelerin nasıl ayırt edildikleri bir mesele fakat daha önemlisi niçin ayırt edildikleri.  Türk ismi taşıyan, üç asır olarak Müslüman görünen (evlerinde başka bir din takip ettikleri malum) bir toplumu devlet Türk olarak tanımıyordu. Yani Varlık vergisinin amacı azınlıkları Türkleştirmek ise niye en azından dışarıya doğru Türk görünen bu toplumu da hesaba kattı?

Sanırım o devrin hükümeti Türklüğü bir soy meselesi olarak görüyordu.  Ya doğuştan Türksün ya da değilsin; isim değiştirmek, Müslüman olmak yeterli değil. Bu ay işinden çıkarılan Türk Tarih Kurumu Başkanı Halaçoğlu, Müslüman olan Ermenilerin kayıtları vardır şeklinde bir demeç vermişti: “Araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak Türkmen asıllı olduğunu Kürt-Alevi olarak bilinen vatandaşların ise Ermeni kökenli olduğunu gördük” ve “1915’te sürülmemek için Müslümanlığa gecen Ermenilerin sayısı 1920’lerde 100 bin kadardı… 1936-37 yıllarında ise devlet bu kişileri ev ev tespit etmişti. Listeler elimde. Devlet isterse açıklarım…”[1] Kısacası, devlet soydan Türk olmayan kişileri kendilerine Türk demelerine rağmen, halen kabul etmiyor.

Gençken büyüklerimiz aralarında fısıldayarak bazen Aşkale, “Septemvriana” (Eylül olayları) dediklerini hatırlıyorum ama biz çocukların ağzından bir şey kaçar sokakta, belamızı buluruz diye açıkça hiç bir şey söylenmezdi.  O korku her gayri-Müslim’in içinde vardı.

Dedem (annemin babası) Konstantinos Harkusis ve annemin eniştesi (teyzesinin kocası) Mihalis Papadis 1941’de 20-kur’a dahilinde Aşkale’ye sürülmüşlerdi.  Orada öldürüleceklerine inanmışlardı. En nihayet bu korkuları gerçekleşmedi ama unutmayalım bundan bir kaç yıl evvel Türkiye Cumhuriyeti İsmail Beşikçiyi’ye göre Dersim’de jenosit yapmıştı.[2] Tabii bunu Aşkale’ye gelenler bilmiyordu ama İstanbul’dan Aşkale’ye sürülmelerinin başka bir amacı olamayacağını düşünmüşlerdi.

İki yıl sonra, savaş halen devam ederken devlet bu seferde Varlık vergisi diye yine gayri-Müslim vatandaşlarının servetlerini de ellerinden aldıktan sonra Aşkale’ye sürmüştü. Fakir bir aileden olan dedem Varlık vergisi’nden yeniden sürülmekten kurtulmuştu ama annemin diğer eniştesi (diğer teyzesinin kocası) ve aynı zamanda vaftiz babası olan Kostantinos Haziris, Yenişehirde küçücük bir bakkal dükkânı olmasından ötürü vergi vermek zorunda kalmıştı.  Tarhedilen vergiyi ödeyip Aşkale’ye sürünmekten kurtulmuştu. Kendisi Yunan vatandaşıydı ve 1941’de de Aşkale’ye gitmek zorunda kalmamıştı.

İsimlerini verdiğim bu akrabalarım sürgünden sağ salim dönmüşlerdi ama sayın Çetinoğlu’nun çalışması başka kişilerin aynı şansa sahip olmadığını gösteriyor.  En az 11 Elen ölmüştü. İkinci Dünya savaşı sırasında çok insan ölmüştü, ama burada Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi vatandaşlarının ölümünde mesuliyeti vardır. Zaten Eylül olayları dışında Türkiye Cumhuriyeti gayri-Müslim, gayri-Türk ve Alevi (Maraş, Gaziosmanpaşa olayları) vatandaşlarına karşı yaptığı eylemlerde de hiçbir zaman özür dilememiştir tersine inkar yolunu seçmiştir.  Türkiye’de neredeyse meslek olan bu inkârcılık devlet tarafından desteklenmiştir. Varlık Vergisi inkarcılarının başında Başer Kafaoğlu gelir.  Kafaoğlu yüzeysel bir araştırmadan sonra yazdıĝı kitabının kapağına ırkçı bir karikatür koyarak 60 yıl sonra halen o dönem gazetelerin ve politikacılarının ideolojisini sergiliyordu.[3]

Bundan başka, kendini solcu olarak gören Yalçın Küçük’te Varlık vergisinin politize olduğunu söylüyor; sanki sıradan bir vergi meselesiymiş gibi.  Küçük’ün bunu bir kaç kitapta tekrarlaması ilginçtir; hatta Küçük konunun abartıldığını iddia etmektedir.[4] Sağ ve sol bu meselenin önemini azaltmak istiyor ama “Salkım Hanımın Taneleri” filminden sonra bu konu iyice gündeme gelmiştir ve artık çok geçtir.

Yılmaz Karakoyunlu’nun Salkım Hanımın Taneleri filmi, Rıdvan Akar, Ayhan Aktar’ın ve Rıfat Bali’nin çalışmaları ile gündeme gelen bu Varlık meselesinin de inkarcılık yöntemiyle geçiştirilmesine çalışılacağı malumdu ve niketim öyle olmuştur.

Sayın Çetinoğlu bu çalışması ile sanırım Varlık vergisi ile ilgili çalışmaların ilk başlığı kapanmıştır. İlk başlığı kapanmıştır diyorum çünkü halen bazı arşivler açık değildir ve sayın Çetinoğlu’nun çabalarına rağmen arşivleri barındıran bu kapılar açılmamıştır.

Bazı ülkelerde, örnegin Avustralya’da, 30-yıl yasaları ile 30 yıl geçtikten sonra milli çıkarlara ters düşseler bile 30 yıl evvelki belgelerin çoğunluğu yayınlanır veya bu belgelere serbest erişim verilir.  Türkiye’de 65 yıl geçmiş olmasına rağmen halen bütün belgelere erişim izni verilmiyor. 1915 belgelerinin tümünün araştırmacılara halen açık olmadığına göre, 1943 belgeleri için araştırmacıların daha çok beklemeleri gerekiyor.

Sayın Çetinoğlu bir çok belge bularak, son derece titiz bir çalışma ile çok değerli bir yapıt oluşturdu.  Bu yapıtın Türk ve Türkçe konuşan toplumlara Türkiye Cumhuriyeti tarihini lekeli bir olayını biraz daha aydınlatacak. Varlık Vergisi yalnız o devirde yaşayan Elen, Ermeni, Yahudilerin değil, ondan sonraki kuşaklarının zihninde de iz bırakmıştır. Zaten her kuşak için yeni bir olay Türkiye’deki rizikolu durumlarını hatırlatmıştır: 1955 olayları, 1964 Yunan pasaportlu Elenlerin kovulması, 1974 Kıbrıs işgali (“Barış harekâtı” demeye dilim varmıyor).

Sayın Çetinoğlu’nun yapıtı için bu kısa önsözü yazmak benim için büyük bir onur, zira Sait Bey pek yetenekli ve üretken bir araştırmacı ve daha bir çok kitap yazacağı belli.  Kendisine başarılar dilerim ve bu kitabın başka dillere de çevrileceğini umarım.

Dr. Raço Donef

Sydney

Temmuz 2008


[1] ‘Türkiye’de, Araplaşan binlerce Ermeni de var’, Zaman Online, 28 Ağustos 2007, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=581071&keyfield=4D75736C756D616E6C69676120676563656E2045726D656E696C6572696E20

[2] İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi, Belge Yayınları, İstanbul, 1990.

[3] A.Başer Kafaoğlu, Varlık Vergisi Gerçeği, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005.

[4] Yalçın Küçük, Tekeliyet, İthaki Yayınları, İstanbul, 2003, s.400.

Sait Çetinoğlu – Varlık Vergisi Nedir?

Varlık Vergisi “azınlıklara”[1]/Gayrimüslim yurttaşlara yönelik bir siyasettir ve bu siyaset kendisini bir ekonomik uygulamanın arkasına gizler.

Cumhuriyet tarihinin kara sahifelerinden biri olan Varlık Vergisi, 2. Savaş sırasındaki hükümetin bilinçli politikaları sonucunda fiyatların artırılarak sermaye birikimini hızlandırma adına, karaborsa ve vurgunculuğa göz yumulması[2] neticesinde -buna kısaca yağma da diyebiliriz- hükümete karşı oluşan tepkileri savuşturmak ve harp sırasında oluşan aşırı kazançların vergilendirileceği gibi masum bir  (iktisadi) gerekçe ile çıkarılıp, savaşın verdiği fırsattan yararlanarak (sadece bir ayağı sermayenin “Türk”leştirilmesinin sağlanması olan) “azınlık” mensubu vatandaşların biçilmesine ve ekonomik ve kültürel olarak silinmesine, yaşam araçları elinden alınarak göç etmekten başka bir seçenek bırakmamaya yönelik İttihatçı gelenekten gelen etnik temizlik politikasının kırbacıdır. Yasa tamamen siyasidir ve pre-kapitalist/melez bir sosyal formasyona tekabül eden uygulamayı temsil eder.

Hükümet varlık vergisi öncesinde yaptığı mükemmel bir manipülasyonla kendisine yönelen ve/veya yönelebilecek tepkileri Müslüman olmayan yurttaşlara yönelterek savuşturmayı becermiş, bu yasayla,  Gayrimüslim azınlıkları iktisadi ve kültürel olarak yok ederek homojen bir yapı şekillendirme fırsatını yakalamıştır. Çünkü.“Ülkenin geri kalanında etnik temizlik yapılmıştı, ama İstanbul hala Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerden arındırılamamıştı.[3]

Varlık vergisi operasyonu, nüfusun homojenleştirmesinde önemli bir kilometre taşıdır. “Azınlıkların” elinde tek seçenek bırakılmaktadır: Her şeylerini bırakarak ülkeden gitmek.[4] Bu bakımdan Varlık vergisi bir etnik arındırma aracı olarak kullanılmıştır. Dönemin gazetelerinde çarşaf çarşaf verilen, Maliyece haczedilen menkul ve gayri menkullerde bu durum açıkça görülmektedir. “Azınlıkların” her kesiminin her şeylerine el konularak yaşam şansı bırakılmamıştır. “Azınlıkların” işyeri, evi, ev eşyaları ve sermayesine el konulmasına rağmen kendisine çıkarılan borca yetmemiş kalanını tamamlamak üzere Aşkale-Sivrihisar gibi çalışma kamplarına genç-yaşlı, hasta-sağlam demeden sürgün edilmişlerdir[5].

11 Kasım 1942 tarihinde kabul edilen bu yasayla, verginin %70’i İstanbul’daki mükelleflere tahakkuk ettirilmiştir ve bu mükelleflerin %87’si Gayrimüslimdir. Müslümanlar ise % 7’lik bir oranı oluşturmaktadır. Oysa bu yıllarda Müslüman-Türk şirketlerde bir patlama yaşanmıştır. Anadolu eşrafı ve büyük toprak sahipleri, hükümet politikasıyla savaş yıllarında yaratılan suni darlıktan hatırı sayılır bir birikim sağlamıştır ve bu birikimine İstanbul’da yeni kanal aramaktadır. “İstanbul bu sıralarda göç almaya başlamış ve gelenler de çoğunlukla ticaret alanına yönelmiştir. İstanbul Ticaret ve sanayi odasına kayıtlı olanların sayısı 28 bine yükselmiştir ki, bu bir sene [1942] içinde 8 bin kişilik [%40] artış demektir.[6]Varlık vergisinin sonuçlarından biri de Gayrimüslimler tasfiye edilerek, Anadolu’dan gelen bu Müslüman-Türk girişimciye hazır bir piyasa devredilme olanağı sağlanmıştır. Varlık Vergisi dönemindeki Azınlık karşıtı yayınlardan sonra, Basının bu seferki mizah malzemesi, Anadolu’dan gelip Varlık Vergisinden yararlanarak gayrimüslimlerin işlerini devralan, bu hacıağa tipi olacaktır.

Müslüman ve Gayrimüslime eşitsiz oranda vergi salınmasıyla,  “azınlıklar” hedef alınmıştır ki; İsmet İnönü kendisine tahakkuk ettirilen vergiyi çok sinirlenerek ödemiştir. Fevzi Çakmak ise, gâvur muyum? Diye hem hayretini, hem de kızgınlığını dile getirmekten kendini alamaz. Verginin mimarlarından Faik Ökte’nin olayı nakledişi, Varlık vergisinin kimler için konduğunun apaçık ifadesidir. Mareşale tarh edilen verginin tahsilatı sırasında “bir yaver odama geldi. Muhtekirler, bezirganlar, ekkaliyetler[7] arasında kendisine varlık vergisinden dolayı Mareşalin teessüflerini bildirdi[8]

Varlık vergisi ya da  kanun gömleği giydirilmiş bu talan uygulaması, “azınlıkların” belleğinde unutulmayacak bir iz bırakmıştır. Vedat Türkali, bu izi şu ifadelerle vurgular:  “Ovsanna bir-iki sözcük dışında Türkçe bilmiyordu. Bir tek ‘alçakça’ sözü vardı hiç unutmadığı; yarı alaylı yinelerdi de kimine kızdı mı. Varlık vergisi sırasında, her şeylerinin ellerinden alınıp Aşkale’ye gönderilmesi olayı üzerine babası Gedikpaşalı Sirak Osepyan’ın hiç değişmeyen kızgın tepkiyle söylediği sözdü ‘alçakça’.”[9]

Varlık vergisi “azınlıklar” açısından 1915’ten sonraki son noktadır; “Tek Parti Dönemi’nde uygulamaya sokulan birçok kanundan amaçla­nan, homojen bir ulus-devlet yaratmaktı. Her ne kadar, bu kanun ve uygulamaların birinci hedefi olarak azınlıklar gösterilmemişse de, as­lında temel amaç Türk ulusu tanımlaması içine dâhil edilmeyen bu un­surların ‘Türkleştirilmeleri’dir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden itibaren [1.Jöntürk] başlatılan Türkleştirme sürecinde, Tek Parti Döne­mi [2. Jöntürk] açısından son halka Varlık Vergisi olmuştur. Bu açıdan Varlık Ver­gisi, deyim yerindeyse Tek Parti Dönemi’nde ‘azınlıklara vurulan son darbe’ olması açısından oldukça önemlidir.[10]

Olağanüstü dönemlerin vazgeçilmez ismi ve eski başbakanlardan Ferit Melen’de “Varlık Vergisi ile tüm amaçlar bir arada çözülmek istenmiştir”[11] derken bu noktayı işaret etmektedir.

Varlık vergisi İttihat Terakki geleneğinin devamı olarak Cumhuriyet tarihinin “azınlık” karşıtı politikalarının en önemli pratiklerinden[12] biri olan, 1934 Trakya olayları, Vatandaş Türkçe konuş, 20 kur’a ihtiyatlar uygulamasından sonra “azınlıkların” bu coğrafyada artık bir yeri olmadığını gösteren önemli siyasi uygulamalardan biridir. Anlayamayanlara 6/7 Eylül olaylarıyla 1955 yılında daha net olarak anlatılacaktır. “Azınlıkların” seçeneği, ülkeden gitmek ve her şeylerini burada bırakmaktır. 1948’de İsrail’e gitmek isteyen Museviler de her şeylerini bırakma karşılığında ülkeden çıkabilme izni alabilmişlerdir. Kıbrıs olayları bahane edilerek etablis Rumlara da 1964’te her şeyleri bıraktırılarak sınır dışı edilirken, Yahudilerle aynı kaderi paylaşacaklardır. Gerçi Elen kökenli yurttaşlar ülkeden göçertilirken hiçbir zaman bir şeylerini yanında götürememişleridir. Sınırı canlı geçenler sadece şükretmekle yetinirler.

Bir resmi gazete olan Ulus’ta, Fazıl Ahmet Aykaç, Varlık Vergisi ile ilgili yazısındaki ürkütücü sözleri de bu kapsamda ele alabiliriz: “Bilelim ki yapılan şey, dün haddini bilmemiş olanlara bir ceza olmaktan ziyade onu yarın unutacaklara karşı muazzam bir ihtardır.”[13]-6/7 Eylül 1955 pogromu bu zihniyetin tecellisi olarak okunabilir-. Aykaç, 1915 Jenosidinden sonraki son noktayı açıkça vurgulamaktadır.

Aşkale’deki zorunlu çalışma kampındaki koşullara dayanamayıp intihar girişiminde bulunan Sarfati, girişim öncesinde ailesine bıraktığı mektubunda Türkiye’deki “azınlıkların” durumu net olarak açıklanmaktadır: “Eve dönebilir miyiz bilmiyorum, her dakika ölüm üzerimizde, çocuklarımla ilgilenmen ve onları özgür bir ülkeye götürmen için yalvarıyorum, burada asla bir köleden daha fazlası olamayacaklar”[14]

Varlık vergisinin izleri derindir. Bugün aradan bunca zaman geçtikten sonra bile kurbanlar vergiye dair bir şey söylememek istemezler. Hala bu verginin korkusundan kurtulamamışlardır. Bu yüzden bu Vergi üzerine yapılacak her çalışma verginin vahametini açıklayamayacaktır. Verginin mağdurlarının acılarını ise hiçbir inceleme ve istatistik tam olarak yansıtamaz. Çalışma sonucu gördüm ki her inceleme verginin boyutu karşısında eksik kalacaktır.

600 sahifelik bu çalışmada el konan mülklerden hareketle özellikle İstanbul’un ve İzmir’in bir haritası çıkarılmıştır. Müslüman-Türk burjuvazinin üstüne oturduğu mülkler, tek tek listelenmiştir. Bu listeyle burjuvazinin haksız yere el koyduğu bu mülkleri sahiplerine iadesine kolaylık sağlanacağı umulur. Hiçbir vicdan başkalarının acıları üzerinde kurulmuş refaha katlanamaz. Ayrıca bu yüzleşme ve iade utancı da ortadan kaldıracaktır. Marx’ın söylediği gibi “Utanç, içe dönmüş bir öfke türüdür. Eğer tüm ulus utandırılırsa fırlamak için gerilen bir aslana döner.”Bugün içinde yaşadığımız linç ve saldırganlık kültürü ve ortamı bu utançlarla yüzleşememekten kaynaklanmaktadır. Bu yüzleşme Müslüman-Türk burjuvanın da vicdanını da rahatlatacaktır.


[1] “azınlık” kavramını siyasi bir terim olarak kullanmaktayız, sayıca az bir  grubu değil, siyasi olarak zayıf grubu, siyasi belirleyiciliği olmayan, siyasetten dışlanmış gruplar kastedilmektedir. İktidarı elinde tutan grub da azınlıktır ancak ne yazık ki siyaseten belirleyicidir. Gayrimüslim yurttaşlar hiçbir zaman asli unsurlardan sayılmamış yabancı olarak algılanmıştır. Lozan’la tanınan sınırlı  hakları bile kısa süre içinde gönüllü terke zorlanmışlar ve bu haklardan vazgeçirtilmişlerdir. “Azınlık” terimi bu tebliğde Müslüman olmayan kitleler için kullanılmıştır.

[2]Cavit Bey, savaş sırasında çeşitli kirli yollarla zengin olanları sermaye birikimini öğrendiler diye kutsamıştır. M.Cavid Bey’in düşünsel çizgisi günümüze kadar başat çizgisini sürdürmüştür.” (Tevfik Çavdar, Türkiye Ekonomisinin Tarihi, İmge 2003, s 38)Mete Tunçay Türkiye’de kapitalizmin gelişim sürecini “Özel mülkiyet altında kendiliğinden sermaye birikimi olmadığı için, burjuva kapitalizmi devlet desteğiyle yapay olarak yaratılmaya çalışılmıştır. Buysa, kapitalizmin Batı’daki ‘soyguncu’ dönemini bile bastıran bir kamusal ahlaksızlık doğurmuştur. “söyleriyle özetler. Mete Tunçay, Eleştirel Tarih yazıları. Liberte 2005. s.199

[3] Çağlar Keyder, Memalik-i Osmaniye’den Avrupa Birliğine, İletişim Y.2005 s 85

[4] Savaşın bitimiyle birlikte azınlıkların kitlesel göçü Varlık politikasının sonucudur

[5] Hastaneden çıkarılıp çalışma kampına gönderilen mükellefler(!) de vardır.

[6] Hülya Göğercin, Ulus ve Cumhuriyet Gazetelerinde Varlık Vergisi yayınlanmamış y. lisans tezi, Ankara Ün. SBE Gazetecilik ABD 2004 s 68

[7] O dönem gayrimüslimleri için ekkaliyet terimi kullanılmaktadır.

[8] Faik Ökte, Varlık Vergisi Faciası, Nebioğlu,1951. s 178

[9] Vedat Türkali, Kayıp Romanlar, Everest 2004, s 488

[10] M. Çağatay Okutan, Tek Parti Döneminde Azınlık Politikaları, Bilgi Ün. Y. 2004. s 270

[11] Rıdvan Akar, Varlık Vergisi Kanunu, Tek Parti Rejiminde Azınlık Karşıtı Politika Örneği, Belge Y. Ocak 1992  s 105

[12] Azınlık karşıtı bu pratikler, Avrupa’da yükselen faşizmin izdüşümleri olarak da okunabilir. Faşizmin başarısına endekslidir. Faşizm  yükselirken dozu artacak, düşerken azalacaktır. Yenildiğinde ise hiçbir şey olmamış gibi yerini suskunluğa bırakacaktır. Dönemin basın yayın organlarının politikalarının genel karakteristikleri bu trende göre ayarlanmıştır

[13] Fazıl Ahmet Aykaç, Son kararları Düşünerek Ulus 13 Kasım 1942,

[14] Rıfat N. Bali, The “Varlık Vergisi” Affair A Study of Its Legacy selected Documents, The Isıs Pres, 2005. s 313

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e