Suriye ve TC ile Barzani ve PKK, Neler Oluyor

Kadir Canbek

Türk devleti, sansasyonel biçimde sosyal-ekonomik ve hatta buram buram siyaset yüklü toptan bir paket esliğinde Suriye’ye çıkartma yapmıştı; vizeler kalktı, aniden iki ülke arasındaki ticaret hacmi milyar dolarlarla telaffuza başlandı.

Anteb, Maraş, Hatay ile hatta Nusaybin bile bu acilim politikasından ekonomik pay almaya başlamışken, umulmadan zuhur eden Tunus, müteakiben Mısır, Yemen, Bahreyn de şişmeye başlayan özgürlük talepleri, toplumları yapay ve cebri kalıplarda tutan dikişleri patlatmaya başladı.

Akabinde huzursuzluk dalgası Suriye sınırlarını da içine alan bir fenomeni tetikledi. Rejim, mutad koruma refleksi olan olum makinesini gösteriler düzenleyen halka karşı her zamanki fütursuzluğuyla sergilemeye başlayınca, aniden Türk hükümeti Suriye rejimine öyle bir negatif tepki geliştirdi ki, bırakalım Başar Esad ile rejiminin önde gelenlerini, tüm Türkiye kamuoyu da şaşkınlığa uğradı.

Buraya kadar olanı zaten izlemeyen yoktur. Suriye ile başlatılan karşılıklı açılım politikası, yakin bir gelecekte her iki tarafa, ama özellikle Türkiye yakasına devasa ekonomik çıkarlar sağlayabilecek potansiyeli barındırdığını kısa surede belli etmişti hâlbuki.

Neden birden bire Türk devleti, Suriye’de özgürlük şarkıları söyleyen Arap halkına, Arap ülkelerinden daha yüksek frekansta destek çıkıp, rejime eleştirel tonda ses yükseltmeye başladı ve sürdürüyor?

İlginçtir; Türk devleti öyle pekte insanların hakkına, hukukuna saygı madalyası alan bir rejim olmadı hiç ! Böylesine yüksek bir ekonomik potansiyel, çıkar varken; Başar Esad Tayyip Erdoğan’ın PKK ve Kürd bölücülüğüne ilişkin tüm söylem ve tavsiyelerini kuzu kuzu dinleyip, azami işbirliğine katkıyı her polisiye ve tepeleme alanında vereceğini alenen beyan etmişken, ne oldu da birden Türk devleti, ilişkileri askıya alıverdi?

Sebebi gayet basit…

Yine Kürdler !

Hızlı ve kalıcı bir tavra girmelerinin cevabıysa, 2003 sendromunda yatıyor.

ABD Irak’ı işgale girişeceğini başta kıymetli müttefiki Türk devleti olmak üzere tüm dünyaya ilan etmişken, Türkler devlet yönetimindeki iki başlılıktan tutalım, hükümetin tecrübesizliği ve kurumlar üzerindeki hâkimiyetini henüz tesis edemeyişinden ötürü, hayati bir hata yapmışlardı.

Irak işgal edilmiş, ve Türk devleti zamanın bölgeye yönelik tezgahlanan siyasi-askeri kompozisyonunu düzgün okuyamamıştı. Sonuç ise Türkler açısından tam bir felakete dönüştü.

Saddam sonrası oluşturulan zafer ve paylaşım şölenine Türkler dahil edilmedi!

Türk generaller, silah ve mühimmat olarak çok zayıf ve eğitimsiz olan pesmergenin, Kerkuk-Musul hattında Irak ordusunca perişan edileceği öngörüsünde bulunup, Kuzey Kürdistan sınırlarına dayanması muhtemel Kürdlere mülteci çadırları hazırlayıp ABD’ye şantaj yapmayı hesaplarlarken, güvendikleri Irak ordusunun en başta subayları, bütün cephaneliği de arkalarında Kürdlere bırakıp, sırra kadem basıvermişlerdi.

Sonrasi malum, Güney Kürdistanli liderler büyük bir hata ve öngörüsüzlük yaparak, ellerine hayatta bir defa gecen Kerkük’ü “yabancı” unsurlardan temizleyip, Kürdistan sınırları içine alma fırsatını yok yere heba ettiler. O şartlarda ABD Bağdat’ta çok meşguldü ve Kerkük’ün statüsü onları hiç ama hiç ilgilendirmiyordu.

Mamafih Kürdler, Türk devletinin ABD’ye kolaylik sağlayıp Guney’e gecis vizesi vermis olmalari halinde cokta rahat elde edebilecekleri gayet şüpheli haklari, rahat rahat, Araplarla catismadan almis oldular.

Ve bugün, sırf bu yüzden, yıllardır aşağılanan Barzani, Türk devletince resmi olarak, kırmızı halılar üzerinde, hem cumhurbaşkanı hem de başbakan ile basbasa, sırlar paylaşıp, muhabbet ediyor.

İşte Türk devletinin Suriye’deki potansiyel devasa ekonomik çıkarlarını gözünü kırpmadan feda edebilmesinin yegane sebebi, bu defa ikinci bir ülkede, Suriye’de, ikinci bir özerk ya da federal bir Kürdistan’in kurulmasını engellemektir.

Türk devleti, Irak’taki 2003 faciasının benzerini bir daha , bu defa Suriye özelinde, yaşamak istemiyor. Bu defa Esad sonrası Suriye’nin sosyal-politik-administratif kadastrosunun çizimindeki bas aktör olarak, paylaşım masasındaki yerini almak istiyor.

Üstelik bugün için Türkler, kendi finans krizlerinde dağılma tehlikesiyle boğuşan AB ile, hele hele bu berbat Irak ve Afganistan tecrübelerinden sonra, Libya’daki insani yönden kayıpsız ama etkili dönüşümün mimarlığını zevkle tecrübe edinen ABD’nin mutlak desteğiyle paçaları sıvamış durumdalar.

Denilebilir ki Türk devleti, özellikle Arap birliğinin Esad rejimini boykotuyla ve bir o kadar da Ürdün kralı Abdullah’in Esad’i alenen tehdidiyle, coğrafyada ABD’nin en etkili – yetkili vekili ve bölge ombudsmanina dönüşmüş durumdadır.

Türk devleti, 2003 te ABD’nin organize ettiği Iraklı muhaliflerle dayanışma ve onları örgütleme, eğitme fonksiyonunun benzerini Suriyeliler için üstlenmiş durumda.

Toplantılar yapılıyor; muhaliflerin isimleri yayınlanıyor; sınırda cirit atan Suriyeli muhalif subaylarla gazete röportajları çarşaf çarşaf yayınlanıyor. Suriye’de elbette tüm muhalefet, sadece Sünni Araplardan oluşmuyor; bir de malum Kürdler var…

Tabiatıyla Türk devleti, ister istemez, haklarında pek resmi bir söylem olmaksızın, organize ettiği ilk muhalif toplantıda, Kürd muhalefet liderine de yer vermek zorunda kalıyor.

Ve birden, bu ilk muhalif toplantısına Kürdleri temsilen katılan Masel Tammo, Kamişlo’ya döndüğünde katlediliyor. PKK’nin da etkili olduğu bilinen Kamişlo’da Kürdler haklı olarak suikasttan rejimi sorumlu tutuyorlar. Kürdlerin de ayaklanma provalarını başlatmaları, Esad rejimi endişelendiriyor. Gösterici Kürdlere ateş açılıyor, ölümler meydana geliyor. Bu arada ilgili her kes nefesini tutmuş bicimde Suriye rejiminin günlerinin sayısını tartışmaya başlıyorlar.

Sonra, ortalık birden sakinleşiyor Kürd cephesinde. Önce Çukurca’ya PKK saldırısı oluyor. Hemen akabinde Barzani, Kürd kitlelere “itidal” telkin ediyor. PKK liderleri Türk devletinin Suriye’yi işgal etmesi halinde direneceklerini açıklıyorlar. Rejim yanlısı gösterilerde, Beyrut’ta bile Esad ile Abdullah Öcalan porteleri yan yana taşınabiliyor.

Burada bir gariplik yok mudur ?

Üstelik nasıl olurda Barzani ile PKK, Barzani topluma frene basmayı telkin, PKK ise alenen Esad’i desteklediğini belirtse de, Kürdleri muhalefet cephesinden alıkoymada aynı noktaya düşebiliyorlar ?

Ve daha da önemlisi, nasıl olurda tüm derdi adeta bir kabus olan, Suriye Kürdlerinin özerklik ya da federal bir statüye kavuşabilme ihtimalini ortadan kaldırmaya yönelik her tedbiri almaktan başkaca bir şey olmayan Türk devleti, Suriyeli rejim muhaliflerinin arasında güçlü bir Kürd sesi görmeyi ister ?

Şöyle düşünelim; Türk devleti Suriye muhalefetini güçlendirirken, ayni zamanda bu muhalefetin potansiyel en etkin ve militan unsuru olabilecek olan Kürdlerle, nasıl işbirliği yapacaktır ?

Türklerin derdi zaten bu korkutucu ihtimali törpülemek değil midir?

O zaman, Masel Tammo Türkler için neden ve niye bir müttefik olsun ki ?

Kürdlerin Esad rejimine muhalif olmasından da ziyade, bu rejimi destekleyen bir konumda bulunması, Türklerin Esad sonrası Suriye’yi paylaşım masasındaki elini daha da güçlendirmez mi ?

Buradan hemen PKK’ya göz atalım, konuya geri döneceğim. PKK için, hava hoş zaten. Liderlerin geliştirdikleri politik adımlar, eylem kararları, söylemlere bakılırsa Kürd halkının menfaati haricinde her anlam çıkabilecek yorumlara açık fiilleri olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Ama burada dikkat çekmesi gereken, Barzani’nin, özellikle Masel Tammo’nun katlinden sonra Kürd halkına yönelik itidal telkinleridir.

Bunu neden yapıyor Barzani ?

Suna dikkat edelim; Barzani, ABD’nin Irak’ta ne yaptığını, yapacağını yüz yüze onlarla konuşan tartışan, birlikte bazen uyusan kararları alabilen bir pozisyondadır. Ve aynı zamanda da , benzeri konuları resmi olarak Türkler , Farslar ve Araplarla da konuşabilecek durumdadır. Barzani’den, bu şartlar altında beklenen, diplomatik bir dildir; onu yapmıştır zaten. Ama öte yandan da Esad’in resmi davetine icabet etmemekle de, ilgili güçlerin Esad rejimine ilişkin değişim projelerinin ciddiyetine de işaret etmiş olmaktadır.

Ve daha da önemlisi bir müddet sonra Irak’ı terk edecek olan ABD Barzani’ye, Türklere ilişkin, mesela Kuzey Kürdleri söz konusu olduğunda, onlarla yakin bir işbirliğini hararetle tavsiye etmiştir. Bu arada da Türkiye’ye Güney Kürdistan’i tahrip edici yaklaşımlardan uzak durmalarının kendileri açısından da gerekli olduğunu, 2003 den itibaren gelişen sureci hatırlatarak , tavsiye etmiştir.

Özellikle Iraktaki Arap rejiminin, ABD sonrası her an zıvanadan çıkma eğilimi gösterebileceği göz önüne alındığında ABD’nin Türklere sağladığı muazzam desteğin, küçük bir ölçekte de olsa, bölgenin batı yanlısı rejimlerinin birbirlerine zarar vermemeleri şartına, Güney Kürdleri söz konusu olarak, tabi olabileceği de düşünülebilir.

O zaman tekrar su soruyu ortaya atalım?

Masel Tammo’nun olumu kimlere yaramıştır ?

Bu arada, bölgenin yeni ve tam batı, çoğunluk Arap destekli yeni gücü Türk devleti, Suriye sınırında, rejimin zulmünden kaçanları barındırmak için bir tampon bölge-buffering zone kurabilir; bunun için, kanaatimce Suudiden çok talep ve destek var.

Türk devleti, Suriye hükümetinden izin almaksızın, onların topraklarının bir kısmını da içeren tampon bölge kurarsa, bu bölgeyi oluşturmak için elbette askeri gücünü kullanmak zorunda kalacaktır. Bunun adi ise işgal ve muhtemel sonucu ise, savaştır.

Kanaatimce Türk devleti, tüm klasik Kürd korkusuna rağmen, PKK’nin da Suriye Kürdlerini mahvetmesi, yanliş ata oynatması sonucu, ardındaki bu limitsiz Batı ve güçlü Arap desteğiyle tampon bölgeyi oluşturmak için yakin zamanda harekete geçmenin şartlarını oluşturmakla meşgul görünüyor.

Ve tampon bölgenin kurulması halinde, Esad rejiminin öngörülenden daha çabuk çökeceğini tahmin edebiliyorum

Son olarak, içim burkularak ifade edeyim; Kürd evlatlarının üzerinde, Çukurca vadilerinde denenen lazer güdümlü bombalar, yeni satın alınan (daha doğrusu ABD tarafından kullanılmasına izin verilen) predatorlar Türk devletinin Suriye’ye karşı girişebileceği bir kara harekatının bedava ve dünya da tepkisiz, bir ön provası canlı tatbikattan öte anlama gelmiyor.

Kuzey’i , Leninci vs ci sol mugalatalar sayesinde mahveden PKK liderliği, şimdi de Suriye Kürdlerine hayatta ilk defa gülen şansı berhava ediyorlar.

Bir kaç gün evvel, Marmara’da vapur kaçıran, kaçırmaya zorlanan, öldürtülen Kürd evladının ardından PKK liderleri şu mealde bir açıklama yapmışlar:

” … … yoldaş… . başkan Apo’nun… .. önderliğin ışığında… . Apo’nun… . “

Evet, Allah Kürd’ü yaratırken, şarta bağlı yaratmış…

17 Kasım 2011

kalpatin1@hotmail.com

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e