Devlet ve Alevilik Üzerine – Rodi Ro Perwari

Alevilik, dar ağacında sallandırılan Pir Sultan Abdal’ın ve derisi yüzülen Hallac-ı Mansur’un anlayışıdır. Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın, Hacı Bektaş Veli’nin anlayışı Aleviliğ’in günümüzdeki İzettin Doğan ve benzerlerinin anlayışıdır. Örneğin Hacı Bektaşı Veli, Selçuklu feodal derebeyliğinin din işlerinden sorumlu görevlisiydi. Karacaoğlan ise Osmanlı’nın toprağına toprak katması için savaş cenklerini dile getirmiştir.

Ne yazık ki Aleviler’i yönlendirenlerin, isimleri ve sıfatları zaman zaman değişse de amaçları değişmiyor. Çünkü Alevi kitlesini yönlendirenler kontrolü hep Devletin temel politikaları elinde bulunduranlardır. Onun için yeni Alevi temsilcilerinin söyledikleri ile pratiklerinin birbirine paralel olması gerekiyor. Aleviler’i, yeni tipler kandırmamalı, sinsice devletin politikasına alet etmemeleri gerekiyor.

Alternatif yeni Alevi sözcülerinin düzenlediği aktivitelere, Alevilerin ilgisi çok olabilir. Çünkü Aleviler, Ali Balkız gibilerinin gerçek yüzünü hala göremiyorlar. Ali Balkız ve İzettin Doğan gibilerinin, devletin temel politikasına yaklaşımlarında birbirlerinden bir farkı yok; sadece kurumlarının isimleri, söylemleri ve kavramları farklı.

İzettin doğan, Rıza Zelyurt gibileri devletle direk çalışıyorlar ve devletle beraber politika yapıyorlar; Ali  Balkız ve etrafındakiler ise; gizli, örtülü, kapalı, aydın maskeli olarak Alevi kitlesini devletin temel politikalarına peşkeş çektiriyorlar.

Alevi kitlesinin, Sivas Madımak katliamında; Ali Balkız ve Aziz Nesin’in devletin özel güçleri tarafından sağ kurtarıldıklarının bilincine varmaları gerekir. Ali Balkız, Aleviliği Orta Asya’ya, Türkmenistan’a, Şamanizme dayandırır. Halbuki 12 İmamlar ve Hz Ali Ortadoğu’dan çıkmış ve Horasan da Ortadoğu’da, Kürdistan Ülkesinin bir yerleşim yeri iken; Ali Balkız Alevilik üzerinden Orta Asya Türkmen şovenizmini yaşatma çabasındadır. Onun için devletin özel güçleri, Sivas Madımak katliamında Ali Balkız’ı, Arif Sağ’ı ve Aziz Nesin’i özel olarak sağ kurtardı.

Aziz Nesin, 1990’larda Doğu Perinçek’e ait olan 2000’e Doğru dergisinin beyin takımındaydı; Aziz Nesin yaşasaydı, bugün Ergenekon Çeteciliğinden yargılanıyor olabilirdi. Ne yazik ki hiç bir Alevi temsilcisi bu konuya değinmiyor; ya bilinçli olarak üç maymunu oynuyorlar  ya da fukara akılları yetmiyor. Alevi temsilcilerinin “şeriat geliyor” naraları Alevi kitlesinin oylarını CHP’nin eli ile devletin yanına çekmek ve Ergenekon Çeteciliğini güçlendirmek istiyorlar.

Devlete karşı Alevi İnancının gereklerini savunuyorlarsa, 1924 Anayasasında Alevi İnancının haklarının güvence altına alınmadığını, M.Kemali’in Aleviler için düzenlediği fermanları açıklasınlar ve M.Kemal’in resmi altında toplantılar yapıp Semaha duracaklarına M. Kemal’in faşist yüzünü eleştirsinler.

Yeni Cemevleri açmaya çalışmak, yeni toplantılar, kurultaylar ve mitingler düzenlemek; Alevi İnancını yaşatmayla alakası olmayabilir. Amaçları Alevi kitlesini dolaylı olarak devletin kirli politik kuyruğundan koparmamak.

Diyanet Sünni inanca ödenek ayırdığı gibi Alevi inancına da ayırmalı. Çünkü Aleviliğ’in yaşatılması için parasal kaynak lazım. Ali Balkız ve etrafındakiler yoksul bırakılmış Alevilerin ekonomik kaynak bulması ve Alevi kültürünün gelişmesi amacını güttükleri için Aleviliğin ekonomik destekten yoksun bırakılması için elinden geleni yapıyorlar.

1938 Dersim Alevi Kürt Soykırımını çarpıtmasınlar, Tüm Alevi katliamlarının/soykırımlarının faşist bir yapılanma olan CHP’nin birer plan ve programı olduğunu açıklasınlar. Diyanet Kurumunun, CHP’nin devletin temel politikası çerçevesinde kurulduğunu açıklasınlar. Din derslerini mecburi eğitim müfredatına koyan CHP’nin politikaları doğrultusunda darbeler yapan ve beyinsel olarak güdülen silahlı generallerin yaptığını söylesinler.

Sünnilik gibi Alevilik de  mecburi olarak eğitim müfredatına alınmalı ki Sünnilerin Aleviler hakkındaki yanlış anlayışları son bulsun ve Sünniler de Aleviliği öğrensinler. Alevilik seçmeli ders olursa, Sünni olanların büyük çoğunluğu Alevilik dersini tercih etmeyecek ve Aleviliği eskide olduğu gibi yanlış olarak bilecekler. Onun için Alevilik, Sünnilik gibi mecburi olarak din dersi adı altında eğitim müfredatına girmeli.

Faşizmin Anadolu’daki kurucusu ve yaşatanı olan CHP’nin, Cemevlerinde propagandasının yapılması ve M. Kemal’in resimlerinin Cemevlerinde asılı duruyor olması, “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışı ile zıtlaşıyor. Oysa Cemevlerine Seyit Rıza’nın resimleri yakışır. Çünkü Seyit Rıza, bir Alevi olarak yaşadı ve direndi. M. Kemal ise totaliter, soykırımcı ve faşist olarak yaşadı ve öldü. Onun için Alevi temsilcileri Aleviliği savunacaklarsa, haksızlığın diktasını inşa etmiş M. Kemal’in Cemevlerindeki resimlerinin Alevilik için birer utanç olduğunu vurgulamaları gerekir.

TC’nin kuruluşunda, devletin resmi politik faşist partisi ve sözcüsü olan CHP; Alevileri Cumhuriyetin ve laikliğin teminatı olarak görüp, devletin çıkarı politikasında kullanıp ötekileştirdi ve 1924 anayasasında Sünnilere tanıdığı hakları bilinçli olarak Alevilere tanımadı. TC’nin ilk yıllarında, Tekke ve Zaviyeler kapatılmış, Alevi Kürt Soykırımları (Koçgiri ve Dersim) gerçekleştirilmiş. M. Kemal’in danışmanlarından Prof Hasan Tankut, 1940’lı yıllarda Aleviliği bir çeşit tekke sol örgütlenmesi olarak niteler ve önlem alınması gerektiğini belirtir ve böylece kitlesel Alevi Kürt soykırımları; Koçgiri, 38 Dersim ve 78 Maraş gerçekleştirilir.

Alevi temsilcileri, Alevilik İnanışının temel çıkış noktası ile çelişmemeleri gerekir. Cemevlerinde gerçekten, “gerçeğe hüüü” deniliyorsa; Dünyadaki en büyük gerçek olan, Kürt Ulusunun haksızlığa uğradığını ve Kürdistan Ülkesinin işgal altında olduğunu vurgulamaları gerekir.

Aleviler, “eline, diline ve beline sahip çık” diyorsa; M. Kemal‘in işgalci Türk  Ordusu, 38 Dersim Alevi Kürt soykırımında ve 1990’larda Kürdistan’da tecavüzlere yeltenmiştir. M. Kemal’in Türk ordusu eline, diline ve beline sahip çıkmamıştır. Bunun için Alevi dedelerinin ve sözcülerinin bu tecavüzleri Cemevlerinde kınamaları gerekir.

Bir Alevi temsilcisi devletin topluma dayattığı; bencilleşme, bireyselleşme ve yoz kültürden nemalanmamalı; devletin faşist totaliter yapısı karşısında Kürt Ulusunun yanında yer almalı. Aleviliğin: “kendinden önce komşusunu düşünme” anlayışına göre, Alevi Türk’ün sahip olduğu ulusal haklarının aynısına, Alevi Kürdün de aynı ulusal haklara sahip olması gerektiği vurgulanmalı.

Aleviler, “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışını rehber ediniyorsa; Aleviler, üniversitelerdeki akademisyenlerle beraber, Kürt Ulusunun sosyolojik bilimsel haklarını dile getirmeleri gerekir. Eğer Alevilik, yeni bilgilere ve bilimsel gerçeklere sahip çıkmaksa; sosyolojik gerçekleri, antropolojik olguları dile getirmek gerekiyor. Ayrıca Anadolu’da hala baskı altında olan Yezdan inancının da vurgulanması gerekir.

Semah esnasında insan, arınıp temizleniyorsa; öncelikle bir Alevi’nin, M. Kemal’in ve devletin tüm pislilerine karşı durması gerekir. Bir Alevi, inancı gereği, Kürt Ulusu’nun, ulusal haklarından mahrum yaşadığını dile getirmiyorsa; Semah’a kalkarken gönlünü temizleyemiyor, içinin kaygılarından uzaklaşamıyor, evrenle bütünleşemiyor, sevgiyi, aşkı ve ilhamı hissetmiyor demektir.

Bir Alevi kurumunun temsilcisi, Kürdistan Ülkesinin işgal altında olduğunu ve Kürt Ulusunun ulusal haklarından mahrum yaşadığını dile getirmiyorsa ve karşı durmuyorsa; Alevi temsilcileri her türlü teknolojik ve basın yayınla aynen Sünni temsilciler gibi devletin yanında yer alıyor demektir.

12 Şubat 2011

Yazarın diğer yazıları

78 Maraş Kürt Soykırımı

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    PeyamaAzadi says:

    […] Devlet ve Alevilik Üzerine […]

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e