Basına ve Kamuoyuna – LKD

Bir süreden beri  “Demokratik Özerklik” ve “iki dillilik” eksenli toplantılar yapılmakta ve basında bu toplantı ve açıklamalara endeksli tepkiler, yorumlar yer almaktadır. En dikkat çekici açıklama 18.12.2010 tarihinde TSK tarafından yapılmıştır. TSK tarafından yapılan açıklamada;

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünemez bir bütündür. Dili Türkçedir.” Hükmü hatırlatılarak, “ Ulus-devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam etmektedir.”

TSK’nın açıklaması 85 yıllık devlet politikasının klasik söylemlerinden ibarettir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, resmi dile ilişkin maddesi, Anayasanın değiştirilemez maddelerinden biri olması, siyasal rejimin temel taşlarından biri olduğunu göstermektedir. Bu siyasal rejim, politik bağlamda asimilasyonu sağlamanın en etkili yöntemi Kürt halkının dilini yok sayması ve yasaklaması olmuştur. TSK, 1924 Anayasası ile şekillenen ırkçı-şoven ve asimilasyoncu yapıyı sürdürmekte ısrarlı olduğu açıktır.

Ayrıca TSK, kendisini devletin sahibi görmek, devlet politikasını belirleyen yegane merkez olma alışkanlığını sürdürmektedir.

Bütün devlet kurumları gibi TSK’nında çok iyi bildiği bir gerçeği hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Kürtçe, milyonlarca insan tarafından kullanılan, Arapça, Farsça ve Türkçe kadar geniş bir coğrafyada konuşulan Kürt milletinin ana dilidir.

Kürtçe, Türkiye’nin sınırdaşı Kürdistan Federe Devletinin resmi dili, Irak Devletinin resmi ikinci dilidir.

Bu gerçek orta yerde dururken, Kürt halkının doğuştan gelen meşru haklarını kullanmayı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenlik kaygılarıyla değerlendirmek, çağdışı bir zihniyetin ürünüdür. Bu anlamda Türkiye “eşi ve benzeri” olmayan sıra dışı bir vakadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun yıllar boyunca “tek millet” konsepti üzerine bina etmeye çalıştığı paradigma, geçirdiği sarsıntılarla dökülmeye başlamıştır. Bina sahipleri, halkı sarsıntıların geçiciliğine inandırmaya ve sarsıntılara sebep olan dinamikleri gizlemeye devam ediyorlar.

Kürt-Kürdistan sorununun siyasal çözümü göz ardı edildiği sürece, Kürt dili sorununa  köklü bir çözüm bulmak olanaklı değildir. “Siyasal çözüm” sorunun gündeme getiriliş çerçevesidir. Yani, sorunun şiddet kullanılmadan sivil/siyasal alana kaydırılıp tartışılmasıdır. “Siyasal çözüm” ihtilafın son bulması olarak algılanamaz. Tarafların bu zemine gelmeleri bir süreç işidir. Başarı veya başarısızlık sorunu çözecek siyasal aktörlerin belirledikleri çerçeveye, sağlıklı analiz ve tespitlere ve kullanılan enstrümanların işlevsel olmasına bağlıdır.

Dil özgürlüğü sorunu, genel sorunun önemli bir parçasıdır ve siyasal bir çerçeveye tekabül eder. Dolaysıyla milyonlarca insan tarafından kullanılan bir dilin, “özel kurslar” ile çözümünün olanaklı olmadığı geçmiş deneyimlerle sabittir.

Devlet yetkilerinin “birlik ve bütünlük”, “iç meselemizdir” söylemi ile BDP-DTK yöneticilerinin günü birlik ve tutarsız açıklamaları, “Kürt Sorununda” yine bildik açmazlara ve paradokslara yol açmaktadır. Sorunun tartışılma uslubu ve buna dayalı kullanılan yöntemler, sivil siyasal bir alan yaratma değil; şiddetin gerekçelerini yeniden üretme izlenimi vermektedir. Sorunun, siyasal bir çözüme gidebilmesi için temel kavramların sağlıklı analiz edilmesi zorunludur. Bu nedenle altı boşaltılmış kavramlar üzerinden kendini sorunun tek ve yegane muhatabı olmak işin özünü oluşturmaktadır. “Demokratik Özerklik” ve “iki dillilikle” ilgili tartışmalar olumlu olmakla birlikte, Kürt siyasetini tekleştirme çabası bilgi kirliliği yaratmakta; Kürt halkının haklı ve meşru taleplerin hayat bulmasında ön açıcı olmamaktadır. Saygılarımızla.

27.12.2010

Lêgerîna Kurdên Demokrat

Yürütme Kurulu

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e