<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Tahsin Sever</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/author/tsever/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:46:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kürtlerin Kendi Tarihleriyle Yüzleşmesi -I</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 15:01:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2267</guid>
		<description><![CDATA[Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarından biridir. Zağros dağlarıyla Van Gölü havzası arasında yerleşik olan, zamanla daha geniş bir alana yayılan ve  tarihte yer değiştirmeyen halklardan bir tanesidir. Yaşadıkları toprakların cazibeliği refah-mutluluk olarak Kürtlerin yaşamına yansımamıştır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">“Uludere’de katledilen 35 Kürt insanın anısına !”</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarından biridir. Zağros dağlarıyla Van Gölü havzası arasında yerleşik olan, zamanla daha geniş bir alana yayılan ve  tarihte yer değiştirmeyen halklardan bir tanesidir. Yaşadıkları toprakların cazibeliği refah-mutluluk olarak Kürtlerin yaşamına yansımamıştır.  Batıdan ve doğudan Mezopotamya’ya yönelen saldırıların derin izler bıraktığı ve toplumsal alt- üst oluşlara neden olduğu açıktır. Büyük İskerder’le Asya ya taşınan Yunan uygarlığı;  Mezopotamya, Mısır uygarlıklarıyla katkılarıyla Helenistik medeniyet doğmuş; Bergama, İskenderiye ve Babil’de dönemin en büyük kütüphanelerini kurulmuştur.İskender, Kürdistan’dan geçerken Kürt yerleşim yeri Dara’yı yerle bir etmiş; Kürtlerin payına yine yıkım düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2268" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i/attachment/hevi"><img class="alignright size-medium wp-image-2268" title="Hevi" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2012/01/Hevi-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Mezopotamya, doğudan ve batıdan ardı arkası kesilmeyen saldırılar; fetihçi orduların eksik olmadığı ama tutunmakta zorlandıkları ateş çemberidir. Kürtler bir yandan kendisine yönelen saldırılarla cebeleşirken diğer yandan İslam adına tarihe nokta koymayı da ihmal etmediler. Selahaddin Eyyubi ile   Hıristiyan dünyasının çok önem verdiği Kudüs’ü alma çabalarına geçit vermemiştir. Tikrit doğumlu olan ve Kürdistan’da yaşamamış olan Selahaddin Kürt hissiyatı ile hareket ettiğini söylemek zordur. David Mcdowall’in işaret ettiği husus dikkate değerdir. Mcdowall, Selahaddin Eyyubi ile ilgili şu tespitleri yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">“İslam ordusunda kıdemli Kürt subayların sayısı hiçbir zaman az olmamıştı. Bunların en göze çarpanı Haçlıları kesin yenilgiye uğratarak Mısır, Suriye ve Irak’ta Eyyubi hanedanını kuran Selahaddin idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer Kürt kimliğini kendisine uygun görseydi, Kürdistan’ın ortasındaki bereketli Şahrizur ovasını tımar olarak kendi Türk askerlerine vermesi mümkün olmayabilirdi.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Selahaddin Eyyubi’nin yaklaşımı ile İslamiyet’i yayan Arap komutanlarının tutumu farklıdır. Selahaddin Eyyubi, İslam dinini kendisine rehber edinen, İslamiyet’i yaymayı yegane amaç olarak önüne koyan ve tüm imkanlarını bunun için harcayan biridir. Dolaysıyla hüküm sürdüğü topraklarda Kürt dilini ve kültürünü egemen kılmak gibi amaç gütmediği anlamak zor değildir. Dönemin hakan ve sultanlarına benzer yaşam tarzına sahip değildir.  Genç yaşta (56 yaşında-1193) vefat ettiğinde yoksul sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eyyubi Devletine daha pozitif bakan araştırmacılarda yok değildir. Bunların başında Mehrdad R. Izady gelir. Izady, Eyyubilerin isimlerinden başka Kürtlükle ilgilerinin olmadığını kabul etmekle beraber Eyyubiler dönemin Kürtler birçok alanda önemli başarılara imza atıklarını söyler. Izady şunları söyler:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürdistan’dan tutun da Yemen ve Sudan’a kadar geniş bir bölgede, Kürt olmayan halklar arasına yerleşen, onları yöneten, onlarla evlilikler yapan Eyyubiler’in tıpkı Büweyhiler gibi, Kürtlükle isimlerinden başka bir ilişkisi kalmamıştı. Yöneticiler bizzat yönettikleri tarafından asimile edilirken, Kürtlerin, bu hanedanlıkları, yıkılıncaya kadar hatta daha da sonrasına kadar, Kürt olarak değerlendirildikleri kolayca belgelenebilir. Bunun en isabetli örneklerinden biri, Mısır’daki son Eyyubi yönetiminin yıkılmasından iki yüz yıl sonrasına kadar, Mısır’ın aydınları, yöneticileri ve ileri gelenleri arasında Kürt klan isimlerinin yaygınlığıdır.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Eyyubi Devletinde Kürtler  yönetimin çeşitli kademelerinde yer aldılar, başta astronomi, matematik, filoloji gibi pek çok alanda ilerleme sağladılar. Ebu-Hanife Ahmed Dinawari(M.S.820-896) gibi ünü sınırları aşan bilim adamları yetişmiştir. Bütün bunlar Eyyubilerin, Arap orduları ve Selçuklu Türkleri arasındaki farkı ortadan kaldırmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Araplar, İslam adına ele geçirilen yeni topraklarda Arap kültürünü taşıdılar ve yer yer yerli halkların kendi dillerini kullanmalarını yasakladılar. Kürtlerin Arap ordularıyla karşılaşması 640 yıllarda Mezopotamya’nın fethi sırasında olmuştur. Bazı araştırmacılara göre; Kürtler Mezopotamya’nın Arap ordularının fethi sırasında Sasani İmparatorluğuna destek verdiler ve Arap ordularına karşı direndiler.(M.S.639-644)  Sasani İmparatorluğunun çökmesiyle, Kürt aşiret reisleri yeni dini kabullenmek zorunda kaldılar. Hemen hemen bütün kaynaklar, bu sürecin çok kanlı geçtiği konusunda hem fikirdirler. Başta Hemedan, Şehrizor, Pave, Kirmanşah olmak bölge işgal edilir ve çocuk yaşta olanlar dahil erkekler katliamdan geçirilir. Kürtçe konuştukları için binlerce insanın dili kesilir ve Hemedan, Şehrizor, Kirmanşah, Mudayin gibi şehirlerin kütüphanelerinde bulunan binlerce kitap yakılarak yok edilir. Yapılan tam anlamıyla İslamı yaymanın ötesinde Araplaştırma politikasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Araplaştırma politikasının hedefinde sadece Kürtler yoktur. Farslılar Araplaştırma politikasına karşı, kendi dil –kültürlerini korumanın özgün yollarını bulurlar. Farslılar İslamı kabul etmekle beraber Şia mezhebi etrafında örgütlenerek, Araplaştırma politikasına karşı baraj oluşturabildiler. Farslılar Şia ile Araplaştırmaya karşı sed oluştururken, Şiiliği kendi ulusal bütünlüğünü sağlama ve geliştirmede basamak olarak kullandılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Arapların Kürtlerle karşılaşmaları, Araplara alışmaları bütünleşmelerini beraberinde getirmemiştir. Kürt aşiretleri varlıklarını sürdürebilmek için yeni bir ekonomik ve toplumsal ilişki yaratmaya çalıştılar. Bu ilişki egemen olana itaat etmekle beraber, koloniler halinde gücünü devam ettirmektir. Aşiret örgütlenmesi de  imparatorluklar içinde özerk yapıların oluşturulmasına uygundur. Aşiret, klan örgütlenmesinin üst biçimi, kabileler birliğini ifade eder.  Soy ve akrabalık ilişkilerine dayanan toplumsal bir kurumdur. Kürdistan’da aşiret örgütlenmesinin aşılıp,merkezi üst yapı kurumunun oluşturulamaması, istikrarsız-anarşik zeminin de temelini oluşturur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan’daki istikrarsızlığın bir başka önemli nedeni de gerek doğudan ve gerekse batıdan gelen yağmacı orduların geçiş noktası üzerinde bulunmasıdır. Mevcut otoriteler (hükümetler), Kürdistan’dan geçmekte olan fetihçi ordular ve Kürt aşiretleri arasındaki ilişkiler, bu ilişkilerin aldığı biçim, normal ve dengeli ilişkiler olarak değerlendirilemez. Dolaysıyla Selçuklu Türklerinin Anadolu girişleri ve Kürtlerle karşılaşmaları çok kanlı olmamasını Hıristiyan Doğu Roma İmparatorluğu(Bizans)- Ermeniler denkleminde aldıkları pozisyonun bir sonucudur. Selçuklu Türklerine karşı gösterilen “mecburi tolerans” , “Bin yıllık kardeşlik” olarak tanımlanan kanlı ve trajedik sürecin başlamasına sebep olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">1300’lü yıllarla  1450’li yıllar arası Kürdistan eşi görülmemiş mezalime tanıklık eder. Hülagu komutasındaki Moğol orduları ve peşi sıra Timurlenk’in yağma ve talanlarıyla belli başlı Kürt yerleşim yerleri yerle bir olur. Peş peşe gelen aşırı dış müdahalelere karşı Kürtler, yaşadıkları coğrafyanın kendi özgü, çetin dağları, kendi kendine yeten vadi ve platoların içine çekilerek korunmaya çalışmışlardır. Bir anlamda dağlar Kürtleri dış etki ve tehditlerden koruyan korunaklar haline gelmiştir. Aynı zamanda Kürt toplumunun tamamen olmasa bile kısmen homojen kalmasını sağlayan faktörlerin başında gelir. Kürtler, fırtınalı  dönemleri dağ ve vadilere sığınarak geçirirken, nefes aldıklarında ovaya inip Meyafarkin gibi devletler kurmuşlar. Müller Simonis, “L Armenie Le Kürdistan et la Mesopotamie” (Paris 1892) adlı kitabında Kürtlerle ilgili şu tespitleri yapmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürtler, toplu aşiretlerle meskun oldukları vadiler içinde, bir devlet meydana getirmek cesaretine sahip olacak derecede güçlü bir ulus teşkil ederler. Fakat onların aşiretlere has bölünmüş vaziyetleri, maceraperest karakterleri ve topraklarının coğrafi durumu gerçekten bağımsız bir Kürt devletinin meydana gelmesine engeldir.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn3">[3]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu tarihsel gelişmeler içinde belirleyici ve kalıcı etki bırakan Orta-Asya’dan gelen Türkmen boylarının önce Selçuklu ve sonradan Osmanlı adıyla devletleşmesidir. Şüphesiz Kürdistan’a her müdahalenin şu yada bu şekilde Kürtlerin toplumsal ve siyasal şekillenmesinde etkileri olmuştur. Ancak kalıcı etki bırakan Osmanlı-Fars ve Arap denkleminde, karşılıklı ilişkilerin, çatışmaların ve egemenliklerin yaratığı yaşam tarzı ve bunların siyasal sonuçlarıdır. Bir Türk boyu tarafından  kurulan,etnik yapısı Osmanlılık tebası içinde gizlenen,  Halifelikle “ taçlandıran” Osmanlı İmparatorluğunun  mağdurlarının başında Kürtler gelir. Osmanlının “Müslümanlara getirdiği zorunlu askerliğin”  yegane mağduru yine Kürtlerdir. Kafkaslardan Yemen oradan Balkanlara savaştan savaşa koşan ve sınır boylarında heder olanlar Kürt süvarileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı otoritesinin zayıfladığını hissettiğinde, riskli gördükleri Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılması ile işe başlar. II. Mahmut’un başlattığı merkezileşme çabalarının hedefinde 1514 Çaldıranda ortaya çıkan dengenin ve bu dengeye bağlı olarak oluşan Kürt beylerinin statülerinin ortadan kaldırılması vardır. Soran Kürt Beyi Mir Muhammed (1833) entrikalarla İstanbul’a getirip, oradan Trabzon’a götürüp ortadan kaldırılır. Akabinde Botan Beyi Mir Bedirxan derdest edilerek Girit’e sürgüne gönderilecektir.(1847) Mir Bedirxan’ın müttefikleri Hakkâri Beyi Nurullah ile Mahmut Han akıbetleri farklı değildir. Nurullah Bey, Mir Bedirxan gibi sürgüne gönderilirken; Mahmut Han çeşitli işkencelere tabii tutulduktan sonra Bulgaristan’a gönderilmiş ve bir daha da kendisinden haber alınamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Botan Miri Bedirxan Bey’le ilgili en çarpıcı  tartışma Nasturi katliamıdır. Nasturi katliamı Avrupa’da Hıristiyan katliamı olarak algılandı.Oysa Rus ve batılı diplomatların bölgeden gönderdikleri raporlarda; Botan Beyinin hüküm sürdüğü alanlarda adaleti ve barışçıl yaklaşımı hakkında sayısız övgü dolu yazılar mevcuttur. Bedirxan adaleti Ermeniler, Asurîler ve Keldaniler içinde geçerlidir. Laik  tutumuyla tanınan Bedirxan’ın Hıristiyanlara karşı saldırgan tutumu söz konusu değildir. Botan Mirliğinin egemenlik alanı Hakkari’ye kadar genişlediğinde Nasturiler direniş gösterdiler. Nasturilerle sürtüşmenin bu denli şiddete dönüşmüş olmasında Osmanlı’nın rolünü unutmamak gerekir. Bedirxan güçlenmiş, egemenlik alanını genişletmiş ve Osmanlı’ya göre daha adil ve huzurlu bir yönetim oluşturmayı becermiştir. Osmanlı, Bedirxan’ın yapacağı bir hataya bakmaktadır. Bedirxan’ın öngöremediği nokta burasıdır. Osmanlı, beklediği fırsatı Nasturi olayında yakalar. Nasturi katliamı, Avrupalıların tepkisine ve Bedirxan Osmanlı karşısında yalnız bırakılmasına yol açmıştır. Osmanlı için  beklenen fırsat doğmuştur. Avrupa’nın desteği ,Bedirxan’ın  yeğeni Yezdanşer’in ihanetiyle Botan Mirliğinin sonunu getirmiştir. David Mcdowall, Osmanlı’nın bilerek Bedirxan tutumuna göz yumduğunu ve Kürt emirliğinin gücünü kırmak için kullandığını söyler. Mcdowall şöyle devam ediyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Sonuç olarak Osmanlı’nın Bedir Han’a bilerek göz kırptığı söylenebilir. Musul ve Erzurum valilerinin onu halka çok iyi anlatan bu hedeften vazgeçirmek için hiçbir şey yapmadıkları kesindir. Osmanlılar ürkütücü ve huzursuzluk yaratan Nasturi aşiretlerinin azaltılmasını memnuniyetle karşılayacaklar ve Hıristiyanların huzursuz edilmesi kaçınılmaz olarak Avrupalıların suçluların cezalandırılmasını istemelerine yol açacaktır. Bu durum da Osmanlıların bir diğer Kürt emirliğinin gücünü azalması için uygun bir bahane olacaktır.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn4">[4]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’nın Nasturileri tahrik ederek, Bedirxan’ı da adeta teşvik ederek;  Botan Bey’inin adaletine gölge düşmüştür. Daha da önemlisi Nasturi deneyimi Osmanlı için kıymetlidir ve daha sonraki süreçte (Kürtlerin kendi arasında ve özellikle Ermenilerle olan ilişkilerde) bolca kullanılacaktır. Faturası da Şeyh Übeydullah’ın büyük oğlu Şeyh Sıddık’ın tabiriyle Kürtlere kesilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt beyliklerinin gücü kırılıp, Kürdistan daha steril hale getirildikten sonra Osmanlı Kürdistan eyaletini resmileştirmiştir. (20 Cemaziyelevvel 1263-1846) Bundan sonra Kürdistan eyaletini kendi vali ve paşalarıyla yönetecektir. Nazım Sevgen’in Kürtler, Kürt Beylikleri adlı Türk Tarih Dergisinin 1977 yılındaki sayısında yayınlanan “Kürdistan Eyaletinin Kuruluşu” belgesinde, Eyaletin neden teşkil edildiği gerekçeleri  ile açıklanmaktadır. Kürdistan Eyaletinin kuruşunu öngören ve Padişaha sunulan teklif metninde şu gerekçeler yer almaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Sırf Padişah efendimizin eseri olarak eşkıya elinden kurtarılan ve belki de bu suretle yeniden fethedilen Kürdistan bölgesinin geleceğine dair Anadolu ordusu Müşürü Paşa hazretlerinin bazı mütalaa ve ifadeleri bulunmakta idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Müşir Paşanın ikinci derece olan ifade ve beyanları, bölgenin mülki idare ve teşkilatına ait idi. Paşa, teshir edilen Kürdistan havalisinde emniyet ve asayişi temini, düzenin kurulması için burada özel ve bağımsız bir idareye tabi tutularak başına dirayetli bir zatın getirilmesi yani Diyarbekir eyaletiyle Van, Muş, Hakkari sancaklarıyla Cizre, Botan ve Mardin kazalarından büyük bir eyalet kurulmasını teklif etmektedir.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn5">[5]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Teklifte siyasi gerekçelerin yanı sıra askeri gerekçelerde sıralanmaktadır. Anadolu ordusunun Harput’tan Ahlat’ta kaydırılması istenmekte ve gerekçesi şöyle izah edilmektedir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ordu dairesinin tamamiyle ortasında bulunduğu gibi Harput’tan ziyade, İran ve Rusya hudutlarına yakındır. Askeri mevkilerle bağlantısı, her tarafa asker sevkinde kolaylığı vardır .<strong>Hususiyle Kürdistan’ın kalbinde bulunduğundan ve bu suretle Anadolu ordusunun yumruğu mütemadiyen nezaret altında tutulması icap eden Kürtlerin tepesinde bulunacağından dolayı, Ahlat’ın bundan sonra Anadolu ordusunun merkez ittihaz edilmesi lüzum ve keyfiyeti…”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn6"><strong>[6]</strong></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kürtlerin kendi tarihi ile yüzleşmesi oldukça kapsamlı ve derinlikli bir konudur. Özellikle 19. Yüzyılın sonları ile 20. Yüzyılda Kürdistan’da meydana gelen olaylar ve buna bağlı oluşan siyasal şekillenmişliğin anlaşılabilmesi için, Kürtlerin M.S. geçirdiği tarihsel sürece kısa da olsa gezinti yapmamız gerekirdi. Bu gezintinin çok yüzeysel kaldığını kabul ediyorum. Ancak; bir makalenin boyutları içerisinde bundan daha fazlası yapmak oldukça zordur. Yüzeysel de olsa bu gezintinin amacı, günümüzdeki Kürt siyasal biçimlenmesinin nedenlerini; geçmişin sonuçlarında aramanın gerekliliğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">30.12.2011</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref1">[1]</a> David Mcdowall, Modern Kürt Tarihi, Doruk Yayınları, 2004 s:49</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref2">[2]</a> Mehrdad R.Izady, Kürtler, Doz Yayınları, Ağustos-2004, Birinci Baskı, s:106</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref3">[3]</a>[3] Akataran Mehmed Uzun-Rewşen Bedir-Han, Defter-i A’malım(Mehmet Salih Bedir-Han’ın Anıları), Belge Yayınları, Birinci Baskı-1998, İstanbul,s:129</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref4">[4]</a> David Mcdowall, Modern Kürt Tarihi, Doruk Yayınları, İstanbul-2004, s:71</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref5">[5]</a> Aktaran Mehmet Uzun-Rewşen Bedir-Han, Defter-i A’malım, Belge yayınları, Birinci Baskı-1998, İstanbul,s:130-131</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref6">[6]</a> A.G.E. s:130</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karalama Kampanyasına Zorunlu Bir Cevap</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/karalama-kampanyasina-zorunlu-bir-cevap</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/karalama-kampanyasina-zorunlu-bir-cevap#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 22:25:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2248</guid>
		<description><![CDATA[Star Gazetesinde 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Sayın Elif Çakır tarafından hazırlanan, içinde benim bulunduğum bir grup arkadaşla yapılan söyleşi yayınlandı. Söyleşi; tarihsel süreç içinde Kürt Sorunu, Kürt Sorunun sonucu olarak ortaya çıkan PKK ve Kürt Sorunun çözümüne dair görüş ve öneriler tartışılmıştır. Söyleşide ana hatlarıyla şu hususları vurgulamaya özen gösterdik.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Star Gazetesinde 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Sayın Elif Çakır tarafından hazırlanan, içinde benim bulunduğum bir grup arkadaşla yapılan söyleşi yayınlandı. Söyleşi; tarihsel süreç içinde Kürt Sorunu, Kürt Sorunun sonucu olarak ortaya çıkan PKK ve Kürt Sorunun çözümüne dair görüş ve öneriler tartışılmıştır. Söyleşide ana hatlarıyla şu hususları vurgulamaya özen gösterdik.</p>
<p style="text-align: justify;">1-Tarihsel bir sorun olan Kürt Sorunu çözülmemiştir ve sorunun çözümüne dair ne devletin ne de mevcut siyasi partilerin açıklanmış bir programı bulunmamaktadır. “Demokratik Açılım” anlaşılmadan sekteye uğramıştır. Sorunun çözülebilmesi için devletin geçmişte izlediği Kürt politikası bu politikayı yaşama geçirirken başvurduğu araç ve yöntemler sorgulanmalı, demokratik zeminde önyargısız bir tartışma zemini yaratılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">2-PKK, sorunun sebebi değil sonucudur. Kürt Sorununu çözme iddiasıyla ortaya çıkan PKK’nın ideolojik biçimlenişi(Stalinst-Kemalist yapısı) ve buna bağlı olarak süregelen yöntem, eylemleri başlı başına bir sorun yumağı haline gelmiştir. Bu anlamda PKK’nın kendisiyle yüzleşmeye ihtiyacı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">3-Günümüz şartlarında, siyasal mücadeleyi açık ve meşru zeminde yürütmek, şiddeti bir siyasal mücadele aracı olarak devre dışı bırakmak; Kürtlerin ihtiyacı olan düşüncelerin ortaya çıkmasına, dejenere olan değerlerin toparlanmasına olanak sağlayacaktır. Otoriter zihniyete dayalı siyaset tarzının çözülmesine; toplumun tüm renklerinin kendisini ifade edeceği yeni toplumsal ilişkiler ağının örülmesine zemin hazırlayacaktır. Galiba korkulan da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısıtlı da olsa bu düşüncelerimizin yayınlanmasından sonra jet hızıyla karalama kampanyası başlatıldı. Bazı “kalemşorların” eliyle “işbirlikçi”, “cahil”, “kimsesiz”, “tır şıkçı” vb  sokak dili üzerinden saldırılar başladı. Bu yöntem, toplumun balans ayarını istenen seviyede tutabilmek için kullanılan en klasik yöntemdir. Ne bizimle başlamıştır ne de bizimle son bulacaktır. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in “Silahlı mücadele dönemi bitmiştir.” Dediği için linç kampanyasına tabii tutanların, bizlere karşı hoşgörülü, adil ve vicdani olmalarını beklemiyoruz. Bu kesimin açmazı şu noktalardadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi; “Cahil”, “kimsesiz”, “tanınmayan”, “tır şıkçı” üç-beş tane adamın söylemlerine binaen bu öfke, hiddet ve panik niye?</p>
<p style="text-align: justify;">İkincisi; Gücü sadece silahlı güç sananların, yanılgısı tam da bu noktadadır. Çağımızın en büyük gücü düşüncedir. Kendi adına düşüne bilme ve medeni dünyanın kriterleri içinde dile getirmektir.  Sartre’yi Fransa’nın vicdanı yapan arkasındaki orduları değil, düşünceleri ve ifade etmekteki cesaretidir. Fikirleri hoşumuza gitse de gitmese de İsmail Beşikçiyi Türkiye’nin vicdanı yapan da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağımızın vebası toplumsal mühendislik çalışmasıdır. Toplumsal mühendisliğin hedefinde toplum vicdanın karartılması vardır. Toplum vicdanı karardı mı insanın kendi içindeki uyumu dumura uğrar. Vicdanınızı dinlemeye gücünüz yetmez hale gelir. Bunun toplumsal karşılığı kişiliksizliktir. O vakit Ankara’da güvercin Diyarbakır’da şahin oluverirsiniz.  Topluma karşı samimiyet ve dürüstlüğü müzeye kaldırır,  bunun yerini siyasi entrikalar alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, yaşadığımız olayları sorgulama hakkını kendimizde göremiyorsak, gelecekle ilgili söz söyleme hakkına sahip değiliz demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla</p>
<p style="text-align: justify;">12 Aralık 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/karalama-kampanyasina-zorunlu-bir-cevap/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim Katliamı ve CHP</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 23:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2238</guid>
		<description><![CDATA[Dersim katliamı kamuoyunun gündeminde. Dersim katliamını gündeme taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı. Kürtler her zaman ki gibi suskun ve ilgisiz. CHP, tartışmalardan oldukça rahatsız ve tartışmaları bastırmaya çalışıyor.Bunu yaparken de devletin doksan yıldır her türlü meşru hak aramaya karşı kullandığı argümanları kullanıyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dersim katliamı kamuoyunun gündeminde. Dersim katliamını gündeme taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı. Kürtler her zaman ki gibi suskun ve ilgisiz. CHP, tartışmalardan oldukça rahatsız ve tartışmaları bastırmaya çalışıyor.Bunu yaparken de devletin doksan yıldır her türlü meşru hak aramaya karşı kullandığı argümanları kullanıyor. “Yenilikçi” Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin; “bu söylemler Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne dinamit koymuştur” demekte, Genel Başkan Kılıçdaroğlu daha ileri giderek, Erdoğan için “Sanki Türkiye düşmanını dinliyorum” diyebilmektedir. Bu söylemleri uzatmak mümkün ama gereksiz. Peş peşe gelen cümleler tanıdık. Binlerce kez söylenmiş. Dün Kürtlere ve muhaliflere karşı sarf edilen söylemler, bugün kıyıdan köşeden statükoya dokunan herkese karşı rahatlıkla söylenebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2239" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp/attachment/dersim-2"><img class="alignright size-medium wp-image-2239" title="Dersim" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/Dersim-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>İlginç olan bu sözleri sarf eden ana muhalefet( CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu Dersimli ve muhtemelen katliam mağduru bir aileden gelmekte. Kemal Kılıçdaroğlu, bir kaset sonucu CHP’de saf dışı bırakılan Deniz Baykal yerine genel başkanlığına getirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">“Değişen” CHP’nin başına atanan yeni başkan, tipik bir bürokrat ve ”memlekete hizmet eden iki Atatürkçü evlat yetiştirdim” diye övünen iyi bir devşirme. Devşirme sistemi Osmanlı’dan mirastır. Osmanlı devşirmeler için Balkanlardaki gayri-Müslimlerin çocukları kullanılırdı. Küçük yaşta ailelerinden koparılan çocuklar, Türkleştirilip-Müslüman yapıldıktan sonra devletin hizmetine sokulurlar. Eğitimden geçirilen çocukların ortak özelliği mutlak ittihatkar olmalarıdır. Belli bir aileye, aşirete ve çevreye sahip olmadıkları için, Saltanat için risk oluşturmazlardı. Balkanlar elden çıkınca, eski sistem işlerliğini kaybetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerin Türkleşmesini stratejik bir hedef olarak önüne koyunca; devşirme sistemi yeni biçimler altında yeniden uygulamaya başlandı. Söz konusu uygulamanın pilot bölgesi Dersim’dir. Dersim’i de kapsayan hareket planları 1926 yılında Diyarbakır Valisi Cemal (Bardakçı) ve Hamdi Bey’in hazırladıkları raporlarla başlar. 1925 Kürt Hareketinin bastırılmasından sonra, Şark Islahat Plan’ı uygulamaya konur. Plan 10 Haziran 1927 tarih 1097 sayı ile çıkarılan “Bazı Eşhasın Şark Menatıkından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun”la resmileşmiş ve genişletilmiştir. Şark Islahat Planının 9. Maddesine göre; “Kürt isyanını yönlendiren ve yönetenler, bunların yakınları, yandaşları ve aşiret reislerinden, Hükümet’in Doğu’da kalmalarını uygun görmediği kişi, aile ve gruplar Batı’da Hükümet’in göstereceği yerlerde iskan edileceklerdir.”</p>
<p style="text-align: justify;">10 Haziran 1927 tarih ve 1097 sayılı yasa sürgün ve köy boşaltmaları “isyan” sahası dışına çıkartarak, Kürdistan’ı kapsayacak şekilde genişletiyordu. Ancak, burada şu noktalara dikkat etmek gerekiyor. Uygulanan plan sadece fiziki imhaya ve sürgünlerin yapılması ile sınırlı değildir. Yeni bir toplumsal ve bireysel kimlik oluşturmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın zamanda Tarih Vakfı Yurt Yayınları arasında çıkan Necmeddin Sahir Sılan’ın arşivinden çıkan belgelerde dönemin uygulamaları çarpıcı şekilde ortaya konuyor. Necmeddin Sahir Sılan, Ali Fetfi Okyar ve İsmet İnönü’nün başbakanlık dönemlerinde Başbakanlık Özel Kalem Müdürüdür. Necmeddin Sahir Sılan, 1939 Bingöl, 1943 ve 1946’da Tunceli mebusluğu yapmıştır. TBMM’de evrak ve tahrirat müdürlüğü yapan Necmeddin Sahir Sılan, devlet arşivinde ki belgelerin bazılarını bir kopyasını kendi özel arşivinde saklamıştır. Bu belgelerden bir tanesi Dersim Meselesi ismini taşımakta ancak, kimin tarafından hazırlandığı belirtilmemiştir. Fon Kodu:NSS, Seri No:03, Dosya No:18, Belge No:186 belgede Dersim Meselesi tarif edilmekte ve alınacak askeri ve idari tedbirler maddeler halinde sıralanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Tarihi hadisatın tesirleri altında eski devirlerden beri Dersim ve civarında yerleşmiş olan ve aslen öz Türk soyundan oldukları halde zamanın ilcaatiyle halihazırda bir Zaza-Kürt manzarası gösteren bu vahşi sürünün gerek birbirlerine ve gerekse çevresindeki muti ve masum insanlara karşı işlemekte oldukları şekavet, soygunculuk ve yaptıkları azgınlıklar bugün için dayanılmayacak bir kerteye gelmiş olduğundan her işten önce bunun ıslahı çok lüzumlu ve önemli bir iş sayılsa yeridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim meselesi ilgili vilayetlerin başaracağı mevzii bir mesele olmayıp ancak devletçe düşünülecek ve alınacak tedbirlerle düzeltilebilinir ki bu da süel kuvvetlerle kestirme(cezri surette) hareket etmekle ve yahut idari tedbirler almakla kabil olabilir.” <a href="#_ftn1">[1]</a>[1]</p>
<p style="text-align: justify;">Alınacak tedbirler ikiye ayrılmaktadır. Askeri tedbirler içerisinde belirlenen aşiretlerin tenkil ve tedip edilerek nakil ve iskânlarını sağlamayı hedeflemektedir. Bölgenin yeniden zapt-u rapt altına alınmasından sonra sağ kalanlar içinde gerekli tedbirler düşünülmüştür. İdari tedbirler başlığı altında on madde olarak sıralanmıştır. Söz konusu on maddeden iki tanesini bilginize sunmak istiyorum. Kemalistlerin hangi tür entrikalarla ve nasıl bir toplumsal kişilik yaratmak istediklerini ortaya koyar. Dersim Meselesi adlı belgenin G ve l maddelerinde yapılacaklar şöyle sıralanır.</p>
<p style="text-align: justify;">“G-Öztürk oldukları şüphe olmayan Dersim aşiretlerinin tarihçeleri tetkik olunarak ayrı bir kavim ve milliyetleri olmadığını gösterir iyi bir propaganda kitabı yazılarak dağıtılması ve öztürk soyundan oldukları yolunda matbuatla muntazam yazı yazdırılması.</p>
<p style="text-align: justify;">I-Yaptırılacak propagandalarda her halde Şafii Kürtlerle anlaşmalarına meydan verilmememsi ve bu aşiretlerin Türkleri ayrı görmesinin başlıca sebebi mezhep ihtilafı olduğundan hassaten Cumhuriyet rejimi ile Laiklik mefhumunun bunlara eyice anlatılması.” <a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Kemalistler Dersim’i jenositten geçirirken iki temel hedeflerini hayata geçirmeye çalıştılar. Birincisi Türkleştirme ve ikincisi mezhep farklılığını kullanarak Suni Kürtlere düşman ettirme. Suni Kürtlerin büyük çoğunluğu Safii mezhebine mensuptur. Dersim’de Kürtlük potansiyeli mevcut olduğu için yok etmeye karar veren Kemalistler, mezhep farklılığını kullanarak Kürtler arasında suni düşmanlıklar yaratmaya; Suni Kürtlerin esas tehdit olduğunu empoze etmeye çalışarak, Alevi Kürtleri düzenin yedeğine almaya çalıştılar. Başarısız oldukları söylenemez. Sonuç, jenositten geçirilen elli bin insanın kemiklerini sızlatan tablo oluştu. Ve Dersim ruhen Tuncelileşti. Bir çok insana ad olarak Mustafa yada Kemal isimleri, her yerde rastladığınız ve evlerin baş köşelerini süsleyen Mustafa Kemal resimleri, hala Dersim’de yüzde seksen oy alan CHP ve ortalıkta figüran gibi dolaştırılan Kemal Kılıçdaroğlu, Kamer Gençler…</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı aynı yaklaşımı Suni Kürtler üzerinden yapmaya çalışırdı. Hamidiye Alayları sadece Suni Kürtlerden teşekkül eder ve Alevi Kürtlere yönelik düşmanca duyguların yer edilmesi için gayret edilirdi. Engin Osmanlı deneyimi, Cumhuriyet için de yol göstericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın Açıklaması Jenosidin İtirafıdır !</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın açıklamaları itiraftır. Her ne kadar Dersim’i lokal olarak gündeme getirse de sadece sonuçlar üzerinden CHP’yi yıpratmayı hedeflese de tartışmalar bu noktada durmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim, katliamlar zincirinin sadece bir halkasıdır. Koçgiri, 1925, Ağrı-Zilan, Dersim diye devam eder. Altı çizilmesi gereken katliamın sonuçları öte, sebepleridir. Sebep, Kürtleri Türkleştirme operasyonudur. Türkleştirme politikası bir insanlık suçudur. Bu nedenle Türkleştirme politikasının tüm aşamaları mercek altına alınmalı, sebepleri tartışmaya açılmalı ve tüm sonuçlarıyla mahkum edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tartışmaları Dersim’le sınırlı tutmaya veya “Devlet Alevilerden özür dilemelidir” türünden farkı bir mecraya taşımak isteyenler olacaktır. Koçgiri’de, Ağrı-Zilan’da yapılan ne ise Dersim’de yapılan odur. Bunun adı Kürt Katliamıdır. Geçmişle yüzleşme bu gerçeğin kabulünden geçmektedir. Atılacak ilk adım, Başbakan’ın hesabına gelen birkaç belgeyi açıklaması değil; bütün dönemin arşivinin açılmasıdır. Başta Bitlis Harp Divanı, İstiklal Mahkemeleri olmak üzere dönemin bütün yazışmaları, kararları ve tutanakları kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki bu dönemin genetik kodlanmasının adı Kemalizm’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalizm, bürokratik-militarist erkin ideolojisidir ve Kürtler olduğu kadar Türkler ve diğer azınlıkların büyük acılar yaşamasına sebep olmuştur. Mirasını İttihat-ı Terakki’den alan, Nazizm, Faşizm ve Baasizm gibi dünyayı kana bulayan yönetimlere ilham kaynağı olan Kemalizm ile yüzleşmeden, Türkiye geçmişi ile yüzleşemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler, geçmişle yüzleşmenin neresindedirler? (İkinci bölümde devam edecek)</p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Kürt Sorunu ve Devlet Tedip ve Tenkil Politikaları(1925-1947) Derleyen Tuğba Yıldırım, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Birinci Baskı 2011, s:93</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2">[2]</a> A.G.E. s:94-95</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtsüz Alan Yaratmak</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtsuz-alan-yaratmak</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtsuz-alan-yaratmak#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 May 2011 22:12:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2005</guid>
		<description><![CDATA[Kemalistler 1920li yıllarda Koçgiri’de katliama hazırlandıkların da Kürt siyasal hareketinde yer alabilecek bazı aktörleri, çeşitli hilelerle TBBM’sine taşımayı başardılar. Meclise taşıdıkları şahsiyetlerin(Diyap Ağa, Meço Ağa, Hasan Hayri Bey) hem Koçgiri Kürt Hareketine katılmalarını engellediler hem de Lozan’da “Kürtleri de temsil ediyoruz” tezlerine dayanak yaptılar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kemalistler 1920li yıllarda Koçgiri’de katliama hazırlandıkların da Kürt siyasal hareketinde yer alabilecek bazı aktörleri, çeşitli hilelerle TBBM’sine taşımayı başardılar. Meclise taşıdıkları şahsiyetlerin(Diyap Ağa, Meço Ağa, Hasan Hayri Bey) hem Koçgiri Kürt Hareketine katılmalarını engellediler hem de Lozan’da “<strong>Kürtleri de temsil ediyoruz”</strong> tezlerine dayanak yaptılar. Türk Devleti, iki ayrı programı eş zamanlı olarak “<strong>başarıyla”</strong> yürütebilmiştir. Birincisi; Koçgiri’de Kürt ulusal talepleriyle örgütlenen güçleri katliamla ortadan kaldırmak, ikincisi; Kürt hareketine sempatiyle bakan ve içinde olması muhtemel olan aktörleri, “Kürt Sorununu Mecliste çözelim” hileleriyle devre dışı bırakmak. Sonuç Kemalistler için başarı, Kürtler için hüsrandır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2006" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtsuz-alan-yaratmak/attachment/zaroken_kurdan"><img class="alignright size-medium wp-image-2006" title="Zaroken_Kurdan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/05/Zaroken_Kurdan-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Koçgiri Kürt Hareketi bastırılıp ve Lozan Anlaşması imzalanınca “Kürt Sorununu Meclis’te çözelim” diye ısrarla çağrılanlar, kendilerini dar ağaçlarında buldular. 1923 sonrası gelişmeler biliniyor. 1925-1940 dönemi askeri fetih dönemidir. Art arda İmha etme ve asimile etme programları uygulanır.</p>
<p style="text-align: justify;">1946’da çok partili döneme geçilmesi ile paralel entegrasyon ve asimilasyon bir birini tamamlayan programlar olarak uygulanır. Türkiye, 1950li yıllardan itibaren, biçimsel parlamenter sistem üzerinden; 1920-1925-1930 ve 1938 askeri hareketleriyle dirençleri kırılan Kürt egemen sınıflarını sisteme entegre etmeye başlar. Tek parti cenderesi altında nefesiz kalan Kürt egemen sınıfları, Demokrat Parti iktidarını koruma kalkanı gibi gördüler. Meclise girmeleri teşvik edilir. Yaşı tutmayanların yaşları büyütülerek( Melik Fırat) Meclis’e girmeleri sağlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">1960 Askeri Darbesinden sonra yürürlükteki uygulamalara ilaveten, Kürdistan’a ideolojik fetih hareketi başlatılır. “Sağ- ümmetçilik”(Türk-İslam sentezi) ve “sol-enternasyonalizm”(Kemalist-sol) toplumu ağ gibi sarmaya başlar. “Ümmetçilerin” gündeminde Kürdistan sorunu yoktur. Ağırlıklı tezleri Kürt olan Said-i Nursi’nin ayıklanarak piyasaya sürülen yazılarından ibarettir. <strong>Kürdistan Sorunu Sol-Kemalistlerin tekeline bırakılır. Bu süreç devam ediyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Entegrasyon programlarıyla birlikte, Kürtlerin mali durumu iyi olan ailelerin çocukları okumak için büyük şehirlerin yolunu tutarlar; ancak çocuklar daha mezun olmadan, milletvekili olma düşleri kurmaya başlarlar. Bu süreç yıllar yılı devam eder. Pek çoğunun hayali gerçekleşmez. İçlerinde <strong>“şanslı</strong>” olanları da yok değil. “Şanslı” olanların başında Ahmet Türk ve Şerafettin Elçi gelir. Biri AP, diğeri CHP ekollünden Türk siyasi hayatına atıldılar. Daha sonraki yıllarda edindikleri deneyimleriyle beraber Kürt siyasetinin “<strong>aktörleri</strong>” olmayı becerebildiler. Biri CHP, diğeri AP’den siyasete başlayan iki “<strong>deneyimli</strong>” politikacının yolları 35 yıl sonra BDP’de çakışacaktır!</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler,1920-1923 dönemine benzer bir süreci; 1991-1996 yılları arasında yaşadılar. Bu kez aktörler ve argümanlar farklıdır. 1984 yılında <strong>“Bağımsız, Birleşik Sosyalist Kürdistan</strong>” şiarıyla silahlı mücadele başlatan PKK, 1991 seçimlerinde SHP listesinden Meclise girmeyi “<strong>başarır.</strong>”  PKK milletvekillerini bünyesinde barındıran SHP, Süleyman Demirel Başbakanlığında Hükümet ortağı olur. Artık PKK’lı vekiller Hükümet ortağıdır. Kürdistan dağlarında çatışmalar sürmekte, kan akmaya devam etmektedir. Öte yandan şehir meyhanelerinde uzun uzadıya bürokrat listeleri yapılmakta, müdürlükler paylaşılmaktadır. Herkeste tatlı bir heyecan vardır. Ama sonuç Kürtler için yine hüsrandır.</p>
<p style="text-align: justify;">1992 yılının Newroz’u milat olur. Kürdistan’da kitlesel katliamlar başlar. HEP kontenjanından seçilen vekillerin bir kısmı SHP’den istifa etmek zorunda kalırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan kan-revan içindedir. 20.000 Kürt devletin ilgisi ve bilgisi dahilinde katliama uğrar. Artık Kürt etnik kimliği; öldürülmenin, sürülmenin, tutuklanmanın ve diri diri yakılmanın sebebidir. Kürt katliamından milletvekilleri de paylarını alırlar. Mehmet Sincar, Batman’da hunharca öldürülür. Geri kalanların bir kısmının dokunulmazlıkları kaldırılarak ağır cezalarla karşı karşıya kaldılar. Daha şanslı olanlar Avrupa ülkelerine sığınmak zorunda kaldılar; <strong>ancak kendi iradesiyle Meclisi terk eden olmaz</strong>!  Kovulsak ta, tutuklansak ta, öldürsek te, o Meclis “<strong>bizim Meclisimizdir</strong>”. “<strong>Türk Milletinin</strong>” önünde Kemalizm’e biat etmekten kimse bizi alıkoyamaz! Öylesine bir bağlılıktır ki Kürt katliamının adı, “Kürt temsilcileri” tarafından “<strong>Faili meçhul cinayetler</strong>” olarak adlandırılır ve “<strong>unutmaya hazır olduklarını</strong>” kamuoyuna açık deklere etmekten imtina etmezler. Böylesi bir tavrın tarihte eşi ve benzeri yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> 12 Haziran 2011 Seçimleri  ve Genel Durum</strong></p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran 2011 seçimleri devlet açısından hayati öneme sahiptir. Zira önümüzdeki dört yıl Kürdistan Sorunun sürekli gündemde olacağı açıktır. Kuzey Afrika’dan Orta-Doğu’ya bütün bölge alt-üst oluş yaşamaktadır. Kemalizm’i model alan tek partili diktatörlükler al aşağı edilmektedir. Sır ve dert ortağımız Esat hanedanı sıkıntılı günler geçirmektedir. Bütün bu gelişmeler dikkate alınarak, yeni strateji geliştirildiği biliniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Partilerin seçim programları ve aday profilleri; muhtemel “çözüm” senaryoları hakkında yeterli ip ucu vermektedir. Ak Parti, Kürdistan’da ki aday profilinde ciddi değişikliğe gider. Kürtlerin geleneksel ve kasaba eşrafından oluşan; iktidar partisine yakın olmayı kendi çıkarlarına uygun gören kesimlerden “temizler”. Kürt olan ama “Kürtçü olmayan”  kesimler ciddi biçimde sukut-u hayale uğradılar. Bunların yerine parti kadrolarına ve uzun süre devlette çalışan üst düzey bürokratlara yer verilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan’da seçimlere en rahat giren kesim BDP/PKK cephesidir. Tek rakibi Ak Partidir. Ak Partinin Türk orijinli ve iktidar partisi olması, BDP büyük avantaj sağlamaktadır. “Milliyetçi-Muhafazakar” Şerafettin Elçi’nin transferi, HAK-PAR’ın kendi yöneticileri eliyle etkisizleştirilmesi BDP’de manevi bir rahatlama yaratır. Zira BDP söylemleri kadar, halkın karşısına çıkardıkları kadrolar itibariyle de ciddi sıkıntı içindeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">BDP/PKK  Anayasa değişikliği referandumunda takındığı tutum nedeniyle savunmaya geçmek zorunda kalır. Söylemleriyle yaptıkları inandırıcı olmaktan uzaktır. Anayasa değişikliği, BDP siyasal taleplerine çok yakındır. BDP’nin içine düştüğü açmaz kırılmaya yol açar. BDP, yüksek sesle sorgulanır hale gelmiştir. Kürtler de ilk defa farklı sesler yükselmeye başlar ve yankı bulur.</p>
<p style="text-align: justify;">BDP/PKK seçim siyasetinde değişikliğe gider. Daha çok Türk Solunun marjinal gruplarıyla hareket eden BDP, buna muhalif gözüken gibi bazı Kürt şahsiyetleri de dahil etti. Yapılan bir ittifak değildir. BDP/DTK yöneticilerinin tabiri ile “ yürüyen bir kervana dahil olma ya da omuz vermedir.” Bu hamle ile BDP;</p>
<p style="text-align: justify;">“Çözümün” tartışılacağı bir süreçte tek ses ve tek alternatif olma ideasını sürdürecek, Anayasa referandumunda yaşanan kırılmayı telafi edecek, Kürdistan’da kendisi dışında oluşa bilecek yeni bir siyasal odağın oluşmasına sekte vuracaktır. Son gelişmeler, PKK dışındaki bir kısım örgüt, kurum ve partilerin tartışmalı olan varlık sebeplerini daha da tartışmalı hale getirecek, siyasi kadrolardaki vizyon darlığını berraklaştıracak, güven bunalımını kat be kat artıracak, kişi ve ya grup çıkarlarına dayalı politikaların doğal sonucu olan ilkesizliği, temel ilke haline getirecektir. “Derin devlet örgütlenmesi” ve “Hain-işbirlikçi” gibi karşılıklı suçlamalar, mazide hoş olmayan sedalar olarak kalacak ve ayrı kalmanın verdiği hırçınlık olarak yorumlanacaktır. Hele hele ırkçı-şoven, devletçi bir partide postu serebilme <strong>“politik deha</strong>”  veya <strong>“siyasi başarı</strong>” nitelendirmeleriyle sohbetlerimizi süslemeye devam edecektir. Aklımıza yeni döneme uygun kadroların devşirilip, çeşitli partilere monte edildiği gelmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;">03.05.2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtsuz-alan-yaratmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Barış” dedikleri Şey…2</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a62</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a62#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 23:53:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1765</guid>
		<description><![CDATA[Türk devletinin yüz yıllık suçları orta yerde duruyor. İstiklal Mahkemeleri, Umum-i Müfettişlikler, Sivas Kampı, Diyarbekir Cezaevi ve Kürdistan’ın her karışında hain pusularda işlenen binlerce siyasal cinayet dururken; Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz katile katil deriz” derken, dönüp kendi devletinin tarihine hiç bakmıyor mu? ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yazımızın birinci bölümünde; 12 Eylül Askeri Darbesinin uzun süredir planlanan  “Kürtleri topyekun terbiye edilme projesinin” icra safhasıdır, demiştik. 12 Eylül sadece uyguladığı şiddeti ile ön plana çıkmaz. Aynı zamanda Kürtleri yanlış zemin ve zamanda şiddete sürüklenmelerine yol açar. Şüphesiz söz konusu planlama çok daha eskilere gider. 1960 Askeri Darbesi ile Kürt hareketinin fikri altyapısının temelleri atılmaya çalışılır. Bu fikri altyapı, Kürt egemen sınıf ve katmanlarının önderlik ettiği milli-geleneksel çizginin reddidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt geleneksel sınıf ve katmanlarının temsilcileri, 1960 Askeri Darbesinden sonra Sivas Kampı’na alındılar. Kendilerine 1925- 1940 döneminde yapılanlar hatırlatılır. Geçmişte Kürt hareketlerine katılan veya katılmayan “etkin” bütün aileler Sivas Kampı sürecinden geçirildiler. Kendilerine Kürt kimliğine sahip çıkmamak koşuluyla sistem içersinde yer alabilecekleri mesajı verilir. Tehdit ve şantaj üzerinden verilen mesajlar kısa zamanda yerini bulur. Sivas Kampı, Türk siyasetine yeni Kürt unsurların eklenmesine vesile olarken, geriye kalanların ailelerine ise ekonomik ve siyasal olarak tecrit edilmesini beraberinde getirir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1766" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a62/attachment/kampa_sewase"><img class="alignright size-medium wp-image-1766" title="kampa_sewase" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/12/kampa_sewase-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Direnci kırılan, milli-geleneksel Kürt hareketine önderlik etme iddiasını yitiren geleneksel Kürt sınıflarının yerini Kürt öğrenci gençlik dolduracaktır. Kürt öğrenci gençliği, Kemalizm’in rahminde büyüyen Kemalist-sol yapı ile iç içedir. TİP ve FKF gibi örgütlenmeler içinde beraber çalışılmaktadır. Kürdistan’da ulusal talepleri dillendiren unsurlar, seslerini çıkarabilecekleri ve nefes alabilecekleri bir alan aramaktadırlar. Karşılarına Türk patentli parti ve örgütler çıkar. Bu ortak çalışma pratik sahada bazı eylemliliklerin yapılmasına olanak sağlasa da fikri anlamda ciddi tahribatları beraberinde getirecektir. En önemlisi Kürt hareketine yön veren aktörler bu dönemde yetişecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">“ Sosyalist iktidardan” “demokratik cumhuriyete” doğru evirilen sürecin  ideolojik-siyasal alt-yapısı dantel gibi örülür. 1968 kuşağının bir çok siması; Yalçın Küçük, Doğu Perinçek ve Mihri Belli gibi Kemalist ideologlar; 1990lı yılların da aktörleri olacaktır. Dün sosyalist iktidar nutuklarıyla mangalda kül bırakmayanlar, atalarından beri Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduklarını itiraf ederek; kutsal vatan hizmeti için canlarını dişlerine taktılar. Söz konusu zevatın 1968’ler de de “vatan hizmeti” yaptıkları açıktır. Gelişmeler dikkatle incelendiğinde oldukça başarılı oldukları inkar edilemez.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Askeri Darbesi, icra safhasıdır. Kürtleri Türkleştirmek bir bütün olarak olanaklı değildir. Karşıda güçlü bir Kürt dinamiği vardır. Kürt dinamiği ortada durduğu sürece, devlet olma arzusu potansiyel tehlike olarak varlığını sürdürecektir. Bir noktada top yekun uzun evrimli ve kontrol dışına taşmayan çatışma ortamı; Kürtlerin devlet olma dinamiklerini ortadan kaldıracak, Kürtler, “tedip” ve “tenkil” yöntemleri kullanılarak terbiye edilerek ve asimile ve entegre olmaları sağlanacaktır. İlk etapta Kürdistan’ın % 50’si boşaltılır. Turgut Özal’ın “% 50 göç sağlanırsa sorun çözülür” diye ağzından kaçırdığı budur. Devletin bilgisi ve ilgisi dahilinde; Kürdistan’da oluk oluk kan akmakta, buna paralel olarak Kürtlerin toplumsal dokusunu bozan programlar ard arda hayata geçirilmektedir. Fuhuş, kap-kaç ve uyuşturucu madde bağımlığı Kürt illerinde tavan yapmaktadır. Öte yandan Kürdistan’da Türkçe öğretme seferberliği başlatılır. Bu kampanyalarda sivil görünen kurumlar aktif görev alırlar. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi dernekler Türkleştirme faaliyetlerinin merkezinde yer alırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">1999lı yıllara gelindiğinde devlet için siyasal zemin oluşmuştur. Kürtlerin siyasal talepleri neredeyse sıfırlanmıştır. Ancak; devletin ön gördüğü kompseti bozan iki temel gelişme yaşanır. Amerika’nın Irak’ a müdahalesi ve Ak Partinin 2003 seçimlerinde hükümet olması.</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika’nın Irak’a müdahalesi, Kürdistan Federe Devletinin doğmasına yol açarken; ön görülmeyen Ak Parti hükümeti, Türk egemen sınıfları arasındaki mücadelenin şiddetlenmesine yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Federe Kürdistan yönetimi, Türk devletinin çıtası oldukça düşürülen “Kürt Sorununu” çözme kompsetini çıkmaza sokmuştur. Kürdistan Federe Devletinin akıbetini görmeleri gerekir. Mümkün ve muhtemel bütün kozlar oynanarak, bu yeni Kürt yapılanmasının ortadan kaldırılması veya siyasi ve coğrafi olarak sınırlandırılması hedeflenir. 1 Mart Tezkeresinde yapılan tarihi “hata”, Türk devletinin Irak’ta meydana gelen gelişmelerde aktör olmasını engellemiştir; ancak Türk devleti boş durmaz. Bir taraftan kendi rızasıyla Kandil’e yerleşen PKK’yi bahane ederek, Güney Kürdistan’a seyr-i seferler düzenler. Diğer taraftan Kızılay yardımları adı altında Türkmenlere silah sevkiyatını sürdürür. Doç. Dr. Emre Uslu’nun (Dün Kürtler Bugün Cemaatler) adlı kitabında anlattığı gibi, Kızılay’ın “yardım konvoylarıyla” gönderilen silahlar suçüstü yakalandılar. Amerika, Süleymaniye’de gerçekleştirdiği çuval geçirme operasyonu ile Türk devletinin Güney Kürdistan’da yürüttüğü gayri nizami harbe dur der.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un ağzından; Güney Kürdistan’ı yıkmanın mümkün olmadığı ifade edilir; ancak etkilerini sınırlandırmak mümkündür. Güney Kürdistan’ın en büyük etkisi, Kürdistan Sorunun çözümünde bir model olarak görülmesidir. Türk devletinin bütün çabası bu etkiyi minimize etmek; “Kürt politikacılar” üzerinden ulusal demokratik talepleri “ilkel milliyetçilikle” itham ederek devre dışı bırakmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">2009’a gelindiğinde şartlar, Türk devleti açısından yeniden olgunlaşmıştır. Uzun zamandır düşünülen, tartışılan ve şartları olgunlaştırılan bireysel haklar temelinde Kürt Sorununu “çözme” projesi yeniden raftan indirilmiştir. Devlet, Kürdistan meselesine bakışta bazı nuas farkları taşısa da hemfikirdir; ancak kendi içinde barışık değildir. Türk devletinde iktidara sahip olanlarla, iktidar olmak isteyenler arasında yoğun bir çatışma yaşanmaktadır. Kürdistan sorunu, çatışan tarafların bir birini yıpratma aracına dönüşmüştür. Projenin uygulanabilirliği Türk egemen sınıfları arasındaki iktidar mücadelesinin akıbetine bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Ne Yapılmaya Çalışılıyor!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ak Parti Hükümeti, 2009 yılında önce “Kürt Açılımı” sonra “ Demokratik Açılım” diye yuvarladığı projenin bir devlet projesi olduğunu söylemektedir. Buna şüphe yoktur. Bu noktada bir sıkıntı mevcuttur. Sıkıntı, devlet içerisindeki iktidar mücadelesinin yaratığı gerilimdir. Gerilim, kısmi Anayasa Değişiklik paketinin referanduma sunulmasıyla doruğa çıkar. Sonuç; kendisini devletin sahibi gören ve iktidarı elinde bulunduran asker-sivil bürokrasi için yenilgidir. Ak parti hükümeti, referandum sonuçlarının verdiği rahatlık içinde; 2009 yılında uygulamaya koyduğu ve Habur’daki görüntülerle kesintiye uğrayan süreci yeniden kaldığı yerden devam ettirmeye karar vermiş gibi gözüküyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kürt-Kürdistan sorununun çözümü ve uzlaşı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kürt-Kürdistan sorunu gibi uluslararası boyutları olan, tarihsel bir sorunun uzlaşı olmadan çözülmesi olanaklı değil. Şüphesiz aşamalı bir sürece ihtiyaç var. Öncellikle Türk devletinin kendi tarihiyle yüzleşmesi gerekiyor. Felsefik, siyasal, kültürel bir kopuşa ihtiyaç var. Tarihte, etnik/ulusal sorunların çözüm sürecine girmesi bir kopuşla başlamıştır. İspanya’da bu kopuş, Falanjizmin, Güney Afrika’da ırkçı beyaz yönetimin mahkum edilmesi çözüme giden yolun başlangıcıdır. Türk devletinin 85 yıllık imha ve inkar politikası mahkum edilmeden çözümü düşünmek saf dillik olur. 85 yıllık politikanın dayanağı Kemalizm’dir. Kemalizm sorgulanmadan ve reddedilmeden Kürt-Kürdistan sorununda adım atılamaz. Kemalizm’in asıl mağdurları Kürtler, Ermeniler ve diğer dini ve ulusal azınlıklardır. Kemalizm’in ikinci derecede mağduru Türk halkıdır. Kemalizm, Türk halkının doğal gelişme ve değişebilme dinamiklerini ortadan kaldırmış; “ulusu ve vatanı sevmeyi” başkalarının haklarını gasp edilmesi olarak algılamasını sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devletinin yüz yıllık suçları orta yerde duruyor. İstiklal Mahkemeleri, Umum-i Müfettişlikler, Sivas Kampı, Diyarbekir Cezaevi ve Kürdistan’ın her karışında hain pusularda işlenen binlerce siyasal cinayet dururken; Recep Tayyip Erdoğan’ın “<strong>Biz katile katil deriz”</strong> derken, dönüp kendi devletinin tarihine hiç bakmıyor mu? Türk devlet yetkililerinin katillerle aynı fotoğraf karesinde görünmek için nasıl yarıştıklarından haberdar değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Türk aydınları ve demokratları, kendinizi devletin güvenlik danışmanları olma rolünü bırakıp; devletin işlediği suçları teşhir etmeyi hiç düşünmediniz mi? Yıllar yılı sessiz kalmanın ötesinde olup-bitenin üstünü örtmenin gayreti içinde olmanın ayıbını omuzlarınızda hiç hissetmediniz mi? Bitlisli Mele Selim’in 1914’te idama giderken söyledikleri sizin için bir anlam ifade etmiyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">6 Mart 1923 tarihinde yapılan Meclis gizli görüşmelerinde Erzurum Mebusu Durak Bey, Kürdistan’daki politik durumu anlatırken; 1914 yılında cereyan eden Bitlis Ayaklanmasına değinir ve hareketin lideri Mele Selim’in idama giderken söylediklerini hatırlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Efendiler, 1329’da Kürdistan’da ve Kürdistan’ın ufak bir yerinde bir isyan meydana geldi. İşte Bitlis Mebusları burada. Ben de o zaman orada idim. Bunun safahatini size sunmuş olsam saatlerce devam eder. Bunun için bendeniz ayrıntılardan vazgeçiyorum. Mesela Mele Selim idam edilirken bir şey söylemişti, pek acıdır. Ne çare memleketimizin derdidir, söyleyeceğim Bunu bendenize söyledi ve bir arkadaşım da orada idi. Demişti ki, <strong>‘ Ey Türkler, beni idam edeceksiniz; ediniz. Fakat memleketinizdeki idareden utanmıyor musunuz?”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/VKXOYY3O/Bar%C4%B1%C5%9F%20Dedikleri%20%C5%9Eey._.2.doc#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Utanmak lazım. Kemalizm’in Kürt, Ermeni, Rum ve diğer azınlıklarla ilgili politikalarından utanmak lazım. Kendi halkını yalan dünyasına hapsetmesinden utanmak lazım. Katillerle gurur duyup, hak arayanları suçlu ilan etmekten utanmak lazım…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sessizlik ve pişkinliğe rağmen Kemalist ideoloji tarihinin en hazin dönemini yaşamaktadır. Kemalizm’in siyasal tezleri dumura uğramış, CHP’si  yeni devşirme kadrolara emanet edilmiştir. CHP, değişim ve dönüşüme dair hiçbir belirti vermezken; Kürtlerin siyasi arenadaki “temsilcileri”, CHP’nin arkasında saf tutmaya hazır olduklarını, Paris’ten dünyaya ilan etmekten çekinmediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Barış, Türkiye’nin kanlı tarihiyle yüzleşmesi, uzlaşı kültürünü egemen kılması, uzlaşıyı bir erdem kabul etmesi; Ankara’nın kozmik odalarında tezgahlanan Kürtleri hedefleyen operasyonlarından vazgeçmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Barış, tetikçi yerine bilim adamı, yalan yerine bilgi üretmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Barış, susturmak değil; Kürtler aleyhine şekillenen statükoyu, Kürtlerin ve bütün farklı toplumsal grupların lehine yeniden düzenlemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Barış, Kürtleri uzlaşma adı altında, “ulusal ve toplumsal haklardan feragat etmeye” zorlamak değildir. “Terbiye etme/hizaya getirme” politikasının yeni araç ve yöntemlerle sürdürmek hiç değildir. Artı, PKK’nin silahsızlandırılmasını Kürt-Kürdistan sorununun çözümü gibi sunmak; sadece manipülasyondan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">1 Aralık 2010</p>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/VKXOYY3O/Bar%C4%B1%C5%9F%20Dedikleri%20%C5%9Eey._.2.doc#_ftnref1">[1]</a> Hasan Yıldız, Fransız Belgeleriyle SEVR-LOZAN-MUSUL Üçgeninde KÜRDİSTAN, Koral Yayınları, İkinci Baskı 1991, İstanbul, s:140</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a62/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Barış” Dedikleri Şey…1</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a61</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a61#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Oct 2010 23:18:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1683</guid>
		<description><![CDATA[Baş döndüren gelişmeler yaşıyoruz. Bir gün mihver giyip savaş naraları atıyoruz. Bir başka gün beyaz giysiler içinde barış güvercinleri uçurabiliyoruz. Bu arada sivil ve masum insanlar, kurulan hain tuzaklarda paramparça olabiliyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Baş döndüren gelişmeler yaşıyoruz. Bir gün mihver giyip savaş naraları atıyoruz. Bir başka gün beyaz giysiler içinde barış güvercinleri uçurabiliyoruz. Bu arada sivil ve masum insanlar, kurulan hain tuzaklarda paramparça olabiliyor. (Batman’da dört yurtsever-demokrat insanın parçalanarak öldürülmesi, Hakkâri’de ki mayınlı saldırı) Her saldırı sonrası, taraflardan bildik klasik açıklamalar gelir. Toplum, dilini yutmuşçasına suskun, “aydınlar”,”insan hakları savunucuları”, “sivil” kurumlar yapılan açıklamalara göre pozisyonlarını belirlemeye çalışıyorlar. Akabinde, “ulusal medya da” manşetler düşmeye başlıyor. “ Barışa çok yakınız!” Parçalanmış insan cesetlerinin gölgesinde “barış” görüşmeleri!</p>
<p style="text-align: justify;">Son otuz yılın en çok kullanılan sözcüğü şüphesiz barıştır. Gerekli-gereksiz herkesin ağzında. Barış sözcüğü niye bu kadar çok kullanılır? Apoletli köşe yazarları, süngüsü eksik siyasetçiler, “muzaffer” gerilla komutanları “barış” diye başlıyorlar konuşmalarına. Bitip-tükenmeyen görüşmeler, telefon görüşmeleri, ortalığa saçılan bilgi kirliliğinin grimsi atmosferinde “barış “ diplomasisi. Tam bin bir “umut” ile bayram hazırlığımda iken yeniden ortalık kan gölü.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum olarak savaş ve barışın kavramsal olarak neye tekabül ettiğine dair bir fikrimiz yok. Olması da gerekmiyor. Savaşın en klasik tanımı, amaca ulaşmada kullanılan bir yöntem olmasıdır. (Amaç, dünyanın yeniden paylaşılması veya esaret altındaki bir halkın kurtuluş mücadelesi olabilir) Savaşın nasıl bir yöntem olduğunu tartışmıyoruz. Savaşı başlatan açısından barış, amacının gerçekleşmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1684" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a61/attachment/peacewithkurds"><img class="alignright size-medium wp-image-1684" title="PeacewithKurds" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/10/PeacewithKurds-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Bugün telaffuz edilen “barış” Kürtler için neyi ifade eder. Amacımıza ulaştığımızın ifadesi mi yoksa yorgunluk veya teslimiyetin tecellisi mi? Mevzuyu bu kadar derinleştirmeye gerek var mı? “Dört mevsim barışa” bu kadar yakınken!</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse söylediklerimizden şöyle bir sonuç çıkarmamalıdır. Çatışmalı ortamın sürmesinden yana değiliz. Dün değildik , bugünde değiliz. Ortada doğru-dürüst siyasal talep yokken, çatışmalı ortamın neden bitmediğini, bitirilemediğinin cevabını arıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan coğrafyası  Büyük İskender’den beri rahat yüzü görmedi. Fetihlerin, talanların, haydutlukların ardı arkası kesilmedi. Bizleri yok sayarak, zapt-u rapt altına istemelerinden yaklaşık yüz yıl geçti. Osmanlı’yla başlayan Kürt kıyımı, Cumhuriyetle beraber pik yapınca; yaptıklarına yeni argümanlar bulmak zorundaydılar. Cumhuriyet dönemi Kürt katliamları, resmi tarihin idealize  ettiği gibi ayaklanmalara verilen bir karşılığın ötesinde bir derinliğe sahiptir. Koçgiri, 1925 ve Ağrı dışında ayaklanma söz konusu değildir. Kürt katliamları resmi tarihe “tedip ve tenkil” olarak geçer, sayısı resmi kayıtlara göre 25’i aşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Dil Kurumunun çıkardığı Türkçe Sözlükte; Tedip: Uslandırma, yola getirme, terbiye etme. Tenkil: 1.Uzaklaştırma. 2. Herkese örnek olacak ceza verme. 3. Düşman veya zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırma.</p>
<p style="text-align: justify;">“Tedip ve Tenkil” sözcüklerinin anlamları çok net tarif edilmiş. Uygulama daha da şeffaf çizgiler içeriyor. Kürtleri yola getirme, terbiye etme. Yöntem, uslandırma, uzaklaştırma, herkese örnek olacak ceza verme ve topluca ortadan kaldırma. Örneklendirmeye kalkarsak sayfalar yetmez. Bir örnek var ki etkilerini hala çok canlı duruyor. Dersim katliamı. 1937-38 yılında Dersim’de yapılanlar, ayaklanmaya karşılık değildi. Halen zapt edilmemiş Kürt bölgesinin fetih hareketidir. “Islah ve terbiye” edilmesi gerekir. Bunun hazırlıkları 1925 Kürt Ayaklanmasının hemen akabinde 1926 yılında başlar. Bu yıllarda Dersim’de dolaşan ve gözlemlerini devletin ilgili kurumlarına rapor edenlerin başında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey gelir. Hamdi Bey, 2 Şubat 1926’da İçişleri Bakanlığına sunduğu raporda:</p>
<p style="text-align: justify;">“Dersim, Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliyat yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selâmeti bakımından mutlaka lâzımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşiretlerin durumları ve silahları hakkında verilen bilgi tevsik ve teyit ihtiyacından uzaktır. Bu konuda alınan malumat gerçeğin tam kendisidir. Son derece zeki, kurnaz ve hileci olan bu halk, hükümetin zayıf veya kuvvetli olduğuna göre mütecaviz veya itaatlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir.”<a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/Bar%20Dedikleri%20ey.doc#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Hamdi Bey’e göre okul yapmak, eğitmek, iş güç sahibi yapmak bile faydasızdır. Tek çaresi vardır, kesip atmak. Dersim’in “ıslahı” için ameliyat gereklidir. Hamdi Bey ve Diyarbekir Valisi Cemal Bey gibilerinin önerileri dikkate alınır ve planlamaya gidilir. Önce Tunceli adıyla kanunu çıkarılır, akabinde “tedip ve tenkil” hareketi başlar. Öylesine “ıslah” edilir ki aradan yetmiş yılı aşkın bir zaman dilimi geçmesine rağmen Dersim, Tunceli’liğini bırakmaz. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan kısmi Anayasa değişikliği referandumunda; değişikliğe en yüksek hayır oyunu vererek Türkiye rekorunu kırar.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet döneminde yapılan sayısız “tedip ve tenkil” hareketleri, Kürdistan coğrafyası lokal olarak bölünerek, belli bir planlama dahilinde yapılır. Örneğin; Sason (1925-1937), Bicar Tenkil Harekatı(7Ekim- 17 Kasım 1927), Asi Resul (22 Mayıs- 3 Ağustos 1929),  Tendürek (14- 27 Eylül 1929), Savur Tenkil Harekatı(20 Mayıs- 9Haziran 1930), Zeylan Ayaklanması (Zilan Katliamı T.S. 20 Haziran- Eylül başı 1930), Oramar Ayaklanması (16 Temmuz- 10 Ekim 1930), Pülümür Harekatı( 8 Ekim-14 Kasım 1930), Tunceli(Dersim) Tedip Harekatı(1937-1938) diye liste uzayıp gidiyor.<a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/Bar%20Dedikleri%20ey.doc#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazımızın konusu Cumhuriyet adıyla yeniden şekillenen Kemalist erkin Kürt politikasının analizi etmek değildir. Bugünün anlaşılabilmesi için, yakın tarihte kısa bir gezinti yapmak; çok yakın tarihte meydana gelen gelişmeleri mercek altına almak, son otuz yılda uygulanan Kürt politikasının daha büyük çapta “tedip ve tenkil” hareketlerden ibaret olduğuna vurgu yapmaktı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesiyle topyekun “terbiye etme” süreci başlatılır. Kürtleri bir bütün olarak ortadan kaldırmak olanaklı değildir. Ancak; “ıslah etme”, asimile etme, entegre etme, Kürt düşün dünyasını çoraklaştırmak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelinen yer itibariyle Kürt düşün dünyasındaki çoraklığın neden ve sonuçları konusunda; Sayın Zeynel Abidin Kızılyaprak’ın “ <strong>Kürt Düşün Dünyasında Kısa Bir Gezinti</strong>” adlı kitabı ciddi bir çalışma. Kızılyaprak, kitabın giriş bölümünde şu tespiti yapıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürt aydınının, Kürt düşün dünyasının, 4 büyük badireden geçtiğini ve dördüncüsünü hala yaşadığını düşünüyoruz: Onun katliama uğradığını, karartıldığını, köylüleştirildiğini ve nihayetinde düşünsel anlamda depresyona girdiğini söyleyebiliriz.”  <a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/Bar%20Dedikleri%20ey.doc#_ftn3">[3]</a></p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Askeri Darbesiyle, Kürtler akıl almaz bir şiddet girdabıyla karşı karşıya kalırlar. Toplum normal düşünebilme, olayları serinkanlı değerlendirme yetisini yitirdiği noktaya getirilir. Artık Kürt toplumunda; şiddette şiddetle cevap verme gerekliliği tartışılamaz bir noktaya sürüklenir. PKK’nin 1984’te silahlı mücadeleyi başlatmasıyla, “tedip ve tenkil” yeni bir aşamaya geçer. Devletin “faili meçhuller” diye tanımladığı sürek avı başlatır. Kürt katliamı start  almışken, Turgut Özal Cumhurbaşkanı olur. Özal, dar ekibiyle kafasındaki “çözümü” tartışmaya açmak ister. Özal’a göre PKK artık silahı bırakmalıdır. Sayın Celal Talabani üzerinden girişimler başlar ve bilinen 93 ateşkesi ilan edilir. Aslında ilan edilen ateşkes şekli olmaktan öteye geçmez. Özal’ın projesi militarist bürokratik yapının duvarına çarpar ve Ankara’nın karanlık mahzenlerinde boğulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Turgut Özal, şüphesiz Kemalist erke göre dünyadaki gelişmeleri ve bunların gelecekte alacakları biçimi daha iyi yorumlayabilen bir şahsiyettir. Özal’a göre “Güçlü Türkiye” Kürt Sorunun “demokratik standartların yükseltilmesiyle” çözülebilir. Bu düşünce, Turgut Özal ve ekibinin yok edilmesiyle sonuçlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Darbesiyle Kürt politikası yeniden ve detaylarıyla planlanmıştır. Müthiş bir toplum mühendisliği projesidir. Sürdürülecek düşük yoğunluklu çatışmalı ortam ile Kürt toplumu şiddet sarmalından geçirilip, terbiye edilecek ve ulusal talepleri ağzına almaya tövbe edecektir. Bu arada askeri vesayet güçlendirilecek ve toplum milli tarize edilecektir. Son zamanlardaki itiraflar, 1980’den bugüne değin süren uygulamaların devlet politikası olduğunu tartışmasız ortaya koyar. Koramiral Attila Kıyat, bir televizyon programında; “failli meçhullerin “ devlet politikası olduğunu itiraf eder. Aynı dönemin aktörlerinden Albay Arif Doğan, Eşref Bitlis’in öldürülmesinden başlayarak  peş peşe açıklamalar yapmaya başladı. Bu açıklamaların neye yönelik olduğu, dönemin üstünü örtmeye mi yoksa biraz da olsa aralamaya mı yönelik olduğu önümüzde ki günlerde görülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıl iki binlere dayandığında dengeler yerine oturur. Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirilir, PKK kuvvetlerini Güney Kürdistan’a çekilir ve herkeste birden demokrasi sevdası nüks etmiştir. Şiddet tezgahından geçirilen Kürtler, müthiş “ yumuşamışlardır”. Artık bütünleşmenin zamanıdır. Kürt ismiyle anılan partiye gerek yoktur. Devletin güvenilir kadrolarından, “faili meçhuller”  dönemin Başbakan yardımcısı Murat Karayalçın’a parti kurma görevi verilir. Bu parti Kürtleri kapsayacaktır. Bunun ilk adımları atılır. DEHAP, 2004 yerel seçimlerine SHP listelerinden ve Murat Karayalçın’ın liderliğinde katılır. Yapılan yerel seçimdir ve baraj sorunu yoktur. Tabanı test etme ve psikolojik olarak alıştırma harekâtıdır. İtirazlara rağmen, başarıyla uygulanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tam da “kucaklaşmaya ve bütünleşmeye “ ramak kalmışken iç ve dış konjöktür değişi verir. Amerika’nın Irak’a müdahalesi ve Ak Partinin iktidara gelmesi dengeleri alt üst eder. Akabinde Federal Kürdistan Devletinin kurulması, bütün hesapların yeniden yapılmasına sebep olur.</p>
<p style="text-align: justify;">05.10.2010</p>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/Bar%20Dedikleri%20ey.doc#_ftnref1">[1]</a> Faik Bulut, Devletin Gözüyle Türkiye’de Kürt İsyanları, Yön Yayınları, Birinci Baskı, Temmuz 1991, İstanbul, s:220</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/Bar%20Dedikleri%20ey.doc#_ftnref2">[2]</a> Yapılan harekatlar ve kullanılan isimler, Genelkurmay Harp Tarihi belgeleri esas alınarak yazılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/Bar%20Dedikleri%20ey.doc#_ftnref3">[3]</a> Zeynel Abidin Kızılyaprak, Kürt Düşün Dünyasında Kısa Bir Gezinti, Doz Yayınları, Birinci Baskı Nisan 2010, İstanbul, s:15</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/%e2%80%9cbaris%e2%80%9d-dedikleri-sey%e2%80%a61/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1925 Şehitlerini Anma Etkinliklerinden Notlar</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 20:57:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1573</guid>
		<description><![CDATA[     Bu yıl, Diyarbakır’da 1925 şehitlerini anma amacıyla üç ayrı etkinlik düzenlendi. İki tanesi bizlerinde katkılarıyla Dicle-Fırat Diyalog Grubu tarafından organize edildi. Bir başka etkinlikte 29.06.2010 tarihinde BDP ve DTK  tarafından düzenlendi. Geçmiş yılların aksine Türk medyasının ilgisi çok fazlaydı. İlginin nedeni 20.Yüzyılın başlarında meydana gelen tarihsel olaylarla yüzleşme veya en azından söz konusu tarihsel olayları tartışabilme cesaretini göstermekten kaynaklanmıyordu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu yıl, Diyarbakır’da 1925 şehitlerini anma amacıyla üç ayrı etkinlik düzenlendi. İki tanesi bizlerinde katkılarıyla Dicle-Fırat Diyalog Grubu tarafından organize edildi. Bir başka etkinlikte 29.06.2010 tarihinde BDP ve DTK  tarafından düzenlendi. Geçmiş yılların aksine Türk medyasının ilgisi çok fazlaydı. İlginin nedeni 20.Yüzyılın başlarında meydana gelen tarihsel olaylarla yüzleşme veya en azından söz konusu tarihsel olayları tartışabilme cesaretini göstermekten kaynaklanmıyordu. Türkiye’nin hızla demokratikleştiği ve bütün sorunları tartışabilme zeminini yaratığı söylenemezdi. Aksine devletin içindeki iktidar mücadelesi derinleşiyor, devletin tüm kurumlarında göğüs göğüse çatışma devam ediyordu. Yüksek yargı bu çatışmanın açık bir tarafı olarak siyasal mücadeledeki yerini alıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1572" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar/attachment/amed_2010_sehidenkurdistane"><img class="alignright size-medium wp-image-1572" title="Amed_2010_SehidenKurdistane" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/07/Amed_2010_SehidenKurdistane-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>İlginin nedeni belirttiğimiz hususlar olmadığına göre, geride tek bir ihtimal kalıyor. Etkinliklerin Şeyh Said’ın adında somutlaşması ve söz konusu etkinliklerde yapılan kimi konuşmaların ve görüntülerin Kemalistlerin öne sürdükleri tezleri destekler mahiyette olmasıdır. Türk basını, etkinlikleri “İlk defa Diyarbakır’da <strong>Cumhuriyet rejimine</strong> karşı ayaklanan Şeyh Sait anılıyor” şeklinde lanse etti. Başta CNN ve NTV olmak üzere birçok kanalda ard arda programlar yapılmaya başlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">1925 şehitlerinin ilk kez anıldığı doğru değildi. 2005‘ten itibaren düzenli olmasa da anmalar yapıldı. İlk kez 3 Temmuz 2005 tarihinde Kürd-Der tarafından düzenlenen bir panel ile anıldılar. Panele Dr. Mehmet Emin Sever, Şeyh Kasım Fırat, Şerefhan Cıziri katıldı ve İbrahim Güçlü tarafından yönetildi.</p>
<p style="text-align: justify;">En kapsamlı anma, 2008 tarihinde “Bîranîna Serok û Têkoşerên Kurdîstanê ya 1925-an” adıyla gerçekleştirildi. Anma, TEVKURD- Komeleya Ehmedê Xanî- Demokratên Şoreşger/CIVAN KURD-Weşanen Ray- bağımsız şahsiyetlerden oluşan bir komite tarafından planlandı. Planlamaya göre; 27.06.2008 tarihinde panel, 28.06.2008 tarihinde Ulu Camii önünde anma, 29.06.2008 tarihinde ise mevlit okutulacaktı. Tüm etkinlikler mahkeme kararı ve Diyarbakır Valiliği tarafından yasaklandı. Yasaklamaya rağmen Ulu Camii önündeki anma ve mevit gerçekleştirildi. Hem 2005’teki anma hem de 2008’teki anmalarla ilgi ceza davaları açıldı ve bu davaların bir kısmı devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yılki ilk etkinlik 26 Haziran’da “ Şeyh Said Konferansı- 1925 Özgürlük Şehitlerini Anma” adıyla düzenlendi. Konferansa Mele Süleyman Kurşun, Abdullilah Fırat ve ben konuşmacı olarak katıldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Mele Süleyman Kurşun’un konuşmasında; İslami Kürt kesimdeki genel kafa karışıklığının çizgilerini yansıtıyordu. 1925 Hareketinin sahiplenmesinin hangi temelde olduğuna dair net bir fikir edinmek mümkün olmadı. Zaten konuşma esas itibariyle Şeyh Said’in şahsına yönelikti ve Şeyh Said’in 1925 Hareketindeki rolü ile ilgili fazlaca bir şey söylenmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Paneldeki en enteresan konuşma Şeyh Abdullilah Fırat tarafından yapıldı. Konuşmasının tamamını Şeyh Said ailesi ve Şeyh Said’in şahsına ayırdı. 1925 Hareketine değinmemeye özen gösterdi. Özetle; “Şeyh Said ailesinin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soyundan geldiklerini, Kürt olmadıklarını, Urmiye bölgesinden göç edip buralara geldiklerini, Şeyh Said’in derin bir din alimi olduğunu ve zengin bir kütüphanesinin bulunduğunu, aynı zamanda ticaretle meşgul olduğunu ve bu nedenle çok zengin bir aile olduklarını” uzun uzadıya anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Abdullilah Fırat’ın konuşmasında belgeye dayandırdığı tek somut söylemi; Yunan kuvvetlerinin İzmir’e girmesiyle beraber Hükümette çekilen ve birçok aile ferdi tarafından imzalanan destek telgrafıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Fırat, konuşması arasında yaptığı bir belirleme günün gafı olarak hafızalardaki yerini aldı. Harput’un alınması sırasında yağma ve talan yapanların “Zazaca konuşan Dersimliler olduğunu” söyledi. Akabinde yaptığı bir belirleme var ki çok daha vahimdir. Okuyucuya saygıdan dolayı yaptığı belirlemeyi aktarmayı uygun görmüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu söylemi doğrulayacak hiçbir bilgi ve belge yoktur. <em>1925 Hareketi Azadi Örgütü</em> adlı kitap çalışmamda Harput’taki yağma olayına değinmiştim. Harput’a giren Kürt kuvvetlerinin başında bulunan Şeyh Şerif’in; “<strong>Her kim bu kabil harekâta cüret ederse, idam edileceği</strong>” emrine rağmen olayların gidişatını değiştirmediğini, yağma ve talan olaylarının devlet güçleri tarafından organize edildiğini ve Kürt kuvvetlerinin aleyhine kullanıldığı açıktır. Bu hususa değinenlerden biri de Behçet Cemal’dır. Behçet Cemal, yağma-talan olayını şöyle anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Birden her tarafa tahrip ve yağmacılık başlıyor. Sanki sihirli bir kuvvet Elazığlıların, maneviyatlarına varıncaya kadar her şeyini esir etmiş… Subay evlerine de taarruz edilmesi ve neticede yağmacılığın genişlemesi üzerine fedakar beş on Bitlislinin bu soygunculara karşı çektikleri silahların sedası muhit içinde İsrafilin borusu gibi tesir etmiş. Herkes yavaş yavaş uyanmaya ve savrulmağa başlıyor ve ancak o zaman eşkiyanın memleketten koğulmasına imkan elveriyor.”<a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/2010-1925%20ehitlerini%20anma.doc#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Behçet Cemal’in bahis ettiği <strong>“sihirli kuvvet”</strong> aslında devletin kuvvetidir. Devlet, krizi iyi yönetebilmiş ve ortamı kendi lehine çevirmeyi becermiştir. Yağma ve talan olayı bu kadar açıkken, bu olayı başka tarafa çekip; “şunlar yaptı-bunlar yaptı” türünden değerlendirmeler, olayın özünü saptırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said ailesine mensup Şeyh Diyadin Fırat ise CNN TÜRK’te yayınlanan bir programa katıldı. 28.06.2010 tarihinde CNN TÜRK’te Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtlayan Şeyh Diyadin Fırat’ın açıklamaları da genel çerçeve itibariyle Şeyh Abdullilah Fırat’la aynı paralelde olduğu dikkatlerden kaçmadı. Şeyh Diyadin Fırat, gayet mahcup bir tavırla; “Osmanlıdan Cumhuriyette geçişin bir travma yarattığını, bu travmanın rejim değişikliğinden kaynaklandığını, insanların evlerinin eşyalarını değiştirirken bile bundan çok etkilendiklerini, istenmeden böyle bir hadisenin meydana geldiğini ve 1925’in böyle değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Şeyh Diyadin Fırat, sorulara verdiği yanıtlarda Kürt kelimesini ağzına almadı ve Cüneyt Özdemir’in Ulu Camii’nin önünde Cibranlı Halit Bey’in son sözlerinin yazılı olduğu bez afişi işaret ederek, bu sözler ne anlama geliyor sorusuna; “<strong>Söz konusu afiş bize ait değildir” </strong>diye yanıtladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Diyadin Fırat’ın neyi sahiplendiği neyi sahiplenmediği kendi problemidir; ancak herkes şunu bilmelidir; Cibranlı Halit Bey’in son sözleri vasiyetidir. <strong>“ Siz bugün beni asıyorsunuz, arkanda milyonlarca Kürt var. Torunlarımız bizlerin intikamını alacaklardır.” </strong>derken, Kürt Halkının  imha ve inkar zihniyetini mutlaka mahkum edeceğini ve kendi ulusal demokratik haklarına sahip çıkacağını; dar ağacına giderken haykırmıştır. İntikamdan kastettiği budur. Tarih kendisini haklı çıkarmıştır. Milyonlarca Kürt 85 yıldır haklı ve meşru ulusal demokratik haklarının mücadelesini vermeye devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın Kürt tarihinin her türlü araç-gereç kullanılarak maniple edilmeye çalışıldığı açıktır. Bizler, geçmişte Kürt Halkı için fedakârlık yapmış şahsiyetleri anarken; bir anlamda ortalığa saçılan bilgi kirliliğini aralamaya, bilimsel-akademik metot içerisinde olayları analiz etmeye, Kürt tarihinin maniple edilmesi karşısında ciddi bir duruş sergilememiz gerekmez mi? “1925 Özgürlük Şehitlerini Anma” adıyla bir konferans düzenleyeceksiniz;  konferansta 1925 Hareketini konuşmayacak, tartışmayacak, bu hareketle ilgili ciddi hiçbir analiz yapmayacaksınız. Yapmak isteyenlere de ince taktiklerle engel olmaya çalışacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuşmalar yüzlerce, binlerce ve televizyon haber-programları dikkate alındığında milyonlarca insanların önünde yapıldı. Kürt kamuoyunun tepkisini merak ettim. Yazımı bu nedenle biraz geciktirdim. İki yazı dışında bir değerlendirmeye rastlamadım. Bu yazılardan biri Sayın <a href="http://www.kurdistan-news.net/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=3945:serhildana-ex-seid-yan-tevgera-komiteya-azadiya-kurdistan&amp;catid=42:niviskar&amp;Itemid=56">Zeynel Abidin Han</a>’a gideri ise Sayın <a href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%E2%80%A6">İbrahim Güçlü</a>’ye aittir. Sayın Güçlü’nün yazısı esas itibariyle geçmişte 1925 Hareketinin sahiplenilmesinin kronolojik bir dökümünden ibarettir. Yazılanlar doğrudur; ancak bu yıl yapılan etkinlerin biçimine ve içeriğine hiç değinmemektedir. Bu son derece dikkat çekicidir. Muhalif kişiliği ve eleştirel tutumuyla tanıdığımız Sayın İbrahim Güçlü’nün bunca bilgi kirliliğine, mürit toplantısı seviyesinde konuşmalara, Kemalist tezleri desteklercesine ortaya çıkan görüntülere söyleyecek sözü yok !</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada söyleyeceğiz şudur; saygıdeğer doktor ağabeyimizin doktorlara atfen söylediği “ Doktor ilk görevi hastaya zarar vermemektir, teşhis ve tedavi sonra gelir.” Son derece yerinde bir belirlemedir. Buradan hareketle Kürt siyasetçileri, aydınları, dindarları, sosyalistleri, muhafazakarları, liberalleri ve demokratları bir bütün olarak yapacağımız ilk şey Kürt Halkının haklı ve meşru mücadelesine zarar vermemektir. Unutmayınız ki sicillerimiz sabıkalarla doludur. Akabinde yapabileceğimiz katkıyı düşünmeliyiz ve üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;">08.07.2010</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır</p>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/2010-1925%20ehitlerini%20anma.doc#_ftnref1">[1]</a> Şeyh Sait İsyanı, Aktaran Nurer Uğurlu-Kürt Milliyetçiliği, Kürtler ve Şeyh Sait İsyanı, S:322</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehîdên Çardê Nîsanê</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sehiden-carde-nisane</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sehiden-carde-nisane#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 23:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1302</guid>
		<description><![CDATA[Piştî Şerê Cîhanê yê Yekemîn, Xalid Beg û hevalên wî eşkera ye ku li herêma Serhedê di belavbûna şaxên Kurd Tealî Cemiyetî de role ke gelek mezin leyistin. Hevnasîna Xalid Beg û kurdperwerê Stenbolê di dema xwendekarîyê de(1891-1902) çêbûye. Dibîne ku hinek zaroken mir û paşayên kurdan dinav cemiyet û grubên kurdperweri de cîh girtine. Ersan Yavi di kitêba xwe de bal dikşîne ser wê yekê û dibêje:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Piştî Şerê Cîhanê yê Yekemîn, Xalid Beg û hevalên wî eşkera ye ku li herêma Serhedê di belavbûna şaxên Kurd Tealî Cemiyetî de role ke gelek mezin leyistin. Hevnasîna Xalid Beg û kurdperwerê Stenbolê di dema xwendekarîyê de(1891-1902) çêbûye. Dibîne ku hinek zaroken mir û paşayên kurdan dinav cemiyet û grubên kurdperweri de cîh girtine. Ersan Yavi di kitêba xwe de bal dikşîne ser wê yekê û dibêje:</p>
<p style="text-align: justify;">“Xalid Begî ligel pâşeweyên ku doza serxwebuna Kurdistanê bo xwe kiribûn armanc pêwendîyên nepen danîbû û piştî sala 1914 van pêwendîyan gurrtir kiribû. Bo numûne, din av rêxistina Kurd Tealî Cemiyetî de ku di pêşengîya Seyîd Evdilqadir de hatibû avakirin ew ji endamên herî çeleng e.”<a href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1301" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sehiden-carde-nisane/attachment/biranina14enisane"><img class="alignleft size-full  wp-image-1301" title="Biranina14eNisane" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/04/Biranina14eNisane.jpg" alt="" width="462" height="260" /></a>Li gorî Xalid Beg û hevalên wî armanc azadbûna Kurdistanê ye. Wan Kurdistanê yekparçe didîtin û li kîjan parçeyî dibe bila bibe, serkeftina her hewldaneke ya ji bo serxwebûna Kurdistanê wek serkeftina xwe didîtin. Lê nakokiyên di navbera wan de li wê derê jî berdewam in, ew rewş di xebata Tealî Cemîyetiya Kurd de jî xwe nîşan dide. Tealî Cemîyetiya Kurd ji alî armancên siyasî ne zelal e.</p>
<p style="text-align: justify;">Dema Şerê Cîhanê yê Yekemîn diqede û Peymana Sewrê tê rojevê, Xalid Beg û hevalên wî xebateki berfireh di meşînin. Li êdî navenda xebatê bûye Erzirom. Dest bi xwerêxistinkirineke nûh dikin, ku bi taybet efserên kurd di pirraniyê de ne. Navê rêxistina nuh <strong>Komîta Îstîklal a Kurdistanê(Azadi</strong>) ye. Li gorî texmîna min 1920an de hatîye damezirandin. Rêxistina Azadî heya sala 1923 xebata xwe bi awayeke nehênî(illegal) berdewam kiriye. Despêkê de xebat zêdetir wek xwerêxistkirina kadroyî dinav yekîneyên artêşê de ye. Di salên 1922-23 de dinav hewldaneke gurr de ne ku, alîkariya welatên derve bo xwe peyda bikin. Ji alîyekê ve ligel bolşevîkan û ji alîyê din ve ligel îngilîz û fransizan dikevin nav pêywendiyan.</p>
<p style="text-align: justify;">Xalid Beg bo xwe kirîye armanc ku, tevayî rêxistinên kurdan di bin banekê de bigihêne hev. Di yekkirina Cemîyeta Tealî ya Kurdistanê, Teşkîlatî Îçtîmaî û Komîteya Kurd a Erziromê(Azadî) de bi ser dikeve. Bi vî awayî daye îspatkirin ku kurd, digel ku xwediye hizirînên ji hev cihê bin jî, lê ew dişên li dora bernameyeke xwe bigihênin hev û wek rêxistinekê derbikevin qada sîyasî ya cîhanê, bi vê awayî ew “qenaet”a giştî ku dibêje &#8220;kurd nabin yek&#8221;, hatîye hilweşandin.</p>
<p style="text-align: justify;">Piştî ku di sala 1923 de Peymana Lozanê tê îmzekirin êdî Azadî dest bi organîzekirineke giştî dike. Di demeke kurt de li 23 bajar û bajarokan şaxên wê têne danîn. Ji her tebeqeyê, gel bi girseyî tevlî Azadîyê dibe û dest bi xebate dikin ku di rewşeke musaît de serhildanê lidarxînin.</p>
<p style="text-align: justify;">Dagirker ji xebata Komîta İstîklal a Kurdistanê agahdar dibin û bi komployê seroken rexîstine û kadroyen sîyasî esîr digrin. Tevgera Azadîya Kurdistanê be serî dimîne û berîya wexte bi provakasyonekê destpê dike.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadroyên Komîta İstîklal a Kurdistanê li Diwana Herba Bidlîsê ten mehkemekirin. Gelek vekirî ye ku Komara Tirk ji vî alî de di nav reftariyeke gelek ketum daye. Tiştên ku di nav rêzikên nivîsandinên berpirsiyarên dewletê yên wê demê de, carînan têne qisetkirin di vî warî de sedema ewçend ketumbûna dewletê bi me didin fêmkirin. Wek nimûne, Ahmet Sureyya Örgeevren ji bo Dîwana Herba Bidlîsê wisa dibêje:</p>
<p style="text-align: justify;">“Her wiha Alî Rizayê ku li dewreya yekemîn ya Meclisa Miletî ya Mezin wek mebûsê Bidlîsê wezîfedar bû, Mîralay Xalid Begê Cibrî ku zavayê wî bû û Mela Evdirehmanê Şirnexî û hindek kesên din di encama biryara Dîwana Herbê ya Taybet bi tawanbarîya <strong>doza kurd û Kurdistanê</strong> cezaya dardekirinê li wan hatiye birîn.”<a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Ji van gotinên dozger encameke wisan hasil dibe ku Xalid Beg û hevalên wî xweparastineke ciddî ya sîyasî li hemberî dadgehê kirine.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadroyên Komîta İstîklal, despeka sadsala 20en de nasnameya kurdayetiyê derxistin pêş û vê nasnameyê bi her kesî dan qebûlkirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi xebatekî aktîf Azadî avakirin û ji bo armanceke zelal li her parçe Kurdistanê xebat meşandin.</p>
<p style="text-align: justify;">Her rengê civata Kurdistanê gîhandin hev û li hember dijmin yekîtiya kurdan pekanîn.</p>
<p style="text-align: justify;">Îdeolojîya fermî ya Dewleta Tirk, li ser armanc û naveroka Komîta İstîklal û Tevgera 1925an xebatekî kirêj meşand. Îro jî li ser armanc û naveroka Tevgera 1925an gengeşî berdewam in.</p>
<p style="text-align: justify;">Demegog û nivîskarin dagirkeran di derbarê Tevgera Azadiye û serokê wê da ji bo xapandina raya giştî ya dinyayê û navxwe, çi derewan li lev tînin bila bînin “roj bi bêjingê nayê veşartin”. Agahdarî û belgeyên berdest, naveroka Tevgera Azadiya 1925 a derdixîne hole. Mij û dûmana li ser diroka Kurdistanê roj bi roj belav dibe.</p>
<p style="text-align: justify;">Her weha Seydayê hêja Mela İmadettin, di helbeste xwe ya bi navê “Li Ser Rêxistina Azadî dibîn Serokatiya Mîralay Xalid Begê Cibranî” bi kurtayî diroka Kurdistanê ya 1920an bi hestên netewî anîye ziman.  Em ji bo keda Seydayê hêja Mela Îmadettin spasdarin û şehîdên Kudistanê tu carî  ji bîr nakin.</p>
<p style="text-align: justify;">Slav û rêz.</p>
<p style="text-align: justify;">14.04.2010</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbekir</p>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Ersan Yavi, Kurdistan Ütopyası 1. Cilt, Yazıcı Yayınevi, 1. Basım, İzmir, 2006, r.238</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2">[2]</a> Ahmet Sureyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Temel Yayınları, İstanbul, 2002, r.38</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Li  Ser Réxistîstîna Azadî Dibîn Serokatîya Mîralay Xalîd Begé Cîbranî</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Sal 1920 Mîladî</strong></p>
<p style="text-align: right;">Serok û rehberê Kurd Xalîd Begê Cîbranî</p>
<p style="text-align: right;">Siyaset medarê zana û xwedî nam û nîşanî</p>
<p style="text-align: right;">Pîştî Şerê Cîhanê, mafên Kurdan nedan wan</p>
<p style="text-align: right;">Xalîd Beg û hin evser rabûn ji bo doza wan</p>
<p style="text-align: right;">Sala hezar û nehsed û di gel bîste mîladî</p>
<p style="text-align: right;">Rêxîstîna Azadî ewana damezrandî</p>
<p style="text-align: right;">Mîralayî Xalîd Beg serokê wî bîjartin</p>
<p style="text-align: right;">Gelek Kurd tê beşdar bûn ji bo ku wê ecbandin</p>
<p style="text-align: right;">Mînanî Yusuf Zîya, Yuzbaşî İhsan Nurî,</p>
<p style="text-align: right;">Dixtor Fuad, Xurşid, Ekrem û Hacî Extî</p>
<p style="text-align: right;">Gelek zanyarê dînî  Şex Seidê Pîranî</p>
<p style="text-align: right;">Ew jî têda beşdar bû bî cemawerek giranî</p>
<p style="text-align: right;">Pîr qeku mal bendé wê li bajara ew çêbun</p>
<p style="text-align: right;">Siyaset medarê Kurda ew jî tev tê de qeyd bûn</p>
<p style="text-align: right;">Ji bo Kurda şîyarkin, her yek wezife dan wan</p>
<p style="text-align: right;">Divê her bi xêbitin li bajar u li gundan</p>
<p style="text-align: right;">Bîryara wana ew bû di biharê kû rabin</p>
<p style="text-align: right;">Ew şorişê dest pêkin welatê xwe xîlaskin</p>
<p style="text-align: right;">Belê dîjminên Kurda bi rêxîstînê hisyan</p>
<p style="text-align: right;">Ewan Xalîd Beg gîrtîn li Bedlîsê xistin zîndan</p>
<p style="text-align: right;">Bî hîle û bî komplo wan Kurda mecbur kirin</p>
<p style="text-align: right;">Şoreşekî ji nîşka bê wextî dest pê bikin</p>
<p style="text-align: right;">Sala hezar û nehsed û bist û pêncê miladî</p>
<p style="text-align: right;">Şoriş derket meydanê ewê dijmin tirsandî</p>
<p style="text-align: right;">Bin serokatîya Şêx Seid Pîranê destpêkirin</p>
<p style="text-align: right;">Gelek bajarê Kurda ji dijmin azad kirin</p>
<p style="text-align: right;">Belê dijminên faşist xwestin Kurda qirbikin</p>
<p style="text-align: right;">Bi şiklekî pir wehşi şoreşê serkut kirin</p>
<p style="text-align: right;">Serok û endamê wê hemi wan şehid kirin</p>
<p style="text-align: right;">Bi hezaran gündên Kurdan tev kirin kavl û wêran</p>
<p style="text-align: right;">Qetliamek wan anî ji bo xelqê Kurdistan</p>
<p style="text-align: right;">Gelek zarokên Kurdan bi bav û dê yetim man</p>
<p style="text-align: right;">Belê qehremanên Kurd bi şeref û bi rûmet</p>
<p style="text-align: right;">Serî dabûn di vê rê bibin azadi û serbest</p>
<p style="text-align: right;">Minanî Hecî İxtî gelek şehidên Kurdan</p>
<p style="text-align: right;">Bi jana Kurd û- Kurdistan li ber sêpî wan bangdan</p>
<p style="text-align: right;">Qehremanîya Xalîd Beg seda kî pir mezin da</p>
<p style="text-align: right;">Cîhê fexr û şanazî ji bona xelqê Kurdan</p>
<p style="text-align: right;">Rejima Kemalîst tev de nûnerê xwe şandîn</p>
<p style="text-align: right;">Xelîl Xulqi û İlyas xwe bi Xalîd Beg gîhandîn</p>
<p style="text-align: right;">Gotin Kemal dibêje Xalîd Beg ger poşman be</p>
<p style="text-align: right;">Em dê pê ra heval bin wê ji zindanê xilas be</p>
<p style="text-align: right;">Xalîd Beg da bû sêf bi cesur û mêranî</p>
<p style="text-align: right;">Go ez xwedyê dozê me dozek qîmet û giranî</p>
<p style="text-align: right;">Çî dibe bira bibe ew dev ji dozê bernadim</p>
<p style="text-align: right;">Bi yê weki Kemal ra hevaltîyê ez nakim</p>
<p style="text-align: right;">Xalîd Beg û ê li pê ra li wê der şehid kirin</p>
<p style="text-align: right;">Ji bo ku ew leşker bû wî güle baran kirin</p>
<p style="text-align: right;">Serok û rêhberê min Xalîd Beg û Şêx Seid</p>
<p style="text-align: right;">Xelqe Kurdan şiyar in hew dibin jar û ebid</p>
<p style="text-align: right;">Ew dê xûna we rijandin spas ew neçû heder</p>
<p style="text-align: right;">Dara we bi xûnê avda wa  girti fîkîyê ber</p>
<p style="text-align: right;">Berhemê xûna we ye ey şehîdên qehreman</p>
<p style="text-align: right;">Dewletek Kurdî çê bû li Başurê Kurdistan</p>
<p style="text-align: right;">Xwedi ala û leşker dadigah û perleman</p>
<p style="text-align: right;">Di her sal zivrina we timî deng û basê wan</p>
<p style="text-align: right;">Pirtuk û rojnamê wan hurmetkar in ji bo we</p>
<p style="text-align: right;">Di ser rupelê pêşin de lê ayin û resmê we</p>
<p style="text-align: right;">Raste ew Kurdên Başur ji mej ve ew doste we</p>
<p style="text-align: right;">Di roje tal û tengi di hawar û gazîya we</p>
<p style="text-align: right;">Rehberê Kurd Mevlana Şeyh Ahmedê Barzanî</p>
<p style="text-align: right;">Ewi bira ê nemir hêja serok Barzani</p>
<p style="text-align: right;">Ewî digel hêzeki di hewara wan şandî</p>
<p style="text-align: right;">Bi Miralayî Xalîd Beg û Şêx Seid xwe gîhandî</p>
<p style="text-align: right;">Gurdîlî giş hozanvan ji bo we minnetdar im</p>
<p style="text-align: right;">Bi helbesta sîirê xwe ji bo we pesindar im</p>
<p style="text-align: right;">Di roje cejna şahî di bîra xwe we bînin</p>
<p style="text-align: right;">Ewî navê wey piroz bi xama zêr bînîsîn</p>
<p style="text-align: right;">Hezar rahmet bibari li gora wan şehidan</p>
<p style="text-align: right;">E  ji bo azadiya Kurd ruh û canê xwe keydan</p>
<p style="text-align: right;">Esefdar im ta iro nediyar e tırba we</p>
<p style="text-align: right;">Dil û qelbê her Kurdi ewê tirb û gora we</p>
<p style="text-align: right;">02.12.2009- Batman</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Mela İmadettin ê Gürdîlî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sehiden-carde-nisane/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Li Newroza Diyarbekirê Êrîşa li Ser Alaya Kurdistanê</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/li-newroza-diyarbekire-erisa-li-ser-alaya-kurdistane</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/li-newroza-diyarbekire-erisa-li-ser-alaya-kurdistane#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 17:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1286</guid>
		<description><![CDATA[Pirsa bingehin ev e: Kurd çi ne û çi dixwazin? Bêguman ew pirsa esasî em kurd ji xwe bipirsin. Ev xebat, hewldan, fedekarî, têkoşîn û berxwedana bi sed salan ji bo çi ye?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Pirsa bingehin ev e: Kurd çi ne û çi dixwazin? Bêguman ew pirsa esasî em kurd ji xwe bipirsin. Ev xebat, hewldan, fedekarî, têkoşîn û berxwedana bi sed salan ji bo çi ye?<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Em pir dûr neçin. Di van sîh salên dawiyê de çil hezar xortên Kurdistanê ketin bin axê. Bi hezaran gundên kurdan hatin şewitandin. Milyonan kurd hatin koçberkirin û li metropolan li jiyaneke ne însanî hatin mehkumkirin. Çografyaya Kurdistanê hat talankirin û wêrankirin. Gelo sedemê van bûyeran çi bû?<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1287" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/li-newroza-diyarbekire-erisa-li-ser-alaya-kurdistane/attachment/alakurd"><img class="alignright size-medium wp-image-1287" title="alakurd" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/04/alakurd-250x163.jpg" alt="" width="250" height="163" /></a>Divê pirsgirêka neteweya kurd baş bê tarîfkirin. Dema pirsgirêka neteweya kurd rast û dirust neyê tarîfkirin, wê demê ji bona çareserîyê jî daxwazên rast û dirust, li gorî pîvan û modelên navneteweyî dernakevin holê.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Riya herî kurt; em neteweyek in û nasnameyeka me heye, em li diroka xwe û zimane xwe xwedi derdikevin, bi zimanê kurdî perwerdeyê daxwaz dikin, wekî neteweyên dînyayê, em ji dezgehên neteweyîbûnê avabikin, hemû warên jîyanê de wek milletek bêne pejirandin.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Pisgirêka neteweya kurd pirsgirêkeke dîrokî û sîyasî ye. Neteweya kurd, neteweyeke bindest e. Kurdistan navbeyna çar dewletan de parçe bûye. Ji bo wî sedemî pisgirêka Rojhilata Navîn e û pisgirêka dinyayê ye.</p>
<p style="text-align: justify;">Her netewe dixwaze xwe îdare bike, xwedîyê devlet û xwedîyê alayê be. Ala sembola millettan e, jê ra hurmet û siyanet lazim e.</p>
<p style="text-align: justify;">Niha ez dixwazim balê bikşînim ser bûyereke girîng. Ev du-sal in di pîrozkirina cejne Newrozê de êrîş diçe ser alaya Kurdistanê. Newroza 2009an de xortên Kurdistanî ala vekirin û êrîş li wan hate kirin. Ji ser sehneyê ev bang hate kirin:</p>
<p style="text-align: justify;">- Şu yabancı bayrağı kaldırın! (Wê alaya biyanî rakin!)</p>
<p style="text-align: justify;">Ev bûyer wek îvideo hinek siteyên Kurdistanî de hate weşandin. Lê zêde bala kesî nekişind.</p>
<p style="text-align: justify;">Newroza 2010’an de ev êrîş bi girseyî hate dubarekirin. Dîsa grûbebeke xortên Kurdistanî Alaya Kurdistanê vekirin. Mixabin yekî ku xwe wezîfedar dibîne tê ber wan, ji bo rakirina Alayê wan îqaz dike. Di vî îqazkirinê de literatura ku bi kar tîne gelek ecêb e. Dibêje:</p>
<p style="text-align: justify;">- Alaya KDPê rakin!</p>
<p style="text-align: justify;">Lê xort bersivê didin û wezîfedar diçe. Piştî deh-panzde deqîqeyan şûn da 15 kesên ku rûyê xwe girtine, tên û êrîşek dibin ser wan kesên ku Alaya Kurdistanê hildane. Hildarên Alaya Kurdistanê ji ya xwe nehatine xwarê û gef êrîşên hatine ser wan ji xwe dûr xistine. Xelqê jî ev êrîşa ne rewa qebul nekiriye û piştgiriya hildarên Alaya Kurdistanê kirine.</p>
<p style="text-align: justify;">Mixabin dema ev êrîşa hatiye kirin, Leyla Zana di axaftina xwe da behsa tehemul û bêhnfirehiyê dike. Mixabin ev tehemul li hemberî tevger û sazîyen kurdan tune ye. Gorî ev siyaseta dersthildar, kurd yek deng in û cuda fikirandin sûcekî gelek mezin e. Demokrasî ji bona civat û rêxistinên kurdan ne hewce ye. Ên ku li ser navê kurdan difikire û biryar dide heye!</p>
<p style="text-align: justify;">Li meydana Newrozê her rengê çepên tirkan ciye xwe girtine. Her wiha, bi jiyan û fikrê xwe grûbên gelek marjinal bi flama û alayên xwe hatine temsîlkirin û tu caran mudaxele li wan nehatiye kirin. Li hemberî saziyên tirkan û saziyen marjînal tehemuleke berfireh û têkiliyeke germ heye. Li dema ku saziyên kurd yên ji derveyî BDP-PKK derdikevin holê, ev tolerans û tehemul ji hole radibe, tehdîd û êrîş dest pêdike.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Di bin wê êrîşê de şerekî psikolojîk heye. Daxwaza wan ew e ku kurdan şaş bikin, avê li ber wan şêlû bikin. Ev projeyeke kûr û dûr e. Milyonan kurd hêdî bi hêdî kedî bikin. Ji dîroka xwe, ji zimanê xwe, ji mafên xwe yên neteweyî dûr bixînin û di bin bandora kemalizmê de cih bigrin. Em bawer in, ev proje dê têk biçe û kurd bi hestên neteweyî roja xwe pîroz bikin.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cejna Newrozê bi tevayî hemû gelê arî ye, bitaybetî cejna gelê kurd e. Bi sed hezaran Kurdistanî ji bo xemilandina neteweya kurd hatine ba hev.</p>
<p style="text-align: justify;">Cejna Newrozê serhildan û berxwedana kurdan e.</p>
<p style="text-align: justify;">Cejna Newrozê gav bi gav nezîkbûna azadiya kurdan e.</p>
<p style="text-align: justify;">Cejna Newrozê ji bo civata Kurdistanê hilgirtina hestên neteweyî ye û bilindkirina Alaya Kurdistanê ye.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Kurdistanê her mirovek, her dezgehek, her rêxistineke sîyasî û civakî xwedîyê helwêst e û xwedîyê berpisiyarîyê ye.</p>
<p style="text-align: justify;">Silav û hurmet.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbekir, 25.03.2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/li-newroza-diyarbekire-erisa-li-ser-alaya-kurdistane/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Statüko Kriz Geçiriyor!</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/statuko-kriz-geciriyor</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/statuko-kriz-geciriyor#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 01:35:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1149</guid>
		<description><![CDATA[2010 yılına girerken yazdığım ilk yazıda, Türkiye’de ve Kürdistan’da kaotik ortamın devam ettiğine işaret etmiştim. Yazının devamında kaotik ortamın, devletin yapısal karakterinden kaynaklandığını, Türk devletinin devir aldığı miras, kuruluş felsefesi ve yüz yıllık icraatının değişime, dönüşüme, geçmişle yüzleşmeye olanak tanımadığını iki simge karakterle hatırlatmaya çalışmıştık. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir önceki yazımda (<a href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/2010%E2%80%99a-girerken-kaos-devam-ediyor">2010’a Girerken Kaos Devam Ediyor!</a>), Türkiye’de ve Kürdistan’da kaotik ortamın devam ettiğine işaret etmiştim. Yazının devamında kaotik ortamın, devletin yapısal karakterinden kaynaklandığını, Türk devletinin devir aldığı miras, kuruluş felsefesi ve yüz yıllık icraatının değişime, dönüşüme, geçmişle yüzleşmeye olanak tanımadığını iki simge karakterle hatırlatmaya çalışmıştık. Ve yine dünyadaki konjonktürel gelişmelerin, Türk devletinin statükocu yapısını zorladığını, statükonun çatırdamaya başladığını ve her tarafından cerahat akmaya başladığını belirtmiştik.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1150" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/statuko-kriz-geciriyor/attachment/crisis"><img class="alignright size-medium wp-image-1150" title="crisis" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/02/crisis-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Türk devlet sistemi, halkın istemlerinin temsiline olanak tanımaz. Devlet kurumları (askeri ve sivil bürokrasi, yargı ve parlamento), resmi ideolojiyi savunmak, korumak ve kollamakla mükelleftir. Aynı zamanda her kurum, diğer kurumların muhtemel “<strong>sapmalarına”</strong> karşın tetikte olmak zorundadır. Örneğin Anayasa Mahkemesi Parlamentoyu, Cumhuriyet Başsavcılığı siyasi partileri, HSYK (Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu) yargıyı, Danıştay yürütmenin icraatlarını, militarist bürokrasi bütün devlet kurumlarını denetlemek ve gerektiğinde hizaya getirmekle görevlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devlet sisteminde halk potansiyel suçludur. Sadece “suçlu” olarak görülen Kürtler değildir; Kürtler, düşman kabul edilmiş ve bütün plan ve programlar, bu tespite istinaden yapılmıştır. Kürtlerin dışında kalanlar da güvenilmezdir ve “<strong>devletin idaresi bunlara teslim edilmeyecek kadar” </strong>önemlidir. Bundan hareketle devletin görünen ve görünmeyen kurumları, açık ve gizli anayasası (Milli Siyaset Belgesi), yasaları ve gizli sahra talimatnameleriyle yürütülen bir aygıta dönüştürülmüştür. Bu aygıt, kendini taşıyamaz hale gelmiştir. Enerji koridorunda yer alan Türkiye’nin dünyaya uyumu gündemdedir ve ideolojik devlet yapılanmasının ıslah edilmeye ihtiyacı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlamda son iki haftada oldukça çarpıcı gelişmeler meydana geldi. Geçen hafta, HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu), Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Ergenekon soruşturmasına müdahale etti ve soruşturmayı yürüten dört savcının yetkilerini elinden aldı. Akabinde “Balyoz Darbe Planı” kapsamında, 49 emekli veya muvazzaf subay gözaltına alındı. Bunlardan otuz küsur muvazzaf ve emekli subay tutuklandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen haftaya damgasını vuran olay, şüphesiz ki HSYK’nin Erzurum’da sürdürülen Ergenekon Soruşturmasına yaptığı müdahaledir. Bu yazımızda HSYK’nın yapısı ve icraatları üzerinde duracağız. HSYK’nin aslî görevi, yargıyı sıkı denetim altında tutmak, resmi ideolojiyi “<strong>hakkıyla”</strong> özümseyememiş unsurları ayıklamak, yargılamalarda muhtemel “<strong>sapmaları”</strong> bertaraf edip <strong>“uyumu</strong>” ve “<strong>yekpareliği</strong>” sağlamaktır. Her devlet kurumu gibi HSYK da kendisini devletin sahibi kabul eder; Kemalist ideolojiyle bezenmiş “kutsal yapıyı” koruma amacına dönük olarak muhtemel aşınmalara karşı koruma zırhını güçlendirecek önlemler alır. Bunun en iyi yolu “sızmalara” karşı içeriyi sağlam tutmaktır. Bu nedenle HSYK’nin kararları, tıpkı Askeri Şura Kararları gibi yargıya kapalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun en iyi örneği Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenlerdir. Devletin resmi görevlileri Şemdinli’de Umut Kitapevini bombalarken halk tarafından yakalanır. Soruşturmayı Van Özel Yetkili Savcısı Ferhat Sarıkaya yürütür ve zanlılar hakkında hazırladığı iddianamede sanıkların yalnız olmadıkları, üst makamlarca (dönemin Genel Kurmay Başkanı kast ediliyor) korunduğu iddia edilir. Bunun üzerine dönemin Genel Kurmay Başkanı’nın talimatıyla HSYK harekete geçer, Van Savcısı Ferhat Sarıkaya meslekten (avukatlık dahil) ihraç eder. Söz konusu dava Van Askeri Mahkemesi’ne gönderilerek, sanıkların tahliyesi sağlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Van Savcısı’nın apar topar görevden alınması ve Şemdinli Dosyası’nın kapatılmasının iki önemli sebebi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birincisi</strong>, olayı gerçekleştiren gizli yapının organize olduğu ve devletin üst kademelerine (Genel Kurmay Başkanı kastediliyor) kadar uzandığı iddianamede belirtilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İkincisi</strong>, davanın Şemdinli’de meydana gelen olaylardan hareketle açılması ve bu illegal yapılanmanın Kürdistan’daki faaliyetlerini kapsaması ihtimali, devletin tüm kurumlarını rahatsız etmiştir. Devletin gizli yüzünün esas pratik faaliyet alanı Kürt coğrafyasıdır ve bu örgütlenme faaliyetlerinin deşifresi sakıncalıdır. Bu nedenle Ergenekon kapsamında yürütülen soruşturmalar ve açılan davalar İstanbul merkezli başlamış ve Kürt illeri bu soruşturmanın dışında tutulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">HSYK’nin icraatları Van Savcısı’nın görevinden, Erzurum’daki savcıların da yetkilerinin ellerinden alınmasından ibaret değildir. Bu iki olay, kamuoyunun bilgisi dahilindedir. HSYK’nin buna benzer bir dizi icraatı vardır ki kamuoyu bunlardan haberdar değildir. Örneğin 1998 yılında Ağrı İli Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Vahdettin Gümgüm’ün<a href="#_ftn1">[1]</a> meslekten ihraç edilmesi…</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.peyamaazadi.org/foto/Vahdettin_Gumgum2.jpg" alt="" width="199" height="239" />Vahdettin Gümgüm, Ağrı İli Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 21.05.1998 gün 1998/130 sayılı kararı ile hâkimlik mesleğinden çıkartılır. Sayın Vahdettin Gümgüm’ü meslekten (avukatlık dahil) ihraca götüren süreç, Ağrı Valiliği’nin 08.12.1987 günlü ihbarıyla başlar. Adalet Bakanlığı’nın 17.12.1987 günlü soruşturma iznine bağlı olarak, soruşturma açılır. Adalet Bakanlığı’nın 11.03.1998 günlü oluruyla hazırlanan fezleke, Hâkim Vahdettin Gümgüm hakkında gereği yapılmak üzere Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na gönderilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkim Vahdettin Gümgüm’e isnat edilen soruşturma maddesi: <strong>Kusurlu veya uygunsuz ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve nüfûzunu, şahsî onur ve saygınlığını yitirdiği…</strong>dir. <strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fezlekede “Mesleğin şeref ve nüfûzunu ve şahsî onur ve saygınlığını” yitirdiği iddiasına dayanak gösterilen gerekçelerden bir kaçını aktaralım:</p>
<p style="text-align: justify;">“- Ağrı İlinde göreve başladığı tarihten itibaren PKK Örgütü sempatizanı olduğu iddia edilen 19.05.1996 tarihinde ölü ele geçirildiği söylenen Cemil Duman’ın abisi olan Ağrı Baro Başkanı Avukat Eyüp Duman ve yine anılan örgütle yakınlığı bilindiği iddia edilen Avukat İkram Çetinkaya ile samimiyet kurup her yerde birlikte olduğu,</p>
<p style="text-align: justify;">-İl merkezinde bulunan 12. Piyade Mekanize Piyade Tugayı’na ait orduevine kendisinin ve kardeşinin konumundan dolayı girmesi istenmeyen Baro Başkanı Avukat Eyüp Duman’la birlikte gittiği, oyun oynadığı ve <strong>komutanların bu gidiş gelişlerinden rahatsız olduğu bu durumu açığa vurdukları</strong> belirtilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Vali Muavini’nin tayini nedeniyle verilen veda yemeğinde Kıdemli hakim olarak Komisyon Başkanı sıfatıyla kendisine ayrılan protokoldeki yerine oturmadığı, Baro Başkanı Av. Eyüp Duman ve ailesi ile ayrı bir masada oturduğu, koro halinde Türkçe söylenen türkülere katılmadığı ve yanındakilerle Kürtçe konuştuğu,</p>
<p style="text-align: justify;">-Devletin bölgedeki uygulamalarını eleştirdiği, yöre (Kürt) halkının ezildiğinden bahsettiği”<a href="#_ftn2">[2]</a> iddia edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda belirtilen fiiller, “mesleğin şeref ve onurunu” bozacak nitelikte fiil olarak görülmüştür. Ayrıca, Adalet Bakanlığı’nın 11.03 1998 tarihli Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na gönderilen Düşünce yazısında (fezleke)’in 3. sayfasında soruşturma maddelerinin izahı başlığı altında:</p>
<p style="text-align: justify;">“-Hâkim Vahdettin Gümgüm’ün Ağrı Valiliği tarafından ihbar edildiği,</p>
<p style="text-align: justify;">-Valilikçe yapıldığı iddia edilen istihbarı çalışmalarda Vahdettin Gümgüm’ün Muş Varto İlçesi nüfusuna kayıtlı olduğu yani <strong>Kürt kökenli</strong> olduğu belirtilmiştir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkim Vahdettin Gümgüm’ün hâkimlikten ihracına neden olarak gösterilen ve “mesleğin şeref ve onuru ile bağdaşmayan tutum” olarak iddia edilen yukarıda birkaçının sıraladığımız fiiller, Vahdettin Gümgüm’ün etnik kökeni ve siyasal düşüncelerinden ötürü kendisine dayatılan isnatlardır. “Bununla görüldüğü”, “şunun la oturduğu” isnatları soyut olup, tamamen asıl gerekçeyi örtmeye yönelik çabalardır. Kaldı ki söylenen iddiaların tamamı doğru olsa bile (ki Vahdettin Gümgüm’ün, bunların tamamını yalanladığını da belirtelim) iç hukuk mevzuatına göre suç teşkil etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca kişinin yakınlarından veya tanıdıklarından birinin soruşturma geçirmiş olması, cezaların ve suçun şahsiliği gibi evrensel hukuk kuralı dikkate alındığında, hiçbir şekilde kendisini bağlamaz. Bu nedenle Vahdettin Gümgüm ve benzerlerine karşı yürütülen işlemler hukukî bir süreç değil, siyasal bir tavırdır. Esas itibariyle devletin yapısal karakterini ortaya koyar. “Anti-Kürt” refleksle kurgulanan devlet yapılanmasının pratikteki tezahürüdür. HSYK’ye göre Kürt olmak veya bunun bilincinde olmak “mesleğin onur ve şerefini” ortadan kaldırır.</p>
<p style="text-align: justify;">1998’in bugünden farkı, devlet kurumları arasında müthiş bir uyum söz konusudur. Ağrı Valiliği ihbar ediyor, Adalet Bakanlığı jet hızıyla soruşturma açıyor, fezleke hazırlıyor ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na sevk ediyor. Akabinde HSYK, meslekten ihraç kararını veriyor. HSYK’nin kararı ile iç hukuk yolları kapanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkim Vahdettin Gümgüm’le ilgili HSYK kararı aleyhinde 01.02.2000 gün ve 54516/00 başvuru numarasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açılır. Davanın Avrupa’daki serüveni oldukça ilginçtir. Açılan davada, 1.500.000 ABD Doları maddî, 1.500.000 ABD Doları manevi olmak üzere; toplam 3.000.000 ABD Doları tazminat talep edilmektedir. Tazminat talebi haklı ve yüksek bir meblağdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dava sonucunda mahkûm olacağı kesin gibidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin dava ile ilgili istediği bazı belgelerin, avukatlar tarafından zamanında gönderilmediği için, dava (kendisinin ölümünden 2 ay sonra) düşmüştür; reddedilmemiştir; ne ki ailesinden öğrendiğimize göre, ailenin zorlamaları neticesi bundan haberdar olmaları ancak 3 yıl sonra mümkün olacaktır. Bu Mahkeme’de ise, bir dosyaya ilişkin tüm bilgi ve belgeler, bir yıl bekletildikten sonra imha edilmektedir. Ortada açıklanması zor bir durum vardır. İhmal mi? Kasıt mı? Bunu bile bilmek olanaklı değil; ancak davanın özelliği ve maddî boyutu dikkate alındığında ihmal edilmeyecek kadar önemli bir dava olduğu kesindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;">26.02.2010</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sayın Nedim DİT&#8217;in <span style="font-size: x-small;"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&amp;file=article&amp;sid=2800#">Vefatının 3. yılında sabık Ağır Ceza Hakimi, Kürt  aydını: Vahdettin Gümgüm’ün Anısına</a> </strong>adlı makalesi için <strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&amp;file=article&amp;sid=2800#">tıklayın </a><br />
</strong></span></p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Vahdettin Gümgüm, 1956 Muş-Varto doğumludur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Son olarak görev yaptığı Ağrı İli Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğinden, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile ihraç edilmiştir. İhracından sonra Muş’ta bir hukuk bürosunda gayrı resmi sıfatla çalıştı. Yılların getirdiği ağır yükün etkisiyle akciğer kanseri hastalığına yakalandı ve 18 Mayıs.2005 tarihinde, tedavi görmekte olduğu Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde vefat etti, aynı günün gecesinde memleketi olan Muş’un Varto ilçesinde defnedildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2">[2]</a> Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru dilekçesinden</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/statuko-kriz-geciriyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

