<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Simko Sever</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/author/ssever/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2012 16:40:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Saflar ve Görevler</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/saflar-ve-gorevler</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/saflar-ve-gorevler#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jun 2011 12:23:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2038</guid>
		<description><![CDATA[Önce, iki grup "Diaspora Kürtleri" ayrı ayrı yayınladıkları bildirilerde; "Bu ülkede tartışılmayacak tek şey varsa, o da bu ülkenin birliği ve beraberliğidir" diyen BDP’li "sınır bekçileri"ni "Yurtsever adaylar" olarak adlandırıp, 12 Haziran seçimlerinde "BDP adayları"nı destekleyeceklerini deklare ettiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Önce, iki grup &#8220;Diaspora Kürtleri&#8221; ayrı ayrı yayınladıkları bildirilerde; &#8220;Bu ülkede tartışılmayacak tek şey varsa, o da bu ülkenin birliği ve beraberliğidir&#8221; diyen BDP’li &#8220;sınır bekçileri&#8221;ni &#8220;Yurtsever adaylar&#8221; olarak adlandırıp, 12 Haziran seçimlerinde &#8220;BDP adayları&#8221;nı destekleyeceklerini deklare ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonrasında HAKPAR ve KADEP, BDP ile &#8220;secim ittifakı&#8221; yaptılar. Her ne kadar HAKPAR &#8220;seçim ittifakı&#8221;ndan çekildiyse de, &#8220;Seçimlere katılmama ve BDP adaylarını destekleme&#8221; yönündeki kararını kamuoyu ile paylaştı. HAKPAR ve KADEP´i; epey bir zamandır &#8220;alternatif bir Kürt partisi&#8221; kurmak için çalışmalar yürüten ve bu çalışmayı bir &#8220;protokol&#8221;e bağlayan gruplardan biri olan TDSK takip etti.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2039" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/saflar-ve-gorevler/attachment/saflar-ve-gorevler"><img class="alignright size-medium wp-image-2039" title="saflar-ve-gorevler" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/06/saflar-ve-gorevler-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Peşinden Kürdistan’da Anti-sömürgeci muhalefetin üzerinde hareket edebileceği bütün alanları mayınlayan, Kürt Ulusal Hareketi’ni var eden bütün yurtsever değerleri boğazlayan ve bu iş için de kendi içinde ve dışında binlerce Kürt muhalifini öldüren PKK’nin yapıp -ettiklerini gruplar arası &#8220;küçük çaplı çatışmalar&#8221; olarak adlandırıp &#8220;şükür&#8221; eden her gelenekten &#8220;Kürt aydınları&#8221; bir &#8220;dayanışma&#8221; imza kampanyasıyla ve birazda gecikmiş olmanın telaşıyla sahne dekorunu tamamladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve önceden organize edildiği fazlasıyla sırıtan hızlı bir trafik. Kürt kamuoyundan gizlenen bir yığın görüşme. Türk medyasının &#8220;Barışsever ve güçlü lider Öcalan&#8221; keşfi. Güney Kürdistan ziyareti ve karara bağlanan &#8220;Ulusal Konferans&#8221;&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu Kürt parti, grup ve şahsiyetleri hangi gerekçelere sığınırlarsa sığınsınlar, &#8220;Ulusal birlik&#8221; ile perdelenen alanda hangi uğursuz düşünce ve ilişkilerini saklarlarsa saklasınlar; &#8220;Ittifak&#8221; ve &#8220;dayanışma&#8221; ile Kürt Ulusu’nun kolektif haklarının elde edilmesinin amaçlanmadığı, Misak-i Milli´yi ebedileştirmek üzere kurulmuş bir örgüt ile Kürtlerin ulusal çıkarlarının programlanamayacağı gayet açıktır. Amaçlanan; Kürdistan’da hiç bir meşruiyeti olmayan iki yapıyı;  Türk Devleti ve PKK´yi meşrulaştırmaktır. Amaçlanan; Öcalan ve emirerlerinin Kürtlerin tek ve meşru temsilcisi yapılması ve Kürtlerin de Türk Devleti´ne/Parlamentosu´na mahkûm edilmesi operasyonuna katkı sunmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maskeli balo bitti. Yolların bir daha kesişmeyecek şekilde ayrıldığı bir kavşaktayız. Kuzey Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi; saflarında yaşanan kargaşayı bitirecek, safların belirginleşmesini ve maskelerin inmesini sağlayacak zor ancak olumlu yeni bir sürece evrildi. &#8220;İttifak&#8221; ve &#8220;dayanışmalar&#8221; istenmeden de olsa bir turnusol kağıdı işlevi gördüler ve birçok olgunun net olarak ortaya çıkmasını sağladılar:</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi; yıllardır PKK´nin siyasal, sosyal ve psikolojik kuşatmasında kalan, PKK´nin figüran ihtiyacını karşılamakta kusur etmeyen ve bu nedenle de kendi meşruiyetlerini sorgulayan Kürt parti, grup ve şahsiyetlerinin, biraz gecikmeli ve utangaçta olsa &#8220;muhalif&#8221; rollerinin yükünden kurtulup saflarını belirledikleri, &#8220;ortak vatanın demokratikleştirilmesi&#8221; projesine, olmaları gereken projeye katıldıkları ve bu projede kalıcı oldukları;</p>
<p style="text-align: justify;">İkincisi; bugüne değin hep &#8220;devlet kurma hakkı da dahil&#8221; şeklinde muğlak olarak tarif edilen ve neye tekabül ettiği belirlenmeyen, daha doğru bir deyişle &#8220;devlet kurma hakkı&#8221; dışında bütün sistem içi &#8220;çözüm&#8221;lere gönderme yapan Kürt Ulusunun kendi kaderini belirleme hakkının yalnızca Bağımsız Kürt Devleti´ne tekabül ettiği;</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncüsü; &#8220;Federasyon&#8221; ile &#8220;Demokratik cumhuriyet/Özerklik&#8221; arasındaki sınırın ne kadar ince ve silik olduğu, &#8220;Federal Devlet&#8221; talebinin gerçekleşme dinamikleri olmayan bir talep olarak sadece &#8220;Türkiyelileşme&#8221; projelerine hizmet ettiği; Güney´de &#8220;Federal Kürt Devleti&#8221; olduğu yalanı üzerinden Kuzeyde de &#8220;Federasyon&#8221;u programlamaya devam edilemeyeceği;</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncüsü; Güney Kürdistan´ın uzunca bir zamandır Kuzey Kürdistan´a &#8220;Türkiyelilik&#8221; pompalayan bir merkeze dönüştüğü, Güney´in ev sahipliğinde yapılması düşünülen &#8220;Ulusal Konferans&#8221;ın da Kürtlerin ulusal ihtiyaçlarını karşılamaya değil ve fakat &#8220;Türkiyelilik&#8221; projesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğu;</p>
<p style="text-align: justify;">Beşincisi; asıl saldırının Kürt Ulusal Hareketi’nin meşruiyetine yönelik olduğu ve saldırının önümüzdeki dönemde yeni bileşenleri ile daha da şiddetlenerek devam edeceği; saldırılara karşı durmanın tek yolunun bir meşruiyet mevzisi tutarak bu mevziyi bir tek bayrakla, Bağımsız Kürdistan bayrağıyla tahkim etmek olduğu tespit edilmesi gereken önemli olgulardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, taleplerini ve saflarını netleştirmeleri ve görevlerini belirlemeleri gerekenler, Kürt Ulusu´nun devlet kurma hakkını savunan çevre ve şahsiyetlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">21.08.2009 tarihinde Newroz.com editörü Aso Zagrosi’ye verdiğim röportajda şunları söylemiştim: &#8220;Kürtler arasında, son 15 -20 yılda yaşananların Kürtleri birebirine yakınlaştırdığı yönünde yaygın bir düşünce var. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Kürtler birbirlerinden uzaklaşıyor, ayrışıyor. Ayrışmak zorundalar. Kuzey Kürdistan bazında söylersek, sırtlarındaki “Kürtlük” yükünden kurtulmak için devletin her türden “Kürt” programlarına şapka çıkaran siyasi kesimlerle, Kürt Ulusu’nun devlet kurma hakkını savunan siyasi kesimlerin birlikte yürüyebilecekleri tek bir adim bile kalmamıştır. Sorun, çoktandır kendini dayatan bu olguyu önce bilince çıkarmaktır. Sonrası bellidir. Kürtlerin devlet olma hakkini savunan parti, grup ve şahsiyetler bir konferans düzenleyerek Kürt Ulusal Hareketi’nin sorunlarını tartışabilir, çözümler üretebilir, bir temsil organına kavuşabilirler. Bir hukuk oluşturabilirler.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayat, bilince çıkarmadığımız ve bu nedenle de yerine getir(e)medigimiz görevlerimizi, her tarafımızı kanatarak yüzümüze gözümüze çarpıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Görevler bellidir ve hayat sonsuz akısına kimseyi beklemeden devam ediyor!</p>
<p style="text-align: justify;">05.06.2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/saflar-ve-gorevler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TC Anayasası referandumu ve Kürdistanî Tavır Üzerine</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tc-anayasasi-referandumu-ve-kurdistani-tavir-uzerine</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tc-anayasasi-referandumu-ve-kurdistani-tavir-uzerine#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 09:44:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1633</guid>
		<description><![CDATA[Kürt örgüt ve aydınları-birkaç istisna hariç-T.C. Anayasası referandumu ile ilgili tavırlarını kamuoyuna açıkladılar: “Yetmez ama EVET!”
	Gerekçeleri de var: Referanduma sunulan Anayasa değişiklik paketi ile; Kürt Halkı’nın aleyhine şekillenen statüko sarsılacak, siyasal iktidarlar üzerindeki vesayet kalkacak, 12 Eylül Anayasası delinecek, darbecilere yargı yolu açılacak, mevcut anayasanın bütünüyle değiştirilmesinin yolu açılacak, parti kapatmalar zorlaşacak, demokratik açılım/atılımların önü açılacak v.b v.b]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kürt örgüt ve aydınları-birkaç istisna hariç-T.C. Anayasası referandumu ile ilgili tavırlarını kamuoyuna açıkladılar: “Yetmez ama EVET!”</p>
<p style="text-align: justify;">Gerekçeleri de var: Referanduma sunulan Anayasa değişiklik paketi ile; Kürt Halkı’nın aleyhine şekillenen statüko sarsılacak, siyasal iktidarlar üzerindeki vesayet kalkacak, 12 Eylül Anayasası delinecek, darbecilere yargı yolu açılacak, mevcut anayasanın bütünüyle değiştirilmesinin yolu açılacak, parti kapatmalar zorlaşacak, demokratik açılım/atılımların önü açılacak v.b v.b</p>
<p style="text-align: justify;">“Yetmez ama, evet!” sloganı; “verilen”  ile “talep edilen” yani “yetecek” olan arasında ciddi bir fark kalmadığının açık ifadesidir. “Evet” çilerin gerekçelerine bakılırsa, “geriye kalan”ın “verilmesi” için de ortada çok ciddi bir “yol açma” çalışması var. Bütün kurum ve kurallarıyla Türk demokrasisi ile Kürt Ulusunun kolektif hak ve özgürlüklerinin üzerinde kazasız-belasız, gün 24 saat hareket edebileceği, birkaç gidiş-gelişli “otoban” çalışması aralıksız sürdürülüyor!?</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1634" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tc-anayasasi-referandumu-ve-kurdistani-tavir-uzerine/attachment/ala-t-rkan"><img class="alignright size-medium wp-image-1634" title="ala-t-rkan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/08/ala-t-rkan-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Salt başına “Yetmez ama, evet!” sloganı, Kuzey Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin yaşadığı programatik, ahlaki ve hukuki çöküntüsünü tespit etmeye yeter. İçinde bulunduğumuz bu çöküntü/ yenilgi döneminin en tipik hastalığı ise “hafıza kaybı” dır. Hastalık, silahların yaydığı virüsler ile “bulaşıcı” bir özellik kazanmakta ve bütün kesimlerden Kürt örgüt ve aydınlarında “demokrasi” ateşi ile kendini göstermektedir.  Bu nedenle tekrarlayıp, hatırlayalım:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürt sorunu” ile Kürdistan Sorunu iki ayrı ve biribirlerinden temelden farklı iki olgudur. Ve KUKM’nin genel diyalektiği, bu iki farklı olgunun doğru bilince çıkarılmasında saklıdır. <strong>Kürdistan Sorunu, Kürt örgüt ve aydınlarının sorunudur. Kürt örgüt ve aydınlarının görevi; Kürdistan´daki sömürgeci boyunduruğu sonlandıracak programlar ve bu programlara uyarlı politikalar, araç ve gereçler üretmektir</strong>. <strong>Yani bilinen tabiri ile Kürtleri Kürdistan´ da iktidar yapmaktır.</strong> “Kürt sorunu“ ise  Türk Devleti´nin sorunudur. Elbette Kürt örgüt ve aydınları Stratejik hedeflerini unutmamak ve Türk Devleti’nin yedeğine düşmemek kaydıyla , Türk Devleti’nin “Kürt sorunu”nu çözme girişimlerine destek sunabilirler/sunmalıdırlar. Sabote edici davranışlardan kaçınmalıdırlar. Bu, genel bir prensip olarak doğrudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ortada Türk Devleti”nin “Kürt sorunu” nu en asgari düzeylerde olsa bile “çözmek” niyetine dair  bir ipucu yok. Ne Kürt Ulusu’nun kolektif hakları ile ilgili anayasal ve yasal düzenlemeler yapmak  ve ne de “Kürt Sorunu”nu doğru kavramlarla adlandırmak söz konusu değildir. T.C. Anayasası ve bağlı bütün yasalardan tutunda, ders kitaplarına, sokaklardaki yazı ve heykellere kadar her şeyin bir ulus olarak Kürtlerin ve bir ülke olarak Kürdistan’ın ret ve inkârı üzerine bina edildiği açıktır. Ve açık olan bir başka olgu da; şimdiye değin birçok kez “değiştirilmiş” T.C. Anayasasının, son yapılacak “değişiklikler”le ne “Kürt sorununu çözebilecek” ve ne de “Türkiye´ye demokrasi getirebilecek” bir muhtevaya kavuşamayacağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmesi gerek. T.C. Anayasası referandumu, Türk Devlet içi güç odaklarının çatışmasında açılmış yeni bir cephedir. Ve bu cephedeki savaşın sonuçlarının, savaşın diğer cepheleri üzerinde sosyal-siyasal ve psikolojik ciddi etkileri olacaktır. Bu nedenledir ki, çatışmanın tarafları, Anayasa referandumunu çok abartılı bir şekilde kamuoyuna lanse etmekte ve böylece kamuoyunu manipüle etmeye çalışmaktadırlar. Hal bu olunca, şimdiye değin defalarca kez sessiz-sedasız “değiştirilen” anayasa için, bu kez “kıyamet koparılmakta”dır. “Hayır”cılar için “paket”; “ülkeyi satmak!“, “Evet” çiler içinse “Demokratik ve güçlü Türkiye!” oluveriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’deki siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, sosyal/siyasal grupların, aydınların, gazetecilerin vb. özel olarak T.C. Anayasası referandumunda ve genel olarak devlet içi güç odaklarının çatışmasında kendi pozisyonlarını belirlemeleri, yani taraf olmaları, Türkiye’nin aktörleri olmaları hesabıyla anlaşılır bir durumdur. Sonuçta söz konusu olan, “kendi devlet”leri, “kendi anayasa” ları ve “kendi sorunları”dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama Kürt örgüt ve aydınlarının Sömürgeci Türk Devleti’ni ve bu devletin iç çatışmalarını Kürdistan’a taşıyarak tarafgir olma girişimlerini, yani “kendi” varlık nedenlerini ortadan kaldırma heveslerini anlamak çok zor. Açıklanabilir nedenleri ise var.</p>
<p style="text-align: justify;">“Açılım projesi” ile başlayan ve T.C. Anayasası referandumu ile devam eden Kürtler arası tartışmalar; 1970’li yıllarda, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi saflarında cılız bir şekilde var olan  “Türkiyelilik” damarının, aradan geçen 35 -40 yıllık süre zarfında kökleşip, serpildiğini ve KUKM’nin stratejik hedeflerini tehdit eder boyutlara ulaştığını net olarak ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">1977´ de, Türkiye Parlamentosu için yapılan genel seçimlerde; “Faşizme karsı demokrasi cephesi” sloganıyla, sömürgeci – Kemalist devlet partisi CHP’yi Kürdistan´da pazarlayan anlayış, bugünde; “Orduya/CHP´ye karşı demokrasi” sloganıyla Sömürgeci Türk Devleti´nin kurumlarını ve sömürgeci burjuva partisi AKP’yi Kürdistan”da pazarlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">26 yıllık “savaş”ın  ortaya çıkardığı maddi ve manevi yıkım ve Güney Kürdistan’daki siyasal güçlerin desteği ile beslenerek gürbüzleşen ve Kuzey Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin neredeyse bütününe sirayet eden “Türkiyelilik” çizgisi, zaten üzerinde eğreti olarak duran “Kürdistani” kimliğini sırtından atmış ve bu “ağır yükten” kurtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt örgüt ve aydınları takatsiz ve umutsuzdurlar. Kimliklerini ve özgüvenlerini kaybetmişlerdir. Ne dünü hatırlıyorlar ve ne de gelecek ile ilgili bir öngörüye sahiptirler. Bugünü ise Türk düşün dünyasının ideolojik bombardımanı ve onun kavramlarıyla algılıyorlar. Her şeylerini AKP’ye, AB’ye ve ABD’ ye ve bunların ortak “şahaseri” olacak, “Her bir derdin dermani” “Türk demokrasisi” ne ipotek bırakmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Yetmez ama, evet!”; Kürdistanî perspektiflerini ve haliyle stratejik ve programatik duruşlarını yitirmiş Kürt örgüt ve aydınlarının vardığı trajik ama zorunlu yerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">T.C. Anayasası referandumunda “boykot” ta aynı şekilde Kürdistanî perspektiften yoksunluktur.(Olabilecek yanlış anlamaları engellemek için belirtmem gerek: PKK/BDP ve bu çevreyle ilişkili “aydın”lar, “Kürt örgüt ve aydınları” kapsamı içerisinde değildirler. Söz konusu Apocu örgüt ve “aydın”lar, Türk Devlet örgütlenmeleri olarak Kürdistan’da hiç bir meşruiyete sahip değillerdir. Bu çevrenin Anayasa referandumundaki tavırlarını belirleyecek olanda her zaman olduğu gibi Türk Genel Kurmayı’nın ihtiyaçları olacaktır. Bu nedenle ben “boykot” u tartışırken Apocuları değil ve fakat bazı Kürt çevrelerin düşüncelerini tartışıyor olacağım.) Boykot; özünde kabullenilen bir ilişkinin veya yapının eksik aksaklarını gidermeye, ilişkiyi yada yapıyı tamir etmeye yönelik bir tavırdır. Red edici değildir. Kopuşa değil, bütünleşmeye yönelik bir girişimdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Somuta indirgeyerek konuşacak olursak, T.C. Anayasası ile ilgili Kürdistan’da yapılacak olan referandumda “Boykot” kararı almak, T.C. Anayasasını Kürdistan´da meşrulaştırmak demektir. “Boykot” kararının “gecici” yada “kalıcı” olması bu durumu değiştirmez. Sömürgeci Türk Devleti’ni ve Onun kurumlarını onarmak, Anti – Sömürgeci Kürt Ulusal Hareketinin işi olmasa gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak; T.C. Anayasası ile ilgili Kürdistan´da yapılacak referandumunda “Evet”, “Hayır” ya da “Boykot” seçenekleri arasında hiçbir nitel farklılık yoktur. Hepsinin ortak yanı “Türkiyelilik” tir. Kürdistanî perspektiften yoksunluktur. Kendini “ Türk siyaseti”nin bir aktörü olarak tanımlama ve bu tanımlamaya uygun pozisyon almadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru tavır; sömürgeci Türk Devleti’nin Kürdistan’daki varlığını meşru görmemek, ret etmektir. Belediye seçimleri dışında Kürdistan’da kurulacak sandıklara ( Türk parlamento seçimleri, T.C. Anayasası referandumu v.b) itibar etmemek, red ederek sandığa gitmemektir. Unutulmasın; sömürgecilerin Kürdistan´da kurulan sandıkları, Kürt bağımsızlık düşünün tabutlarıdırlar!                                                                                                                                         17.08.2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tc-anayasasi-referandumu-ve-kurdistani-tavir-uzerine/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih yazımı mı, “kutsal tarih” savunuculuğu mu?</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarih-yazimi-mi-%e2%80%9ckutsal-tarih%e2%80%9d-savunuculugu-mu</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarih-yazimi-mi-%e2%80%9ckutsal-tarih%e2%80%9d-savunuculugu-mu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 16:13:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1134</guid>
		<description><![CDATA[“Azadî Kongresi” ve “Şeyh Sait Efendi’nin Azadî Liderliği”ne getirilişi, 1925 Kürt tarih yazımının temel çıkmazıdır. Kürt tarih yazımı bu kavşakta bilimden kopar. Olgular burada anlamsızlaşır. Sorgulama burada biter. Tabular burada başlar. Tarih burada “kutsal inanca” dönüşür. “ Öyle söylenmişse mutlaka öyledir” kabulü burada başlar. Artık olgulara dayalı bir tarih yorumu yerini “inanç”ın teorisini yapmaya bırakır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tarih biliminin konusu insanın yapıp – ettikleridir. Tarih, insanların – ve haliyle toplumların – eylemlerini kaydeder. Kaydedende insandır, tarihçidir. Bu anlamıyla insan, hem tarihin öznesi ve hem de nesnesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette tarih insan eylemlerinin bütününü kayıt altına almaz. İnsanların, toplumların hangi eylemlerinin kayıt altına alınacağına karar verecek olan tarihçidir. Tarihçinin hangi eylemleri yazıp – yazmayacağını; hangi kişileri öne çıkarıp, hangi kişileri arka plana iteceğini belirleyen olgu ise, tarihçinin politik duruşudur. Tarihçi tarafsız değildir. Bir devlet, ulus, sınıf v.b. adına hareket eder ve kayıtlarını buna uyarlı bir şekilde tutar. Yapılan tarih ile yazılan tarih çoğu zaman farklıdır, örtüşmez. Yani bir de yazılmayan, tahrif edilen, gizlenen tarih vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1136" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarih-yazimi-mi-%e2%80%9ckutsal-tarih%e2%80%9d-savunuculugu-mu/attachment/dilop-2"><img class="alignright size-medium wp-image-1136" title="dilop" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/02/dilop1-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>İşte Kürt tarih yazımının temel görevi; şimdiye değin yazıl(a)mayan, bilinçli olarak tahrif edilen, gizlenen tarihi; doğru bir metodoloji, sabırlı bir çaba ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla gün yüzüne çıkarmak olmalıdır. Çünkü; tarih, bir toplumun/ulusun yaşama tutunduğu köklerdir. Toplumlar bu kökler üzerinde gelişir, gürbüzleşir ve özgürleşirler. Demektir ki; tarih, yalnızca geçmiş değil, asıl olarak gelecektir. Toplumsal hafızadır. Bu nedenledir ki, Sömürgeci Türk Devleti, bütün kurum ve kuruluşları ile Kürt Ulusu´nun hafızasını silmeye odaklanmıştır. Sömürgeci Türk Devleti, Kürt Ulusu´nun özgürlügünü engellemenin tek yolunun,   kendi tarih versiyonlarını empoze ederek onları tarihsiz bırakmak olduğunu çok iyi biliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“<em>Kürtlerin en son ilgilendikleri alan, kendi tarihleridir</em>” ( M. R. Izady) Bugüne kadar Kürt aydın ve örgütleri, Kürt tarihi ile ilgilenmek noktasında hep isteksiz davrandılar. Ulusal uyanışın tarih bilinci ile olan ilişkisini göremediler. Kürt tarihi ile beslenemeyen siyasal tezlerin gelişip-serpilemeyeceğini, çürüyeceğini anlayamadılar. Ne ödenen onca ağır bedellerden sonra yaşadığımız ağır yenilginin tarihsel arka planı ve ne de İttihatçıların “Kürt lider”lerini belirleme geleneklerinin eski ve kirli bir gelenek olduğu henüz bilinçlere çarpabilmiş değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak son yıllarda, bazı Kürt aydınlarının Kürt tarihi ile ilgili &#8211; sınırlıda olsa-  çalışmalarına tanıklık etmekteyiz. Ne yazık ki söz konusu çalışmalar için “sevindirici” demek noktasından çok uzaktayız. Bu çalışmalardan bir kısmı, yürürlükte olan “Türkiyelilik” programına uyarlı çalışmalardır. Çalışmaların amacı; Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin değil, Kemalist politikaların ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. “Bin yıllık kardeşlik” politikasının Kürdistan’daki dayanaklarını yaratmaya yönelik çalışmalardır. Nedir ki, tarih bilincinin yokluğu bu çalışmaları bir hayli muteber kılmaktadır. Bağımsız Kürdistan´ı savunduğunu iddia eden kimi çevreler bile, zar zor aydınlığa çıkarılabilmiş Kürt tarihi ile ilgili bazı olguları yeniden karanlığa gömmeyi hedefleyen, tamamen anti – Kürt politikaların ürünü olan bu çalışmaları pazarlamada bir sakınca görmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazının konusu bu kesim olmadığı için geçiyorum. Yazının konusu; Kürt Ulusunun tarihsel kaynaklarını ortaya koymaya ve böylece Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin doğru bir rotaya oturmasını sağlamaya yönelik tarih çalışmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt tarih yazımının karşı karşıya olduğu temel sorun, kaynak kıtlığından çok, metodoloji sorunudur. Henüz Kürt tarihi ile ilgili birçok belge kilitli kapılar arkasında saklı tutulmasına karşın, var olan kaynakların Kürt tarih yazımı için yeterli olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki her gün yeni bilgi ve belgeler ortaya çıkmaktadır. İngiliz ve Fransız devlet arşivlerinde ortaya çıkan belgelere, Sovyet arşivlerinden çıkan belgeler eklenmiştir. Dahası tarih bilimi, yararlandığı diğer bilim dallarındaki (Sosyoloji, Antropoloji, Arkeoloji, Kronoloji, Filoloji, Etnografya, Coğrafya v.b.) hızlı gelişmelerin yarattığı yeni imkânları kullanma şansına da sahip olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde yapılması gereken, eldeki kaynakları tarih biliminin metodolojisiyle doğru kullanmak ve eldeki malzemeden gerçek ve bilimsel bir tarih yorumu çıkarabilmektir. Kürt tarih yazımı tamda bu noktada çuvallıyor. Yetmezliğini “malzeme kıtlığı”  ile kamufle etmeye çalışıyor. Kürt tarihi ile ilgili çalışma yürütenler, ne doğru dürüst bir kaynak taraması yapıyorlar; ne verileri düzgün bir tasnife tabi tutuyorlar; ne bilgi ve belgeleri tahlil ediyorlar ve ne de bilgi ve belgeleri eleştiri süzgecinden geçiriyorlar.  Haliyle, ortaya birebiriyle hiç bir şekilde bağdaşmayan bir yığın olay, kurum, kişi, zaman, yer v.b. olan bir “tarih” çıkıyor. Bu “tarih”te olaylar, kurumlar, kişiler, yerler, zamanlar öylesine karışıktır ki içinden çıkabilene aşkolsun. Bu “tarih”te yazar kendisine en ufak bir soru sorma ihtiyacı hissetmez. Nedenler ve sonuçlarla ilgili değildir. Her sayfada değişen kurum, kişi, yer isimleri de yazarı ilgilendirmez. Yazar kendisini, Kemalist Türk resmi tarihinin öne çıkardığı kişi ve olaylara konsantre eder. Diğer kişiler ve olaylar önemsizleşir. Yazar sonuna kadar reaksiyonerdir. Yalınkılıç Kemalist resmi tarih yazımına saldırırken, tarihin bir sosyal bilim dalı olduğunu ve tarih yazımının bilimsel yöntemler kullanılarak yapılması gerektiğini unutur. Bazı kavramları değiştirince farklı bir tarih yazdığını sanır. Sonuçta ortaya tarih değil ve fakat söylence çıkar. Kutsal bir “tarih” çıkar. Tabular çıkar. İşin burasında tarih biliminin yöntemleri devre dışı kalır. Tarihin yerine; doğruluğundan şüphe edilmeyen, tartışılmayan, sorgulanmayan bir “inanç” ikame edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt tarih yazımının karşı karşıya olduğu ikinci sorun ise; Kürt aydın ve örgütlerinin yazılan “kutsal tarih”i savunmada ayak diremeleridir. Bu konuda son derece tutucudurlar. Ne zaman “kutsal tarih”i eleştirmeye yönelik bir ses çıksa, Kürt aydın ve örgütleri çıkan sesi boğazlamak için birbirleriyle yarışırlar. Bu durum, bir yandan Kemalist resmi tarih yazımının Kürt tarih yazımı üzerindeki düşünsel hegemonyasını derinleştirirken  diğer yandan, Kürt tarihi ile ilgili bilimsel çalışma yürütmek isteyen araştırmacıların cesaretlerinin kırılmasına yol açmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa tarih gerçeği arar. Sorgular. Toplumsal değişimlere paralel olarak değişir. İlk gün yazıldığı haliyle kalmaz. Nasıl ki tıpta yanlışlığı ortaya cıkmış bir tedavi yönteminde ayak diretilemezse, tarih yazımında da yanlışlarda ayak diretilemez. Yeniden ve yeniden yazılmak zorundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih ile ilgili bu kısa belirlemelerden sonra konuya geleyim.  Biliniyor, şimdiye değin 1925 ile ilgili birçok kitap ve makale yazıldı. Söz konusu kitapların ve makalelerin yazılış amaçları farklı olsa da, hemen hepsinde ortak hatalar var. 1925 ile ilgili yazımlarda film, Cibranlı Halit Bey´in tutuklanması ile kopuyor. Bundan sonrasını, her yazar Kemalist tarih yazımının senaryosuna uygun olarak şekillendiriyor. Buna birde her yazarın &#8220;farklı&#8221; olmak adına senaryoya &#8220;kendi&#8221; eklemelerini yapması, Cibranlı Halit Bey´den sonrası olayları içinden çıkılamaz bir kaosa dönüştürüyor. Bazı çevrelerin kasıtlı olarak yaydığı bir yığın yalan -yanlış “bilgi”ye, her yazar dört elle sarılıyor. Dahası bu &#8220;bilgiler&#8221; tarih oluyor. Hal böyle olunca; 1925 ile ilgili her yanıyla yeni ve “gayri resmi  tarih”i deşifre eden bir tarih yazımına duyulan ihtiyaç kendini dayatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihçi değilim. Tarihe olan ilgim siyasal kaygılarıma dayanıyor. Özellikle yakın Kürdistan tarihi ile ilgili bilgilerim hiçte küçümsenecek boyutlarda olmamasına rağmen, 1996´da Hevgirtin-Welatparêz dergisine yazdigim bir makalenin dışında tarih konulu yazı yazmadım. Her ne kadar Fikret Başkaya <em>“Tarih yazımı tarihçilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir”</em> dese de, ben en azından Kürt tarih yazımı “ete – kemiğe bürünene” kadar, tarih yazımının meslekten tarihçiler tarafından yapılması gerektiğini düşündüğümden ötürü, tarih yazmayı düşünmedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Neki, geçtiğimiz günlerde <a href="http://www.kurdistan-aktuel.org/">www.kurdistan-aktuel.org</a> sitesinde Seyitxan KURIJ imzasıyla “1925 Kürt Halk Hareketi” isimli makaleyi okuyunca, 1925 ile ilgili tarih yazımında, diğer bütün yanlışlıklara kaynaklık eden ana yanlış konusunda bir kaç söz söyleme ihtiyacı hissettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazının yazılış amacı; bir bütün olarak 1925´i, öncesi ve sonrası gelişmeleri değerlendirmek değildir. Yukarıda söylediğim gibi sadece 1925 ile ilgili tarih yazımlarında, bilimin pusulasının yitirildiği olguya; “Azadî´ye Kongre” yaptırma “Zorunluluğu”na dikkatleri çekmeye yöneliktir. Ancak konuya girmeden önce Seyitxan Kurij´in yazısındaki  bazı hatalara kısa bir vurgu yaparak geçmek istiyorum.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bir bilim dalı olarak tarihi yanlış tanımlama. Örnek: <em>“Şüphesiz ki en büyük yargılayıcı tarihtir. Tarih bu konuda hükmünü vermiştir ” </em>Tarih ne yargıçtır ve nede hüküm verir. Tarih herhangi bir canlı değildir. Ne dün bir şeyler söyledi ve ne de yarin sessizliğini bozup bir şeyler söyleyecektir. Tarihi yazan kim ise, yorumu yapacak, “hükmünü verecek” olanda odur.</li>
<li>Kemalist tarih yazımının Kürt şahsiyetler ile ilgili gösterdiği özensizliği olduğu gibi taklit etme. Örnek: <em>“İran`da, İran askerlerinin saldırısı s</em><em>onucu Şeyh Saît`in oĝlu Dîyadîn, Reşît efendî, Keremê Qol Aĝasî ve Hesananlı Halıt bey ile birlikte 36 kişi şehit düştü.”</em> Bir kere Şeyh Sait Efendi’nin oğlunun adı Diyadin değil Giyasettin´dir. Hasenanli Halit Bey değil ve fakat oğlu Şemsettin şehit düşmüştür. İkincisi, Hasenanlı Halit Bey, AZADÎ´nin merkezi isimlerindendir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´nin liderlerinden birisidir. Iran´da şehit düşmemiştir. 1926 yılının ilkbaharında, sömürgeciliğe karşı bir hareketi örgütlemek amacıyla Malazgirt´e geri döner. Yakalanır ve idam edilir. Devlet Milisi Mehmet Halit Fırat anılarında Hasenanlı Halit Bey´in gördüğü işkenceleri anlatır ve “İdama gideceğini çok iyi bilen ve o sırada Muş Jandarma Alay Kumandanı Çerkez Haydar Bey tarafından insanlık dışı işkenceler gören bu adam bir an olsun moral bozukluğu göstermedi” der.(M. Halit Fırat, <em>75 Senelik Derbeder Bir Hayat Hikâyesi</em>, Ankara-1968, Kardeş Matbaası, s:38) Ama kimin “lider”, kimin “nefer” olduğunu Kemalist tarih yazımı belirlediği içindir ki, Hasenanlı Halit Bey´in yaşamı da ölümü de yazar için önemsizleşiyor.</li>
<li>Yanlış tarihler verme. Örnek:  <em>“Böyle bir provokasyon sonucu,hareket beklenmedik bir şekilde planlanmış zamandan önce,8 Şubat 1925 `de başladı.” </em><em>“Şeyh Saît ve 47 arkadaşı Dîyarbekîr`de 4 Eylül 1925`de idam edildiler.”</em> Oysa yukarıdaki iki tarih de yanlıştır. Piran provokasyonunun tarihi 13 Şubat 1925tir. Şeyh Sait Efendi ve arkadaşlarının idam edilme tarihleri de 29 Haziran 1925tir.</li>
<li>Eldeki bilgi ve belgelerin değerlendirilmeyişi, başka bilgi ve belgelerle doğrulatılmaması. Örnek: <em>“</em><em>Hasanan aşireti reisi Albay Halit Bey, derhal Muş`u kuşattı. Cibran Aşireti’nden Hasan bey, çarpışmalardan sonra Hınıs`ı, Şeyh Abdullah ise Varto`yu zapt ettiler”, “ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Pîran, Bulanık zapt edildi.”</em> Yukarıdaki anlatımda sözü geçen olaylar yaşanmamıştır. Ne Muş kuşatılmış ne de Hınıs, Malazgirt ve Bulanik zaptedilmişlerdir. Yazarın kaynağı İsmail Hakkı´nın 1925te Trosak gazetesinin Aralık sayısında yayınlanmış raporudur. ( Aktaran M. A. Hasretyan, <em>Türkiye´de Kürt Sorunu, cilt – 1</em>) Yazar, raporu olduğu gibi, kaynak belirtmeden kendi anlatımıymış gibi veriyor ve başka kaynaklarla test etme ihtiyacı hissetmiyor.</li>
<li>Olayları abartılı anlatma. Örnek: <em>“Doğuya çekilmek </em><em>için ateşli çarpışmalar vererek,Türk cephesini yarıp Varto yakınlarına varabildiler. Bu olaydan sonra çeşitli kollar halinde ve çeşitli istikametlerden çok sayıda Türk kuvvetleri ilerleyip Şeyh Sait`i tekrar munahasıra altına aldılar. Bir çok kanlı çarpışmalardan sonra Şeyh Sait şafakla yeni bir taarruz yaparak muhasarayı yarmak istediyse de,maalesef başarılı olamadı. 15 Nisan`da Şeyh Sait Binbaşı Kasım’ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde, büyük bir kısmı yaralı olan diğer liderlerle birlikte,Türklerin eline esir düştüler” </em>Şeyh Sait Efendi ve beraberindekiler Girvas Köyünden çıkıp Çarbuhur Köprüsünde esir alınmalarına kadar tek bir çatışma dahi yaşamamışlardır. Ayrıca herhangi bir “ihbar” da söz konusu değildir. Binbaşı Kasım zaten Şeyh Sait Efendi ile birliktedir. Grup teslim olmaya karar verince Binbaşı Kasım  “teslim olacaklarını” haber verir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çan’da yapılmış bir Azad</strong><strong>î</strong><strong> Kongresi yoktur</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cibranlı Halit Bey´in 20 Aralık 1924´te Erzurum´da tutuklanıp Bitlis´e götürülmesinden bir süre sonra, Şeyh Said Efendi, &#8220;ifadesine başvurulması&#8221; isteğiyle, kimine göre Bitlis´e, kimine göre ise Hınıs´a davet edilir. Şeyh, Hınıs´a gider ve ifadesi alınır. İfade konusu; &#8220;Azadî´ye yapılan para desteğidir&#8221; Hacı Musa Bey, kendi ifadesinde; &#8220;cemiyetin ihtiyacı olan paraların Yusuf Ziya eliyle Şeyh Said´ten alındığını&#8221; söylemiştir. (Anlatan Fehmi Bilal, Aktaran Naci Kutlay<em>. 21. Yüzyıla girerken Kürtler</em>, Peri Yayınları, Say: 378) Şeyh Said Efendi, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılır.  Ancak “göz hapsindedir” A. Kahraman bu konuda şunları söylüyor: <em>&#8220;Şeyh, Hınıs´taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bırakıldı. Ama göz hapsinde tutuluyordu. Köyü, evi, yolu denetim altına alınmıştı. Evinin çevresinde ajanlar kaynıyordu&#8221;</em> (Ahmet Kahraman<em>, Kürt İsyanları</em>, Evrensel Basım Yayın, Sayfa:72)</p>
<p style="text-align: justify;">A. Kahraman´a konuşan A. Melik Fırat´ta bunları doğruluyor: <em>&#8220;Şeyh Said Efendi evinde göz hapsinde. Tutuklayacakları kesin. Her an kapısını çalabilirler. Bunun üzerine Kolhisar´dan ayrılmaya karar veriyor.&#8221;</em> (A. Kahraman, Age, say:72)</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Şeyh, &#8220;çevresinde ajanların kaynadığı&#8221; Kolhisardaki evinden ayrılır. Ayrılış nedeni ile ilgili de iki farklı görüş var. Bazılarına göre Şeyh Said´in rotası Suriye’dir. M. Halit Fırat bunu söylüyor. “Şeyh Said’in fikri isyan etmek olmayıp aşiret içerisinde bu hava içinde yürüyüp Suriye’ye varmak imiş” ( M. H. Fırat, Age, Sayfa:23) Ayrıca sohbetlerini dinleme şansı bulduğum dönemin tanıkları da Şeyh´in Suriye´ye gitmek amacıyla Hınıs´tan çıktığını söylüyordu. Suriye´de ticari ilişkileri nedeniyle birçok tanıdığı vardır. Onların yanında, durum netleşene kadar kalmak niyetindedir. Bazılarına göre ise; Şeyh, &#8220;halkın arasına karışmak&#8221; niyetindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Efendi´nin çıkış amacı bunlardan hangisi olursa olsun, yol güzergahındaki tutumu bu iki amaca da hizmet etmemektedir. Çünkü, Şeyh, Piran´a kadar Örgeevren´in deyisiyle;  &#8220;düğün alayı&#8221; şeklinde gider. Birkaç yüz atlı ile hareket etmektedir. Bu durum devletin işini oldukça kolaylaştırır. Nitekim Şeyh, yol boyunca devletin yakin takibindedir. Ankara´ya her gün düzenli raporlar sunulur. Osman Aydın bu konuda şunları söyler: <em>&#8220;Mustafa Kemal, çeşitli kaynaklardan Şeyh Said Efendi hakkında günlük bilgiler almaktadır. Özellikle 5-11 ocak tarihleri arasında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal´e ve İçişleri Bakanlığı´na gönderilen raporlar, hareketin yakin takipte olduğunu göstermektedir.&#8221; </em>( O. Aydın, <em>Kürt Ulus Hareketi 1925</em>, Say:62)</p>
<p style="text-align: justify;">A.Kahraman: &#8220;Türk Devletinin ajanları ise Şeyh´i yakin plandan izliyorlardı&#8221; (Age, say:74)</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin Şeyh Said Efendiye duyduğu bu yakın ilgi;  Şeyh´in mahkemeye çağrılmasının da,  &#8220;serbest bırakılmasının&#8221; da bir plan çerçevesinde olduğu yolunda kuşkuları arttırmaktadır. Dr. Fuat´in,  &#8220;Kürt Milli kıyafetleri giymesi&#8221;  nedeniyle idam edildiği düşünülürse, Şeyh Said Efendi´nin &#8220;örgüte para vermekten&#8221; serbest kalması normal bir duruma işaret etmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Efendi, Kolhisar´dan çıktıktan sonra önce Susar´a gider. Oradan Kirikhan Köyü´ne gider ve burada birkaç gün kalır. Ondan sonra sırasıyla Kargapazar, Kanires, Azizan ve Melakan´a uğrar. Yani Melle Selim Kaya´nın deyişiyle; &#8220;Konaklıya konaklıya ilerler.&#8221; (Aktaran A. Kahraman, Age, Sayfa: 73) Her konak yerinde, çevre köy ve kasabalardan gelen insanlar ile sohbetler yapılır. Sohbetlerin konusu;  Halit Bey ile Yusuf Ziya Bey´in tutuklanmaları, Kürtlerin bundan böyle ne yapacağıdır. Esasen bütün Kürdistan bu gündeme kilitlenmiştir. Mevsim kıştır ama Kürdistan kaynamaktadır. Herkes heyecanlıdır, merakta ve tetiktedir. Yalnız Şeyh Said Efendi´nin konakladığı evlerin değil; Kürdistan’daki bütün evlerin, ilgili ilgisiz her kesin sohbet konusu aynıdır. Bu anlamıyla, Şeyh´in konakladığı yerlerde gerçekleşen ziyaretleri ve bu ziyaretlerde yapılmış olan sohbetleri, bir planın sonucunda gerçekleşen &#8220;toplantılar&#8221; olarak algılamak yanlıştır. Zaten Şeyh Said Efendi´nin bu anlamda bir &#8220;görevi&#8221; de yoktur. Şeyh´ten istenen &#8221; izini kaybettirmesi&#8221; dir. Melle Selim Kaya´nın bu konudaki anlatımı şöyledir: <em>&#8220;Halit Bey cezaevindeyken, bir yolunu buluyor, Şeyh Said´e bir mektup yazıp ulaştırıyor. Mektup Kürtçe. Mektubunda&#8230;..bir an önce Hınıs´tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor&#8221;</em> (A. Kahraman, Age, say:72)</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle bir &#8220;mektup&#8221; var mı? Yoksa örgüt başka kanallardan Şeyh Sait Efendiye, &#8220;izini kaybettirmesi&#8221; talimatı mı gönderiyor bu net değil. Ancak gelişmelere bakılarak değerlendirildiğinde, &#8220;izini kaybettirmesi&#8221; istenen sadece Şeyh Said Efendi değildir. Hacı Musa Bey´in kendileri ile ilgili bilgi sahibi olduğu bilinen Hasenanlı Halit Bey, Kör Hüseyin Pasa, Zirkanli Kerem Bey gibi bazı merkezi kadrolarda &#8221; izini kaybettirmesi&#8221; gereken isimler arasındadır. (Yusuf Ziya Bey ile Cibranlı Halit Bey´in tutuklanarak Bitlis´e götürülmelerinden sonra, Hacı Musa Bey´de Bitlis´e götürülür. Kemalistlerle anlaşan Hacı Musa Bey, AZADÎ ile ilgili bildiklerini anlatır ve Cibranlı Halit Bey ile – büyük bir ihtimalle Yusuf Ziya Beyle de – yüzleştirilir. Av. Şerafettin Kaya, bir sohbetimizde bana bu konuda şunları söylemişti: <em>“</em><em>Biz Muş bölgesinde 1925 ile ilgili araştırma yaparken, o dönemi yaşamış olan birçok insan ile konuştuk. Bu insanların anlatımına göre; Hacı Musa Bey, cezaevinde Cibranlı Halit Bey ile yüzleştirilmeye götürülür. Cibranlı Halit Bey´in tepkisi çok sert olur. ‘Beni bu tür insanlarla muhatap etmeyin. Ne bu insani tanıyorum ve ne de bir ilişkim olmuştur’, der” )</em></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Efendi, Melakan´dan Çan´a gecer. Çan Köyü´nde de daha önceki konak yerlerinde olduğu gibi sohbetler yapılır. Bu sohbete katılanların ağırlıklı bölümü Çan Şeyhleridir. Hasan Hişyar Serdi; <em>Görüş ve Anılarım</em> adlı kitabında, Şeyh Said Efendinin Çan ziyaretini &#8220;toplantı&#8221; olmaktan da çıkarıp &#8220;Kongre&#8221; olarak anlatır. Şöyle yazar Hasan Hişyar Serdi: <em>&#8220;Merkez Komitesi ve Kürt ileri gelenleri arasında çok sayıda ve sık sık toplantılar düzenleniyordu. Son kez büyük bir toplantıyı gerçekleştirmeyi hesaplıyorlardı. 1Subat 1925 tarihinde, Erzurum kuruluşunun delegasyonu ve özellikle siyasi kadrosu, milis komutanları, aşiret liderleri onlar içinde bazı Şeyh ve melaların da katıldığı, 300 kişilik bir toplantıyı Çan Dağı´nda siyasi ve tarihi bir kongre gerçekleştirdi. Toplantı üç gün sürdü&#8230; Kongrede gözlemci bir delege olarak yer alan Şeyh Said&#8230; Kongre sonucunda Şeyh Said Cemiyetin başına önder olarak seçildi.&#8221;</em> ( H. H. Serdi, <em>Görüş ve Anılarım</em>, Med yayınları, Sayfa: 196,197)</p>
<p style="text-align: justify;">Hasan Hişyar´ın anlatımı kendi içerisinde çelişkilidir. Bir yerde &#8220;kongre&#8221; bir başka yerde &#8220;toplantı&#8221; demektedir. Şeyh Said, &#8220;gözlemci delegedir.&#8221; Hasan Hişyar´ın anlatımından, olayın sonradan süslenmiş bir söylence olduğu bellidir.  Ayrıca Hasan Hişyar, olayın gerçekleştiği dönemde, 17-18 yaşlarında bir köy delikanlısıdır. Siyasal bir yanı da yoktur. Nitekim Hasan Hişyar aradan gecen onca onyıllardan ve onca “siyasi faaliyetlerden” sonra bile &#8220;anılarını&#8221; yazarken, &#8220;kongre&#8221; ile &#8220;toplantı&#8221; yı karıştırmaktadır. Diyarbakır´da idam edilen “Şeyh Said ve 48 arkadaş”ını, (Azadî) &#8220;Merkez Komitesi&#8221; olarak adlandırmaktadır. Üstelik bu “ kongre”, Çan Dağında, Şubat ayının soğuğunda, “ 300 kişiyle 3 gün sürüyor!!!  ( Hasan Hişyar´in söz konusu kitabi birçok bakımdan ciddi yanlışlıklarla doludur. Söylenceler anlatılmıştır. Abartılıdır. “Anıları”, birçok Kürt aydınında görülen şekliyle kendini övmedir. Kürt tarih yazımı ile ilgilenen birinin böyle bir kitabi referans alması, Kürt tarih yazımının yaşadığı trajedinin boyutlarını görmek açısından öğreticidir.)</p>
<p style="text-align: justify;">AZADÎ, Şeyh Sait Efendi´ye ilk müdahaleyi Çan´da yapar. Dara Hênê ( Genç) Azadî yöneticisi Tayyip Ali Çan´a gider ve Şeyh Sait Efendi´yi olası bir provokasyon konusunda uyarır. Dava Dergisi´ne konuşan dönemin tanığı H. Ali Varol bu konuda şunları söylüyor<em>: “Tayyip Ali ile Şeyh Said arasında birçok konuda istişareler olur. Tayyip Ali Cibranlı Halit Bey meselesini ikinci defa gündeme getirdi. </em><em>‘</em><em>Efendi, onu dışarıya bırakmadan sakın bir teşebbüste bulunma. Onsuz hiç bir meselenin neticelenmeyeceğini bil’ dedi.”</em> (Hacı Ali Varol Dava dergisi mülakatı Haziran -Temmuz 1992. Aktaran Orhan Zuaxpayic, “Tayip Ali Mütevelizade” adli makale, <a href="http://www.kurdistan-aktuel.org/">www.Kurdistan-aktuel.org</a> )</p>
<p style="text-align: justify;">Yani Hasan Hişyar´ın bu anlatımını referans alarak bir “Azadî Kongresi”nde söz etmek olası değildir. Çünkü; Çan’daki söz konusu &#8220;toplantı&#8221; veya &#8220;kongre&#8221; ye katılan ne bir Merkez Komite üyesi, ne bir Erzurum kuruluş delegasyonu, ne bir siyasi kadro ve  ne de  bir aşiret lideri söz konusu değildir. Bir başka deyişle Çan’daki &#8220;toplantı&#8221; veya &#8220;kongre»ye hic bir Azadî kadrosu katılmamıştır. Çan’da Şeyh Said Efendi’yi ziyaret eden Çan Şeyhlerinden hiç birinin de Azadî ile en ufak bile olsa bir örgütsel bağı yoktur. Şeyh Said Efendi’nin kendisinin de AZADÎ ile hiç bir örgütsel bağı yoktur. O halde, hiç bir Azadî üyesinin katılmadığı, tamamen Azadî dışı unsurların gerçekleştirdikleri ve ağırlığı Şeyh -mürit ilişkisine dayalı bir biraraya gelişi “Azadî Kongresi” olarak tanımlamanın anlaşılır hiç bir sebebi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak nedendir bilinmez, 1925 ile ilgili yazan herkes; ister Hasan Hişyar’ı referans alsın, ister almasın, kendisini, Azadî´ye kongre yaptırmak ve Şeyh Said Efendi´yi de Azadî liderliğine getirmek gibi bir anlaşılmaz gariplik yapmak &#8220;zorunda&#8221; bırakıyor. Birkaç örnek:</p>
<p style="text-align: justify;">Uğur Mumcu: <em>&#8220;Cibranlı Halit Bey, eniştesi Şeyh Sait´ten &#8220;ayaklanmanın başına geçmesini&#8221; istiyordu.&#8221;</em> (Kürt İslam Ayaklanması, Say:48)</p>
<p style="text-align: justify;">M. A. Hasretyan: &#8220;Cibranlı Halit Bey ile Yusuf Ziya´nin yerine Kürdistan İstiklal Cemiyeti yönetimine yeni bazı kimselerin seçilmesi gerektiği için, Şeyh Sait Cemiyet başkanlığına getirildi.&#8221; (<em>Türkiye´de Kürt Sorunu</em>, Sayfa: 99)</p>
<p style="text-align: justify;">A. Kahraman : <em>&#8220;Şeyh Sait ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi&#8221;</em> (Age, Sayfa: 117 )</p>
<p style="text-align: justify;">N. Kutlay: <em>&#8220;Şeyh Sait&#8230;..Miralay Halit Bey tutuklanınca, Azadî Örgütü´nün başına geçmiş.&#8221;</em> ( Age, Sayfa:264)</p>
<p style="text-align: justify;">O. Aydın : <em>&#8220;20 Aralık 1924 te de Azadî´nin Başkanı Miralay Halit Bey tutuklanarak Bitlis´teki Divani Harbe sevk edilir. Azadî artik başsızdır. Bundan sonradır ki Şeyh Said Efendi daha aktif rol üstlenmek zorunda kalır.&#8221;</em> (Age, Sayfa:55)</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkat edilirse yukarıdaki &#8220;tespit&#8221;lerin hemen hepsi birbirinin aynıdır. Hiç birinde kaynak gösterilmemiştir. Tamamen zorlama söz konusudur. Her yazar, daha önce kurgulanmış  senaryo gereği, Şeyh Said Efendi’yi “ Azadî’nin Liderliği”ne getirmek için kendi &#8220;inisiyatifini&#8221; kullanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Azadî Kongresi” ve “Şeyh Sait Efendi’nin Azadî Liderliği”ne getirilişi, 1925 Kürt tarih yazımının temel çıkmazıdır. Kürt tarih yazımı bu kavşakta bilimden kopar. Olgular burada anlamsızlaşır. Sorgulama burada biter. Tabular burada başlar. Tarih burada “kutsal inanca” dönüşür. “ Öyle söylenmişse mutlaka öyledir” kabulü burada başlar. Artık olgulara dayalı bir tarih yorumu yerini “inanç”ın teorisini yapmaya bırakır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Şeyh Sait´in… her hangi bir beşeri sisteme inanması, o yolda hareket etmesi mümkün değil. Nasyonalist bir düşüncesi olamaz.&#8221; Askeri ve siyasi bir amacı yok.&#8221;</em> ( A. Melik Fırat)</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Şeyh Said´in üyelik temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi.”</em> ( A. Kahraman )</p>
<p style="text-align: justify;">Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey tutuklanmışlardır. Beytüşşebap Ayaklanması sonrasında bazı Azadî kadroları Güney Kürdistan´a geçmişlerdir. Ancak Azadî’nin dışarıda, içlerinde albay, binbaşı, üsteğmen, kaymakam, doktor, avukat olmak üzere yüzlerce kadrosu vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar birer olgu. Neki bu olgular“ kutsal inanca” uymuyor. Bu nedenle “yok” sayılıyor. “Kutsal inanc”a uygun “olgular” yaratılıyor ve tarih bu “olgular”a uyduruluyor: “  Azadî kadroları tasfiye edilmiştir!” “Azadi başsızdır!” Ve tabi Kürdistan’da hiç başka kişi kalmadığından da “ Azadî´nin başına Şeyh Sait getirilir!“</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden önce, Azadî’nin, modern ve illegal bir örgütlenme olduğu; beşer kişilik hücrelerden oluştuğu; üyelerin birbirlerini kod isimlerle tanıdığı; gizlilik kuralı dışında tanımaların ve ilişkilerin yasak olduğu; ilişkilerin, her hücreden ancak birisiyle sürdürüldüğü; örgütsel ilişkilerin Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey´de merkezileştiği; Kürdistan´in hemen her yerinde örgütlü olduğu vb. vb. genel kabul görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada sorulması gereken bir yığın  soru var: Eğer örgüt, yukarıda izah edildiği gibi illegal çalışıyorsa ve Halit Bey´in tutuklanması gündemde ise, Örgütün,  Halit  Bey´in yerini dolduracak  bir başka üyesini görevlendirmiş olması gerekmez miydi? Eğer örgüt,( yada Halit Bey´in kendisi )Halit Bey´in ilişkilerini devralan birini görevlendirmemişse, illegal örgüt nasıl kongreye gitmiştir? Bir an için &#8220;Örgütün başsız kaldı&#8221;ğını ve ancak bir yolunu bulup kongreye gittiğini farz edersek,&#8221;kongre&#8221; de neden hiç bir örgüt üyesi yok. Kongre yok da, Halit Bey´den bir &#8220;mektup&#8221; veya &#8220;haber&#8221; varsa, o zaman örgütün üyesi bile olmayan ve örgütün ilişkileri ile ilgili hiç bir malumatı olmayan, dahası “Nasyonalist düşüncesi olmayan” birine, yani Şeyh Said Efendi´ye, &#8220;örgütün başına geç&#8221; demiş olması mümkün mü? Şeyh Said Efendi, hiç bir üyesini tanımadığı ve hiç bir ilişkisini bilmediği tamamıyla illegal örgütü nasıl yönetecektir? Eğer Halit Bey, birinin &#8220;örgütün başına geç&#8221;mesini istemişse, bu kişinin örgütün en azından belli ilişkilerini bilen ve teknik olarak da örgütü yönetebilecek siyasi ve askeri yetenekleri olan bir örgüt üyesi olması gerekmez mi? vb. vb. soruları çoğaltmak mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Efendi iyi bir din alimidir. <em>&#8220;Kürt olduğunun bilincindedir.Saygın, dürüst, zengin ve müritlerince çok sevilen bir kişi&#8221;</em>dir. (N.Kutlay, Age, Sayfa: 264) <em>“Şeyh Said´in üyelik temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi.”</em> (A. Kahraman, Age, Sayfa: 65) <em>Ancak O´nun için Kürdistan kurmak &#8220;muhaldir.&#8221; &#8220;Fikri bunu kabul edemiyor.&#8221;</em> ( A. Melik Fırat) Azadî ile değil ve fakat kayınbiraderi Halit Bey ile ilişkileri vardır. Halit Bey´in ısrarı karşısında, örgüte parasal olarak destek vermeyi kabul etmiştir. Bunu da, Halit Bey´e duyduğu &#8220;güven&#8221; nedeniyle yapmıştır. Ayrıca,  O. Aydın´ın deyimiyle<em>; &#8220;O, modern anlamda bir örgütü yönetebilecek birikime sahip değildir.&#8221;</em> ( Age, Sayfa: 94 )</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Efendi ile ilgili bu kısa bilgiler bile O´nun Azadî lideri olamayacağını göstermeye yeterlidir.  Kürdistan´in bütün parçalarını kapsayan Bağımsız bir Kürdistan´ı programlamış bir örgütün, Kürdistan Devletini &#8220;muhal&#8221; (hayal) gören ve siyasal olarak hiçbir birikimi olmayan birini lider seçmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim A. Melik Fırat da ayni konuya vurgu yapar. Uğur Mumcu´nun; <em>&#8220;Melik Fırat´a dedesinin Erzurum´da kurulan Kürt Istiklal Cemiyeti´nin başkanlığını yaptığını ileri süren yayınlardan da söz ediyorum</em>&#8221; sorusuna,  <em>&#8220;Hayır&#8221;</em> diye cevap veriyor. (U. Mumcu- K<em>ürt &#8211; Islam Ayaklanması</em>, say: 152)</p>
<p style="text-align: justify;">Yine Melik Fırat ayni röportajda; <em>&#8220;Şeyh Sait, &#8220;Kürt Devleti kurmayı düşünmemiştim&#8221; derken doğruyu söylüyor. Çünkü kendisi ruhanidir.O´nun vazifesi tebliğ.&#8221; &#8220;Askeri ve siyasi bir amacı yok; amacı dini.&#8221; &#8220;Şeyh Sait´in, müktesebati ve ailesinin yapısı nedeniyle, İslami bir düşüncenin dışında, ümmet fikrinin dışında her hangi bir beşeri sisteme inanması, o yolda hareket etmesi mümkün değil. Nasyonalist bir düşüncesi olamaz.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;">A. Melik Fırat´ın yukaridaki belirlemeleri tamamıyla doğrudur. Şeyh Said Efendi;  ne Azadî´nin lideridir, ne &#8220;Kürt Devleti kurmayı düşünmüştür&#8221; ve nede nasyonalist(ulusalcı) bir düşünceye sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Efendi, <em>&#8220;Nakşibendi Tarikatı postnisinidir.&#8221; </em>(M.F irat)<em> </em>Esasen her sene kış mevsiminde kendi tarikat mensuplarının bulunduğu bölge içerisinde geziye çıkar. Ancak, 1925 yılında, Şeyh Said Efendi´nin bölgeye gidiş nedeni, her sene yaptığı alışılagelmiş gezilerden biri değildir. Yine müritleri içerisindedir. Ancak bu kez &#8220;izini kaybettirmek&#8221; için gelmiştir. Neki,  siyasal bir deneyimi yok. <em>&#8220;Asker değil, kumandan değil, paşa değil.&#8221;(</em>Melik Fırat, Aktaran Uğur Mumcu, Age, Sayfa. 152) Devletlerin kirli tezgâhları ile ilgili de hiç bir bilgiye ve tecrübeye sahip değildir. O kendi müritleri içerisinde kendini güvende hissetmektedir. Kalabalık gruplarla hareket etmesinin,  kendisini,   devletin takibine açık hale getirdiğinin farkında bile değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait Efendi, Çan’dan sonra Çewlik’e(sonradan adı &#8220;Bingöl&#8221; olarak değiştirilen il merkezi) geçiyor. Oradan Diyarbakır tarafına yöneliyor. Lice’ye geçiyor. Lice´de, Azadî, Dr. Fuat vasıtasıyla Şeyh Said Efendi´ye müdahale etmeye çalışır. Kendisine; &#8220;Yalnız başına Siwan bölgesine gidip saklanması&#8221; talimatı verilir.( Mele Xalid, <strong>“Fehmi Fırat Ki ye?”</strong> Bir Dergisi, Sayı:7, Yaz-2007, S:213)</p>
<p style="text-align: justify;">Mele Xalit, Liceli Fehmi´den duyduklarını Bîr Dergisi´ne anlatır. Anlatıma göre; Şeyh Sait Efendi kardeşi Şeyh Mehdi´yi Liceli Fehmi´ye gönderir. Bu şekilde Dr. Fuat´in emirlerini öğrenecektir. Mele Xalit´i dinleyelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Şex Mehdi, dib</em><em>ê</em><em>je “Here Lic</em><em>ê</em><em> hinda Fehmi u bira bi te re were Diyarbekir</em><em>ê</em><em> u bi hev re herin hinda Dr. Fuad ka emr</em><em>ê</em><em> wi ç</em><em>î</em><em> ye?”</em></p>
<p style="text-align: justify;">“Şeyh Mehdi; abim “Lice’ye Fehmi´nin yanına git,  seninle birlikte Diyarbakir´a  gelsin, beraber Dr.Fuat’ın yanına gidin, hele emri nedir?” (S. S )</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Dr Fuat veger</em><em>î</em><em>ya got “Xorto here ji biray</em><em>ê</em><em> xwe re b</em><em>ê</em><em>je bira ew bi ten</em><em>ê</em><em> here herema Siwan</em><em>ê</em><em> li gundek</em><em>î</em><em> bicih bibe, bila kes p</em><em>ê</em><em> nizanibe heta buhar</em><em>ê</em><em>” </em></p>
<p style="text-align: justify;">“Dr. Fuat dönüp dedi ki; “ Genç, git kardeşine söyle, yalnız başına gidip bahara kadar Siwan bölgesindeki bir köye yerleşsin. Kimse de bilmesin. “ (S. S)</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük bir ihtimalle Şeyh Sait Efendi´yi Dr. Fuat´a Tayyip Ali yönlendirmiştir. Şeyh Said Efendi, Dr. Fuat´in düşüncelerini yada önerilerini değil, “emri”ni soruyor. Dr. Fuat ile Şeyh Said Efendi’nin tanışıklıkları bile söz konusu değilken, emir almak için haber gönderilmesini, birincisi; Azadî’nin örgütsel mekanizmasının işlediği, ikincisi; Şeyh Said Efendi’nin  emir alır pozisyonunda olduğu olarak değerlendirmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Naci Kutlay´a konuşan Ferhat Bilgin´de &#8220;Azadî&#8221;nin müdahalesini doğrular:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Diyarbakır’da içinde Dr. Fuat, Avukat Bavê Tujo ve Cemilpaşa ailesinden birkaç kişinin bulunduğu &#8220;Azadî&#8221; örgütü üyeleri, Piran’da isyanın başlaması üzerine Lice’li Fehmi Efendi’yi Şeyh Sait´e gönderirler. Piran’daki olayı ve hazırlıksız bir başkaldırıyı tehlikeli görürler.&#8221;</em> ( N. Kutlay,Age, say: 563)</p>
<p style="text-align: justify;">(Herne kadar Ferhat Bilgin; &#8221; Piran´da isyanın başlaması üzerine&#8221; diyorsa da, aslında &#8220;Azadî&#8221;nin Lice’li Fehmi Efendi’yi  Şeyh Said Efendi’ye göndermesi, Piran olayından öncedir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, Şeyh Sait Efendi, halen yaşananların ciddiyetini kavrayamamıştır. Israrlar karşısında, Siwan bölgesine gidişini erteleyerek,  kalabalıklar halinde köylerde konaklamaya devam eder. Hani´ye, oradan da Piran’a geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisinden &#8220;izini kaybettirmesi&#8221;  istenen Şeyh Said Efendi, arkasından kamuflesi mümkün olmayan kalın izler bırakarak hareket ettikçe, Türk Devleti’de hazırlıklarını bitirip, Provokasyon için düğmeye basmaya hazır hale gelmiştir. Düğmeye Piran’da basılır. Provokasyon göstere göstere gelmiştir. Provokasyonun &#8220;Kürt gelenek ve görenekleri&#8221; gibi bir mazeretle yumuşatılması, geçiştirilmesi anlaşılır bir durum değildir. Şeyh Said Efendi, daha önceden Provokasyon ile ilgili uyarılmıştır. Ortada, bir manga askere iki teğmenin birlikte komuta etmesi gibi normal olmayan bir durum var.  &#8220;Kanun kaçağı&#8221;  kişilerin isimlerinin ve köyde olduklarının askerlerce çok iyi biliniyor olması, onların provokasyonun bir parçası olduklarının ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Ayrıca bu &#8220;kanun kaçakları&#8221; Şeyh Said Efendi’nin bulunduğu evde de değiller. Şu halde, &#8220;kanun kaçağı&#8221; kişilerin askerlerce alınması, hangi “Kürt gelenek ve göreneklerine” ters düşecekti. Kimin bu olayla “şerefi” ve “haysiyeti” ayaklar altına alınmış olacaktı. Bağımsız bir Kürdistan kurmak amacıyla, yıllar yılı binbir emek harcanarak yaratılan bütün değer ve olanakların imhası demek olan bu çok ciddi provokasyonun; &#8220;Kürtlerin gelenek ve görenekleri &#8220;; &#8220;şeref&#8221; , &#8220;onur&#8221;  gibi hiç alakasız kavramlarla gerekçelendirilmesi, “olması gereken normal bir olay” olarak sunulması bir “normal”liği işaret etmiyor. Burada söz konusu olan “ Kürtlerin gelenek”i değildir. Bu tür “sosyolojik tahliller”, “kutsal tarih”in teorisini yapmanın geleneğidir. Kemalistlerin Kürdistan politikalarına hizmetin ve tarihi anlamamızı engellemenin geleneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Azadî’nin, Şeyh Said Efendi’nin yaklaşık bir buçuk ay süren “düğün alayı”na etkili bir müdahalede bulunmamış olması büyük bir zafiyettir. Görünen o ki, ya Şeyh Said Efendi üzerinden böylesine büyük bir provokasyonun gercekleştirilebilecegini tahmin edemediler ya da işlerinin yoğunluğu nedeniyle Şeyh’e fazla zaman ve eleman ayırmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">13 Şubat Piran Provokasyonundan sonra Azadî ve Azadî örgütlülüğü devre dışıdır. Provokasyon, Azadî’nin örgütsel olarak Kürdistan’da güçsüz ve fakat Şeyh Said Efendi´nin müritlerinden ötürü güçlü olduğu bir bölgede tezgâhlanmıştır. Sahnede, Azadî örgütlülüğünün bazı olanaklarını da kullanan Şeyh ve müritleri vardır. Şeyh için “artıik geri dönüş imkânı yoktu.” Çünkü <em>“silahlı çatışmaya neden olmaktan sanıktı. Tek seçenek yürümekti”</em> ( A. Kahraman, Age, say: 76 ) Nereye olduğu belli olmayan bir “yürümek”. Ne siyasal hedefler belli, ne de emir – komuta var.</p>
<p style="text-align: justify;">1925 ile ilgili değerlendirmelerde, genel kurgu gereği, Azadî, provokasyona da,  provokasyon sonrası olaylara da dahil edilir. Ve bu iş yine belge ve bilgilere dayalı olarak değil, zorlama ile yapılır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Bağımsız Kürdistan Cemiyeti (Azadî) ayaklanmanın hazırlanmasında büyük bir rol oynamasına rağmen, ayaklanmanın önderliğinde önemli bir rol üstlenmeyi başaramadı.”</em> (M. A.  Hasretyan, Age, Sayfa: 135)</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“1925 Kürt Ulusal Hareketi’ni, bir örgütün hazırladığı, fakat yönetemediği bir hareket olarak nitelemek mümkün görünmektedir.”</em> ( O. Aydın, Age, Sayfa: 96 )</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa ortada Azadî’nin planlı olarak başlattığı ve fakat örgütsel zafiyetlerinden ötürü yönetemediği bir “ayaklanma” yada “hareket” yoktur. Provokasyon, Azadi´yi ve örgütlülüğünü boşa çıkarmaya yöneliktir. Ve bu başarılmıştır. Provokasyon sonrası olaylara katılan bir tek Azadî üyesi vardır: Liceli Fehmi Efendi. Liceli Fehmi´de yukarıda belirtildiği gibi, Şeyh Sait Efendi’yi uyarmaya gitmiştir. Kendini olayların içinde bulur. Bırakıp gidemez.  “Tayyip Ali’nin olayların içinde olduğu ve Şeyh Sait Efendi ile birlikte davrandığı” yolundaki genel kani ise hiç bir şekilde doğru değildir. Liceli Fehmi’den hareketle; <em>“Ancak buna rağmen bir ölçüde örgüt üyeleri ve belli birim yöneticileri hareketin içindedir. Bu kadro, Şeyh Said Efendi’nin yakın çevresinde bir nevi danışmanlar kurulu gibi hareket etmiştir.”</em> ( O. Aydın, Age, Sayfa: 94) demek olgulara gözünü kapamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde “Bunun yani sıra Kurmancî lehçesini konuşan Kürt aşiretlerinin de, özellikle, Karlıova, Hınıs, Bulanık, Malazgirt, Varto ve Kığı yöresinde katilim yüksekti.” demek te gerçekle örtüşmüyor. Söz konusu edilen yerler Cibran ve Hasenanlarin bölgesidir. Cibran ve Hasenanlar 13 Şubat provokasyonundan sonra sessiz kalırlar, olaylara katılmazlar. Devlet güçlerinin ve özellikle de milis güçlerin saldırılarına maruz kaldıktan sonradır ki kendilerini savunmak zorunda kalırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani 13 Şubat provokasyonundan sonra gelişen olayların içinde Azadî yoktur.  Ancak olaylar bahane edilerek yakalanıp yargılanan ve sonradan idam edilen Azadî üyelerinden hiçbiri, ne mahkemelerde ve ne de darağaçlarında sömürgecileri sevindirecek bir zaafiyet göstermemişlerdir. Ruhları şad olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla</p>
<p style="text-align: justify;">19.02.2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarih-yazimi-mi-%e2%80%9ckutsal-tarih%e2%80%9d-savunuculugu-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tartışmayı Noktalamak (!)</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tartismayi-noktalamak</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tartismayi-noktalamak#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 07:23:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=624</guid>
		<description><![CDATA[Çocuktum. O zamanlar bizim köyün Dünya ile tek bağlantısı; sadece aile reislerinin açıp &#8211; kapatmaya &#8221; yetkili&#8221; oldukları, bu nedenle de çocukların yetişemeyecekleri yükseklikte, duvara monte edilmiş tahta bir raf üzerine özenle yerleştirilmiş dam antenli radyolardı. Bu radyolar her evde de bulunmazlardı. O zamanın koşullarında &#8221; lüks &#8220;tüler. Bizim köyde 3 &#8211; 4 tane vardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çocuktum. O zamanlar bizim köyün Dünya ile tek bağlantısı; sadece aile reislerinin açıp &#8211; kapatmaya &#8221; yetkili&#8221; oldukları, bu nedenle de çocukların yetişemeyecekleri yükseklikte, duvara monte edilmiş tahta bir raf üzerine özenle yerleştirilmiş dam antenli radyolardı. Bu radyolar her evde de bulunmazlardı. O zamanın koşullarında &#8221; lüks &#8220;tüler. Bizim köyde 3 &#8211; 4 tane vardı. Akşam yemeği yendikten sonra, köylüler radyolu evlerin oturma odalarında toplaşır, önce &#8221; ajans&#8221; dinlenir, sonra evin reisi radyo düğmesini Erivan Radyosu´na kilitlerdi. Stranlar eşliğinde ağırbaşlı sohbetler yapılırdı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-626" title="Hiv" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/09/Hiv1-250x140.jpg" alt="Hiv" width="250" height="140" />Yıl 1969, mevsim yaz. Biz çocukların içerisine adam yerleştirildiğini düşündüğümüz bu büyük ve ahşaptan radyoların &#8221; ajans”larına bir haber düştü: &#8220;Amerikalılar Ay´a ayak bastı!&#8221;. Bu haber, bizim köyün o güne kadarki bütün sohbet konularını ve sohbet adabını rafa kaldırdı. Artık köylüler &#8221; Amerikalıların Ay´a gitmesi&#8221; ile yatıp &#8211; kalkıyorlardı. Kimse &#8220;akşam ajansı &#8220;nı kaçırmak istemiyordu. Radyolu evlerin oturma odalarına erkenden doluşan köylüler, &#8220;ajans &#8220;tan sonra, eskiden olduğu gibi ağırbaşlı, sakin sohbetler değil, hararetli tartışmalar yürütüyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Köylüler iki gruba ayrılmışlardı: &#8220;Amerikalıların Ay´a gittiğine&#8221; inananlar;  Amerikalıların aslında Ay´a değil de başka bir yere gittiklerine, &#8220;Ay´a gitme&#8221;nin, kafirlerin İslam dinini ortadan kaldırmaya yönelik bir yalanı olduğuna inananlar. İki gruptan insanlar, kendilerine referans aldıkları müftü, seyda, melle, bey, efendi, doktor, öğretmen vb. üzerinden bitmez &#8211; tükenmez bir tartışı sürdürüyorlardı. Her Varto´ya gidişte yeni bazı bilgilere ulaşan taraflar, dönüşte, tartışmayı daha da boyutlandırıyor, şiddetlendiriyorlardı. İmalı soru ve cevaplar, suçlamalar, alay etmeler, sinirlenmeler, küsmeler, bağırıp &#8211; çağırmalar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet, tartışmaların kör dövüşüne dönüştüğü ve bu nedenle de köyün birlik ve beraberliğine, gelenek ve göreneklerine zarar vermeye başladığı bir anda köyün yaşlı kadınlarından birisi olan Qîza Elê, yaşlı olmanın sorumluluğu, deneyimi ve ağırlığı(!) ile devreye girdi:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Ben bu gece, Amerikalıların Ay´a gidip-gitmediklerini anlamak için sabaha karşı uyandım. Dolunay vardı. Ay parlıyordu. Bulutsuz, pırıl pırıl bir geceydi. Oturup uzunca bir süre dikkatlice Ay´a baktım. Nice sonra, Ay´in üzerinde yürüyen insanları fark ettim. Telaşla gidip geliyorlardı. Yani, Amerikalılar Ay´a gitmisler !&#8221; dedi ve böylece köyümüzdeki &#8220;Ay´a gitme&#8221; tartışmasına noktayı koydu(!)</p>
<p style="text-align: justify;">Yıl 2009, mevsim yaz. Bu kez &#8220;ajans&#8221;lara &#8220;Kürt açılımı&#8221; haberi düştü. Haber ile beraber, Kürtlerde birbirlerine düştüler. Bir kaç gruba ayrıldılar: &#8220;Kürt açılımı&#8221;nın, Türk Egemenlik Sistemi´nin kendisini yeniden üretmesinin araçlarından birisi olduğunu, Kürt Ulusu´nun kolektif haklarını içermediğini söyleyip &#8220;açılım&#8221; a karşı olanlar ve bu anlamıyla Kürtlerin ayri devlet kurma ya da federasyon hakkini savunanlar; &#8221; açılım&#8221;ın Kürtlerin ayrı devlet kurmalarının yada federasyonun önünü açacağını savunanlar; &#8220;açılım&#8221; ın Kürt Ulusu´nun kolektif haklarını içermediğini ancak &#8220;hayra yorulması&#8221; gerektiğini savunanlar; &#8220;açılımı&#8221; ın Kürt Ulusu´nun dil ve kültür haklarını içerdiğini ve bu nedenle de desteklenmesi gerektiğini savunanlar; Genel Kurmay´a karşı Hükümet´in desteklenmesinin Türk Devleti´ni dönüştüreceğini ve ileride yeni &#8220;açılım”ların olanaklarını yaratacağını savunanlar; en azından &#8220;açılım”ın &#8220;savaş&#8221;ı bitireceğini, bu anlamıyla bile olsa desteklenmesi gerektiğini savunanlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Her gruptan insanlar, Kürdistan Sorunu´nun çözümü ile ilgili düşüncelerini gerekçeleriyle birlikte ortaya koydular. Deklarasyonlar yayınladılar, röportajlar yaptılar, makaleler yazdılar. Tartışma büyüdü, alevlendi. Karşılıklı polemiklere, hakaretlere dönüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin burasında, Kürt yaşlılarından A. Melik Fırat, yaşlılığın kendisine yüklediği toplumsal sorumluluğun gereği (!) olarak duruma müdahale etti. Yılların ağırlığı ve bilgeliği (!) ile Star Gazetesi´ne konuştu ve çözümü açıkladı:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Kürtlerle Türkler müslüman kardeşlerdir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">A. Melik Fırat´ın bu sözünden sonra söylenecek her söz boştur (!) Nokta konmuş, tartışma bitmiştir(!)</p>
<p style="text-align: justify;">09.09.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tartismayi-noktalamak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Silah ve Af</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/silah-ve-af</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/silah-ve-af#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2009 23:17:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=586</guid>
		<description><![CDATA[Süreç saklısız-gizlisiz işliyor. PKK´ye "silah bıraktırma", Mit-Polis-Hükümet ekibinin üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Kürt siyasi kadrolarının ve örgütlerinin üstesinden gelebileceği iş hiç değildir. Bu iş için bir "Kürt konferansı" düzenlemek ise, en hafif tabiriyle gülünçtür. Siyasi körlüktür. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Lafı hiç dolandırmadan en başta söyleyeyim. PKK silahının Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´ne verdigi/verecegi zararı, hiç bir sömürgeci devletin silahı veremedi/veremez. Bu belirlemeyi; son dönemlerde giderek bütün Kürt siyasetçi ve örgütlerinin her fırsatta dillendirdiği ve tümüyle PKK silahinin ürünü olarak ortaya çıkan &#8220;silahın zamanı geçti!&#8221;, &#8220;silah mücadeleye zarar veriyor!&#8221; türünden, yaşamı hiç bir şekilde açıklamayan uyduruk sözleri tekrar etmek için değil ve fakat PKK´nin bir Kürt örgütü olmadığını, Türk Genel Kurmayı tarafından organize edilmiş ve hedefleri de Türk Genel Kurmayı´nca belirlenmiş bir anti &#8211; Kürt örgüt olduğunu vurgulamak için yapıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-587" title="Dayik" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/08/Dayik1-250x140.jpg" alt="Dayik" width="250" height="140" />30 yıldır PKK silahlarının nişangâhında, bütün zulümlere ve yıkımlara karşın titizlikle korunup bugünlere taşınabilen Kürt Ulusu´nun özgürlük dinamikleri var. PKK, 30 yıldır, &#8220;Kurşun adres tanımaz!&#8221; sloganıyla Kürdistan´ın bağımsızlığı için yola çıkmış olan Kürt çocuklarına, Kürt özgürlük düşünü boğdurtuyor. Kürdistan özgürlük dinamiklerini Türk Devleti´ne tatbikat aracı olarak sunuyor. Zaten PKK´nin diğer anti-Kürt devlet örgütlerinden farklılığı da bu hainliğinde, bu kirliliğinde duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Neki, Kuzey Kürdistanlı siyasal kadrolar, 30 küsur yıldır PKK´yi bir yere oturtamadılar.  PKK´yi tanımlamaktan ve PKK ile ilgili kalıcı politikalar belirlemekten ısrarla kaçındılar. PKK ile ilgili, olayların seyrine göre günlük belirlemeler yaptılar. PKK´ye bir gün &#8220;Devlet örgütlenmesi&#8221; diyenler, başka birgün PKK´nin kendilerine verdiği figüranlık rolünü, çocuklar gibi sevinerek oynadılar. &#8220;Protokol&#8221;ler imzaladılar, &#8220;Cephe çalışmaları&#8221; sürdürdüler, programlarını &#8220;askıya&#8221; aldılar. PKK´nin sosyal, siyasal ve psikolojik kuşatmasında kaldılar. Bağımsız politikalar üretemediler, program sunamadılar, bir mücadele odağı oluşturamadılar. Kürt kitlesini bütünüyle PKK´ye bırakarak, korunaklarına çekildiler. Çürüdüler. PKK´nin, içlerini tamamen boşaltarak ayağa düşürdüğü kavramlara sarıldılar. Bu nedenle de uzunca bir zamandır, neyi, niçin ve hangi araçlarla istediklerini bilmeden, PKK´nin, bölgedeki politik güçlerin ve büyük devletlerin dümen suyunda sürüklenmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Devleti ve basını, ısrarla PKK´yi -silahları ve günahları ile birlikte- Kürt tarafına ihale etmektedir. &#8220;Silah bıraktırma&#8221;, &#8220;Temsil&#8221; ve &#8220;Genel af&#8221; tartışmalarıyla; hem Kürt Özgürlük Hareketi PKK ile özdeşleştirilerek &#8220;terörizm&#8221;le mahkum edilmekte, hem Öcalan ve PKK Kürt Ulusu´nun &#8220;temsilcisi&#8221; yapılmakta ve hem de Türk Devleti´nin Kürdistan´daki varlığı &#8220;meşru&#8221;laştırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa bugün PKK &#8211; Devlet ilişkisi bütün çıplaklığıyla orta yerde durmaktadır. PKK denen &#8220;Kürt&#8221; örgütünü kuran, hedeflerini belirleyen, &#8220;Genç Subay&#8221;ları ile yönetip-yönlendiren ve bugünlere taşıyan Türk Devleti´dir. Kendilerine kurulan tuzaklardan habersiz, ülkelerini sömürgeci postalların zulmünden kurtarmak coşkusu ile yanıp tutuşan Kürt gençlerini,&#8221;Bağımsız Kürdistan&#8221; sloganı ile dağlara çıkaran, ellerine silah veren; onları, yabanı hayvanların bile yaşayamadığı Kürdistan dağlarında aç-susuz-çıplak bir yaşama mahkûm eden; &#8220;hain&#8221;, &#8220;işbirlikçi&#8221;, &#8220;provokatör&#8221;, &#8220;ajan&#8221;, &#8220;düşkün&#8221; olarak birbirine kırdırtan; babalarının, kardeşlerinin, amcalarının, dayılarının, yeğenlerinin katilleri yapan; kobay olarak üzerlerinde deneyler uygulayan; umutları ve inançları ile oynayan; gençliklerini ve ruhlarını çalan; Köy ve karakol baskınlarında 35-40 binini öldürten Türk Devleti´dir. Türk Devleti, şimdi, Kuzey ve Güney Kürdistan´da meydana gelebilecek bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak elinin altında tuttuğu 3-5 bin kişilik &#8220;gerilla&#8221;yı işaret ederek kendisine &#8220;mağdur&#8221; ve fakat &#8220;büyük&#8221; ve &#8220;af edici&#8221; rolü biçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Kürt siyasi kadroları koro halinde; &#8220;Ne olur, afet!&#8221; diye yalvarıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer Kürt siyasi kadroları, yaşananlardan, sıradan bir Kürt insanının çıkardığı sonuçları çıkarabilme basireti gösterebilselerdi, MİT´in, Güney´li Kürt partileri üzerinden kendilerine yüklediği; &#8220;PKK silah bırakacak&#8221;, &#8220;Geniş kapsamlı bir af çıkarılacak&#8221; gibi müjdeli(!) &#8220;haberler&#8221;in taşıyıcıları olma talihsizliğini yaşamazlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Süreç saklısız-gizlisiz işliyor. PKK´ye &#8220;silah bıraktırma&#8221;, Mit-Polis-Hükümet ekibinin üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Kürt siyasi kadrolarının ve örgütlerinin üstesinden gelebileceği iş hiç değildir. Bu iş için bir &#8220;Kürt konferansı&#8221; düzenlemek ise, en hafif tabiriyle gülünçtür. Siyasi körlüktür. Ne diyor PKK´li kalemşörler: &#8221; Ortada Kürt Sorunu olduğu sürece PKK silah bırakmaz.&#8221; Doğrudur. PKK´nin misyonu; &#8220;Kürt Sorunu”nu bitirmek, Kürtleri Türk Egemenlik Sistemine entegre etmektir. Türk Genel Kurmayı bu amaç için PKK´nin eline silah vermiştir ve saptanan amaç gerçekleştiğinde de silahları elinden alacaktır. Daha dogru bir ifade ile silah tutan &#8220;gerilla&#8221; bırakmayacak, kirli amaçları için hepsini öldürtecektir. Yani sorun, zamanlama sorunudur. Yani sorun, programlanan hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı sorunudur. Yaşananlar, Türk Devleti´nin kendi içerisinde &#8220;silah bıraktırma&#8221;nın zamanı ile ilgili bir tartışıyı sürdürdüğünü, ancak bir uzlaşı sağlayamadığını gösteriyor. Demektir ki, PKK bir süre daha silahlı olmayı sürdürecektir. Söz konusu sürenin kısa olabileceğine dair bir belirti de yok.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde, Kürt siyasi kadroları, PKK silahının yıkıcı etkilerini asgariye indirmek istiyorlarsa, Türk Devleti´nin Kürdistan´daki oyunlarını-aktörleri ile birlikte- deşifre etmek, yani PKK silahlarını Türk Devleti´nin hanesine yazdırmak zorundadırlar. Bu görev başarılamazsa; Kürdistan Özgürlük Mücadelesi rotasına oturamaz, Türk Devleti´nin saldırılarından korunamaz, anti-Sömürgeci programlarla bir meşruiyet ve direnme mevzii oluşturulamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Af, suçun bağışlanması ise, suçlu olan Kürdistan Özgürlük Mücadelesi değil, Türk Devleti´dir. Her şeyden önce ve her şeyden önemlisi Türk Devleti´nin Kuzey Kürdistan´daki varlığı meşru değildir. Sömürgecidir. Kürt Ulusu´nun iradesine rağmen Kürdistan´ı işgal ve ilhak etmekten ötürü suçludur. Kürdistan´daki vahşi katliamlardan ötürü suçludur. Sorgusuz- sualsiz darağaçlarına götürdüğü dedelerimizin mezarlarını gizlemekten ötürü suçludur. Binlerce &#8220;faili meşhul&#8221; cinayetten ötürü suçludur. Kürt dilini, Kürt kültürünü öldürmekten ötürü suçludur. Kürdistan´in doğasını, Kürdistan´ın ekonomisini öldürmekten ötürü suçludur. Kürdistan´ın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan etmekten ötürü suçludur. Milyonlarca kürdü yerinden yurdundan zorla göç ettirmekten ötürü suçludur. Kürdistan´da uyguladığı yasaklardan, zülüm ve zorbalıktan ötürü suçludur. Cezaevlerinden, işkencehanelerden ötürü suçludur. Kürdistandaki yaşamı kâbusa dönüştürmekten ötürü suçludur. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin dinamiklerine emir-komuta edebilecek kirli ağları örmek ve bu amaçla 25 yıllık bir &#8220;savaş&#8221;ı sürdürmekten ötürü suçludur&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, Kürtler kimin topraklarını işgal etmiş, kimi katletmiş, kimi topraklarından sürmüş, kime zülüm ve zorbalık uygulamış, kimin dilini kültürünü yasaklayıp zorla Kürtleştirmiştir? Kürtler, hangi suçlarından ötürü &#8220;af&#8221; dileyecekler? Bir ulusun kendi ülkesini sömürgeci boyunduruktan kurtarmak için ayağa kalkmasından daha haklı ve kutsal ne olabilir? Bir Ulusun kendi varlığını korumasından daha masum ve daha doğal ne olabilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Öyleyse, Türk Devleti´nin, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´ni &#8220;suçlu&#8221; gösterme ve böylece meşruiyetini ortadan kaldırma çabalarına, Kürt siyasi kadrolarının çanak tutma hevesleri hangi &#8220;gerçekçi politikalar&#8221;ın ürünüdür? Bir &#8211; iki hafta içerisinde adi &#8220;Kürt Açılımı”ndan &#8220;Demokratik Açılım”a dönüşen ve Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan hiç bir hakkını içermeyen &#8220;proje&#8221;lerin hatırına, Türk Devleti´nin işlediği insanlık suçlarını Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi´ne giydirerek hangi yol katedilecek, hangi kazanımlar elde edilecek, Kürdistan Sorunu´nun çözümüne hangi katkı sağlanacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette her Kürt şahsiyetin, grubun, partinin kendi projelerini topluma deklare etme hakki vardır. Her Kürt şahsiyetinin, grubunun yada partisinin Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi´nin ağır yükünü taşıyamama, yorulma ve siyasetten çekilme hakkı da vardır. Ancak hiç bir Kürt şahsiyet, grup ya da partisinin Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi´nin temel dayanağı olan meşruiyetine yönelik devlet projelerini Kürdistan´da pazarlama hakkı yoktur. Bu, ahlaki olarak; ayıp, siyasi olarak; işbirlikçilik ve hukuki olarak; suçtur!</p>
<p style="text-align: justify;">Ve elbet Kürtler ilelebet hukuksuz yaşamayacaklardır!</p>
<p style="text-align: justify;">27.08.2009</p>
<p style="text-align: justify;">Resim Kaynağı: <a href="http://www.ademsonmez.com">www.ademsonmez.com</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="350" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/BI-i66omapI" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350" src="http://www.youtube.com/v/BI-i66omapI"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/silah-ve-af/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Açılımı &#8211; Aso Zagrosi’nin* Simko Sever ile Söyleşisi</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurt-acilimi-aso-zagrosi%e2%80%99nin-simko-sever-ile-soylesisi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurt-acilimi-aso-zagrosi%e2%80%99nin-simko-sever-ile-soylesisi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2009 09:35:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hevpeyvîn]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=553</guid>
		<description><![CDATA["Kardeşlik" kavramının bugünlerde tekrar kullanıma sunulmuş olması ve alıcı bulmakta zorlanmaması, Kürt Siyasal kadrolarının yaşadığı yıkımı tespit etmek açısından önemlidir. "Kardeşlik" kavramı, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin başına bela,  bağımsızlıkçı perspektifin karartıcısı bir kavramdır. Sömürgeci devletlerin ihtiyaç duyduklarında kullandıkları, sonra da barbarca katlettikleri bir kavramdır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso  Zagrosi:</em></strong><strong><em> Son aylarda  Türkiye’de devletin bir  kanadından “Kürt açılımından”, “Kürd sorunun barışçıl çözümümden” ve  “büyük bir  projeden”  söz ediliyor.  Kürtlerle Türklerin bu topraklarda buluşmasında bu yana yaklaşık olarak bin yıl geçti. Bazıları, “bin yıl kardeşçe bir arada yaşama”  diyor buna. Türk ırkçıların kendilerine sembol olarak aldıkları Alpaslan’ın Kürd Yusuf tarafından Malazgirt savaşından bir yıl sonra yani 1071 yılında öldürülmesi dahi (Urfalı Matieu’dan) bu buluşmanın kanlı bir zeminde yürüdüğünü gösteriyor. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri Kürtlere karşı hayatın tüm alanlarında jenositler uygulandı, milyonlarca Kürt fiziki olarak imha edildi ve Kürtlere ait ne varsa inkar edildi.  Şimdi Kürtleri muhatap almaksızın “bizim sizin için iyi bir projemiz var”  diyorlar. Bu söylem ne kadar inandırıcı olabilir?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-556" title="ZarokenKurd" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/08/ZarokenKurd1-250x140.jpg" alt="ZarokenKurd" width="250" height="140" />İsmail (Simko) Sever: Türklerle Kürtlerin &#8220;Bin yıl kardeşçe bir arada yaşadıkları&#8221; nın sadece bir yalan olduğunu bizde, Türklerde, dünya alem de biliyor. Bu anlamıyla da tartışı gerektirmiyor. Tartışılması gereken bizatihi &#8220;kardeşlik&#8221; kavramının kendisi ve &#8220;kardeşlik&#8221; geleneğinin Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi saflarındaki uğursuz geleneğidir. Zaten çapsız, korkak ve yorgun olan Kürt siyasi kadroları; uzunca bir zamandır, Türk Devleti’nin, medyasını ve kendi örgütü PKK’yi kullanarak, Kürt Hareketi’ni ulusal özlerinden boşaltmak ve manipüle etmek amacıyla ürettiği kavramlarla sersemletilmiş ve teslim alınmış durumdadırlar. Kullanılan kavramlar, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin muhtevasını ve ihtiyaçlarını tanımlamaktan uzaktırlar. Kürt siyasal kadroları, her gün bir &#8220;yeni&#8221;si kullanıma sunulan ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin rotasını bağımsızlıktan &#8220;Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü”ne yöneltme amaçlı kavramlara sıkıca sarılmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Kardeşlik&#8221; kavramının bugünlerde tekrar kullanıma sunulmuş olması ve alıcı bulmakta zorlanmaması, Kürt Siyasal kadrolarının yaşadığı yıkımı tespit etmek açısından önemlidir. &#8220;Kardeşlik&#8221; kavramı, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin başına bela,  bağımsızlıkçı perspektifin karartıcısı bir kavramdır. Sömürgeci devletlerin ihtiyaç duyduklarında kullandıkları, sonra da barbarca katlettikleri bir kavramdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında siyasal alanda hiç bir karşılığı olmayan ve Kürtler dışında hiç bir haklin itibar etmediği &#8220;Kardeşlik&#8221; kavramının Kuzey Kürdistan açısından kökleri 1900’lü yılların başında durmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalandığı ve ulusal devletlerin kurulduğu dönemde, İttihatçıların Kürt Milliyetçiliğini manipüle etmek için kullandıkları &#8220;Kardeşlik&#8221; kavramı, kendisine Kürt Hareketi içerisinde kısa sürede yandaş bulmuş ve o günden beri Kürt Hareketi’ni içten içe kemirerek varlığını sürdüre gelmiştir. &#8220;Kardeşlik&#8221; geleneği sürdürücülerinin, 1900’lü yılların başlarındaki &#8220;Kardeşlik&#8221; geleneğinin kurucularını &#8220;Kürt Liderleri&#8221; olarak pazarlamaları, bağımsızlıkçı Kürt liderlerini görmezden bilmezden gelmeleri, yani tarihimizi karatma çabaları, bugün yürürlükte olan ve &#8220;Kardeşlik&#8221; geleneğinin meyvesi olan &#8220;Türkiyelilik&#8221; programının da bir gereğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Devleti bugünlerde tekrar &#8220;Bin yıllık kardeşlik&#8221; ten söz ediyorsa, bunun nedenleri vardır: <strong>Birincisi</strong>; bir dönemi aşmak için Kürtlere ihtiyaç vardır. <strong>İkincisi</strong>; Kürdistan’daki &#8220;Kardeşlik&#8221; geleneğini ( &#8220;Din kardeşliği&#8221; ve &#8220;Halkların kardeşliği&#8221;) açığa çıkarıp kendisine dayanak oluşturacaktır. <strong>Üçüncüsü</strong>; savaş yorgunu Kürt Halkı’nı manipüle ederek &#8220;Kürt Açılımı&#8221;na inandırmaya çalışacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, söz konusu olan &#8220;Kürt açılımı&#8221;, sizin de söylediğiniz gibi Türk Devleti’nin bir kanadının &#8220;Projesi&#8221;dir. Daha açık söylemek gerekirse MİT-Polis-Hükümet ekibinin bir &#8220;Projesi&#8221;dir. Ve &#8220;Proje&#8221; T.C. Başbakanı Erdoğan’ın deyişiyle &#8220;Milli Birlik Projesi”dir. Adı üstünde; &#8220;Milli birlik&#8221;.  Yani &#8220;Türk birliği projesi&#8221;. Yani Kürtlerin &#8220;vatandaş&#8221; olabilmek için &#8220;Türk&#8221; olmak zorunda oldukları, bir ulus olarak hem hukuki ve hem de toplumsal olarak kabul görmedikleri, Üniter devletin korunduğu, sömürgeci &#8211; sömürge ilişkilerinin değişmediği, bilinen tabiriyle &#8220;Tek ulus, tek devlet, tek bayrak&#8221;lı Türk Egemenlik Sistemi’nin yeni bazı kavramlarla üretilip &#8211; sürdürülmesinden başka bir şey değildir &#8220;Kürt açılımı&#8221; denen &#8220;büyük proje&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, Kürt Ulusu’nun kendi toprakları üzerinde kendi kendini özgürce yönetmesi, kendi kaderini tayin etmesi, yani ulusal devletini kurma mücadelesidir. Oysa kurulduğu günden beri Kürt Ulusu’na jenosit uygulayan Türk Egemenlik Sistemi, ne sistemde bir değişikliğe gitmek, ne Kürt Ulusu’nu &#8220;yok etme&#8221; planlarından vazgeçmek, ne egemenliğini paylaşmak, ne Kürt Ulusu’ndan özür dilemek ve ne de Kürdistan Ulusal Sorunu’nu doğru kavramlarla tanımlamak niyetindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Devleti, 25 yıllık &#8220;savaş&#8221; ile elde ettiği avantajlarla, bugüne değin zulüm ve zorbalıkla gerçekleştirmeye çalıştığı &#8220;yok etme&#8221; planlarını, şimdi Kürt Ulusu’nun rızasıyla gerçekleştirmek istemektedir. &#8220;Büyük proje&#8221; budur. Ve yukarıda da söylediğim gibi bu &#8220;Proje&#8221;, devletin bir kanadının &#8220;Proje&#8221;si olması nedeniyle inandırıcılığı sınırlıdır. Ancak Kürdistan’da dayanakları ve haliyle bir pazar payı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso Zagrosi: Türk devletinin Kürtlere ve Kürtlerin haklarına ilişkin son dönemlerde kopardığı gürültünün asıl nedeni sizce ne olabilir?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Kürtler, tarihleri boyunca askeri olarak birçok kez yenildiler. Sonrasında katliamlar yaşadılar. Zülüm gördüler. Ancak hiç bir dönem Türk Devleti’ni kendi devletleri olarak görmediler, devletle barışmadılar. Türk Devleti’ne meşruiyet kazandırmadılar siyasi zafer imkanı tanımadılar. Kendi içlerinde, bir sonraki direnmenin dinamiklerini beslediler, büyüttüler ve sonraki kuşaklara emanet bıraktılar. Türk Devleti Kürdistan’daki varlığını, Kürt Ulusu’nun iradesine rağmen, zulüm ve zorbalıkla sürdürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa bugün Türk Devleti, Kürt Ulusal Hareketi karşısındaki konumu itibarıyla tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Güçlülüğünün nedenleri 25 yıllık &#8220;savaş”ın envanterinde duruyor. 25 yıllık &#8220;savaş&#8221; ile Kuzey Kürdistan’daki Kürt Ulusal Hareketi’ni yönetebilecek mekanizmaları ele geçiren Türk Devleti, Kürt Ulusal Hareketi’nin hedeflerini karartmış, amaçlarından uzaklaştırmış, büyükçe bir kesimini Türk Egemenlik Sistemi’nin emrine sokmuş, kalanlarını ise &#8220;Türkiyeli&#8221;leştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Türk Devleti, Kuzey Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin bu boş, zayıf ve savunmasız anını sonuna kadar kullanarak, ABD ve AB’nin desteğini arkaladığı bir anda, yüzyıllık korkulu rüyası olan Kürdistan Sorunu’nu Kürtlerin eliyle bitirmek için harekete geçmiş ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin meşruiyetine yönelmiş durumdadır. Bu amaçla geniş ölçekli bir manipülasyon yürütüyor. Kürt siyasal kadroları ve Kürt kitlesi, Türk Sömürgeci Dünyasının ideolojik bombardımanıyla karşı karşıyadır. Son dönemlerde kopan gürültünün bir nedeni budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gürültünün başka bir nedeni; &#8220;Proje&#8221;nin, Türk Devleti’nin topyekün bir &#8220;Proje&#8221;si olmamasıdır. &#8220;Proje&#8221;nin zamanlaması ve aktörleri ile ilgili konsensüs sağlayamayan devlet içi güç odakları, &#8220;Proje&#8221; etrafında bir çatışma içindedirler. Yıllardır Kürdistan’daki &#8220;savaş”ı yürüten ve Kürt Hareketi’ni emir-komutasına alarak devletin hizmetine koşan Genel Kurmay, söz konusu sürecin Türk Devleti lehine ortaya çıkardığı kazanımlardan MIT- Polis- AKP Ekibinin nemalanmasına razı değildir. Zaten genel olarak Kürdistan Politikasının belirlenmesinde inisiyatifi, son dönemlerde Ergenekon Belgeleri ile aktivitesini arttıran MIT-Polis Ekibi’ne kaptırmak istememektedir. Bu nedenle taraflar ellerindeki bütün araçları kullanarak karşılıklı operasyonlar düzenlemektedirler. Türk Genel Kurmayı’nın &#8220;Proje&#8221;ye onay verdiği yolundaki genel kanının doğruluğuna dair bir kanıt görünmemektedir. Çatışma önümüzdeki süreçte daha da derinleşerek sürecek ve gürültü daha da artacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya kamuoyunun, &#8220;Türk Devleti’nin Kürtlerin hak ve özgürlüklerini tanıdığı&#8221; şeklinde yanıltılması da gürültünün nedenlerinden birisi olarak tespit edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso Zagrosi: Bazılarına göre aslında bu açılım “Kuzey Kürtlerine değil,  çeşitli uluslararası güçlerin baskısı altında Güney Kürtlerine, petrol ve doğal gaz gibi zenginliklere yönelik bir açılımdır”  söylemine dair yaklaşımız ne?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Unutulmaması gerekir ki, Türk Devleti bugün değil, yaklaşık 35-40 yıl önce, hem Kürdistan Sorunu gibi ağır bir yükü ilelebet sırtında taşıyamayacağını hem de Kürt Ulusal Hareketi’ni artık özel yasalarla, zulüm ve kanla engelleyemeyeceğini anlamıştır. Bunun için de 1970’li yılların ortalarında kendi &#8220;Kürt&#8221; örgütünü kurarak, Kürt Ulusal Hareketini içerden ele geçirmenin planlarını yapmış, bu amaçla 25 yıllık bir &#8220;savaş&#8221; yürütmüş ve gelinen yerde amaçlarının büyükçe bir bölümünü gerçekleştirmiştir. Uzun ve sabırlı ve bir o kadarda kirli bir planlamanın sonucunda, &#8220;Kürt açılımı&#8221; için gerekli olan koşullar olgunlaştırılmıştır. Farklı bir deyişle, &#8220;Kürt açılımı&#8221; denen &#8220;Proje&#8221;nin hazırlık çalışmalarına son bir-kaç yıl içerisinde değil, 35-40 yıl önce başlanılmıştır. Ve şimdi, Kuzey Kürdistan Kürt Ulusal Hareketi’nin kendi meşruiyetini kendisinin sorgulamaya başladığı bir anda da, Kürt Ulusal Hareketi’ne Misak-i Milli’yi kutsatmak amaçlı bir hamle olarak devreye sokulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan &#8220;Kürt Açılımı&#8221;nın Güney Kürdistan ile ilgili bir boyutunun olmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Kürt siyasal kadrolarının ufukları ve programları &#8221; kendi parçaları&#8221; ile sınırlı olsa da, Kürdistan’ın parçalarından birindeki Kürt Ulusal Hareketi’nin etkileri &#8220;kendi parçası&#8221; ile sınırlı değildir. Kürdistan’ın bir parçasındaki her olumlu ya da olumsuz gelişme, Kürdistan’ın diğer parçalarına direkt olarak yansımaktadır. 2003 yılında, Saddam Rejimi’nin yıkılmasından sonra Güney’de Kürt Devleti kurulması ihtimali ve umutlarının Kuzey Kürdistan’da nasıl bir ulusal coşkuya; aynı şekilde Türk Devleti’nin Güney’e yönelik tehditlerinin nasıl bir ulusal öfkeye dönüştüğü hepimizin bilgisi dahilindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Güney’in devletleşmesi, Türk Devleti’nin Kuzey Kürdistan’daki anti Kürt planlarını barajlaşabilecek, boşa çıkarabilecek şimdilerdeki tek alternatifti. Olmadı. Güney’deki siyasal Güçler Türk Devleti’nin tehditlerine direnemedi. Teslim oldu. Yani Türk Devleti, Kuzey Kürdistan Ulusal Hareketi’ni teslim alma &#8220;Proje&#8221;lerini, ancak Güney Kürdistan’ı teslim aldıktan sonra gerçekleştirebileceğini bildiği içindir ki önce Güney’i teslim almıştır. Dahası, Güneyli Kürt Siyasal Güçlerini hem &#8220;Irak’ın birliği ve bütünlüğü&#8221; ve hem de &#8220;Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü&#8221; konusunda yükümlülük altına sokmuştur. Ve Güneyli Güçler, yükümlülüklerinin gereği olarak, Güney’den beslenen Kuzey’li parti ve şahsiyetlere &#8220;Türkiyelilik&#8221; empoze etmektedirler. Ve söz konusu Kuzey’li parti ve şahsiyetler, &#8220;Kürt açılımı&#8221; nın Kürdistan dayanakları olma hevesiyle, Türk Devleti’ni Kürdistan’da pazarlamaya başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette &#8220;Kürt Açılımı&#8221;nın enerji hatları ile ilgili boyutu da var. Orta &#8211; Asya ve Orta &#8211; Doğu zenginliklerini Batı’ya taşıyacak yolların Türkiye üzerinden geçiyor olması, yolların güvenliği, radikal İslami terörün barajlanması, bölgenin istikrarı ve dengeleri Türk Devleti’ne yeni bir rol ve avantajlar sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte &#8220;Kürt Açılımı Proje&#8221;si; Kuzey Kürt Ulusal Hareketi’nin dumura uğratıldığı, Güney’in devletleşmediği ve Türk Devleti’nin yeni rolünden ötürü ABD ve AB’nin çok yönlü desteğine sahip olduğu bir dönemi &#8220;Tarihi fırsat &#8221; olarak değerlendiren Türk Devleti’nin bir kanadının &#8221; Kürt Sorunu&#8221;ndan &#8221; Milli Birliği Pekiştirerek&#8221; kurtulma &#8220;Projesi&#8221;dir. &#8220;Kürt açılımı&#8221; nın kısa öyküsü budur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso  Zagrosi:  Son dönemlerde yoğun bir şekilde  Öcalan’ın 15  Ağustos’ta sunacağı  “Yol  Haritası”ndan söz ediliyor. Öcalan yakalandığından beri Kürtlere sayısız  “yol haritaları”  sundu.   Kürdlerin  ulusal  taleplerini  “Bağımsız , Birleşik  Kürdistan”dan  “kültürel  haklar”  derekesine indirdi. Hatta “Anayasa’da Kürtlerden söz edilmesi dahi gerekmiyor”  diyor/diyorlar.  İmrali’dan Kürtlere yol haritası olabilir mi?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Sorunuzun cevabına geçmeden önce, Öcalan’ı tanımlamaya yönelik yaşanan kavram karışıklığı ile ilgili birkaç belirleme yapmak gerektiğini düşünüyorum. Öcalan’ın &#8220;yakalandığı&#8221;, &#8220;cezaevinde&#8221;, &#8220;tutsak&#8221;, &#8220;itirafçı&#8221; olduğu gibi kavramlar, Öcalan, emir erleri ve süreç ile ilgili yaşanan kafa karışıklığının önemli göstergeleridirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan yakalanmamıştır. &#8220;İtirafçı&#8221; da değildir. Türk Devleti’nin önemli bir kadrosudur. Devlet hesabına çok hayati ve zor bir görev üstlenmiştir. Görevini emir &#8211; komuta zinciri içerisinde başarıyla yapmıştır / yapmaktadır. Başka güçlerin müdahalesi sonucunda istenen zamanda olmazsa da ülkesine getirilmiştir ve devlet içi güç odaklarının olası saldırılarından korunmak amacıyla İmralı’ya, Türk Genel Kurmayı’nın Karargahlarından birisine alınmıştır. Ne &#8220;cezaevindedir&#8221;, ne de &#8220;tutsaktır&#8221;. Söyledikleri, yapıp &#8211; ettikleri, ortaya çıkan devlet ilişkileri bir tarafa, Kürt Internet Siteleri’ni bile çeken küçük radyosu (!) &#8220;tutsak&#8221; olmadığının kafi delilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan’ın &#8220;yakalandığı&#8221; ve &#8220;tutsak&#8221; olduğu söylemi, zorunlu olarak Öcalan’ı meşrulaştırmaya, &#8220;kahraman&#8221;laştırmaya, Kürt  kitlesi üzerindeki otoritesini arttırmaya hizmet edecektir. Bir kere Öcalan’ın &#8220;tutsak &#8220;olduğu söylendikten sonra, diğer söylemler ( &#8220;itirafçı&#8221;, &#8220;Genel Kurmay’ın hizmetinde&#8221; vb.) dedikodu olmaktan başka bir işlev görmez ve Kürt Kitlesi üzerinde olumlu bir etki oluşturmaz. Şimdiye değin oluşturmadığı gibi. Bu nedenle de Kürt siyasi kadroları, Öcalan’ı, PKK’yi, DTP’yi ve türevlerini tanımlarken kullanacakları kavramları özenle seçmek durumundadırlar. Yoksa, süreç ile ilgili netleşmek, programlar oluşturabilmek ve Kürt Kitlesini doğru yönlendirebilmek olası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorunuza dönelim. Bunca yaşananlardan ve bilinenlerden sonra, İmralı’dan çıkacak bir &#8220;Yol Haritası&#8221;nın Kürtlerin Ulusal &#8211; Demokratik haklarının deklaresi olup olmayacağını tartışmak abestir. Geçiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu vesile ile konunun bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum. &#8220;Kürt Açılımı&#8221;nı yürüten Ekibin, Genel Kurmay’ı; ABD ve AB’nin desteğiyle, &#8220;Ergenekon Soruşturması&#8221;yla ve &#8220;servise hazır bazı belgeler&#8221; ile &#8220;Kürt Açılımı&#8221;na katmaya, bu olmazsa eğer etkisiz kılmaya çalıştığı biliniyor. Yine, &#8221; Kürt Açılımı&#8221;nın hayat bulabilmesi için &#8221; PKK’ye silah bıraktırılması&#8221; yönünde Genel Kurmay’ın baskı altına alındığı da biliniyor. Genel Kurmay ciddi bir sıkışıklık yaşıyor. Bu durum, siyaset dünyasının önemli bir kesiminde,  Öcalan’ın PKK’yi &#8211; haliyle silahları- tasfiye edeceğine dair bir yargı oluşturmuştur. Salt bu nedenle de, kimi Kürt çevreleri &#8221; Kürt Açılımı&#8221;nı &#8220;hayırlı&#8221; bulduklarını beyan etmektedirler. Ancak &#8220;kazın ayağı&#8221; hiçte öyle değildir. Genel Kurmay yüzyıllık bir iktidarın imkanlarına sahiptir ve pes etmeyecek, PKK’yi elinden bırakmayacaktır. Genel Kurmay’ın PKK ile ilgili hesabi bitmemiştir ve hesaplarının boşa çıkarılmasına &#8220;evet&#8221; demeyecektir. Bu en azından Güney Kürdistan bağlamında böyledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şunu söylemek istiyorum. İmralı’dan gelecek &#8220;Yol haritası&#8221;, sıkışıklığı aşmak için zaman kazanmaya yönelik bir &#8220;Yol haritası&#8221; olacaktır. PKK’nin ve silahların tasfiyesini beklemek saflık olacaktır. &#8220;Yol Haritası”ndan bir &#8220;tasfiye&#8221; kararı çıksa bile, bu karar uygulanmak için değil ve fakat kuşatmayı yarmak, sorumluluktan kurtulmak amaçlı taktiksel bir karar olacaktır ve önceden kararlaştırıldığı üzere PKK karara uymayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP’nin AKP Hükümetiyle şimdilerde sürdürdüğü &#8220;sıcak&#8221; ilişkiyi de Genel Kurmay’ın sıkışıklığı olarak okumak lazımdır. Bir süre sonra, AKP Hükümeti ve DTP arasındaki &#8220;balayı&#8221; da bitecek, kılıçlar tekrar çekilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso  Zagrosi: Kuzey Kürdistan’da tüm Kürt siyasal yapıları  yıllar boyunca “Bağımsız, Birleşik ve hatta sosyalist Kürdistan’ı” savundular. Şimdi hiç kimseden bir ses yok. Herkesin Kürtleri yeniden devlete entegre çalışmaları içine girdiği bu ortamda neden Kürdistan’ın bağımsızlığını, özgürlüğünü ve hatta Türklerle eşit haklar temelinde birliği savunan örgütler, kurumlar ve bireyler bir Kürt Konferansını toplamıyorlar?  Var olan sorunlarını tartışmıyorlar?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Bu dönemde, ulusal ölçekte bir Kürt Konferansı düzenlemenin, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne olumlu anlamda bir katkı sunabileceğine dair ciddi kuşkular taşıyorum. Zaten geçtiğimiz baharda &#8220;Güneyli Kürtlerin ev sahipliğinde&#8221; düşünülen&#8221; Kürt Konferansı&#8221; da, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin ihtiyaçlarını değil; &#8220;Kürt Açılımı”nın, Kürt dayanakları ihtiyacını karşılamak üzere toplanacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler arasında, son 15 -20 yılda yaşananların Kürtleri birebirine yakınlaştırdığı yönünde yaygın bir düşünce var. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Kürtler birbirlerinden uzaklaşıyor, ayrışıyor. Ayrışmak zorundalar. Kuzey Kürdistan bazında söylersek, sırtlarındaki &#8220;Kürtlük&#8221; yükünden kurtulmak için devletin her türden &#8220;Kürt&#8221; programlarına şapka çıkaran siyasi kesimlerle, Kürt Ulusu’nun devlet kurma hakkını savunan siyasi kesimlerin birlikte yürüyebilecekleri tek bir adim bile kalmamıştır. Sorun, çoktandır kendini dayatan bu olguyu önce bilince çıkarmaktır. Sonrası bellidir. Kürtlerin devlet olma hakkini savunan parti, grup ve şahsiyetler bir konferans düzenleyerek Kürt Ulusal Hareketi’nin sorunlarını tartışabilir, çözümler üretebilir, bir temsil organına kavuşabilirler. Bir hukuk oluşturabilirler. Eğer bu görev için bir çağrı gerekiyorsa, bu yazı vesilesiyle ben bu çağrıyı yapıyorum. Siyaset, sorunlara çözüm üretebilme sanatı değil mi zaten.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso Zagrosi:   Yüzyıllardan beri Kürtlerin bir  özgürlük ve bağımsızlık savaşı var.  Bu kadar savaş ve kandan sonra Kürtlerin millet olarak üzerinde anlaştıkları bir ulusal projeleri var mı?  Eğer böyle bir projeleri yoksa ne yapabilirler?  Sizin bu konuda bir öneriniz var mı?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Kürt Ulusu’nun ilk ve tek Ulusal Projesi, 1920’li yıllarda Azadî’nin hazırladığı ve Doğu Kürdistan’da Simko liderliğindeki, Güney Kürdistan’da Mahmut Berzenci liderliğindeki Kürt Ulusal Hareketlerinin de onayını alan &#8220;Bağımsız Kürdistan Projesi&#8221; dir. Başarı şansı çok yüksek bu Ulusal Proje, ne yazık ki Piran Provokasyonu ile sabote edilmiştir. Geçen 90 yıl içerisinde, bütün Kürdistan’ı kapsayacak ölçekte bir başka ulusal proje oluşturulamadı. Kürdistan’ın parçalı Sömürge statüsü/zlüğü, sömürgeci devletlerin ve bölge ile ilgili hesapları olan büyük devletlerin Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi içerisindeki kirli elleri, Kürt siyasal kadrolarının kafalarında sömürgecilerin çizdiği sınırlardan çok daha fazla sınırın oluşmasına neden olmuştur. Bu durum, ulusal bir projenin oluşturulmasını ve hayata geçirilmesini engelleyen en önemli engellerden biri olarak varlığını koruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt Ulusal Hareketi’nin bütün cephelerden hesaplı bir ideolojik saldırı ile karşı karşıya bulunduğu bu sürece, yukarıda belirttiğim kapsamda bir konferans ve bu konferansın onaylayacağı ulusal bir proje ile cevap verebilme zorunluluğu savsaklanamaz bir görev olarak önümüzde duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin burasında, Kürdistan tarihinin yeniden yazılması ve Tarihimizdeki bağımsızlıkçı unsurların öne çıkarılması da önem arz ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso Zagrosi:   Sizin konuya ilişkin özel olarak söylemek istediğiniz başka bir söyleyeceğiniz var mı?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Anti Kürdizm, Türk Devleti’nin mayasıdır. Türk Devleti’nin, kendisini yeni rolüne uygun bir tarzda yeniden üretmesinin yarattığı iç sorunları doğru okumak gerekir. Devletin kanatlarının Kürt programları aynıdır ve &#8220;yok etme&#8221; amaçlıdır.  Türk Devleti’nin kanatlarından birinin yedeğinde &#8220;Kürtçülük&#8221; yapmak olası değildir. Devlet, bütün kanatlarıyla Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin meşruiyetine yönelmiştir. Meşruiyetimizi savunmak noktasında mevzilenmek ve bu mevziyi tahkim etmek zorundayız. Bu görev kutsal bir görev olarak başarılmayı bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aso Zagrosi:  Bize zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsmail (Simko) Sever: Ben teşekkür eder, çabalarınızda başarılar dilerim.</p>
<p style="text-align: justify;">21.08.2009</p>
<p style="text-align: justify;">*www.newroz.com ve Kürdistan Forum Editörü</p>
<p style="text-align: justify;">Foto Kaynağı: <a href="http://www.krg.org/">www.krg.org</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="www.newroz.com"><img class="aligncenter" src="http://www.newroz.com/forum/templates/default/images/head.jpg" alt="" width="640" height="64" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurt-acilimi-aso-zagrosi%e2%80%99nin-simko-sever-ile-soylesisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Temsil</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/temsil</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/temsil#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 21:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=379</guid>
		<description><![CDATA[Sahi nereden çıktı bu "temsil" sorunu? Türk Devleti, bir ülke olarak Kürdistan´ı ve bir ulus olarak Kürt Ulusu´nu tanıdığını mı açıkladı? Nerdeyse bir asırdır Kürdistan´da uygulaya geldiği zamana yayılmış jenosit için Kürt Ulusu’ndan özür mü diledi? Resmi devlet ideolojisi olan ırkçı, sömürgeci ve dogmatik Kemalist ideolojiden vazgeçildiğine dair işaretler mi verdi? ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yine her zamanki gibi oldu. Türk medyasının belirlediği &#8220;Kürtlerin temsilcisi kim/ler&#8221; adlı gündemi, yine Türk medyasının belirlediği kavramlarla tartıştık/tartışıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk medyasının, &#8220;Kürt Sorunu”nu tartışma şekli ve zamanlamasında bir yığın &#8221; hin oğlu hinlik&#8221;ler olduğu açıktır. Türk medyası, -farklı devlet içi güçlerin sözcülüğünü yapsa da- devlet görevi yapıyor. Devletin sağladığı bilgilerle, devletin istediği kavramlarla ve devletin istediği zamanda anti &#8211; Kürt programları yayıyor, kitleleri manipüle ediyor.  Kürt Halkına &#8220;akıllı olma&#8221;yı yani Türk Egemenlik Sistemine tabi olmayı nasihat ediyor. Bu amaçla; Kürdistan Sorunu´nu &#8220;Kürt Sorunu”na ve &#8220;Kürt sorunu&#8221; nu da kendi konumlarına uyarlamaya çalışan &#8220;Kürt&#8221; aydınlarını, &#8220;köşe yazarı&#8221; ve tartışma programlarının &#8220;vazgeçilmezler&#8221;i olarak kullanıyor. &#8220;Vazgeçilmezler&#8221;e; &#8220;Ulusal devlet kurma döneminin geçtiğini&#8221; söyletiyor. Öcalan´i Mandela, emirerlerini ise &#8220;Kürt halkının sözcüleri&#8221; olarak lanse ediyor. Bu iş için, Türk medyası &#8220;postacı&#8221; olmaya soyunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-380" title="Temsil" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/07/Temsil.jpg" alt="Temsil" width="461" height="260" />Bunlar biliniyor. Bu işte bir gariplik yok. Türk Medyası işini yapıyor. Gariplik; Kürt aydınlarının, Türk Medyasının alelacele kaldırdığı &#8220;temsilcilik&#8221; dolmuşuna biribirini iteleyerek binmeye çalışmalarında duruyor. Gariplik; Kürt aydınlarının, Türk Medyasının gösterdiği adreslere &#8220;temsilcilik mazbatası&#8221; dağıtmakla kendilerini &#8220;yetkili&#8221; kilmiş olmalarında duruyor. Gariplik; Kürt aydınlarının, kendilerini  &#8220;yetkili&#8221; kılmalarında hiç bir hukuki, siyasi ve ahlaki sakınca görmemelerinde duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sahi nereden çıktı bu &#8220;temsil&#8221; sorunu? Türk Devleti, bir ülke olarak Kürdistan´ı ve bir ulus olarak Kürt Ulusu´nu tanıdığını mı açıkladı? Nerdeyse bir asırdır Kürdistan´da uygulaya geldiği zamana yayılmış jenosit için Kürt Ulusu’ndan özür mü diledi? Resmi devlet ideolojisi olan ırkçı, sömürgeci ve dogmatik Kemalist ideolojiden vazgeçildiğine dair işaretler mi verdi? Anayasa ve bağlı bütün yasalar tamamıyla değiştirerek, Kürt Ulusu’nun temel hak ve özgürlüklerini güvence altına mı aldı? Kürt dilini resmi dil olarak mı kabul etti? Okullarda Kürtçe eğitimi mi başlattı? Ders kitaplarını mı değiştirdi? Kürdistan´daki gizli devlet örgütlenmelerini ve koruculuk sistemini mi lagvetti? Kürdistan´in caddelerine, okullarına, karakollarına, fabrikalarına, dağlarına, taşlarına yazılan &#8220;Ne mutlu türküm diyene!&#8221; sözleri mi kaldırdı? Kürdistan´daki Mustafa Kemal heykellerinin yerine Kürt büyüklerinin heykellerinin dikilmesini mi sağladı? Siyasi tutsakları mi serbest bıraktı? Zorla göçertilen milyonlarca Kürt köylüsünün tekrar topraklarına dönmelerini sağlayacak ekonomik ve sosyal tedbirler mi aldı?</p>
<p style="text-align: justify;">Elbetteki hayır. Dahası Türk Devleti, Türk Egemenlik Sistemini hiç bir şekilde tartışma konusu yapmayacağını ve sistemde en ufak bir değişikliğe gitmeyeceğini çok açık bir dille deklare ediyor. T.C.Savunma Bakanı Vecdi Gönül; &#8220;Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?&#8221; sorusuyla başladığı konuşmasının devamında, ulus yaratma/oluşturma sürecinin devam ettiğini ve Kürdistan’daki savaşın bu amaçla sürdürüldüğünü itiraf ediyor. T.C. Genel Kurmay Başkanı Başbuğ; Kürtleri kastederek, &#8220;kollektif hakların kullanılmasının söz konusu olamayacağını&#8221; söylüyor. T.C. Başbakanı Erdoğan; “Biz ne diyoruz? Tek ülke, tek devlet, tek millet diyoruz&#8230; Buna karşı çıkanların bu ülkede yeri yoktur.&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt aydın ve örgütleri unutsalar da, Türk Devleti ve basını, Kürdistan´in sömürge olduğunu biliyor. Sorunun, Kürdistan Sorunu olduğunu ve sorunun kaynağının, büyük devletlerin desteğini alan Türk Devleti´nin Kürdistan´ı, Kürt Ulusu´nun rızasına rağmen işgal ve ilhak etmesinde yattığını da biliyor. Eğer iddia edildiği gibi Türk Devleti sorunu çözmek istiyorsa, söz konusu tarihi ve güncel haksızlığı ortadan kaldırmak için harekete geçmek zorundadır. Türk Devleti, Kıbrıs Türkleri için Birleşmiş Milletlerden ne istiyorsa; Filistinliler için İsrail Devleti´nden ne istiyorsa; Çeçenler icin Rusya Federasyonundan ne istiyorsa, Kürt Ulusu için de aynı şeyleri istemeli ve yapmalıdır. Bunun için de &#8220;temsilci&#8221; aramasına gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">25 yıllık savaş ile bütün sosyal ve siyasal dokusu ile oynanmış, yani; binlerce köyü yakılıp-yıkılmış, milyonlarca insani zorla yerinden yurdundan sökülüp atılmış, onbinlerce insanı savaşta ve faili meçhul cinayetlerde öldürülmüş, iskencehaneleri ve hapishaneleri tam kapasite çalıştırılmış, hiç bir muhalefet odağının yaşamasına izin verilmemiş, aydınlarının neredeyse hepsinin ya öldürülmüş ya da mültecileştirilmiş, ulusal-demokratik değerlerinin canına okunmuş, ekonomisinin ve coğrafyasının tahrip edilmiş olduğu, sömürgeci orduların postalları altındaki bir ülkede; kim, hangi hukuki, siyasi ve ahlaki normlara göre &#8220;temsilci&#8221; çıkarıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Öyleyse; Türk Devleti´nin İmralı´yı, emirerlerini ve &#8220;vazgeçilmezler&#8221;i kullanarak Lozan´ı Kürt Ulusu´na onaylatma oyununa, Kürt aydınlarının figüran olma hevesleri niye?</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt Ulusu´nun istemi bellidir ve bu istemini bugüne değin defalarca kez ortaya koymuştur: Bağımsız Kürdistan!</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt Ulusu´nun istemine denk düşmeyen bir &#8221; temsil&#8221;in adı; &#8220;Politik Pezevenklik&#8221; olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">16.07.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/temsil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tarihi Fırsat&#8221;</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarihi-firsat</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarihi-firsat#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 19:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=213</guid>
		<description><![CDATA[Güney Kürdistan´daki siyasal güçler, 1991 yılında ortaya çıkan " De facto" durumu, Bağdat´ta Saddam´ın heykelinin devrildiği gün, Bağımsız Kürt Devleti´ni ilan ederek taçlandırmak yerine, "Irak´in birliği ve demokrasisi"nin  "bekçi"ligine soyundular. "Kürt ve Arapların kardeşliği"ni hatırladılar!  O "kardeşlik" ki şimdiye kadar kaç kez ihanet görmüştü, kaç kez kan-revan içinde bırakılmıştı, kaç kez karnı süngülerle deşilmişti, kaç kez dar ağacına çekilmişti, kaç kez kimyasal silahlarla zehirlenmişti... ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-214" title="KurdishPetreleum" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/06/KurdishPetreleum.jpg" alt="KurdishPetreleum" width="456" height="261" />TC. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son dönemlerde birkaç kez &#8220;Kürt sorununun çözümü&#8221;  konusunda &#8220;Tarihi fırsat!&#8221;tan özetti. &#8220;İyi şeyler olacak!&#8221; mesajı verdi. Sonra, şimdiye kadar birçok Türk &#8221; Devlet Adamı”nın yaptığını tekrar ederek, sustu. Peki neydi söz konusu olan &#8220;Tarihi fırsat!&#8221; ? Kimin için &#8220;Tarihi fırsat!&#8221; ti?  Olması gereken &#8220;iyi şeyler&#8221; neydi? &#8220;İyi şeyler&#8221;le ne kastediliyordu? Kim &#8220;iyi şeyler&#8221; olmasını istiyordu da, kim/ kimler engelliyordu?</p>
<p style="text-align: justify;">25 yıldır Kuzey Kürdistan´da yürütülen ve bütünüyle Türk Genel Kurmayı´nın program hedefleri doğrultusunda sürdürülen, Türk Devleti´nin kendi &#8220;Kürt Örgütü&#8221; ile &#8220;savaşı&#8221;, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´nin dinamiklerini büyük oranda tüketmiştir. 25 yıldır, Dünyadaki hiç bir ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesine nasip olamamış büyüklükteki kitle desteği ve bir bütün olarak maddi ve manevi olanaklar, devlet kadrosu Öcalan ve örgütü PKK tarafından sömürgeci devletlere karşı değil ve fakat Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´nin ulusal özlerinden boşaltılarak rotasının saptırılması; Kürt kitlesinin karanlık labirentlere çekilerek sersemletilmesi; Anti- sömürgeci muhalefetin bertaraf edilmesi; Kürdistan´in demografik, coğrafik ve sınıfsal yapısının alt-üst edilerek Ülke´nin Kürtsüzleştirilmesi gibi amaçlar için kullanılmıştır. Ve ne yazık ki bu amaçların büyükçe bir bölümü gerçekleştirilmiştir. Gelinen yerde, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi; örgütsel, siyasal, ideolojik- programatik, diplomatik, hukuki, ahlaki ve ulusal değerler bakımından ciddi bir yıkım yaşıyor. &#8220;Savaş&#8221;; yıkımı barajlaşabilecek, bir direnme mevzii oluşturabilecek, politik ve ideolojik alanda varlığı olan ve program sunabilecek bir Anti- sömürgeci çekim merkezi bırakmamıştır. Türk Devleti, 25 yıllık &#8220;savaş&#8221; ile, bütün yurtsever Kürt kitlesine emir- komuta edebilecek mekanizmalara kavuşmuştur. Bağımsız Kürdistan rotası ile harekete geçirilen Kürt dinamikleri; silah sesleri arasında mutasyona uğratılarak, &#8220;Türk Devleti´nin payidar kalması&#8221;  rotasına oturtulmuştur. Devlet kadrosu Öcalan´a, &#8220;Kürt Halkının lideri, temsilcisi ve Türk Devleti´nin muhatabı&#8221; pozisyonu verilmiştir. Öcalan ise;  &#8220;Kürt Devleti´ne karşı olduğu&#8221; nu,&#8221; Misak-Milliye saygı duyduğu&#8221; nu, &#8221; 1921 Anayasa´sinda Kürtlerin haklarının verildiği&#8221;ni ve &#8220;Çözümün 1921 Anayasa´sı olduğu&#8221;nu söylemektedir. Yani, yeniden yürürlüğe konacak &#8220;Nahiye Müdürlükleri yasası&#8221; ile &#8220;Kürt Sorunu”na &#8220;çözüm&#8221;! İşte Abdullah Gül, &#8220;Tarihi fırsat!&#8221; ile Türk Devleti´nin 25 yıllık &#8220;savaş&#8221; ile elde ettiği yukarıdaki siyasal avantajlara işaret ediyor. &#8220;Tarihi fırsat&#8221; ile ilgili tespit edilmesi gereken  birinci olgu budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Abdullah Gül´ün işaret ettiği ikinci olgu; Güney Kürdistan´da devlet kurulmamasıdır. Tarihte, bütün uluslar önlerine çıkan &#8220;Tarihi Fırsat&#8221;ları ulusal devletlerini kurmak  ve sonrasındaki &#8220;Tarihi fırsat&#8221;ları da devletlerinin uzun vadedeki çıkarlarını garanti altına almak için kullanırlarken, Güney Kürdistan´daki siyasal güçlerin, tarihte ilk defa yakaladıkları  &#8220;Tarihi fırsat&#8221; ı değerlendirememeleri, elbette ki Türk Devleti için &#8220;Tarihi fırsat&#8221;a dönüşecekti(r). Güney Kürdistan´daki siyasal güçler, 1991 yılında ortaya çıkan &#8221; De facto&#8221; durumu, Bağdat´ta Saddam´ın heykelinin devrildiği gün, Bağımsız Kürt Devleti´ni ilan ederek taçlandırmak yerine, &#8220;Irak´in birliği ve demokrasisi&#8221;nin  &#8220;bekçi&#8221;ligine soyundular. &#8220;Kürt ve Arapların kardeşliği&#8221;ni hatırladılar!  O &#8220;kardeşlik&#8221; ki şimdiye kadar kaç kez ihanet görmüştü, kaç kez kan-revan içinde bırakılmıştı, kaç kez karnı süngülerle deşilmişti, kaç kez dar ağacına çekilmişti, kaç kez kimyasal silahlarla zehirlenmişti&#8230; Yetinmediler, &#8220;Kürt Devleti kurmak hayaldir. Şiirlerde kaldı&#8221;, dediler. Sömürgeci Devletleri rahatlattılar. Hem kendilerinin ve hem de Kürdistan´in diğer parçalarındaki Kürt muhalefetinin iplerini çektiler. Kürdistan´in diğer parçalarındaki Anti -Sömürgeci Muhalefetin kendilerinin garantisi olduğunu göremediler. Yönlerini Güney Kürdistan´a cevirmiş Kuzeyli yurtsever Kürtlerin yönünü Ankara´ya cevirdiler. Güney Kürdistan´ı, Kuzey Kürdistan´a &#8220;Türkiyelilik&#8221; pompalayan bir merkeze dönüştürdüler. Tehditlere boyun eğdiler. Büyük günde küçük düşündüler. Sömürgeci Devletlere, en başta da Türk Devleti´ne &#8220;Tarihi fırsat&#8221;lar tanıdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Abdullah Gül´ün &#8220;Tarihi fırsat&#8221; ile işaret ettiği üçüncü olgu; bölgesel ve küresel dengelerin Türk Devleti´ne yüklediği misyonlardır.  &#8220;Tezkere Krizi&#8221; ile bozulan Türkiye &#8211; Amerika ilişkileri tekrar düzeltilerek eski &#8220;Müttefik&#8221;lik çerçevesine sokulmuştur. Türkiye AB ilişkileri &#8220;Üyelik müzakereleri&#8221; çerçevesinde sürmektedir. Hem ABD ve hem de AB Türkiye´ye ekonomik, siyasal, askeri, istihbari vb. konularda destek sunmaktadırlar. Iran ve Suriye´nin durumları, ABD ve AB´ye yönelik terörün barajlanması ve güvenlik, İslam alemiyle ilişkiler, Orta Asya ve Orta Doğu zenginliklerini Batı´ya taşıyacak yolların(boru hatlarının) Türkiye üzerinden geçiyor olması, ABD´nin çekilmesinden sonra, Türkiye´nin Irak´ta (özelliklede Güney Kürdistan´da) üstleneceği etkin rol vb. nedenler   Türkiye´nin istikrara kavuşturulmasını gerektirmektedir. İstikrar ise &#8220;Kürt Sorununun Çözümü”nü gerektirmektedir. Bu bağlamda ABD ve AB üyesi ülkeler, Türk Devleti´nin &#8220;Kırmızı çizgileri&#8221; ile ilgili &#8220;anlayış&#8221; sahibidirler. &#8220;Kürt Sorunu&#8221;nun, hiçbir Anayasal düzenleme yapılmadan, hatta hiç &#8220;Kürt&#8221; kavramı kullanılmadan &#8220;Demokrasi içinde çözümü&#8221; konusunda Türk Devleti´ne tam destek vermektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, Abdullah Gül, &#8220;Tarihi fırsat!&#8221; ve &#8220;İyi şeyler olacak!&#8221; sözlerini &#8220;iş olsun&#8221; diye söylemiyor. Abdullah Gül, devlet içi güç odaklarının çatışmasında taraftır. MIT´in raporu ve kavramları ile konuşuyor. Kuzey Kürdistan´daki Kürt Muhalefetinin devletin kontrolünde olduğu, Güney Kürdistan´da Kürt Devleti´nin kurulmadığı bu nedenle de &#8220;Federasyon&#8221;un da sonunun göründüğü ve Batı´nın tam desteğinin alındığı bugünkü tarihsel momenti; &#8220;Kürt Defterinin<strong> </strong>ilelebet ve yok pahasına  kapatılmasının tam zamanı&#8221; olduğunu düşünen devlet içi güç odaklarından biri adına konuşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Nedir ki, Türk Genel Kurmayı &#8220;zamanlama&#8221; konusunda MIT gibi düşünmüyor. 25 yıllık &#8220;savaş&#8221; ın programlayıcısı ve uygulayıcısı olarak  Genel Kurmay, &#8220;savaşın program hedeflerine&#8221; tamamıyla ulaşılmadığını düşünüyor ve &#8220;savaş&#8221; ı &#8221; PKK yi bütünüyle bitirinceye kadar&#8221; sloganıyla sürdürüyor. Esasen Genel Kurmay &#8220;savaş”ı, &#8221; Kürtlük adına ne varsa bitirinceye kadar&#8221; programladıklarını ve bu nedenle de &#8220;programı kesintiye uğratacak hiç bir müdahaleye izin vermeyeceklerini&#8221; söylüyor. İnisiyatifi elinden bırakmamakta direniyor. Genel olarak zaten Genel Kurmay; İttihat ve Terakki´den beri sahip olduğu, devletin temel politikalarını belirleme ve devleti yönetme yetkilerini paylaşmamakta direniyor. Hal böyle olunca Abdullah Gül´un &#8220;İyi şeyler olacak!&#8221;la kastettiği &#8220;Devlet içi konsensüs&#8221; sağlanamıyor ve sonrasında &#8220;Kürt defterini Kapatma&#8221; ya ve &#8220;İstikrarı sağlama&#8221; ya yönelik adımlar atılamıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Taraflar, kapalı kapılar arkasında yürüttükleri pazarlıklarda ellerindeki kartları güçlendirmek amacıyla, hem saldırı amaçlı operasyonlar ve hem de gelebilecek muhtemel saldırıları boşa çıkarmaya yönelik savunma amaçlı operasyonlar tezgahlıyorlar. Abdullah Gül´ün konuşmasından bugüne, devlet içi güç odaklarının karşılıklı birçok operasyonuna tanık olduk: (Esasen Abdullah Gül´ün konuşmasının bizatihi kendisi de bu operasyonlardan bir tanesi idi.) &#8220;Ateşkes&#8221;, Hasan Cemal´in Kandil ziyareti, Türk Genel Kurmay Başkanı Başbuğ´un Amerika ziyareti ve &#8220;Gider, arar, bulur, vururum&#8221; sözleri,  &#8220;savaş”ın sürdürülmesi, Medyaya servis edilen sahte &#8220;Öcalan &#8211; Çatlı&#8221; fotoğrafları, &#8221; İrticaıyla Mücadele Eylem Planı&#8221;, Öcalan´in &#8220;Ben artik karışmam, çekilirim!&#8221; sözleri&#8230;vb.</p>
<p style="text-align: justify;">Son operasyonlar, pazarlık masasına şimdiye kadar kullanılmayan yeni kartların sürüldüğünü gösteriyor. Apoculardaki panik ve alelacele kazılan mevziler, çatışmada yeni bir cephenin açıldığının işaretleri ile doludur. Genel Kurmay, deşifre edilen &#8220;İrticayla Mücadele Eylem Planı&#8221;  ve deşifre edilmesi olası Genel Kurmay &#8211; Öcalan ilişkilerinin belgeleriyle köşeye sıkıştırılmış durumda görünüyor. Bu olasılık gerçekleşir mi yani Genel Kurmay &#8211; Öcalan ilişkileri medyaya servis edilir mi, devlet içi  çatışma bu kadar ileri bir safhaya ulaştı mi bilinmez. Ancak sahte Öcalan &#8211; Çatlı fotoğraflarını, Öcalan´in &#8220;Ben artık karışmam&#8221; sözlerini ve Yeni Özgür Politika´da yayınlanan &#8220;Ergenekon PKK´ye ajan sızdırdı mı?&#8221; yazı dizisini,  böylesi bir olasılığa yada tehdide karşı alınmış bir ön tedbir, bir dezinformasyon operasyonu olarak okumak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, Genel Kurmay köşeye sıkışmış durumda.  Özal dönemine yakın bir sıkışıklık söz konusu. Yakında, yeni bir &#8220;33  Asker&#8221; olayına şaşırmamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Ufukta, Abdullah Gül´ün beklediği &#8220;İyi şeyler &#8221; görünmüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">22 Haziran 09</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/tarihi-firsat/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Kürt sorununu” Sorun Olmaktan Çıkarmak</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/m-ayhan-demokrasi-kurbani</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/m-ayhan-demokrasi-kurbani#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 11:58:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.agirehar.com/peyam/?p=181</guid>
		<description><![CDATA[Çiller, “örtülü ödenekten aldığım parayı nereye harcadığımı söylersemTürkiye’de yer yerinden oynar” sözleriyle Genel Kurmay’a “daha fazla üstümüze gelirseniz, biz de bildiklerimizi söyleriz!” mesajı verdi. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“çözülmenin başladığı yerde direneceksin”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Erdoğan’ın Diyarbakır’da 600 kişiye hitaben deklare ettiği “Tek vatan, tek bayrak, tek ulus”lu “Kürt Sorunu”na beklenildiği gibi hem Türk cephesinden ve hem de Kürt tarafından (cephe değil) tepkiler geldi. Türk Cephesinin tepkileri bir programın profesyonel tepkileri idi.</p>
<p>Genel Kurmay Başkanı Özkök; “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” dedi. Milli Güvenlik Kurulu hükümete temel görevini hatırlattı: “Vatanin ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumak”. Erdoğan; “Kürt sorunu…alt kimliktir. Bunu biz kimlik ile karıştırmayacağız” diyerek “Kürt Sorunu”nun altını doldurdu. Muhalefet partileri ve basın yayın organları “Atatürk ilke ve inkılapları”, “Mehmetçik kanı” ve “terör” teraneleriyle Erdoğan’ı “ihanet”le suçladılar. “Türk tipi demokrasi”nin güzel örneklerinden olan ve son dönemlerde her fırsatta denenen Kürtlere yönelik linç girişimleri televizyonların ana haber bültenlerinde dakikalarca gösterilerek Türklerin “ayranı kabartıldı”.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı “Kürt” aydın ve sanatçıları “Kürt sorunu”na destek bildirgesi yayınladı. Türkiye’ye askerlik yaparak başlattığı hizmetlerinin alanını genişlettikçe Apocuların gözdesi olan Mehmet Uzun, Aksiyon Dergisi ile yaptığı röportajında bütün Kürtleri “Türkiye’ye hizmet etmeye” çağırarak hizmetin de aymazlığın da sınırlarının olmadığını gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">“Öcalan siyasi irademizdir” imza kampanyası yaygınlaştırılarak sürdürüldü. Yıllarca cezaevinde terbiye edildikten sonra “Aponun asistanlığı” diplomasi ile dışarı salınan Zana ve arkadaşları; “Biz etnik ayrılığa karşıyız. Türkiye’nin her karış toprağını kucaklıyoruz” dediler.v.b v.b</p>
<p style="text-align: justify;">Yani nicedir tekrarlanan oyun: Türkiye’de  ya da Kürdistan’da meydana gelen her “ciddi” olaydan sonra Türk cephesinin “kabaran öfkesi”, “tasan sabrı”, “kemiğe dayanan bıçak”, “linç görüntüleri”, “tarafsız ve bağışlayıcı devlet”, “yatıştırılan toplum”…</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra “aman” dileyen, “Kürt tarafının” devlet kadrosu “halk temsilcileri”, Türk devletini, vatanını ve bayrağını kutsama, Kürtlük adına taşınan değerlerin bir kısminin daha atılması, maniple edilen bir ulus…Yani “yurttan sesler korosu” ve bilinen enstrümanlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt tarafının tepkileri ise hem bölük-pörçük hem de -her zaman olduğu gibi- Türk cephesinin profesyonelliğine inat son derece amatördü. Bir kimlik ifadesi bile olmayan “Kürt sorunu”, her ne hikmetse bazı çevreleri heyecanlandırmaya, beklenti içine sokmaya yetti. Somut bir örnek olması açısından PSK Genel Sekreteri sayın Mesut Tek’in olaya yüklediği önemi ve heyecanı Erdogan’la paylaştığı mektubunu değerlendirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir Kürt siyasi partisinin liderinin -koşullar gerektiriyorsa- devlet adamlarına mektup(lar) yazması son derece normal bir olaydır. Mektuplarında çözüm önerilerini-biz katılırız ya da katılmayız- sunması da, diyalog önermesi de normaldir. Normal olmayan; “tek vatan, tek bayrak, tek ulus”lu uyduruk “Kürt sorunu”na inanılmaz bir ilgi gösteren sayın Tek’in mektubunda özetle: “Biz silah kullanmadık. Yani sizin deyiminizle ‘terörist’ değiliz. Bu nedenle bizi ve bizim gibi silah kullanmayanları muhatap alın” türünden belirlemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu belirlemeler; hem siyasi ve hem de ahlaki boyutuyla bir Kürt partisinin liderinin seviyesi ile bağdaşmayan belirlemelerdir. Trajedidir. Yalnızca sayın Tek’in ve PSK’nin değil, bir bütün olarak anti-sömürgeci Kürt Hareketinin içine düştüğü/düşürüldüğü sefaletin resmidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bilinmesi ve defalarca altı çizilerek bilince kazınması gerek:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Varlık nedenini anti-kürdizm üzerine oturtarak Kürtlük adına ne varsa tarih sahnesinden silmeyi önüne koymuş tepeden tırnağa silahlı ve barbar bir devlete karşı Kürt Ulusu’nun kendini savunmasında ve varolma mücadelesinde kullandığı/kullanacağı bütün araçlar meşrudur. Buna silah da, silahlı mücadeleyi programlamış/programlamamış, programlarını uygulama fırsatı bulabilmiş/bulamamış bütün legal/illegal Kürt Partileri de dahildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve söz konusu partilerin hepsi de mücadelenin tarafıdırlar ve eğer ola ki bir gün muhataplık söz konusu olursa, muhataptırlar da. PSK de 30 yıllık mücadelesi ve şehitleriyle bu partilerden bir tanesidir. Ama yalnızca bir tanesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada tek sorun PKK’yi, silahlarını ve yasal uzantılarını nereye oturtacağımız sorunudur. Bu soruna, Kürt tarafının net ve bütünlüklü bir cevabi ne yazık ki henüz yok. Kürt tarafı bu konuda netleştiği, yani PKK’yi yasal uzantılarını ve silahlarını günahlarıyla birlikte Türk Devleti’nin hanesine yazmayı başardığı gün, neleri, nasıl ve hangi araçlarla yapması konusunda netleşecek, rahatlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllarca Öcalan’ın ve PKK’nin meşrulaştırılmasına diğer bütün Kürt Partileri gibi katkı sunarak günah işlemiş PSK’nin silah kullanmadığını Türk Devleti de ilgili her kes de bilir. Öyleyse; gizli-açık organizasyonları ile yalnız Kürdistan’da ve Türkiye’de değil, Kıbrıs’ta, Orta-Doğu’da, Orta-Asya’da, Kafkaslarda, Avrupa’da katliamlar yapmış; darbeler, suikastlar, sabotajlar düzenlemiş; Anadolu’daki bütün halkları soykırımlardan geçirmiş, yerinden-yurdundan sürmüş; yani terörü, yani katliamı, yani tehdidi kendi geleceğinin sigortası yapmış bir devletin Başbakanı’na “Biz silah kullanmadık. Sizin deyiminizle ‘terörist’ değiliz” deme ihtiyacı nereden doğmaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu, neresinden bakılırsa bakılsın, hangi gerekçelere sığınılırsa sığınılsın, Türk Devleti’nin “Kürt terörü var” politikasını tescil etmektir. Devletin “kendi PKK’si” ile oynadığı ve her günün bilançosu bir-kaç Kürdün ölümü olan “Haydi gel savaşçılık oynayalım“ oyununun faturasının Kürt tarafına kesilmesine ve devletin aklanmasına ortak olmaktır. Devletin “terör” manipülasyonuna hapsolmaktır, Suçluluk psikolojisinin dışa vurumudur. Kendi meşruiyeti ile ilgili duyulan kuşkuların yüksek sesle dillendirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin bizi çekmek istediği zemindeyiz. Yani meşruiyetimizi sorguladığımız, suçluluk hissettiğimiz, önce ortaya atılan, sonra içi boşaltılarak kirletilen ve ayağa düşürülen kavramlara can havliyle sarıldığımız ve muhatabı olmaya  can attığımız yerdeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa Türk Devleti’nin çok alt düzeylerde bile olsa ne “dil – Kültür” haklarına tekabül eden bir Kürt programı ne de muhatap arayışı var. Kendi kendimize “gelin-güvey” oluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Süreç hiç bir “ama”ya, “fakat”a yer bırakmayacak kadar açık işliyor.“Kürt Partilerine karşı savaşmak” ile başlayan, “Bağımsız Kürdistan” şiarı ile dağlara gerilla olarak çıkartılan Kürt gençlerinin, kont-gerilla olarak Kürtlerin üzerine salınmasıyla devam eden ve Kürt Hareketi’ni “Kürdistan Sorunu”ndan “Kürt Sorunu”na sürükleyen  Devlet Programı, şimdilerde de “Kürt Sorunu”nu sorun olmaktan çıkarmak için işliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Program; aktör ve figüranlarının zenginliği ve çeşitliliğiyle geniş ölçekli bir program. Muhalif gibi görünen bazı kesimlerin de “demokrasi” adına, “akıllı olmak” adına  muhalif kanalları, devlet programına akan ana kanala bağlama gayretkeşliğiyle rol üstlendikleri bir program. Kürtlük adına ne varsa alçaltan ama Öcalan’ı yücelten bir program.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözün kısası; program sadece “terbiye etmeye”. “ehlileştirmeye” yönelik değil, imha etmeye yöneliktir. Binlerce yıldır  taşıyarak bu günlere ulaştırdığımız tarihsel mirasımızın tümünü ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bizden istenen Türk devletini, bayrağını ve Misak-I Milli’yi  kutsamamızdır. Tövbeye durmamızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bizler Kürt tarafı olarak ne yazik ki elimizdeki bütün verilere, bütün fotoğraf karelerine rağmen, bu kareleri bir araya getirip net bir fotoğraf oluşturmayı beceremiyoruz. Saldırının boyutlarını göremiyoruz. Bu nedenle de, işleyen sürecin hem suçluları ve hem de mağdurları olarak tükenişe sürükleniyoruz. Ve bu süreci, küçük, refleksleri zayıf, hantal, bir o kadar da amatör yapılarla ve ayrı-ayrı durarak barajlayabilecek durumda da değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortak direnme mevzilerine acil ihtiyaç var. Tarihsel ve güncel meşruiyetimizin tahkim edilmesi zorunluluğu var. Başka bir deyişle, ulusal bir program etrafında birarada durmak, ortak ses, ortak reflekse ulaşmak, olmazsa olmaz görev olarak önümüzde duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamın kuralıdır. Dayatan görevlerini, fantezilerinin ürünü “kurtarıcılara” havale edenler, “kurtarıcılar” geldiğinde yaşamıyor olurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">30 Ağustos 2005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/m-ayhan-demokrasi-kurbani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Siyasal Kadroları</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurt-siyasal-kadrolari</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurt-siyasal-kadrolari#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 10:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Simko Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.agirehar.com/peyam/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[Simko Sever
Tarihini tam olarak hatırlamıyorum. Çiller`in başbakan olduğu ve örtülü ödenekten ayırdığı paralarla Öcalan’ı öldürtme planları yaptığı dönemdi. Apocuların televizyonundaki programa telefonla katılan eski MIT mensubu Mahir Kaynak, şunları söylüyordu: &#8221; Dünyanın neresinde bu kadar insan öldürülseydi orada halklar birbirinden kopardı. Eğer Türkiye`de halen halklar arasında bir kopuşma söz konusu değilse bunu Öcalan’a borçluyuz. Öcalan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Simko Sever</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihini tam olarak hatırlamıyorum. Çiller`in başbakan olduğu ve örtülü ödenekten ayırdığı paralarla Öcalan’ı öldürtme planları yaptığı dönemdi. Apocuların televizyonundaki programa telefonla katılan eski MIT mensubu Mahir Kaynak, şunları söylüyordu: &#8221; Dünyanın neresinde bu kadar insan öldürülseydi orada halklar birbirinden kopardı. Eğer Türkiye`de halen halklar arasında bir kopuşma söz konusu değilse bunu Öcalan’a borçluyuz. Öcalan birliğimizin garantisidir. Toplumsal patlamaları engellemenin sübobudur. Ancak Türkiye’de bazı devlet adamları bu durumu görebilecek yeteneğe sahip değiller ve dahası sorumsuzca bazı maceralara kalkışıyorlar.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözler, diğer bütün sözler ve olaylar gibi silah sesleri arasında kim vurduya gitti. Aradan yıllar geçti. Şimdilerde, her anı tecavüzle geçen Türklerle zoraki &#8220;evliliğimizin&#8221; garantisi olmak sadece devlet kadrosu Öcalan’ın işi değil artık. Birçok Kürt siyasal kadrosu Öcalan´in yükünü paylaşmak, tecavüzün garantörü olmak, ona meşruiyet kazandırmak için adeta yarıştırıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kürdistan’daki Kürt siyasal kadrolarının büyükçe bir bölümü radikal Marksist bir gelenekten geliyorlar.Hemen hepsi -ister bir partiyle birlikte çalışsınlar, ister bağımsız olsunlar- sosyalizmin dünya ölçeğindeki kamplaşmasında taraftılar. Ya SBKPnin, ya CKPnin ya da AEPnin ateşli birer savunucularıydılar ve bu kamplaşmanın çatışmalarını Kürdistan’a taşımakta idiler. İlk vurgunu, çıkarları uğruna ölümlere gittikleri kıblelerinin yıkılan duvarları altında kalarak yediler. Sersemlediler. Değerlerinin büyükçe bir bölümünü yitirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci vurgunu ise; yıllarca seyirci ve amigo olarak destekledikleri, <strong>iki tarafı da aynı merkezden, yani Özel Harp Dairesinden kumanda edilen Kürdistan’daki kontra savaş</strong>ın ortaya çıkardığı sonuçlarla yediler. Kürdistan’da yıllardır &#8220;kurşun hedef tanımaz&#8221; sloganıyla sürdürülen anti-Kürt savaş, sadece Kürdistan’ın demografik, coğrafik ve sınıfsal yapısını alt-üst etmekle kalmadı aynı zamanda hukuki, ahlaki ve insani değerler bakımından büyük bir yıkım yarattı.Kuzey Kürdistan’daki anti-sömürgeci siyasal güçleri örgütsel, siyasal,programatik ve diplomatik alanlarda çıkmazlara sürükledi. Siyasal kadrolarımızı dumura uğrattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadrolarımız, yıllardır Kuzey Kürdistan’da sürdürülen ve bugün <strong>devlet programı </strong>olduğu bütünüyle açığa çıkmış kontra savaşın envanterine henüz sahip değiller. Savasin yarattığı maddi- manevi (özellikle de manevi) yıkımı tespit edememişler. Yıllardır silahların perdelediği karanlık alanda Kürt Hareketini var eden ve ayakta tutan değerlerin nasıl boğazlandığını görememişler. Bu nedenle rotası ve hedefi belli olmayan bir seyr-ü sefer halindeler. Kim neyi, niçin ve hangi araçlarla istediğini bilmiyor. Kavramların içi boş ve anlamsız. Oynanmadık tek kavram, tek değer bırakılmamış. Her isteyenin (katiller ve işkenceciler dahil), istediği zaman girip fink attığı, etik değerlerden yoksun, her türlü puştluğun &#8220;meşru&#8221; olduğu, &#8220;köpeklerin salınıp, taşların bağlandığı&#8221; politik zeminde hem Kürt kitlesi ile oynanıyor hem de kutsal değerlerimiz harac-mezat satılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dahası hukuksuz ve kuralsız bir zeminde duruluyor. Herkes siyaseti kendi koyduğu kurallarla yapıyor. Toplumsal değerlerimiz eski bir masal. Ülkeye, ulusa, şehitlere karşı sorumluluklar, onur, namus, dostluk, sadakat gibi kavramlara fatiha okunalı yıllar oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani her anlamıyla büyük bir kargaşa ve ahlaki çöküş.</p>
<p style="text-align: justify;">Umudunu, ruhunu, yüreğini ve inancını bütünüyle yitirmiş siyasi kadrolarımız, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesini kendi bezginliklerine ve değersizliklerine uyarlamaya çalışıyorlar.Türk Devletinin her tehdidine beyaz bayrak açarak ve programları daha da aşağılara çekerek, işi sefalet ve sadaka edebiyatına vardırarak cevap veriyorlar .</p>
<p style="text-align: justify;">Kirlilik, hızlı ve tahammül edilmez kokular yayarak bünyelere yerleşiyor. Şimdilerde, ne Türk Devletinin Kürdistan’daki işgalinin ve zulmünün simgesi olan Türk Bayrağını öpüp başına koyanlar; ne felaket dönemlerinin çapulcu zihniyetiyle fırsat bu fırsat deyip kendini ve ailesini yüceltip fedakar Kürt Halkını aşağılayanlar; ne &#8220;Kürtlerin her şeyden önce Misak-milli ile ilgili Türk Devleti’ne teminat vermesi gerekir&#8221; diyenler ve ne de Derin Türk Devleti’nin çetelerini ve PKK’yi kullanarak yarattığı provokasyonları Kürtlerin ulusal haklarını savunan siyasal kadrolara fatura edenler zerre kadar utanmıyorlar. Ne işbirlikçilik ayıp, ne ajanlık ne provokatörlük, ne ihbarcılık. Fiyakası da cabası.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinci karartılmış, hafızası tarumar edilmiş Kürt kadrolarının. Çoğu niçin yola çıktığımızı bile hatırlamıyor. Yaşanan zülüm, çekilen acılar, ölümler, işkenceler, cezaevleri, sürgünler, yakılıp-yıkılan bir coğrafyanın nedenini hatırlayan yok. Ne süngülenen hamile kadınlarımız, ne darağacına çekilen dedelerimiz ve ne kafası kesilen genç bedenlerimiz hiç bir çağrışım yapmıyor, bir görüntü oluşturmuyor artık. Bundandır ki, öldürüldükçe <strong>&#8220;Etle-tırnak&#8221; </strong>oluyoruz. Linç edildikçe &#8220;<strong>kardeş&#8221; </strong>oluyoruz.. Zülüm gördükçe zalime sevdalanıyoruz. Türk Devleti &#8220;devletimiz&#8221;, Türk Bayrağı &#8220;bayrağımız&#8221;, Türk Vatanı&#8221; vatanımız&#8221; oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası, önce sanal sosyalizmin dünya ölçeğindeki yenilgisi sonra Kürdistan’daki kirli savaş, zaten sığ ve öngörüsüz olan siyasal kadrolarımızın büyükçe bir bölümünü sömürgeci sisteme entegre etti, onları <strong>Tecavüzün Bekçileri</strong> yaptı .</p>
<p style="text-align: justify;">Geldiğimiz yerde Öcalan yalnız değil artık. Kına yakılsın. &#8220;<em>Ben bu savaşı yalnız başıma sürdürüyorum. Kimse beni anlamıyor</em>.&#8221; dediği günler geride kaldı. Bugün, bir yığın Öcalanımız var. Hepsi devlet kadrosu değiller elbet. İçlerinde çok iyi niyetliler de, Öcalan’a düşman olanlar da var. Ama bunun önemi yok. Önemli olan 20 yıllık savaş programıyla çekilmek istenilen yerde olmaları: <strong>Türk vatanının ve milletinin bölünmez bütünlüğünü savunmak!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mazlum bir ulus için bu durumdan daha büyük ve daha yıkıcı bir felaket olabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">2 Ekim 2005<span id="_marker"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurt-siyasal-kadrolari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

