<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Raif Yaman</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/author/ryaman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:46:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dilsiz Şeytanlar</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dilsiz-seytanlar</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dilsiz-seytanlar#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Sep 2011 22:04:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cîhan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2181</guid>
		<description><![CDATA[Her fırsatta İsrail’i lanetlemeyi ve İsrail halkına bir bütün olarak hakaret etmeyi marifet sananların artık aynaya bakmalarında yarar var. Aynada İsrail’in yaptığı zulme rahmet okutan zulümlerin anasının babaları olduklarını net olarak göreceklerdir. İşledikleri insanlık suçları karşısında İsrail’in Filistinlilere yaptıklarının devede kulak bile olamadığını görecekler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her fırsatta İsrail’i lanetlemeyi ve İsrail halkına bir bütün olarak hakaret etmeyi marifet sananların artık aynaya bakmalarında yarar var. Aynada İsrail’in yaptığı zulme rahmet okutan zulümlerin anasının babaları olduklarını net olarak göreceklerdir. İşledikleri insanlık suçları karşısında İsrail’in Filistinlilere yaptıklarının devede kulak bile olamadığını görecekler. Eğer yaptıklarından utanç duymazlarsa, ikiyüzlü olduklarını görmezlerse, insanlığa çoktan veda etmiş insanımsı yaratıklar olduklarını açık seçik bir şekilde göreceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2182" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dilsiz-seytanlar/attachment/leaf"><img class="alignright size-medium wp-image-2182" title="leaf" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/09/leaf-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Siyahların güneşini karartıp köleleştirenler; kendilerini güzelim dansları, altınları ve paha biçilmez hediyeleriyle karşılayıp uğurlayan Kızılderilileri kızıl kanda boğanlar; nice yerli halkı yerinden etmekle kalmayıp soylarına kibrit suyu dökenler; Ermenileri, Süryanileri, Yezidileri, Alevileri, Kürtleri katledenler ve ettirenler; Nazi kamplarındaki insanlığın yüzkarası ırkçı soykırımcılar; Mançurya&#8217;da jenosit suçunu işleyenler; atom bombalarıyla, kimyasal ve nükleer silahlarıyla  insanlık âlemine ve tüm canlılara ölüm kusanlar; sürgün trenleriyle Müslüman Türkleri ve Kürtleri göç yollarında telef edenler, Gulag adalarını işkence ve insanlık dışı muamelenin adresi yapanlar, Sibirya&#8217;daki zindanlarda mahkumları envai türden zulmü reva görenler; Saygon, Evin, Diyarbakır ve daha nice cezaevlerinde insanlık onurunu ayaklar altına alan  işkenceciler; Enfal cinayeti ve Halepçe katliamının failleri; 300 bin Cezayirliyi katleden FIS canileri; Kamboçya&#8217;da komünizm adına 2.500 bin insanı katleden Kızıl Khmer örgütüne mensup sapıkları; sudan&#8217;da 1.750 bin insanı katleden, on binlerce on yaşın altındaki kız çocuğa tecavüz eden militer ve para-militer güçler; Cizre&#8217;nin Cindêbîr köyünde köylülere bok yediren güvenlik güçleri, insanları canlı canlı asit kuyularına atanlar, bunu profesyonel bulmayıp kalorifer kazanlarında yakanlar; şuursuz kalabalıkların tezahüratları eşliğinde kadınlarını taşlayarak recim eden, adalet adına her gün idam sehpalarında insanlarını asarak cinayet işleyen ayetullah parsekler; gözaltında insanları kaybedenler, kayıplarını arıyorlar diye plaza del mayo ve cumartesi annelerine saldıranlar; cuma günü cami çıkışlarında dindaşlarını katledenler, katlettiklerinin cenaze törenlerine katılanları dahi hedef tahtası yapanlar; örgüt liderinden farklı düşünüyor diye arkadaşlarına işkence yapmakla yetinmeyip örgüt içi  infazlarla hunharca  katleden özgürlük savaşçıları; hazreti Yusuf&#8217;un mezarını kazıp kemiklerini dağıtanlar; savaş adı altında masum insanlara karşı cinayet işlemede uzmanlaşanlar, çarşıda, pazarda, camide intihar komandolarıyla çoluk çocuk demeden sivil insanlara saldıranlar; araba bombalarıyla kentlerini cehenneme dönüştürenler; ilkokul yaşındaki çocukları dahi rehin alıp katledecek kadar alçalmada sınır tanımayanlar; kaçırdıkları yolcu uçaklarını yolcularıyla beraber emekçi insanların çalıştıkları mekanlara çarptırarak infilak ettirecek kadar insanlıktan nasibini almayanlar; otelleri ve yolları intihar saldırılarıyla insan mezbahanesine dönüştürenler; kandil&#8217;deki köylü çocuklarını anneleri, babaları ve etraflarındaki canlılarla beraber katledenler İsrailli değiller, Yahudi hiç değiller.</p>
<p style="text-align: justify;">Nedir bu antisemitizm? Nedir bu Yahudi düşmanlığı? Nedir bu ikiyüzlülük, hatta yüzsüzlük?  İsrail&#8217;de bir Filistinlinin eli kırıldı diye İsrail&#8217;e aslan kesilenler söz konusu cinayetler ve daha sayamadığımız onlarcası kendi militer va para-militer güvenlik güçleri tarafından işlendiğinde neden sessiz kalıyorlar? İnsan vicdanına sahip olanları dehşete düşürecek yukarıda bir kısmını dile getirdiğimiz uygulamalar karşısında yüzleri bile kızarmıyor. Kızaracak yüzleri kalmamış. Hazreti Muhammed &#8220;zulüm karşısında sessiz kalan dilsiz şeytandır&#8221; diyor. Dilsiz şeytanları tüm dinler ve tüm insani ideolojiler adına lanetlemeyenler ve lanetlemenin gereğini yapmayanlar da dilsiz şeytanların suç ortağıdırlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">19 Eylül 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dilsiz-seytanlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afrika’daki Kıtlıkla ilgili Söylenmeyenler</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/afrika%e2%80%99daki-kitlikla-ilgili-soylenmeyenler</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/afrika%e2%80%99daki-kitlikla-ilgili-soylenmeyenler#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Aug 2011 14:24:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cîhan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2157</guid>
		<description><![CDATA[Afrika kıtası kölelik, açlık, kıtlık, fakirlik, yamyamlık, bitmek tükenmek bilmeyen kabileler arası savaşlar, iç savaşlar, sınır savaşları ve korsanlarıyla belleğimizde yer edinmiştir. İnsanlarının rengi kadar bahtı kara bir kıtadır. Kolları ve bacakları çubuk gibi incelmiş, göğüs kemikleri adeta dışarı fırlamış, ağlayan, ya da yalvarırcasına bakan kara Afrika’nın kara yazgılı çocukları anneleriyle birlikte kendilerini tüm çıplaklıklarıyla, açlıklarıyla medyada dünya insanlığına göstermeye başladılar. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Afrika kıtası kölelik, açlık, kıtlık, fakirlik, yamyamlık, bitmek tükenmek bilmeyen kabileler arası savaşlar, iç savaşlar, sınır savaşları ve korsanlarıyla belleğimizde yer edinmiştir. İnsanlarının rengi kadar bahtı kara bir kıtadır. Kolları ve bacakları çubuk gibi incelmiş, göğüs kemikleri adeta dışarı fırlamış, ağlayan, ya da yalvarırcasına bakan kara Afrika’nın kara yazgılı çocukları anneleriyle birlikte kendilerini tüm çıplaklıklarıyla, açlıklarıyla medyada dünya insanlığına göstermeye başladılar. Belli aralıklarla tekrarlanan lanetli bir şovu andıran bu acı gerçeklik birilerinin yemesi, birilerinin bakması sonucu kopan kıyametlerden sadece biri olduğunu kimse dile getirmiyor. Medya yiyici tayfasının borazanı olduğu sürece de bu böyle devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonlar, gazeteler, facebook, twitter gibi sosyal paylaşım siteleri her gün aynı görüntülerle herkesi etkilemeye çalışıyorlar. Ne mi istiyorlar? Dilencilere verilen para kadar herkesten yardım istiyorlar. Önüne gelen devletin yardım kuruluşları ve ilgili bankaların hesap numaralarını yayınlıyor. Bu kıtanın belli başlı devletlerine devlet bazında dilencilik yaptırılıyor. Dilencilik kültürü insan hakları edebiyatıyla bir güzel süslenip, püslenerek iyi niyetli saf insanlara sunuluyor. Başarısız oldukları da söylenemez. Sorun orta yerde kalmaya devam ediyor. Çözümü imkânsızlaştırmanın bir yolu da kuşkusuz bir kıtanın onlarca halkına dayatılan bu dilencilik kültürünün sonuçlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açlıktan kırılan insanlar için yardım toplanması çağrısı yapanların çoğu iyi niyetli insanlar olabilir. Yardım toplama kurumlarının bağlı oldukları devletlerin ne kadar iyi niyetli oldukları, şimdiye kadarki pratiklerine bakıldığında yeterince kuşkulu. Hatta göründüklerinin tam tersi oldukları söylenebilir. Bu aç insanlara fabrikalarında ürettikleri son model silahları satanlar, müttefikleri ve işbirlikçileri olan devletlerin söz konusu insanlık dramı karşısında dürüst olmalarını beklemek mümkün değildir. Açlığı yaratan ve koskoca ülkelerin insanlarını nerdeyse bir bütün olarak dilenmeye alıştıranlar nihai olarak onların açlığından çıkar elde edenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet bazında dilencilik kültürüne alıştırılmış olan batı ve doğu emperyalizminin mahsulü Afrika devletleri kendileri dışındaki insanların acıma duygularını sömürmede ustalaştırılmışlar. Dilencilik yapmaktan zerre kadar utanmıyorlar. Mevcut su kaynaklarını ve verimli topraklarını günümüz tekniğiyle işletip açlıktan, kıtlıktan ölümlerini durdurma, asgari yaşam koşullarını yaratmanın mücadelesini vermek yerine, ellerindeki son model piyade tüfekleri ve diğer ölüm kusan savaş araç gereçleriyle komşu kabilelerle kıyasıya savaşıyorlar. Neyin savaşını verdikleri, neyi paylaşamadıklarını kendileri de bilmiyorlar. Silah fabrikalarının sahiplerinin en iyi müşterileri olmayı bir marifet sanıyorlar. Halklarını içine düşürdükleri durumla her akşam televizyon önlerindeki milyarlarca insanın iştahını kaçırmaktan başka bir şeye yaramayan gerçekliklerinden memnun olmalılar ki yüzlerce yıldır bu lanet gerçeklerini değiştirmek için yeterli çabayı sarf etmiyorlar. Yapılan araştırmalarda açlığın etkin olduğu Afrika devletlerindeki su kaynakları ve toprakların mevcut lanetli gerçeği ortadan kaldırabilecek yeterlikte olduğu ispatlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorunun nedenleri bilinçli olarak insanlıktan gizleniyor. Silah tüccarlarının Afrika pazarında elde ettikleri kazancın o insanların açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmelerinde belirleyici faktörlerden biri olduğu bilinçli olarak saklanıyor. Afrikalıların bilinçlenmesini istemiyorlar. Bilimden, eğitimden, haktan hukuktan, uygar yaşamdan nasiplerini almamaları için oralardaki çıkar sahibi devletler ellerinden geleni yapıyorlar. Çünkü bilinçli insanları sömürmenin daha zor olduğunu biliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika’daki aç devletlerin dışında yaşayan milyarlarca insan kurdun peşine takılmış sürü misali insanlıktan nasiplerini almamış siyasilerinin peşinde sürüklendiklerinin, hayati birçok konuda yalan yanlış bilgi bombardımanına tutulduklarının farkında değiller. Farkında olanları da komünist, anarşist, düzen bozucu diye halklarına takdim eden menfaat sahibi bir avuç azınlık dünyanın tüm halklarını ucuz iş gücü olarak, yeraltı yer üstü zenginlik kaynaklarını lüks ötesi yaşamlarının kaynağı haline getirebiliyorlar. Bütün bunların sonucu birileri çok yiyor, şişiyor, oralarından buralarından et sarkıyor, diyet menüleri, diyetisyenlik, estetik cerrahi, salt kilo verme amaçlı spor salonları ve yine salt bu amaçla düzenlenen turistik turlar menfaat sahiplerine yeni zenginleşme alanı yaratırken diğer yandan insanlar açlıkla pençeleşmeye devam ediyorlar. Açlıkla terbiye ettikleri insanlardan çaldıkları, çırptıkları zenginlik kaynakları ve ucuz iş gücünden elde ettiklerinin binde birinden daha az bir kısmını yardım adı altında vererek ne kadar “vicdanlı”, “iyiliksever”, “yufka yürekli” olduklarını, “komşuları açken tok uyuyanlardan olmadıkları” ve benzeri onlarca güzel insani vasıflarla saf, enayi insanlığı aldatabiliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıtlığın ve açlığın birden çok sebebi olduğu gerçektir. En önemli sebep oraları yıllarca sömürenlerin zihniyetinde aramak gerekir. Fas’taki muz bahçelerinin sahiplerinin Fransız olduklarının, Fransa’da herkesin ucuza yiyebildiği, Fas’ta ise pahalılıktan insanların muz yiyememelerinin hikmetini anlamak zor olmasa gerek. Afrika’daki maden ocaklarının çoğunun sırasıyla kapitalist, sosyalist, şeriatçı, totaliter, diktatör ve bazı kabile devletlerin elinde olduğu da biliniyor. Buralardaki zenginliklerin sömürülmesi göreceli de olsa sömüren devletlerin halklarının refahlarına yansıyor. Bu yansıma sus payı olarak da kullanılabiliyor. Batılı, doğulu, güneyli, kuzeyli; Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, Budist; kapitalist, sosyalist, şeraitçi, liberal, totaliter, sömürgeci, emperyalist devletlerin medyalarındaki gözyaşlarının ne kadar sahte olduğunu anlamak için kâhin olmaya gerek kalmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yarım yüzyılda yılda savaş adı altında soykırım ve katliam boyutlarında yaşanmış, bir kısmı halen devam eden insanlık suçlarına global güce sahip süper devletlerin nasıl baktıklarını ve menfaatleri gereği nasıl ikiyüzlü hareket ettikleri tüm çıplaklığıyla gözler önündedir. Menfaatleri gereği onlarca devleti kendi elleriyle kuranların kapital ve sosyal emperyalistler olduğu biliniyor. Emperyalistler ve onların envai siyasi statülerdeki müttefiklerinin onlarca soykırım ve insanlık suçunu engellemek yerine nasıl teşvik ettiklerin, hatta suç ortaklığı yaptıklarını bilmeyenlerin Afrika’daki açlığın sebebini anlamaları mümkün değildir. İnsanlar, menfaatler söz konusu olduğunda devletlerinin ne kadar ikiyüzlü davrandıklarını bilerek hareket ederlerse devletlerarası menfaat ilişkileri değil, insanlar arası insanca ilişkilerin gelişmesine katkı sunabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözüm Afrika insanına son model silahlar satarak onları birbirlerine kırdırtmakla para kazanan silah fabrikalarının sahibi olan devletler ve onların müttefiklerinin bu ölüm ticaretinden elde ettikleri kazançtan vazgeçip o insanların ülkelerine ölümü değil yaşamı destekleyen yatırımlar yapmaları ve bu temelde oralardaki anlamsız savaşların tümüne son vermeleriyle mümkündür. Eğer söz konusu global güçler, müttefikleri ve işbirlikçileri gerçekten isterlerse o insanlara birer balık vererek bir kez karınlarını doyurmak yerine, onlara balık tutmayı öğreterek açlığın pençesinden köklü bir şekilde kurtulmalarını sağlayabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2158" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/afrika%e2%80%99daki-kitlikla-ilgili-soylenmeyenler/attachment/african-starvation"><img class="alignright size-medium wp-image-2158" title="African-Starvation" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/08/African-Starvation-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Görünen o ki silah tüccarları ve onların ortakları insanların insanca yaşamalarını sağlayacak yatırımları ölüm sanayisine yapılan yatırımlar kadar kazançlı görmüyorlar. Bu ve benzeri menfaat temelli ilişkiler yüzünden dünya her gün biraz daha felakete sürükleniyor. Dünya nüfusuyla kıyaslandığında bir avuç kavramının dahi altında kalan, kendi mutluluklarını diğerlerinin mutsuzluklarına endeksleyen kan emici güruhlar devlet adlı organizasyonlarla yarattıkları ve yönettikleri ekonomi politikasından kaynaklanan sorunların çözümü için değil, devamlılığı için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunlardan insaf, vicdan, onur ve benzeri insani sıfatlara sahip olmalarını beklemek kenelerden kan yerine su içmelerini beklemekle eşdeğerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/afrika%e2%80%99daki-kitlikla-ilgili-soylenmeyenler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyaset Akıl İşidir</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/siyaset-akil-isidir</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/siyaset-akil-isidir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 23:05:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2137</guid>
		<description><![CDATA[Bilim her zaman her yerde başvurulması gereken en doğru rehberdir. Kalemlerini kılıçlarıyla doğrayanlar hiç bir zaman mutluluğun yüzünü göremezler. Mum ışığı, rüzgârın esmesine kadar; gaz lambası, gazının bitmesine kadar; el feneri, pilinin tükenmesine kadar; elektrik, ampulün yanmasına ya da dağıtım ağında arıza çıkana kadar; güneş, batıncaya kadar; karanlıkla mücadele edenlerin yollarını aydınlatabilir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bilim her zaman her yerde başvurulması gereken en doğru rehberdir. Kalemlerini kılıçlarıyla doğrayanlar hiç bir zaman mutluluğun yüzünü göremezler. Mum ışığı, rüzgârın esmesine kadar; gaz lambası, gazının bitmesine kadar; el feneri, pilinin tükenmesine kadar; elektrik, ampulün yanmasına ya da dağıtım ağında arıza çıkana kadar; güneş, batıncaya kadar; karanlıkla mücadele edenlerin yollarını aydınlatabilir. Günün 24 saati, yaşam boyunca, her zaman, her yerde insanın yolunu aydınlatabilen sınırsız güce sahip yegâne enerji kaynağı insan beyni ve onun ürünü olan bilimdir. Bundan dolayıdır ki büyük filozof ve şairimiz Ehmedê Xanî yüzyıllar önce kalem ve kılıcın ahenkli birlikteliğine vurgu yapmıştır. Kalem beyindir. Bilimdir. Kılıç, dönemine göre kalemin emrindeki bilimin geliştirdiği en güçlü silahtır. Kalemden bağımsız kılıç eninde sonunda sahibinin katili olur. Kılıç ne kadar güçlü olursa olsun yaratıcısı olan kalemin emrinde olmadığı sürece oraya buraya savrulup eninde sonunda layık olduğu yere, geri dönüşüm tesisine gider. Oradan teneke olarak çıkmaya mahkûmdur.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2138" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/siyaset-akil-isidir/attachment/napolyon"><img class="alignright size-medium wp-image-2138" title="Napolyon" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/Napolyon-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Akıllarıyla değil duygularıyla halklarını yönetmeye çalışanlar peşlerindeki kitlelere felaketten başka bir şey veremezler. 1990’li yıllarda bir Kürt lideri partisini beyniyle değil, kalbiyle idare ettiğini itiraf etmişti ve üstüne üstlük bunu bir yücelikmiş gibi dile getirmişti. Daha sonra kalbiyle siyaset yapan siyasi liderlerin başlarına gelen felaketlerin kurbanı olmaktan kurtulamadı. Bir zamanlar menfaatleri gereği kendisine güzelleme yazan komşu ülkelerin cümle milliyetçilerinin gönül kapılarını, vicdan kapılarını bir bir çaldı. Ancak tüm kapılar yüzüne kapandı. Kapıyı kapatmayanlar ise kendisini karşı tarafa satmak için pazarlık yapanlardı. Belki siyasetin duygularla, vicdanla, gönül ile özcesi romantizmle yapılmayacağını anladı, ama çok geç kalmıştı. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Romantizm, sanatın her türünde ve edebiyatta güzeldir, ancak insanları yönetme ve yönlendirmede felakettir. Victor Hugo “Sefiller” adıyla Türkçeye çevrilen ölümsüz eserinde: <em>“Bir milletin başına gelebilecek en büyük felaket yöneticilerinin romantik olmasıdır”</em> diyor. Duyguları yerine zekâlarıyla insanlarına öncülük edenler her zaman her yerde amaçlarına varmışlardır. Ortadoğu cehenneminin ortasında yaklaşık 2000 yıllık vatansızlık trajedisinden sonra soydaşı onlarca peygamberin diyarı “vaat edilmiş topraklarda” dünyanın dört bir yanına dağıtılmış dindaşlarının sığınacağı cennet gibi bir ülke armağan eden Beni İsrail kavmi beyin gücünün nelere kadir olduğunun dünyadaki en güçlü örneklerinden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk adı Arya olan Medya Krallığının yıkılmasından bu yana bir daha kendisini toparlayamayan, istikrarlı birliğini kuramayan Kürtler beyinleriyle değil, kalpleriyle hareket etmenin ağır sonuçlarını yaşıyorlar. Siyasileri romantik oldukları için felaketten felakete sürükleniyorlar. Medya döneminde Hindistan’dan Karadeniz’e kadar hüküm süren bir uygarlığın torunları tarihin çöplüğüne varmak için atlarını dörtnala kaldırmış adeta birbiriyle yarışıyorlar. Roma İmparatorluğundan İtalya, Bizans İmparatorluğundan Yunanistan, Pers İmparatorluğundan İran, Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinden Rusya Federasyonu ve daha nice imparatorluk ve krallıktan torunlarına kültürel varlıklarını sürdürebilecekleri istikrarlı yapılar kaldı. Medya İmparatorluğundan torunlarına önce ikiye sonra dörde bölünmüş yamalı bohçayı rahmet okutan adı bile kendilerine ait olmayan, sömürge dahi olamayan, İsmail Beşikçi’nin deyimiyle “Devletler Arası Sömürge Kürdistan” kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Nelson Mandela, yaklaşık yirmi yıl önce cezaevinde kendisiyle Güney Afrika sorununu müzakere etmek isteyen ırkçı Apartheid rejiminin yetkililerine: “Only free men can negotiate; <em>prisoners cannot</em> enter into contracts. Your freedom and mine <em>cannot</em> be separated: Sadece özgür insanlar müzakere edebilirler; tutuklular sözleşme yapamazlar. Sizin özgürlüğünüz benim özgürlüğümden ayrılamaz” deyip cezaevinden ev hapsine ve orada arkadaşlarıyla özgürce görüşme imkânı elde edinceye kadar yetkililerle müzakereye oturmamıştı. Güney Afrika deneyiminden sıklıkla söz eden Kürt siyasilerinin bu deneyimi ne kadar bilince çıkardıkları ve bunun gereğini ne ölçüde yaptıkları hayati önemdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt halkı defalarca sınırları içinde yaşadığı devletlerin yetkililerinin entrikaları ve hilelerinin kurbanı olmuştur. Bu hileler sonucu tedip tenkil operasyonları yapıldı. Mecburi iskân dönemi yaşandı. Toplum mühendisliği devreye girdi. Asimilasyon politikası uygulandı. Yaklaşık yüzyıldır sürece yayılmış bir soykırım uygulandı. Bu insanlık dışı durum İran ve Türkiye halklarından on binlerce gencin canına mal oldu. Astronomik rakamlarla ifade edilen maddi kayıplar yaşandı. Her iki devlet de uluslar arası ilişkilerde saygınlıklarını yitirdiler. Irak’ta Enfal operasyonlarıyla Kürt halkı soykırımdan geçirildi. Suriye’de okullardan alınan küçük çocukları sinemalara konup, kapılar üstlerine kapatılıp canlı canlı yakıldılar. Irak zulmün bedelini ödedi. Suriye zulmün bedelini ödemenin arifesini yaşıyor. Zulüm yapanın yanına kar kalmaz, er yada geç sahibine misliyle geri döner. İster ilahi adalet deyin, ister başka bir şey. Sonuç değişmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaklaşık bir asır asimilasyon politikasının uygulandığı, Seyit Rıza ve Şeyh Sait isyanlarını bastırma esnasında devlet tarafından Kürt halkına yönelik katliam yapıldığı Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı tarafından itiraf edildiği bir dönemde Kürt siyasetinin aktörü iddiasında olan insanların halen bu isyanları İngiliz kışkırtması ve Cumhuriyetin demokratikleşmesini engellemekle suçlamaları düşündürücüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapılıyor. Kapalı kapılar ardında yine bir şeyler dönüyor. Kürtler bir kez daha kapalı kapılar ardında dönen dolapların, oynanan hileli oyunların, entrikaların ve cümle aldatma çeşitlerinin kurbanı olmamak için kendi tarihlerini ve dünya insanlık tarihini doğru okumalılar. Siyasi statüsü ne olursa olsun hiç kimse devredilemez temel insan hak ve özgürlüklerinin en önemlilerinden biri olan bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını gasp edip pazarlık konusu yapamaz.  Bir halkın hangi siyasi statüyle yönetilmek istediğine dair hak, sadece ve sadece o halkın bizzat kendisinin vereceği oylarla beyan ettiği öz iradesiyle belirlenir. Tarafların siyasilerinin yapması gereken uluslar arası evrensel hukuka ve bu kapsamda halkın tercihini yapabileceği şartları hazırlamak ve sonuca saygı duymaktır. Aksinin düşünülmesi dahi temel insan hak ve özgürlüklerinin en üst düzeyde ihlalidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halkın meydanlardaki coşkusu doğru okunmalıdır. “Halkın iradesi çok güçlü olduğu için artık yenilgi söz konusu olamaz”, “Halkın bilinç seviyesi kendisini korumak için yeterli oranda yükselmiştir.” “Halkımız dünya insanlığını özgürleştiriyor” gibi popülist söylemler gelecek felakete düzülen güzellemelerin ötesine geçemeyecekleri insanlık tarihindeki olgularla defalarca ispatlanmıştır. Öncülerin yönlendirmedeki rolü hiç bir zaman hafife alınmamalıdır. Çobanı kurda sevdalanmış sürünün akıbeti görmezden gelindiği sürece, İsmail Beşikçi ve benzeri bilim adamlarının belirlemelerini bilince çıkarıp gereği yapılmadığı sürece, tarihin çöplüğüne doğru devam eden yolculuğun asimilasyon ve ondan da beteri oto asimilasyon belasıyla gittikçe hızlanacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Halk dünyanın her yerinde halen sürü konumunu aşabilmiş değildir. Siyasi öncülerin birincil görevi, halkı devredilemez hakları ve evrensel insan hak ve özgürlükleri konusunda doğru bir şekilde bilinçlendirmekle birlikte bu haklarını kullanma yol ve yöntemlerini onlara göstermektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta kendi kültürel varlığımız olmak üzere, dünyadaki kültürlerin ardı ardına tarihe karışmalarını istemiyorsak, küresel, bölgesel ve cümle tekçi zihniyetlerin yeni kurbanlarından biri olmaktan ürperiyorsak, genelde insanlık tarihini, özelde felaketler zincirinin halkalarını andıran kendi tarihimizi bilince çıkarmak zorundayız. Siyasetin akıl işi olduğunu, gönül işi olmadığını anlamak ve gereğini yapmak bugün her zamankinden daha fazla yaşamsal önemdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdiye kadar varlığımızı koruma istikametine giden tüm trenleri kaçırdık. Şimdi 21. Yüzyıl Treni aynı istikamete gitmek üzere peronda yolcu alıyor. Bu trenin uluslaşmada geç kalmış halkların gitmek istedikleri istikamete giden son tren olduğu anons ediliyor. Bu kez hata yapılmamalıdır. Bu kez tren kaçırılmamalıdır. Bu yüzyılda hatanın bedeli ölümlerden ölüm beğenmektir. Kültürel genosittir. Bir halkı millet yapan değerlerin kökten yok olmasıdır. Artık umut bağlanacak başka bahar yok. Ya şimdi gerektiği gibi sorunlarımızı çözeceğiz, ya da hiçbir zaman. Kentlerimizde ve köylerimizde uygarlığımızın sona ermesi üzerine ötecek baykuşlar bile semalarımıza varmak üzereler. Yarın çok geç olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/siyaset-akil-isidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman V</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2011 22:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2123</guid>
		<description><![CDATA[Gece öylesine cehennemi bir renk almıştı ki, irademde ona çalışıyordu. Dayanacak hal kalmadı. Keops’un kapısında soğuktan büzülmüş bir haldeydim. Güneşin tekrar doğmasını bekliyordum. Ra’nın ona çalıştığını unutmuştum. Soğuk kış günü sırtını duvara dayamış yaz hayalleriyle ısınan sokak adamlarını andırıyordum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gece öylesine cehennemi bir renk almıştı ki, irademde ona çalışıyordu. Dayanacak hal kalmadı. Keops’un kapısında soğuktan büzülmüş bir haldeydim. Güneşin tekrar doğmasını bekliyordum. Ra’nın ona çalıştığını unutmuştum. Soğuk kış günü sırtını duvara dayamış yaz hayalleriyle ısınan sokak adamlarını andırıyordum. Onların şarabı vardı. Ben ondan da yoksundum. Havanın ısınmasını bekliyordum. Dizimdeki donun çözülmesini istiyordum. Sonra kaçacaktım oralardan. Tövbe edecektim.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2124" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v/attachment/veqetandin"><img class="alignright size-full wp-image-2124" title="veqetandin" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/veqetandin.jpg" alt="" width="292" height="504" /></a>Birkaç dakikalık rahatıma balgam ekmek en büyük zevkiydi. Ciğerlerimi tapulu tarlası sanıyordu. Mutluluğu küle dönüştürmeye bayılıyordu.  Yaşamın her anına duman banyosu yaptırmak hoşuna gidiyordu. Acı vermek eğlencesiydi. Sadist olduğu kesindi. Ateşte yanarken dört köşe olmasına ne denmeliydi? Mazoşist olduğu da gün gibi ortadaydı. Zıt anlamlılar onun bünyesinde eş anlamlı olabiliyorlardı. Farklıydı. Ayrıktı. Yaşamdan sökülüp atımı zordu. Zekâ unsuruna sahip canlıların akılsızlıklarıyla beslenirdi. Akıllının olduğu yerde aptalların olması da doğaldı. Sayıca çok olmasına ise şimdiye kadar anlam verilemedi. Kavramların anlamsız kalmasından yararlanmasını iyi bilirdi. Aksi halde yaşayamazdı. Bilincin boşluklarından doğan fırsatları kaçırmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Denize düşmemiştim. O da yılan değildi. Yine de sarılmak zorundaydım. Şartlar farklı değildi. Ona ihtiyacım vardı. Hem var, hem yoktu. Usulca yanıma sokuldu. Ateşli kollarını sonuna kadar açtı. İtiraz etmeyi düşünmedim bile. Yine o kazandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türlü darbelerle idare edenlerin şefkatli kollarına sahipti. Kendisinden olmayanları düşman bilirdi. Düşmanlarından da dostları vardı. İtirafçıları, işbirlikçileri ve ölülerini severdi. Şefkatli ellerini onlardan esirgemezdi. Onların da ırzına geçerdi. İstisnalar kaideyi bozmaz derdi. İnandığı gibi yaşardı. Sistematik işkencede profesyoneldi. İnsanın canında kömürleşirdi. Ciğer delemediği zaman ten yakardı. Can yakardı. Cep yakardı. Ömrün on yılını yakardı. Yakmanın her türünde ustaydı. En çok da kendisini yakanları yakardı. Yakıcıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenterdi. Parlament çatısı altında görev yapardı. Kılıcın emirlerini onaylardı. Copun marifetlerini överdi. Kürdîlihicazkâr makamından Marifetname okurdu. Mafya ve envai çetelerin yuvasıydı. Yirmi kişilik mangalara sahipti. Savunma adı altında saldırganlığı kutsayan üniformanın kravatıydı. Çeşitli putlara tapan murdargillerdendi. Ondan irade aramak samanlıkta ine aramaktan beterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kristal geceleri gece mavisi diye yutturmakla yükümlüydü. Hükümlüydü. Tuhaf bir dürtüydü. Dudaklarını beyaza boyardı. Eril-dişil kavramlarının olmadığı dillerde cinsiyeti tespit edilemiyordu. İbne filan da değildi. Kadınsı söylemle erkeği, erkeksi görünerek kadını baştan çıkarırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Süngüyle yazılan kanunları kalem kırarak uygulayan yargıç gibiydi. Kalem katili lakaplarından biriydi. Fırsatçı kırtasiyeciler mahkemenin etrafını işgal etmişti. Kanun devleti bile olamayan ülkenin adalet bakanıydı. Kendisine ezberletilenleri tekrarlamakla yükümlü bir papağandı. Gerçek değildi. Uyduruktu. Ne özdeydi, ne sözdeydi. Başıboş bir gevezeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Beynim son yenilgiyi kabullenmekte zorlanıyordu. Dudaklar ve akciğer teslimiyeti kutluyorlardı. Kutlamada kimler yoktu ki? Bir kılıç-kalkan ekibi eksikti. Dilim kabule yanaşmadı. O da tüysüz diye diğer organlar tarafından ciddiye alınmadı. Kemiğinin olmayışını dahi başına kakanlar vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kucaklamasıyla kendimi otelde bulmam bir oldu. Meğerse birkaç adım ötede otel varmış. Dışarıda kavurucu sıcaklık hükmünü sürdürüyordu. Klimalı otelin lobisine buz gibi biranın yanında geldi. Davetliymiş gibi masaya oturdu. İki yıl boyunca benden ayrılmadı. Herkesin belalısı vardı. Benim de oydu. Her yeri beğenmezdi. Kalbimin üzerinde yeri vardı. Gönlümde zerre kadar değeri yoktu. Hep kendini düşünürdü. Yaş tahtaya basmazdı. Yar maskesi altında, kanayan bir yaraydı. Yürürken nefes nefese bırakırdı. Bazen soluk keserdi. Bazen iflah sökerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün 1 Aralık 1996. Kararımı verdim. Kâbus bitti. Uyandım. Kesin olarak ondan ayrılmaya karar verdim. Şu anda karşımda duruyor. O da bunun farkında. Rahat oluşu canımı sıkıyor. Anlamıyorum. Olsun. Benden bu kadar, dedim. Bu sevdadan vazgeçtim. Bana göre değildi. Birbirimizin dengi değildik. Ne demişler, davul bile dengi dengine çalar. Kel alaka diyeceksiniz. Olsun. Alakasız olmasın da… Varsın kel olsun. Ona da razıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ailesiyle de ilişkimi kestim. Bir kölelerini kaybetmenin hıncıyla odayı süzüyorlar. Dış mihrak denen Tobacco ailesine nasıl hesap vereceklerini düşünüyorlar. Havana&#8217;nın kara dumanlı semalarında bir yıldız daha kaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Aryan Tute’nin diş gıcırtılarını duyuyorum. Bu kez şansları yok. Yaşamımı duman etmelerine sabrım kalmadı. Elveda can ciğer dostum, ya da düşmanım. Her an yer değiştirebilen Orwell’ın 1984&#8242;teki dost ve düşman gibisin. Diktana tahammülüm kalmadı. Tiranlığın yetti de arttı bile. Sana ihtiyacım kalmadı. Ne zaman oldu ki? Dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Olmadı. Başaramadım. Ancak yedi ay sonra ayrılabildim. Her ayrılıkta acı vardır. Ayrılacağınız Tütüngillerden ise, ya da onların komşularındansa ayrılık mutluluktur. Bulaşmamalıydım diye hayıflanmak anlamsız. İnsanoğlu hata yapar. Hatasını düzeltir, rahat eder. Hatasını sever, bedelini öder. Nikotin ağız tadınızı kirletecek kadar değerli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Haziran 1997 İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman IV</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2011 20:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2111</guid>
		<description><![CDATA[Harmandan ayrılmak artık zor değildi. Kararımın kesin olduğuna inandım. Piramitlerin arasında yalnızdım. Zifiri karanlıktı. Gece mavisi diyenler de vardı. Gecenin hiçbir rengini sevmedim ki mavisini seveyim. Karanlıktı. Soğuktu. İliğe işleyen bir soğuk hükmünü sürdürüyordu. Güneşin kavurduğu kumlardan eser yoktu. Buz parçalarına dönüşen kum taneleri iflah söküyordu. Senaryosunu tanımadığım bir yazarın yazdığı filme zorunlu başrol oyuncusuydum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Harmandan ayrılmak artık zor değildi. Kararımın kesin olduğuna inandım. Piramitlerin arasında yalnızdım. Zifiri karanlıktı. Gece mavisi diyenler de vardı. Gecenin hiçbir rengini sevmedim ki mavisini seveyim. Karanlıktı. Soğuktu. İliğe işleyen bir soğuk hükmünü sürdürüyordu. Güneşin kavurduğu kumlardan eser yoktu. Buz parçalarına dönüşen kum taneleri iflah söküyordu. Senaryosunu tanımadığım bir yazarın yazdığı filme zorunlu başrol oyuncusuydum. Sadece zorunlu olması dahi çileden çıkarıyordu. Kahrediciydi.  Yılan tıslamasıyla başlayan kum fırtınası azıtıyordu. Zordaydım. Kendimi çaresiz hissediyordum. Aniden rüzgâr kesildi. Gece mavisinde sarışın bir Türk-Amerikan melezi yanımda bitiverdi. Deveden iner inmez yanıma çömeldi. Serap gördüğümü sandım. Susamamıştım. Hem, o da su değildi. Gecenin ayazında ılık bir hava esmeye başladı. Usulca yanıma sokuldu. Soluğundan ve renginden tanıdım. Sıyrılıp kaçtım. Vahşi avcıdan kaçan yaralı av gibiydim.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2112" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv/attachment/harman4"><img class="alignright size-medium wp-image-2112" title="Harman4" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/Harman4-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Güneş doğmak üzereydi. Soğuktan, titremekten kurtulacaktım. Başıma gelecekleri biliyor gibiydi. Sırtını palmiyeye dayayıp sırıtmaya başladı. Kahkahalarla gülüyordu. Onlarca dişiyle gülüyordu. Nereye gitsem, kurtulamıyordum. Kader gibiydi. Zaman ve mekân kavramları karışmaya başlamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gece mavisinde uçan bir kartal belirdi. Soyunun katillerinden birinin adıyla yaşıyordu. Üzgün ve bezgindi. Uçmaktan çok sürünüyordu. Şafaktan önce dağa tırmanan umutsuz sürüngenleri andırıyordu. Kanatlarını taşımaktan acizdi. Maya ve Inca kabilelerinin sembolüydü. Şimdi ise insanlık suçu işleyen katillerine alet oluyordu. Kabullenemiyordu. Ünlü barbarlardan birinin adıyla anılması acının tuzu biberiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilincim bulanıyordu. Midem bulanıyordu. Kusmak istiyordum. Kusamıyordum. Çaresizdim. Başımı kaldırdım. Bir gece mavisi gökyüzüne baktım. Bir Kartala baktım. Gözlerinden iradesizlik okunuyordu. Kanatları hüzün yağmurunun damlalarında ıpıslaktı. Belli ki hazan mevsimindeydi. Belki de Harmana yangındı. O topraklarda onu sevmeyen yoktu ki.</p>
<p style="text-align: justify;">Uyandığımı sandığımda, çölün kavurucu güneşi iş başındaydı. Su diye sayıklayıp duruyordum. O ise her zamanki gibiydi. Palmiyelerin yapraklarını dahi çöl rengine boyamıştı. Bitkindim. Susuzluktan gözlerim kararıyordu. Bir damla suya hasret kalacağım aklımdan bile geçmemişti. Başıma gelmişti. Başa gelen çekilir gibi değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman kavramını çoktan yitirmiştim. Aniden sevinç çığlıklarını atmaya başladım. Bir vaha! Gözlerime inanamadım. Yeşil palmiyeler, deve ve su. Yanı başımda gürüldeyen bir yaşam kaynağı… Bir nehir&#8230; Dicle olmadığı kesindi. Nil diye düşündüm. Ab-i hayat daha akla yatkındı. Balıklama suyun içine atladım. Kızgın kumun içinde kulaç atıyordum. Çatlayan dudaklarım kanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Çıngıraklı çöl yılanları pusudaydı. Dört bir yandan tıslama sesleri geliyordu. Islık sesleri geliyordu. İnsan ıslığını andırıyordu. Bir insanın asla çalamayacağı kadar güçlüydü. Yılanları tanırdım. Islıklarını da. Tıslamalarını da. Yabancı değildim bu seslere. Olduğum yerin yabancısıydım. Hayatımda hiç çöl görmemiştim. Rüyalarımda bile… Çember daralıyordu. Tıslamalar yaklaşıyordu. Serap ile vaha iç içeydiler. Güneş batmak üzereydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kum fırtınası göz açtırmıyordu. Gittikçe azıtıyordu. Çöl, fırtına, kum, vaha&#8230; Her türlü canlı ve cansız ondan yanaydı. Onun hesabına çalışıyorlardı. Titriyordum. Sıtmaya yakalanmış gibi&#8230; Dişlerim zangırdıyordu. Sıcak, soğuk, kum, vaha ve Harman kan kardeşi olmuşlardı. Çıldırtmaya çalıştıkları kesindi. Onlara hiçbir şey yapmamıştım ki. Bir alıp veremediğim de yoktu. Her ne hikmetse başıma ne geldiyse hep hiçbir şey yapmadıklarımdan geldi. Tanımıyordum bile onları. Onların tanıdığı kesindi. Hafızamı yitirmiş olmalıydım. <em>Wernicke Korsakof</em><em> </em><em>hakkında hiçbir şey bilmediğim bir yaştaydım.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Piramitlere sığınabileceğimi düşündüm. Defalarca kapılarını çaldım. Musa sandılar. Açmadılar. Ya da keyiflerini bozmak istemediler. Bir fanidir diye&#8230; Bunlar aklıma ilk gelenlerdi. Başka ne olabilirdi ki? Firavunlarla işbirliği yaptığını nereden bilecektim. İstihbaratım o denli güçlü olsaydı, ona esir olmazdım. Ezdirmezdim kendimi. Ra kavmini de pençesine almıştı. Elbette ki suçlu değildi. O sadece yapması gerekeni yapıyordu. Kurunun oduna yanan yaş olduğum kesindi. Neden ben bu yaşı oynuyordum? Sorunun cevabını bilmediğimden olsa gerek diye düşündüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Kenegillerdendi. Asalak yaşam tarzını benimsemişti. Kenenin su içmesini beklemek anlamsızdı. Zira mümkün de değildi. Yaratılıştan bazı canlılar çalışmadan yaşarlar. Sevinçlerini başkalarının acılarına borçludurlar. İnsanın dudaklarına yapışır, ciğerlerini yerdi. Bu yönüyle dillere destandı. Harmangiller böyle besleniyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman III</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jul 2011 11:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2078</guid>
		<description><![CDATA[Hastalıklar yuvası olduğunu tahmin etmeliydim. Etrafımdan bazıları kaptıkları iğrenç hastalıklarla diğer dünyayı boyladılar. Masum görünüşünün altındaki acımasızlık her geçen gün daha çok kendisini gösteriyordu. Bir ara geç kaldığımı düşündüm. Doğru değildi. Zararın neresinden dönersem kâr idi. Nasıl başaracağımı bilmiyordum. Nasıl Yapmalı adlı kitaba başvurdum. Derdime çare olacak dermanı yoktu. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hastalıklar yuvası olduğunu tahmin etmeliydim. Etrafımdan bazıları kaptıkları iğrenç hastalıklarla diğer dünyayı boyladılar. Masum görünüşünün altındaki acımasızlık her geçen gün daha çok kendisini gösteriyordu. Bir ara geç kaldığımı düşündüm. Doğru değildi. Zararın neresinden dönersem kâr idi. Nasıl başaracağımı bilmiyordum. Nasıl Yapmalı adlı kitaba başvurdum. Derdime çare olacak dermanı yoktu. Ne yapacağımı şaşırdım. Ne Yapmalı adlı eseri başucu kitabı yaptım. Kâr etmedi. Yazarı benimkinin akrabalarından birine vurgun çıktı. Ayrılmakta kararlı gibiydim. Kararıma karşı direnecekti. Kendisince haklıydı. Terk edilmeyi içine sindirecek değildi ya. Öyle de yaptı. Ben de kendimce haklıydım. Bağımlı yaşamak canıma tak etmişti. Bağımsızlığı tatmak istiyordum. Bunun da bedeli vardı. O ise sömürgelerinden birini kaybetmemenin mücadelesini verecekti. Kazanacağı her halinde belliydi. İkircikli oluşum kaybetmek için yeterliydi. Niyetimin kaybetmeye gebe olduğunu benim dışımda herkes biliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2077" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii/attachment/harman-3"><img class="alignright size-medium wp-image-2077" title="Harman-3" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/Harman-3-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Harman sarısı saçlarını öptüğümde korkunç bir zevk alıyordum. Gittikçe daha fazla karanlıklara gömüldüğümü görmüyor değildim. Sarı saçları sisli puslu havalarda rüzgârla dans ederdi. Aydınlığı sevmezdi. Temiz havadan rahatsız olurdu. Zorunlu kaldığında uyum sağlamasını da bilirdi. Boğucu soluğuyla insanı çileden çıkarırdı. Dudaktan dudağa, dudaktan ciğerlere ölüm saçardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Onu sevmediğimden emindim. Sevmemem de ayrılmama yetmiyordu. Bir yıl kadar ayrı kaldık. Hiçbir efendi kölesini özgür görmeye katlanamaz. O da katlanamadı. Kar beyazı giysisiyle yine yanımdaydı. Kir sarısı bedeni kene gibi dudaklarıma yapışırdı. Yaşamımın son damlasını da emmeye kararlıydı. Çirkindi. Kimseye yar değildi. Âşıkları birer kurbandılar. Zavallı bile değildiler. Zira zavallılara acınırdı. Sevdalılarını üzerine tapulu mal gibi değerlendirmesi beni çileden çıkarıyordu. Bunu kabullenemiyordum. Tuvalette bile rahat bırakmayacak kadar kıskançtı. Elini verenin hayatını kaptırmakla yükümlü olduğuna inanırdı. Mezara kadar anlayışını uygulardı. Haksız da sayılmazdı. Ölümüne sevdaya inanırdı. Dediğim dedikti. Dirençliydi. Sabretmesini bilirdi. Avını elde etmek için gerekeni yapmaktan sakınmazdı. Amaca giden her yolun mubah olduğuna inanırdı. Usta politikacılara rahmet okuturdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ara gerçekten yollarımızın ayrıldığına inandım. Onun da benimle hemfikir olduğuna kanaat getirdim. Böyle düşünmem dahi onu ne denli tanıdığımı gösteriyordu. Yakınında uzak yaşamayı becerir gibiydim. Yüzüne bakmak bile içimden gelmiyordu. Ama gittiğim her yerde o vardı. Arkadaşlarımla gelir masama otururdu. Alay eder gibi süzerdi beni. Sen kim, beni bırakmak kim der gibiydi. Bakmamaya çalışırdım. Bakışlarımı kaçırırdım. Orada yokmuş gibi davranırdım. Ateşli bakışlarındaki intikam hırsını görüyordum. Kokusu, soluğu beni deliye çeviriyordu. Tekrar pençesine düşmekten korkuyordum. Tekrar mı? Düşünmek bile istemiyordum. Yaşlı bir bilgemiz benim ondan ayrılmamın yeterli olmadığını; onun da beni terk etmesi gerektiğini anlattı. Birlikte yaşamda olduğu gibi ayrılmanın iki taraflı olması gerektiğine inanmıyordum. Ya da kabul etmek istemiyordum. Çünkü işime gelmiyordu. Ne yazık ki korkunun ecele faydası yoktu. Bir kez daha yenildim.</p>
<p style="text-align: justify;">Atom çağı geride kalmıştı. Bilgi çağındaydık. İktidarsızların iddialarına göre İnsan Hakları çağındaydık. İnsanı insandan koruma çağı&#8230; Pratikte olmayıp, söylemde dilden düşürülmeyen haklar&#8230; Teoride, kitap sayfalarında, üzeri bir karış toz almış devrim prensiplerinin yazılı olduğu metinlerdeki güzel cümleler çağındaydık. İnsana dair ne varsa hepsinin ulusal, uluslar arası çıkarlara kurban gittiği bir tarihi dönemdeydik. Jenosit mevsimindeydik. Bir yandan asit yağmurları, bir yandan nükleer denemeler başımıza yağıyordu. Hayvanlar kopyalanıyordu. Sıra insandaydı. Uzayda yaşam izlerine rastlanıldığı iddia ediliyordu. Komedi ile trajediyi birbirinden ayırmak çok zordu. Bir curcuna yaşanıyordu. Belirsizlik süreciydi. Süreçten en iyi yararlanmasını bilenlerden biri Harman’dı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kâinatın efendisi geçinen zavallıları hipnotize etmesi görmeye değerdi. Para verenlerin can verenlerden daha değerli oldukları bir gezegende yaşıyorduk. Tuhaf bir şey yoktu. Her şey tuhaflaşmıştı. Özgür insan adına hayır demesini bilmeyen övgü papağanlarını yetiştirmek günün modasıydı. Şartlar böyle iken, sarışın Harman ilaç gibiydi. Kitap sayfalarındaki rüyalara inanmak için gerekçe kalmıyordu. Güzel düşlerin yazarları da gerçeğin duvarına toslayınca tuz buz oluyorlardı. Geriye, bir varmış bir yokmuş diye başlayan edebi türden yazılar kalırdı. Harmanın zehirli soluğu avutucuydu. Sarılık benizli kokusu kurtarıcı gibiydi. On yıl önce diğer dünyaya bilet keserdi. Bütün bunlar irademi aleyhime kullanma hakkı vermemeliydi. Kararımı uygulamalıydım. Uygulamamak için bahane avcısı oldum. Şansım hiç yaver gitmedi. Avlayan değil, avlanan oldum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman II</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2011 13:32:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2059</guid>
		<description><![CDATA[Harmandan ne bulduğumu anlayamadım gitti. Ona acıdığım oldu. Acımasızlığından tiksindiğim oldu. Onunla gurur duyar gibi oldum. Kolay mıydı Birinci olmak. Devrimcilere takılıyordu. Onu devrimciliğin simgesi yapanlar dahi vardı. Eski zaman devrimcileri de bir tuhaftılar. Sözcüklerin anlamlarından çok şekilleriyle uğraşırlardı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Harmandan ne bulduğumu anlayamadım gitti. Ona acıdığım oldu. Acımasızlığından tiksindiğim oldu. Onunla gurur duyar gibi oldum. Kolay mıydı Birinci olmak. Devrimcilere takılıyordu. Onu devrimciliğin simgesi yapanlar dahi vardı. Eski zaman devrimcileri de bir tuhaftılar. Sözcüklerin anlamlarından çok şekilleriyle uğraşırlardı. Kızıl Çin’in kurucusunun soyadı hangi harflerle yazılacaktı? Bu ve benzeri tartışmalarda kafalarını, gözlerini yaran devrimciler&#8230; Sadece adı için de olsa bunların Birinciye esir olmamaları mümkün müydü? Yeryüzünü cennete dönüştürmekten bahsederlerdi. Cehennemi bir yaşamları vardı. Güzeli kendileri için lüks sayarlardı. Yoksul yaşam prensiplerinden biriydi. Vaat ettikleri cennetin de nasıl bir şey olduğu zafer kazanan yoldaşlarının marifetlerinden belliydi. Gençliğin bu kısmına kancayı takan Birincinin keyfine diyecek yoktu. Duygularına çoktan veda etmişti. Yaptıkları iğrençti. Ona söz dinletmek deveye hendek atlatmaktan da zordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2060" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii/attachment/harman2"><img class="alignright size-medium wp-image-2060" title="Harman2" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/06/Harman2-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Tiksindirici geliyordu. Bir ara ayrılır gibi oldum. Hatta yollarımızın ayrıldığını mırıldanır gibi oldum. Doğru söylediğime kendim de inanmıyordum. Dilimle ciğerlerimin barışık olmadıkları kesindi. Beynim her ikisine de tavır almış gibiydi. Aslında o da ne yaptığını bilmiyordu. Suçun çoğu ondaydı. Eh, lokomotif serseri mayın gibi ortalıkta dolaşırsa vagonların halini varın siz düşünün.</p>
<p style="text-align: justify;">Onunla uzak bir kentin okul kantininde karşılaştım. Soğuk bir kent idi. Karı ve soğuğuyla tanınırdı. İnsanları da kendisi kadar soğuktu. Aradan on yıllar geçmişti. Elbette ki tanıyamazdım. Dudaklarını beyaza boyamıştı. Makyaj kullanıyordu. Onu ilk tanıdığımda daha sadeydi. Kim bilir yaşamına kaç kişi girmişti? Nerelerde kimlerle neler yaşamıştı? Bu sorulardan hiç biri aklımdan geçmedi. Çünkü onu tanımamıştım. Onun da tanıdığını sanmıyordum. Yanılmıştım. Ailesi Bafra’ya taşınmıştı. O kardeşleriyle birlikte Ankara’da Maltepe’de kalıyordu. Kokusu, şekli ve beyaz elbisesiyle Harmana çok benziyordu. İkiz kardeşi gibiydi. Hiç bozuntuya vermedi. “İnsanlar çift yaratılmış derler” diye bir genellemeyle geçiştirdi. Harmandan daha olgun olduğu kesindi. Çocuk değildi. Gençti. Harman sarısı saçları hiç değişmemişti. İnce beyaz elbisesinin altındaki buğday tenli duruşu da aynıydı. İnsanın yüreğini nasıl hoplatacağını çok iyi biliyordu. Bu konuda ihtisas sahibiydi. Baştan çıkarma ve bir insanı kendisine köle etmede profesyoneldi. Erkekler kadar, kızlar arasında da ona vurulanlar az değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Okul değiştirdim. Başka bir kente gittim. Aynı yıl onun ailesi de Samsuna taşındı. Bazı kardeşleri Bitlis’e yerleştiler. Günün modasına uymayı da bildi. Küçük kardeşlerinden birine Best adını verdi. İngilizce bir isimdi. Tesadüf müydü? Şansızlık mıydı? Allah’ın nimeti miydi? Laneti miydi, neydi? Anlamadım gitti. Anlamaya da çalışmıyordum. Artık daha fazla çağdaş geçiniyordu. Her yerde 2000li yılların ideal güzeli olduğunu anlatıp duruyordu. Onu yeniden keşfeder gibiydim. Her zamanki gibi etkileyiciydi. Yoksa o değil miydi? İkizi miydi? Doğrusu hem oydu, hem de değildi. Tıpkısıydı. Bizim gibi düşünenlerin her şeyin en iyisine layık olduklarını söylüyordu. Aynısını farklı düşüncelerdeki insanlara da onların diliyle anlatıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazılarına yerli malı diye kendisini satardı. Bazılarına dindaş malı&#8230; Hiçbir düşüncesi yok gibi davranırdı. İntikam hırsıyla gözleri kan bürümüştü. Herkesi ateşine odun yapmaya yeminliydi. Dudaktan verilen şehvet dolu körüklerle ciğerlere inmeye bayılırdı. Gözlerin yaşardığı ortamlarda dalgalanarak yükselmek en büyük zevkiydi.  Kendisiyle yuvarlak halka oyunlarını oynayanları çok severdi. Ona ilgi duyanların o kadar çok olduğu bir ortamda onu ret etmek benim de işime gelmiyordu. Çevremdekiler kadar olmasa da ondan hoşlanıyordum. Ateşiyle yanmak zevk veriyordu. Atın ölümü arpadan olsun söylemine katıldım. Oysa ne o arpa, ne de ona vurulanlar at idi. Hem ne fark edecekti. Rakı içen ölüyordu da, su içen ölmüyor muydu? Onunla yaşamak için yeterince nedenimiz vardı. Kötü arkadaş olduğundan çoğumuz hemfikirdi. Zehri bal gibi göstermek de insanoğlu için o kadar zor değildi. Hem balı zehir diye yasaklamaya anlayış gösterene de insan denmiyor muydu? Ayrılmak için geçerli nedenlerim vardı. Ama var oldukları kadar yoktu. Varlıklarıyla yoklukları eşit ağırlıktaydı. Bana öyle geliyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman I</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-i</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-i#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2011 13:44:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2046</guid>
		<description><![CDATA[Onunla ilk karşılaştığımda küçük bir çocuktum. Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum. Onun yaşadığı yerlerde farklı bir dil konuşulurdu. Yabancı dil kavramına yabancı olduğum bir yaştaydım. Çekiciydi. Yabancıydı. Yasaktı. Ondan hoşlanıyordum. Yıllar sonra nedenini anladım. Kaçaktı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Onunla ilk karşılaştığımda küçük bir çocuktum. Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum. Onun yaşadığı yerlerde farklı bir dil konuşulurdu. Yabancı dil kavramına yabancı olduğum bir yaştaydım. Çekiciydi. Yabancıydı. Yasaktı. Ondan hoşlanıyordum. Yıllar sonra nedenini anladım. Kaçaktı. Yaşıtlarım için yasaktı. Neden sevdalısı olduğumu anladığımda köprülerin altında çok sular geçmişti. Ve aynı suda iki kez yıkanmak mümkün değildi. Böyle diyordu bir Yunanlı filozof. Ne yazık ki doğruydu. Neden mi bulaştım ona. Bilmem&#8230; Bazıları büyüklere olan özentiden derler. Benimkinin öyle olmadığını bilirim.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2048" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-i/attachment/harman"><img class="alignright size-medium wp-image-2048" title="harman" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/06/harman-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Harman farklıydı. Bütün arkadaşlarımdan farklıydı. Adı farklıydı. Farklı rengi vardı. Farklı bir tadı vardı. İlkti. Ona sahip olmak zordu. İki saat yol yürümek az değildi. Onlara gitmek için izin almaksa başlı başına bir dertti. Onun bana sahip olması, pençelerinin arasına alması hiç zor olmadı. Çevremdekiler beni zor diye tanımlardı. Onun yanında zor olmak zordu. Bembeyaz, ipince bir elbisesi vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Geometrik bir evde yaşıyordu. İkizler kadar birbirlerine benziyorlardı. Oldukça kalabalık bir evdi. Yirmi kişi mi, yirmi beş kişi miydiler? Hatırlamıyorum. Yeniceliydi. Adının Harman olduğunu söyledi. Güzel bir isim diye düşündüm. Güzel isimleri severdim. Telaffuzu biraz tuhaf olsa da güzel bir isimdi. Harman sarısı saçları vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıcak yaz güneşi her tarafı kasıp kavuruyordu. Kurtlarının ulumalarıyla ünlü diyarlarda yarışmaya katıldı. Akşam, radyo haberlerinde yarışmada birinci olduğunu söylediler. Adı Birinciye çıktı. O artık birinciydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ansızın ortadan kayboldu. Uzun süre hiç görmedim. Özlemedim de. Varlığıyla yokluğu aynıydı. Çocukluk aşkıydı. Nisan yağmuruydu. Rüzgârdaki saman aleviydi. Uzun ömürlü olması beklenemezdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllar geçti. Zaman dediğin neydi ki? Deli dolu bir ırmak gibi akıp gidiyordu. Onunla uzaklarda karşılaştım. Yine bir şehirde… Onu şehirli sanırdım. Değildi. Köy kökenliydi. Kırdan şehre göç etmişti. Amerika bir kıta, ya da Amerika olarak adlandırılmadan önce keşfedilmişti. Kentli olması mümkün değildi. Çünkü Sümerler döneminde O kâşifleriyle birlikte mutlu yaşayan bir yerliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Soluk benizliler henüz Amerika’ya ayak basmamıştı. Amerikalı yerlilerin yerlerinde henüz yeller esmemişti. Ateş kızılına çalan yüzleri solmamıştı. O Oturan Boğa’nı sevgilisiymiş. Bahar Gözlü Ceylan’ın göz ağrısıymış. Ateş kenarında kutsal dumanı seyredenlerin yegâne zevkiymiş. Çok az kişi onu Amerikalı bir göçmen olarak tanır. Kâşiflerinin inançlarına göre, gökyüzündeki bulutlar tanrıların onun ailesiyle girdikleri ilişkinin dışa vurmasından başka bir şey değilmiş. Artık onu daha iyi tanıyordum.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden vatanını terk etmişti? Amacı neydi? Ne yapmaya çalışıyordu? Bu soruların cevaplarını geç öğrendim. Beyaz adamdan intikam almak istiyordu. Yaratıcısının soyuna incir ağacı dikeni cezalandırmak istiyordu. Uygarlık, gelişme, yükselme adına, bir ırka onursuzluğu dayatmanın bedeli olmalıydı. Akıllı olduğunu alçaklığıyla ifade eden rahat uyumamalıydı. Sadece beyaz adamdan değil, adamın her türünü vurmaya kararlıydı. Kurunun yanında yaş da gitmeliydi. Bazen usta misyonerlere taş çıkartan bir dinci, bazen kızıl inanca mensup intikamcı bir militan gibi vurur. Acımasız diktatör rolünü ustaca oynar. Demokrat, sosyal demokrat, Hıristiyan demokrat vs. kesildiği zamanlar da az değil. Din, dil, ırk, sınıf, mezhep, cinsiyet ayrımı yapmadan vurur.</p>
<p style="text-align: justify;">Her dine kolayca uyum sağlar. Her dilde bir adı var. Kod adlarını sayarsak ansiklopedilere sığmaz. Amaçları için seçtikleri araçlardan en önemlileri kodlarıdır. Evrenselliği yaşam tarzı olarak benimsemiş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-i/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntifada mı? Satyagraha mı?</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/intifada-mi-satyagraha-mi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/intifada-mi-satyagraha-mi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 04:42:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2001</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal ve sınıfsal mücadelelerde başlıca üç yol vardır. Birinci ve en yaygın olanı silahlı mücadeledir. Silahlı mücadele de kendi içinde ikiye ayrılır: devletlerarası çıkar savaşları ve iç savaş (civil war) olarak da adlandırılan gerilla savaşları. Düzenli ordularla yürütülen savaşlar, devletlerarası sınır ve çeşitli düzeylerde çıkar savaşlardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ulusal ve sınıfsal mücadelelerde başlıca üç yol vardır. Birinci ve en yaygın olanı silahlı mücadeledir. Silahlı mücadele de kendi içinde ikiye ayrılır: devletlerarası çıkar savaşları ve iç savaş (civil war) olarak da adlandırılan gerilla savaşları. Düzenli ordularla yürütülen savaşlar, devletlerarası sınır ve çeşitli düzeylerde çıkar savaşlardır. Gerilla savaşı, sömürge ulusların sömürgecilerine karşı, ya da aynı ulusun ezilen sınıflarının egemenlerine karşı başvurdukları savaş yöntemidir. Devletlerin sınırları, siyasi statüleri, ideolojileri silahlı savaşlar sonucunda şekillenmiştir. Fransız devriminden Amerikanın bağımsızlığına, Vietnam, Angola, Mozambik, Nikaragua ve daha yüzlerce devletin siyasal, askeri, ekonomik ve ideolojik yapıları söz konusu savaşım yöntemleriyle şekillenmiştir. Gerilla savaşına güçsüzlerin güçlülere karşı geliştirdikleri silahlı mücadele yöntemi de denebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2002" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/intifada-mi-satyagraha-mi/attachment/kurds"><img class="alignright size-medium wp-image-2002" title="kurds" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/05/kurds-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Mazdaizm ve Budizm’den Yahudiliğe, Hıristiyanlıktan İslam’a bütün dinler, mensuplarının silahlı çıkar savaşlarıyla dünyaya yayılmışlardır.  Kürt Kumandan Selahaddini Eyyubi önderliğindeki Eyyubi devleti ve Hristiyan Avrupa devletleri arasında geçen haçlı savaşları ve sonuçları bu konuda verilebilecek örneklerden birkaçıdır. Türk Kumandan Fatih Sultan Mehmet liderliğindeki Osmanlılar ile Bizans İmparatorluğu arasındaki İstanbul savaşında Hıristiyan Avrupa devletlerinin menfaatleri gereğince Bizans devletinin yanında yer almamaları ve sonuçları yine bu gerçeğin kanıtlarından biridir. Eyyübi, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin savaşarak ellerine geçirdikleri yerlerdeki halkları Müslümanlaştırmalarıyla, Hıristiyan Avrupa devletlerinin işgal ettikleri Amerika ve Afrika kıtalarının büyük bir kısmını Hıristiyanlaştırmaları yine bu devletlerin menfaatleri gereğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamın her alanında yaratıcı özelliklere sahip olan insanoğlu doğal haklarını elde etmede de ezber bozmayı bilmiştir. Bin yılların silahlı kanlı savaş yöntemleriyle haklarını elde etme anlayışındaki ezberi ilk kez devrimsel boyutta bozmayı başaran hiç kuşku yoktur ki Mahatma Gandhi liderliğinde Büyük Britanya imparatorluğuna karşı verilen Hindistan’daki <em>satyagraha</em> (Sivil itaatsizlik) mücadele yöntemidir. Hindistan’ın İngiliz emperyalizmine karşı verdiği mücadele, sömürge uluslar ve demokrasi mücadelesi tarihinde yeni bir sayfa açtı. Sanskrit dilindeki <em>satya</em> (sade) ve <em>graha</em> (gerçek) kelimelerinin birleştirilmesinde oluşan bu kavram Türkçeye <em>sivil itaatsizlik</em> olarak geçmiştir. Bu mücadele yönteminin militanlarına <em>satyagrahi</em> deniliyordu. Satyagraha Hinduizmdeki <em>ahimsa</em> (şiddetsizlik) kavramına dayanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve müttefiklerinin Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi dâhilinde çıkarları gereğince destekledikleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki Arapların sivil itaatsizlikle diktatör, totaliter, baskıcı iktidarlardan kurtulup demokratik liberal parlamenter rejimlere geçmek istemeleri bu mücadele biçiminin 21. yüzyıldaki önemini gösteriyor. Libya’daki savaş durumu ise söz konusu proje dâhilinde AB, ABD ve Türkiye destekli silahlı bir isyan hareketidir. Amaç aynı, ancak izlenen yol farklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Filistinli örgütler İsrail-Arap savaşında Arapların yenilmelerinin ardında İntifada adlı mücadele yöntemini geliştirdiler. İntifada askeri ve sivil hedeflere yönelik gerilla saldırılarının yanında, intihar saldırılarına da sıkça başvurulduğu, silahlı gerilla savaşı ve taşlı, molotoflu kitlesel şiddet eylemlerinin birlikte yürütüldüğü mücadele yöntemi olarak ifade edilebilir. Yaser Arafat defalarca İsrail askerlerine taş atan çocukları <em>küçük generalleri</em> olarak adlandırdı. İsrail güvenlik güçleri çocukların taşlarına bazen plastik, bazen gerçek kurşunlarla cevap verdi. Filistin özerk yönetiminin denetimindeki topraklarda ve Lübnan’da faaliyet gösteren örgütlerin önderliğinde yürütülen intifadaya karşılık olarak İsrail güvenlik güçleri Filistin kamplarına ve yerleşim birimlerine hava ve kara saldırılarıyla cevap veriyor. Yarım yüz yıldan fazladır devam etmekte olan intifadanın başarıyla sonuçlanmasının mümkün olmadığı anlaşıldığı halde devam ettirilmesinin çözüm adına çözümsüzlükten ısrar, ya da çare adına alışılmış çaresizliği sürdürmekten başka anlam ifade etmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu’daki Kürt örgütleri yüzlerce yıldır siyasi ve kültürel haklarını elde etmek için silahlı mücadele veriyorlar. İran ve Türkiye’de bu başkaldırıların onlarcası bastırılmışsa da, isyanların sebepleri ortadan kaldırılmadıklarında, sorunlar gerektiği gibi çözülmediklerinde bir süre sonra tekrarlanmaları engellenememiştir. Irak’ta ABD işgalinden sonra Federe Kürdistan Bölge yönetiminin kurulmasıyla sorun büyük oranda çözülmüş gibi görünüyor. Ancak gerek Irak gerekse diğer Arap devletleri, İran ve Türkiye’nin bu oluşumu kabullendikleri söylenemez. İran ve Türkiye’de silahlı Kürt örgütleriyle bu ülkelerin güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar devam ediyor. Suriye’deki Kürt örgütleri ise şimdiye kadar hukuki ve kanuni yöntemlerle haklarını talep ediyorlardı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da baş gösteren sivil itaatsizlik eylemleri Suriye Kürtlerini de derinden etkilediği ve amaçlarına ulaşmak için bu mücadele yöntemini kullanmaya başladıkları görülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik üniter Türkiye Cumhuriyeti için mücadele eden PKK ardılı örgütler intifadayla birlikte gerilla savaşını da sürdürerek Güney Afrika’da olduğu gibi liderlerini ceza evinden çıkarmak ve benzer bir sonucu elde etmek istediklerini dile getiriyorlar. Her ne kadar 2011 Newroz kutlamalarından sonra DTK eş başkanı Ahmet Türk tarafından “Panzerler bizi ezse de cevap vermeyeceğiz” beyanatıyla sivil itaatsızlığa vurgu yaptıysa da intifadadan vazgeçilmedi. Cuma namazlarının meydanlarda kılınması, kent meydanlarında kitlesel gösterilerin yapılması Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerin Türkiye ve Iraktaki Kürtler üzerindeki etkilerini açıkça gösteriyor. Türkiye’deki Kürtlerin bir eylem türü olarak başvurdukları s<em>ivil cuma namazları</em> ve d<em>emokratik çözüm çadırları</em> intifada sürecine eklenmiş sivil itaatsizlik örnekleri olarak değerlendirilebilir. Söylem ne olursa olsun, <em>ahimsa</em> kavramının gerektiği gibi hayata geçmediği bir ortamda Mahatma Gandhi’nin yaratıcısı olduğu <em>satyagraha</em> mücadele yönteminin uygulanması mümkün değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/intifada-mi-satyagraha-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Dünya Düzeninde Yeni Aşama</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-dunya-duzeninde-yeni-asama</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-dunya-duzeninde-yeni-asama#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 19:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cîhan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1883</guid>
		<description><![CDATA[Orta Doğuda yarım asırlık diktatörlükler çatırdıyor. Yaşanmakta olan gelişmeleri halkların demokrasi mücadelesi diye adlandıranların bir kısmı bilinçli olarak bu tanımlamayı yaparken, bir kısmı da bilinçsiz olarak aynı söylemi dillendiriyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Orta Doğuda yarım asırlık diktatörlükler çatırdıyor. Yaşanmakta olan gelişmeleri halkların demokrasi mücadelesi diye adlandıranların bir kısmı bilinçli olarak bu tanımlamayı yaparken, bir kısmı da bilinçsiz olarak aynı söylemi dillendiriyor. Bilinçli olarak bu tanımlamayı kullanan Amerika Birleşik Devletleri ve onunla aynı tarafta yer alan devletler ve destekçileridir. Bilinçsiz olarak destek verenlerin, hatta neredeyse söz konusu kitlesel eylemlerin gönüllü propagandasını yapanların bir kez daha düşünmelerinde yarar var.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi önemli bir aşamaya geldi. Artık bölge halklarının da önemli bir kesimi projenin bir parçası haline getirildiklerine tanık oluyoruz. Yasaklı İslamcı radikal grupların da önemli bir kesimi Amerikan projesinin bir parçası haline gelmiş durumdalar. Halkların kitlesel olarak meydanlara akın etmeleri emperyalizme ve onun bölgesel işbirlikçileri olan totaliter iktidarlara muhalif insanlara bile “kendiliğinden gelişen, lidersiz, kontrolsüz, engellenmesi mümkün olmayan devrim hareketleri” gibi abuk sabuk tanımlamalar yapmalarına sebebiyet verebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1884" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-dunya-duzeninde-yeni-asama/attachment/soresa_misire"><img class="alignright size-medium wp-image-1884" title="Soresa_Misire" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/02/Soresa_Misire-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Amerika Birleşik Devletlerinin post-Sovyet politikası tüm gücüyle devam ediyor. Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesinde rol alan devletler özgün konumları itibariyle bir birlerinden farklı uygulamalarla sürecin içindedirler. Projenin eş başkanlarından biri olan Türkiye ayağında Ergenekon Operasyonu tüm hızıyla devam ederken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika devletlerinde ise çoğu Amerikan ataması diktatörlüklerin yıkılması, yerlerine yine Amerikan yanlısı parlamenter demokrasi vitrinli siyasi yönetimlerin ikame edilme aşamasına girilmiştir. Yaşananlar bu aşamanın kendisinden önceki basamaklardan daha sancılı olacağını net olarak gösteriyor. Sovyetler Birliğinin çöktüğü 1989’dan bu yana ABD öncülüğünde inşa edilmeye çalışılan Yeni Dünya Düzeninde önemli bir kısmı atanmış işbirlikçi totaliter yönetimler yerine yine aynı küresel güç tarafından atanma işlemleri tamamlanmış parlamenter demokratik yönetimlerin göreve başlamaları için ön hazırlıkların tamamlandığı sonucuna varabiliriz. Bilinç düzeyinin yükseldiği çağımızda eski totaliter sistemlerin yerine, halkların yönetime katılmadan katılıyormuş gibi görünerek avunmaları emperyalist batılıların kendi yönetim deneyimlerinden çıkardıkları önemli bir tecrübedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sonrası tek kutuplu dünyanın neler getireceği, nelere mal olacağını tam olarak kestirmek güç olsa da, sancılı bir dönem olacağı kesin. Elbette bu hesapların yapılmadığı, A, B, C planlarının hazırlanmadığı anlamına gelmiyor. Dünya siyasetinde söz sahibi olan ve olamayan devletler güçlerine göre, çıkarları gereği ya mevcut planın yanında, ya karşısında ya da belli bir süre bekle-gör politikası izleyerek tarafsız kalabiliyorlar. ABD yanlısı yönetimlerin iktidarda olmadığı, özellikle de devrimci yönetim ya da yöneticilerin halen başta oldukları Libya, Cezayir, İran ve benzeri ülkelerde planın başarıya ulaşması Tunus ve Mısırda olduğu kadar kolay olmayacağı net olarak görülüyor. Söz konusu projenin bu ülkelerde ciddi bir direnişle karşılaşacağını, Çin’de çıkarılan bazı isyanlar ve İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında olduğu gibi başarısızlığa uğrayacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyada haritalar değişiyor. Yeni devletler kuruluyor. Düşüncelerinde ve eylemlerinde serbest olmayan, özgür düşünme yetileri ellerinden alınmış siyasetçilerin iddia ettikleri gibi dünyada sınırlar kalkmıyor, aksine daha çok sınır çiziliyor. Son 25 yılda kaç devletin bağımsızlığını ilan ettiği ve kaçının bu sonuca at başı gittiği göz önüne alındığında bu durum çok daha net olarak görülecektir. Yeni kurulan devletleri, halklarının talebinin yanında büyük devletlerin çıkarlarının gereklerine hitap ettikleri de bir gerçektir. Yeni kurulan devletler ile dünya siyasetini yönlendiren bir ya da birden fazla devletin çıkarlarının çakıştığını görmemek mümkün değildir. ABD ve müttefiklerinin desteğiyle Kosova bağımsızlığına kavuşurken, Rusya Federasyonu ve taraftarlarının desteğiyle de Güney Osetya bağımsızlığına kavuştu. Kurulan, kurulmakta olan, işgal edilerek siyasi varlıklarına son verilen tüm devletler çıkar çelişkileri ve çıkar çakışmalarının ürünleridirler. Devletlerin kaderini belirleyen bu çıkar ilişkileri bazen halkların lehine, bazen de aleyhine sonuçlanabiliyor. Vietnam, Angola, Mozambik, Kongo, Doğu Timor, Kosova Güney Osetya ve bağımsız olmasa da Güney Kürdistan’da halkların lehine sonuçlanan devletler arası global çıkar ilişkileri ve buna bağlı gelişen siyasi ve ekonomik konjonktür Kuzey İrlanda, Bask, Elam ve benzeri bir çok halkın aleyhine sonuçlar doğurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güçler menfaatleri gereği de olsa insani değerler açısında yerine göre olumlu yerine olumsuz rol oynarlar. Vietnam, Şili ve benzeri ülkelerde çok çirkin bir yüzü olan ABD, Bosna Hersek-Sırbistan savaşının sona ermesinde, Kosova ve Irak’ta (Kürtler ve Şiiler açısında) olumlu gelişmelerin mimarı olarak karşımıza çıkabiliyor. Çeçenistan’da çirkin olan Rusya Federasyonu, Güney Osetya’daki halk açısında kurtarıcı özelliğiyle gündeme damgasını vurabiliyor. Kısacası küresel emperyalist güçler de diğer devletler gibi ne tamamen kötü, ne de tamamen iyidirler. Çıkarları gereği de olsa insani değerlere hizmet ettikleri sürece desteklenmeleri, aksi halde davrandıkları sürece de mahkûm edilmeleri gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel siyasi güçleri değerlendirirken eskisi gibi birini sürekli siyah, diğerini sürekli beyaz olarak değerlendirmekten kaçınmak gerekir. Bir bütün olarak herhangi bir siyasi gücü mahkûm etmek, ya da kabullenmek aynı yanlışın iki yüzünden birini seçmekten başka anlam ifade etmiyor. Siyasilerin yaptıklarını vicdanımız ve aklımızın eleğinden geçirmeden kabul etmek ya da mahkûm etmek yağmurdan kaçarken doluya yakalanma riskini artırır.</p>
<p style="text-align: justify;">26.02.11</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-dunya-duzeninde-yeni-asama/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

