<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Ergül Kıyak</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/author/ekiyak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:46:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Referandum’a Bakış</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/referandum%e2%80%99a-bakis</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/referandum%e2%80%99a-bakis#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 08:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1639</guid>
		<description><![CDATA[ABD`nin  açıktan tarafgirlikle stratejik ortak olarak  tercih   belirttigi Türk devletini,   NATO nun  soğuk savaş sonrası varlığına dayandığı “yeni konsepte” uygun konumlandırdığını söyleyebiliriz.. Sözkonusu ilişkiyi ortadoğu`ya indirgeyecek olursak, işe, zamanda lozan anlaşması içinde yer almayan ABD’nin, bugün Lozan’ı güncellemek üzere orta-doğuda silahlı müdahale programları gerçekleştirmekte olduğuna işaret ederek başlamamız gerekir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">ABD`nin  açıktan tarafgirlikle stratejik ortak olarak  tercih   belirttigi Türk devletini,   NATO nun  soğuk savaş sonrası varlığına dayandığı “yeni konsepte” uygun konumlandırdığını söyleyebiliriz.. Sözkonusu ilişkiyi ortadoğu`ya indirgeyecek olursak, işe, zamanda lozan anlaşması içinde yer almayan ABD’nin, bugün Lozan’ı güncellemek üzere orta-doğuda silahlı müdahale programları gerçekleştirmekte olduğuna işaret ederek başlamamız gerekir. Devamla, bu programlar çerçevesinde tayin ettiği stratejik ortağı TC`nin, üzerinede önemli misyonlar yüklediğini söyleyebiliriz. Görmek gerekir ki, TC artık iç ve dış düşman politikalarından vaz geçerek orta–doğuda biri biri ardından hazırlanarak işleme konulan enerji hatlarının üzerinden geçtiği güvenilir bir ABD ve NATO ortağı olarak yoluna devam edecektir.  Bu konuda oldukça istekli görünen TC, üzerine yüklenen misyonu hayata geçirebilmek için arkasına aldığı destekle, iç ve dış politikalarında değişik manevralar yapmakta, yeni bir takım başlangıçların koşullarını zorlamaktadır. Bununla birlikte, mevcut desteğe rağmen, bu iş o kadar kolay yürüyecek gibi görünmemektedir. Çünkü TC ihtiyaç duyduğu manevraların başarılı olmasının bir ön koşulu olarak kendi içinde kapsamlı bir değişim hatta eğer başarabilirse bir dönüşüm sürecine girmek gibi bir zorunlulukla karsı karşıyadır. Örneğin sözkonusu programın bir parçası olarak ABD`nin AB üzerinde uyguladığı telkin ve baskılarla, Türkiye`yi birlik içine dahil etme çalışmasına rağmen AB`nin Türk devletinin önüne yol ödevleri koyarak,  birlik içine alınması surecini yavaşlatmasına engel olamamaktadır. Engelleme tavrının nedeni bir yanıyla TC`nin ağır ekonomik ve toplumsal geriliğiyse de diğer bir yanıyla da sabıkalı tarihiyle ilgili tabularla yüzleşmeye zorlamaktır. Bu gün artık ardı ardına deşifre edilen suikast ve darbe planları ile yatalak bir hastaya dönüşen rejim, dört bir yanını düşman ilan ederek oluşturduğu programlarla kendini geleceğe daha fazla tasıyamamaktadır. Buda ABD destekli de olsa geçici manevralarla çözülecek bir sorun olmaktan uzaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1640" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/referandum%e2%80%99a-bakis/attachment/turkeys-role"><img class="alignright size-medium wp-image-1640" title="turkeys-role" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/08/turkeys-role-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Bu ihtiyaçtan hareketle de görüleceği gibi, Türkiye yeni duruma ilişkin ciddi bir değişim planı ile karşı karşıyadır. Bugün TC`nin siyasal gündeminde yaşanan sancının nedeni budur. Özetle, sarsılarak konjektüre denk düşen programlara uygun hale gelmek. Bu yanıyla sorun çok açık fakat onlarca yıllık geleneklerle taşlaşmış bir ideolojiyle günümüze kadar taşına gelmiş Türkiye için bu o kadar da kolay görünmemektedir. Bilindiği gibi, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesini Anayasa, Türk Ordusuna değişmeyen mesajını da iç tüzük hükümleri kabul ederek kendisini devlet ilan eden Asker-sivil bürokrasi ellerinde tuttukları sınırsız yetkileri günümüze değin itirazsız kullana gelmişlerdir. Her şeyden önce, Türkiye cumhuriyeti tarihi boyunca, hiç bir dönem burnundan kıl aldırmayan askerler, “cumhuriyeti koruma kollama görevlerinin bir gereği” olarak, halkın seçimiyle iş başına gelmiş iktidarların hükümetlerine tabi olmak yerine onlara neyi yapıp, neyi yapmayacaklarını telkin hatta teblig etmeyi görev bellemişlerdi.  Fakat gelinen noktada bu durum, değişen dünya konjüktürüne uyumsuz bir hal aldı. Yeni arayışların adımlarının atılması ihtiyacı gündeme oturdu. Artık, süreç içinde ulaşılan demokratik normların açtığı alanların katkısı da alınarak,  asker-sivil bürokrasinin demokrasinin sırtına yüklediği siyasal sorun ve ekonomik ağırlıklardan kurtulma çabaları artıyor. Örnegin, ağır aksak yürütülse de, TC`nin kuruluşundan bu yana kırmızıçizgi diyerek tabu kabul edilmiş ve bu nedenlede her zaman devletin siyasal istikrarını tehdit eden konular olagelmiş, Kürt Milli meselesi ve laik-anti-laik çatısması gibi sorunlarla yüzleşmesi çabaları ulaşılan yeni durumun ilk sonuçları olarak işaret edilebilinir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Buna karşın, aslında uzun bir  suredir arka planda yürütülen yüzleşme hazırlıklarına ilişkin bilgilerin satır aralarından kamuoyuna yansımasıyla birlikte, ”birden bire “ şaşkınlığıyla karşılanan süreç, bu ham haliyle bile değişik milliyetlerden Türk halkının olumsuz tepkileriyle karşılandı. Bölünme sendromları, tarihsel süreç içinde Anadoluya değişik nedenlerle gelen ve sonuç olarak cumhuriyetin ilanıyla Türk Devletine iltica eden halkların  bölgenin yerleşik halkı olan Kürd halkınının varlığının red ve inkarında nasıl devletçi olduğunuda gösterdi. Zaten, değişim sürecinin ilerleyişinin sancılı olmasının temel bir nedenide bu halkların aradan geçen uzun zamana rağman entegre olamamaları yanı sıra kendilerini  geldikleri bu topraklarda  yerleşik bir unsur olarak görmemelerinden kaynaklanan   sorunlar karşısındaki katı duruşlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan isaret etmek gerekir ki. değişim proğramlarını yürüten siyasi iktidarın, içinden geldiği -milli görüş-  her dönem Askerlerin hedefi olmuş, gelenek itibarıyla asker-sivil bürokrasi ve yüksek yargı kurumları<strong> </strong> tarafından kabul görmeyen ve hedef  durumundadır. Bu bağlamda,  siyasi iktidar emir ve denetiminde olması gereken devlet kurumlarına  hükümet etmekte zorlanmaktadır.  Bu yanıyla hem meşruiyet  hemde elindeki iktidarı egemen kılma  mücadelesi veren  hükümet emanetçi mantığını  aşamamaktadir.  Sonucta, iktidardaki hükümet içinden gectigimiz tarihsel sürecin yüklediği değişim  görevinin gereği olan istikrar ve öz  güvenli bir duruşu göstermek yerine,  emrindeki kurumlarla proğramlarını pazarlık konusu yaparak üzerindeki vesayate karşı tutarlı bir mücadeleden kaçınmaktadir. Değişim Proğramınin, son derece ağır ve derin kapsamına rağmen, hükümet adeta vur kaç taktiğiyle mücadele ederek değişime alan açmayı deniyor.<strong> </strong>Tabiri caiz`se “ne şiş yansın nede kebap” orta yolculuğu yaklaşımı içindeki  siyasal iktidarin eline bırakılan proğram moda tabirle yol haritası yaşanan korku ve ürkeklik ile içi boşaltılarak her geçen gün biraz daha Türkleşiyor..</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda,  12 EYLÜL 1980  Anayasasının Toplumsal  sürecin ihtiyaçlarına cevap vermediği savıyla değiştirilmesi için gündemleşen referandumuda ABD önderliğindeki NATO güçlerinin yeni orta doğu düzeni için geliştirdikleri programın Türkiye ayağının inşaa sürecinin bir gereği olarak görmek lazım. Bilindigi gibi, gelinen aşamada, anayasal değişim sürecinde AK parti iktidarı tek başına ve kendi siyasal kitlesinin desteği ile  başbaşa bırakılmıştır.  Biraraya  gelen farklı yelpazeden hükümet karşıtları ise gündemleşen  referandum sürecini sivil Anayasa yapma yolunda bir adım olarak değerlendirme yerine adeta derin devlete güç verme anlamında süreci  yıpranmış bir iktidarın aleyhine güven oyuna döndürdüler. Dahada ileri giderek iktidardaki hükümetin kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırma ve tüm kurumları siyasal iktidarın denetimine alarak diktatörlük kurma  hevesiyle gerçekleştirdikleri bir girişim olduğu iddiasıyla meşruiyet sağladıkları bir kampanyayla Anayasa değişikliğine red oyu verilmesi için çalışma başlattılar. Bu arada uzerinde durulmasi gereken bir konuda, Anayasayı değişikliğini red ittifakı sergiledigi son derece ilginç görünümdur. Parlemento içinden CHP-MHP-BTP, parlemento dışından ise ne zaman kürd sorunu üzerine bir gelişme yaşansa hemen Anti Emperyalizm zırhına bürünerek kürdler lehine oluşabilecek bir  çıkarı sağından solundan budamaya çalışan misyonsuz Türk solu ile PKK dan  oluşuyor. Bu yengeç sepetini andıran karmaşa özünde ittifaktan başka bir şey olmayan benzer duruşlarını  Referandum sürecindede yine aynı gerekçeyle yani. “Amerikan Emperyalizminin bir müdahalesi” olduğu gerekçesiyle ANAYASA referandumuna  RED  oyu vereceklerini ilan etmiş durumdadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilindigi gibi, Kürdler bölgedeki her gelişmeden çok ciddi biçimde etkilenen bir konumdadırlar. Bu nedenle, sürekli ve sistemli siyasal çalışma içinde olmak ve milli çıkarlarını usta manevralarla gündemde tutmak durumundadırlar. Bu baglamda, ABD`nin Irak müdahalesi sırasında Güneyli Kürtlerin takındığı tavır, Anayasa oylaması sırasında Kuzeyli kurtlerin takınacağı tavıra bir model olabilir. Hatırlanacağı gibi  bütün  açık yada dolaylı müdahale ve ithamlara rağmen Kürtler o günkü konjekturel değişimi iyi yakalamış ve durumdan yararlanarak, bu gün geldikleri düzeyi bir kazanım olarak kalıcılaşatırabilmişlerdir. Son açılım ve referandum süreçlerinde kürtler benzer bir yaklaşım izleyerek irili ufaklı kazanımlarını Kürd tarihine yazdırabilirlerdi. Bilindiği gibi referandum  sık olarak  gündeme gelen bir olgu değildir. Bu süreç bir daha ne zaman gündemleşir orası bilinmez. Dolayısıyla bu hakkın yani referandum hakkının doğru kavranması ve kullanılması gerekiyor. Bu sürece, Kurd tarafı olarak, referanduma götürülecek maddelerin sayısı ve yeni tanım ve taleplerı üzerine derli toplu bir iç uzlaşı metniyle katılınsaydı kürdlerin siyasal seviyesi ve talepleri belirlenir, ve  sürecin üzerindeki belirleyicikleri daha çok guclendirilebilinirdi. En azından reddedilmeleri halinde bile kurdler ifade edilmiş somut talepleriyle değişim dışı bırakılmış “bir taraf” olarak kayıt edilirdi. Şimdi ne yazıkki taraf olarak bile ifade edilmeyen bir düzeye sıkıştırıldılar. Sanki olup bitenler TC nin içinde çatışan farklı kliklerin bir iç sorunuymuşta Kürd realitesiyle uzaktan yakından bir ilgisi yokmuş gibi bir ahval var.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ne yazikki bu olaydada görüldüki. Kürd siyaseti henüz gelişmeleri “kazanim” penceresinden yorumlayacak ve ona uygun pratik bir müdahaleyi anında gerçekleştirecek bir örgütlülükten çok uzak. Yinede, PKK dışında kalan  kürd kişi ve kurumlarının tek tek veya toplu açıklamalarla referanduma EVET oyu kullanacaklarını ilan etmeleri olumlu bir gelişmedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/referandum%e2%80%99a-bakis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkeler ve Kayıp Kuşaklar</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ulkeler-ve-kayip-kusaklar</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ulkeler-ve-kayip-kusaklar#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 12:57:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cîhan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=823</guid>
		<description><![CDATA[1910 ve 1970 yılları arasında sayıları 100 bine varan Aborigin çocuk zor ve cebir yoluyla ailelerinden alındılar. Bu çocukların çoğu beş yaş ve altı çocuklardı.
 Polis, kilise ve toplum refahını geliştirmek amacıyla oluşturulmuş devlet kurumları söz konusu uygulamanın aktif aktörleriydi. Aborigin olmanın tek başına yeterli olduğu bu uygulamaların kurbanları Avustralya’da çalınan kuşak(lar) “stolen generation(s)”olarak tanımlanmaktadırlar (the European Network for Indigenous Australian Rights (ENIAR))  
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çalınmış Kuşaklar</p>
<p style="text-align: justify;">1910 ve 1970 yılları arasında sayıları 100 bine varan Aborigin çocuk zor ve cebir yoluyla ailelerinden alındılar. Bu çocukların çoğu beş yaş ve altı çocuklardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Polis, kilise ve toplum refahını geliştirmek amacıyla oluşturulmuş devlet kurumları söz konusu uygulamanın aktif aktörleriydi. Aborigin olmanın tek başına yeterli olduğu bu uygulamaların kurbanları Avustralya’da çalınan kuşak(lar) “stolen generation(s)”olarak tanımlanmaktadırlar (the European Network for Indigenous Australian Rights (ENIAR))</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-824" title="Asimilekirina_Aboriginan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/11/Asimilekirina_Aboriginan-250x140.jpg" alt="Asimilekirina_Aboriginan" width="250" height="140" />Ailelerinden koparılan bu çocukların bir kısmı beyaz aileler tarafından evlatlık olarak alınırken büyük bir kısmı devlet ve kiliseler tarafından idare edilen enstitülerde büyütüldüler. Ailelerinden koparılmalarına gerekçe olarak gösterilenin aksine yaşam ve beslenme koşulları son derece kötü ve yetersizdi, bir çoğu fiziksel ve cinsel tacize maruz kaldılar, tarım alanlarında ve ev işlerinde hiç bir ücret ödemeden yada yok sayılacak derecede bir ücretle çalıştırılarak emeklerinden yararlanıldı. Bu gün bu insanların emeklerinin ücretinin tanzimi için Avustralya hükümetine karşı bir takım kampanyalar yürütülmektedir. (Australians Native title and reconciliation)</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin federal ve eyalet hükümetlerinin politikaları Aborigin çocukların özellikle Avrupa ırkıyla karışmış olanlarının ailelerinden alınmalarını olanaklı kılıyordu. Sözü edilen periyotta %10 ile %30 arasında değişen oranlarda çocuk ailesinden alınmıştı. Bu uygulamadan etkilenmeyen tek bir Aborigin ailesi dahi bulunmamaktaydı. Aslında söz konusu uygulama bir dizi asimilasyon ve koruma politikaları adı altında daha 1800 lu yılların sonlarına kadar gerilere uzanıyordu. (Australian Government Culture Portrai)</p>
<p style="text-align: justify;">Çocukların ailelerinden koparılmasının temel motifi asimilasyondu. Ailelerinden koparılan çocuklar Aborigin kimliklerine aldırmaksızın, hatta original kimlikleri parçalanarak Avrupa kültürüne uydurulacaktı. Uygulamanın bir-iki kuşak üzerinde yürütülmesi planlanmıştı. Bu çocukların dillerini konuşmaları, ulusal ve dinsel törenlerini yapmaları yasaklanmıştı, aile ziyaretlerine hatta aileleri ile mektuplaşmalarına dahi izin verilmedi. Çocuklar yaşadıkları topraklardan binlerce mil öteye, bazıları deniz ötesi ülkelere götürüldüler. Aileler çocuklarının izini sürebilecek hiç bir bilgiyi edinemezken, çocuklara da kendilerinin yetim oldukları söylendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu uygulamaların çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlar son derece derin ve sürekli olmuştur. Öncelikle aile bağlarından ve kültürel kimliklerinden koparılmış çocuklar son derece kötü uygulamalara maruz bırakıldıkları bir ortamda büyümek zorunda kaldılar. Yetişkin dönemlerine geldiklerinde kendisine ve çevresindekilere güveni olmayan, kendini değersiz bulan, depressive intihar ve şiddet eğilimli, suçluluk duygusu içersinde, alkol ve uyuşturucunun zararlarına açık bireylere dönüştüler. Ailelerinden koparıldıkları için ebeveyn modeli edinemediler ve çocuklarını yetiştirirken zorluk çektiler. Çocukların ailelerinden koparılması bir bütün halinde Aborigin toplumunda da son derece derin sonuçlara yol açtı. Polise, devlet memurlarına, ve iktidardaki hükümetlere karşı kalıcı bir güvensizliğin yanı sıra; kızgınlık., amaçsızlık, kendini güçsüz ve çaresiz hissetme gibi duygular Aboriginlerin bir bütün halinde ortak yaşadıkları duygulara dönüştüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyla ilgili olarak 1995 yılında başlatılan bir araştırmayla elde edilen bulgular1997 yılında rapor (bringing them home) olarak yayınlanarak çalınan çocukların yaşadığı korkunç dramı anlatan veriler olabildiğince çıplaklığı ile kamuoyuna sunuldu.( Human Rights and Equal Opportunity Commission). Söz konusu rapor, yerli çocukların ailelerinden uzaklaştırma uygulamalarının Avustralya’nın uluslararası insan hakları anlaşmalarında yer almasından sonra da devam eden ağır bir insan hakları ihlali olduğunu tasdik etti. Bunun ırka dayalı bir ayrımcılık olduğunu tanımladıktan sonra bir grubun çocuklarını diğer bir gruba geçirme çabasından dolayı bunun bir jenosit faaliyeti olduğunu ve jenoside karşı yapılan sözleşmelere aykırı olduğunu deklere etti. 54 başlık altında toplanan rapor önerileri arasında; resmi kayıtların açılması, ailelerin araştırılması ve çocuklarıyla yeniden birleştirilmeleri için gerekli hizmetlerin sağlanması, acilen yaraların tamiri için gerekli çalışmaların yürütülmesi, örneğin jenosit uygulamasının devlet tarafından resmen kabulü ve hükümetin özür dilemesi, kurumların islah edilmesi, rehabilitasyon ve tazminat verilmesi gibi teklifler yer almaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberal ve National (ulusal) partilerinin koalisyonuyla oluşturulmuş olan bir önceki dönem hükümeti yapmış olduğu maddi yardımları arttırmakla birlikte resmen özür dilemeyi ve tazminat ödemeyi reddetti. Fakat şu an iktidarda bulunan Labor Party (işçi partisi) hükümeti başbakanı Kevin Rudd, 13 Şubat 2008 günü gerçekleştirilen parlamento oturumunda yapmış olduğu konuşmada çalınan kuşaklardan dolayı resmen özür diledi. Fakat bununla birlikte tazminat ödemeyi reddetti. Şu an bununla ilgili büyük ve zorlu bir mücadele devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulan Avustralyalılar</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere ve Avustralya hükümetleri arasında yapılan bir anlaşma sonucu 1930 ile 1970 yılları arasında Avustralya`ya göçerttirilen ve yetimhanelere ve bakımevlerine yerleştirilen beş yüz bin civarında çocuk yaşadıklarından dolayı bu gün unutulmuş Avustralyalılar ya da kayıp masumlar olarak adlandırılmaktadırlar. İngiltere’nin yanı sıra Malta ve Güney Afrikalı çocuklarında yer aldığı unutulan Avustralyalılar daha çok savaş vb nedenlerle yetim kalan ya da anne ve babası tarafından bakılamadığı iddia edilerek ailelerinden alınan çocuklardan oluşmaktaydı. Birçok aile çocuğunun Avustralya’ya gönderildiğini bile bilemedi. Kimlikleri kaybettirilmek istenen çocukların çoğunlukla isimleri değiştirildi ve gerçek olmamasına rağmen anne babalarının öldüğü ya da onları terk ettiği söylendi. Sürekli olarak kötü ve değersiz olduğu vurgulanan çocuklara yeniden şekillendirilmeye olan ihtiyaçları dikte edildi. Ağır cezalarla karşı karşıya kalan çocuklar için kendi kişiliklerini bastırmak yada davranışlarını değiştirmek, ağır cezaları yaşama riskinden daha çok tercih edilir bir durumdu. Konuyla ilgili olarak yürütülen bir senato araştırması raporunda yer alan bilgilerden konusu çocukların itaatsizlik kabul edilen davranışları veya çok küçük suçları için bile son derece sert ve acımasızca cezalandırıldıklarını, fiziksel saldırıya maruz kalarak dövüldüklerini, üzerlerine soğuk su tutulduğu, çırılçıplak soyularak arkadaşlarının önünde yürümeye zorlandıkları, dolaplara yada tavan aralarına kilitlendiği görülmüştür. Büyük bir sayıda çocuk yasadıkları yetimhanelerin çalışanları, ya da ziyaretçilerinin yanı sıra diğer çocuklar tarafından cinsel tacize uğramış, tecavüz edilmiştir. Sağlık bakımları neredeyse hiç denecek yetersizlikte sağlanmış, eğitim olanaklarından yararlandırmamışlardır. Yaygın olarak yetimhanelerin işletilmesi için gerekli olan yemek pişirme, temizlik gibi işlerde uzun saatler çalıştırılmışlar, 8 yaşına kadar küçük çocuklar bile çiftliklere ya da çamaşırhanelere gönderilerek yetimhaneler adına gelir getirmek amacıyla çalıştırılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çocukların tamamı derin ve süreğen bir terk edilmişlik duygusundan muzdarip oldular. Birlikte alındıkları kardeşlerinden ayrı düşmekte dahil olmak üzere ailenin kaybı onlarda acıya yol açtı. Bunun yanı sıra dışlanmışlık, suçluluk veya kimlikleri konusunda karmaşa unutulmuş bu çocuklar arasında yaygın olarak görülen duygu benzerlikleriydi. Unutulmuş Avustralyalılar ve Kayıp Masumlar adıyla yürütülen çalışmaların sonucunda yayınlanan her iki raporda da bu çocukların birer yetişkin olduklarında dahi yaşadıklarının sonuçlarıyla baş edebilmeleri ve yapıcı ve verimli bir yaşam kurabilmeleri için yürüttükleri zorunlu mücadeleye vurgu yapıyordu. Hükümet tarafından yapılacak samimi bir özürün bu uygulamaların kurbanı olan çocukların ve onların ailelerinin hayatlarında ciddi bir değişime yol açacağına işaret edilmiştir. Bundan hareketle 16/11/ 2009 tarihinde yapılan parlamento oturumunda ulusal düzeyde bir özür gerçekleştirilmiştir. Özür dileyenler zincirine Melbourne Üniversitesi de katılmış bu özür çocukları tıbbi araştırmalarında denek, kobay olarak kullandığını kamuoyuna deklere etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">TC TARİHİNİN KAYIPLARI</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu başkan imzasıyla Abdullah Gül&#8217;e yapmış olduğu mektupla başvurusuyla, “Dersim olayları sırasında kimsesiz kalan ve başkaları tarafından evlat edinen çocukların açıklanarak bunların hayatta olan yakınlarına kavuşturulmaları istenmesi” Türkiye kamuoyunda ilgi merkezi olacak yeni bir gündem başlığı oluşturdu. (Ali Ekber Ertürk, Akşam Gazetesi)</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim direnişi sonrası bölgeye egemen olan Türk kolluk kuvvetleri hayatta kalmayı başarabilen çocukları ailelerinden kopartarak topraklarından uzakta yaşamak zorunda bırakmışlardır. Asimilasyon politikası çerçevesinde yapılan uygulamanın içinde yer alan çocukların emeklerinden de yararlanılmış, götürüldükleri yerlerde ağırlıklı bir biçimde ev işlerinde çalıştırılmışlardır. Aileleriyle hiç bir bağları bırakılmayan bu çocuklar geçmişleriyle ilgili bir bilgi sahibi olamamışlar, aynı biçimde ailelerde çocuklarının izini sürebilecek hiç bir veriye sahip değiller. Daha çok evlatlık olarak adlandırılmalarına rağmen hukuksal olarak hiçbir haktan yararlandırılmamışlar, nüfusa ve mirasa dâhil edilmemişlerdir. Nezahat Gündoğan”ın tanımıyla savaş artığı muamelesine tabi tutulmuşlardır.(Ertan Altan, Yeni Şafak Gazetesi). Yaşam koşulları hakkında henüz kapsamlı bir rapor yada araştırma sonucu bulunmamasına rağmen yapılan anı röportajlardan sınırlı araştırmalardan yansıyan bilgilerden, çocukların yaşamında çok yönlü bir istismarın egemen olduğunu görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Benzer uygulamalar daha öncede Ermeni çocuklar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kız ve erkek Ermeni çocukları ailelerinden alınmış, Ermenilerin bulunmadığı Müslüman köylerine dağıtılmış ve Müslümanlarla evlendirilmişler veya yetimhanelere konulmuşlardır.  Her nereye yerleştirilirlerse yerleştirilsinler Müslüman adetlerine göre yetiştirilmeleri yani zorla asimile edilmeleri esasına dayalı bir ortak uygulamanın öznesi olmuşlardır. Bu çocuklar ülkenin değişik bölgelerindeki ticarethanelere, sanayi işletmelerine, çiftliklere, evlere işçi, hizmetli veya besleme olarak gönderilmişlerdir. Hatta yer, yer çocuk asker olarak orduda değişik hizmetlerde konumlandırılmışlar savaşlara gönderilmişlerdir (Ayşe Hür, Taraf Gazetesi)</p>
<p style="text-align: justify;">Özel olarak yürütülmüş bir araştırmanın ortaya çıkaracağı verilerle kapsamının bütün derinlikleriyle anlaşılmasına olan ihtiyaca rağmen 1919–21 Türk Yunan savaşı sonunda Anadolu Rum çocuklarının karşı karşıya kaldığı uygulamaları anlamamıza yardımcı olacak bilgilerin bir kısmını Belge Yayınları arasında yer alan Pontus”un Yitik Kızı Tamama adlı belgesel nitelikli anı roman da bulabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetler değişik olsa da hepsinde temel amaç asimilasyon bir başka deyişle bir grubun çocuğunu alarak bir başka gruba geçirme orijinal kökleriyle olan bağlarını kopartma ismini dilini dahası dinini değiştirme geleneklerinden ve kültürel değerlerinden yalıtma yani özcesi ulusları sözleşmelere uygun tanımıyla jenosit. Türkiye’nin yakın tarihi bunun çok yönlü örnekleriyle dolu. Avustralya gibi ülkeler tarihlerinin bu tür sayfalarıyla cesaretle yüzleşerek her şeyden önce kendileri için yeni bir başlangıç yapma çabası içerisindeler. Fakat şimdilik TC devleti böyle bir sürece evrilmenin gerekliliğine olan ihtiyacına dair bir işaret vermiyor. Karşılaştırmalı bir bakış olması açısından şunu da belirtebiliriz. Avustralya’nın beyaz kamuoyu hükümetlerini yerli halklara karşı uygulamalarından dolayı kınamasını bilmiş ve bu konuda gereğini yerine getirmesi için hükümetleri zorlayacak son derece aktif çalışmalar yürütmüştür. Fakat Türk kamuoyuna bakıldığında son derece cılız kalan ve bireysel olmaktan ileri gidemeyen çalışma örnekleriyle sınırlı kaldığını görüyoruz. Umut ediyorum ki yakın bir gelecekte konunun önemine ilişkin ilgi artacak ve hem mağdur taraflardan hem de Türk kamuoyunun kendisinden oluşacak bir hareket devleti bu konuda adım atmaya zorlayacak çalışmalara yönelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyla ilgili yürütülecek çalışmaların başlıkları devleti süreçlerle ilgili kapsamlı bir araştırma başlatmak sonuçlarını kamuoyuna açıklamak, mağdurlardan resmen özür dilemek ve mağduriyetlerinin giderilmesine katkı sunmak için tazminat ödemesini sağlamak üzere zorlamak olarak özetlenebilinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, Türk Devleti her ne kadar ben yaptım oldu anlayışıyla hareket eden ve yapıp ettiklerinin hesabını vermek gibi bir alışkanlığı olmayan bir devlet geleneğine sahip olsada Türkiyeli aydınlar ve insan hakları savunucuları kayıp çocuklar konusunu ele alarak devletlerinin geleneğini bozmaya zorlamalıdırlar. Bu yalnızca uygulamanın kurbanlarının ve yakınlarının hatta ait oldukları milletlerin yaralarının sarılması için değil uygulamaların aktif yada pasif bir biçimde ortağı oldukları için kendi insanlık onurlarında açılan yaraların sarılması içinde bir gereklilik olarak ele alınmalı ve hümanist bir sorumlulukla birleştirilerek hareket edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Reference:</p>
<p style="text-align: justify;">Ayse Hur, 2009, İttihat ve Terakki’nin Çocuk Askerleri, Taraf Gazetesi</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.taraf.com.tr/makale/4996.htm">http://www.taraf.com.tr/makale/4996.htm</a></p>
<p style="text-align: justify;">Allience for Forgotten Australians, <a href="http://www.forgottenaustralians.org.au/who/index.html">http://www.forgottenaustralians.org.au/who/index.html</a></p>
<p style="text-align: justify;">Australian Government Culture Portrai , Sorry Day and the Stolen Generations</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.cultureandrecreation.gov.au/articles/indigenous/sorry/">http://www.cultureandrecreation.gov.au/articles/indigenous/sorry/</a></p>
<p style="text-align: justify;">Australians Native title and reconciliation, Stolen Wages,</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antar.org.au/issues_and_campaigns/stolenwages">http://www.antar.org.au/issues_and_campaigns/stolenwages</a></p>
<p style="text-align: justify;">Ertan Altan, 2009, Dersinli kızları Evlatlık verdiler,</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=15.11.2009&amp;i=223312">http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=15.11.2009&amp;i=223312</a></p>
<p style="text-align: justify;">The European Network for Indigenous Australian Rights (ENIAR)), Stolen Generations,</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.eniar.org/stolengenerations.html">http://www.eniar.org/stolengenerations.html</a></p>
<p style="text-align: justify;">Human Rights and Equal Opportunity Commission, 1997,  <em>Bringing them Home: </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Report of the National Inquiry into the Separation of Aboriginal and Torres Strait Islander Children from Their Families<br />
</em><a href="http://www.hreoc.gov.au/social_Justice/bth_report/report/preliminary.html">http://www.hreoc.gov.au/social_Justice/bth_report/report/preliminary.html</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ulkeler-ve-kayip-kusaklar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokratik açılım</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/demokratik-acilim</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/demokratik-acilim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 23:12:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[Gelinen düzeyde süreci temsil edecek örgüt yok. Bu anlamda çekim merkezi olarak ortaya çıkacak bir örgütlenme ve örgüt planı da görünmüyor. Ancak yoklukların gerekçeleri  ardına gizlenerek siyasal görevlerden firar etmek yerine süreci omuzlayacak dayanıklı örgütlere alan açılması zorunluluğu vardır. Bu olgu stratejik bir eğilim olarak hedefine  cephe tipi örgütlenme modelini alarak rotasına bağımsızlık olgusunu yerleştirmelidir. Ulaşılacak bu  milli strateji içinde Kürtçenin serbest bırakılması, demokratik hakların tanınması, Kürt varlığının tanınması sorunları örgütlenmenin olmazsa olmaz koşuludur. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın bariz olan bir şey var ki Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan politikalarında ciddi bir kırılmanın yaşandığı bir dönemin içinden geçiyoruz. Kürt ve Kürdistan varlığının tartışılmaz bir  “reddi ve inkâr”ına dayalı devlet politikalarında dikkate değer gedikler açılmıştır. Bölgede çıkarı olan bölge dışı emperyalist güçlerin ihtiyaçları sonucu uygulamaya konulan değişim süreci mevcut bütün tarafları etkisi altına almış ve hareketlendirmiştir. Bu dönemin belirleyici karakteri ise duruma karşı hazırlıksızlıktır. Ister sistem içi ister sistem dışı yada ister iktidar ister muhalefet yanlısı olsun hem Kürt hem de Türk tarafındaki güçler statüko ile sınırlı siyaset yapma alışkanlıklarıyla felç olmuşlardır. Programları yeni duruma cevap vermekten çok uzaktır.  Gelişmeler karşısında TC, bir taraftan ortaya çıkan durumu hazmetmeye çalışırken diğer bir yandan da alandaki iktidarını perçinleyerek sürdürecek yeni egemenlik biçimleri oluşturma çabasına yönelmiştir.  Kürdistanlı siyasetçilerde ise şaşkınlık, kafa karışıklığı, değişimden korku ve ağırlıklı bir biçimde sessizlik egemendir. Fakat yapacak pek bir şey yoktur çünkü bölge üzerine hesap yapan uluslararası güçlerin değirmenine giden su çoktan kaynaklarından boşalmıştır. Ortada onu kanallarını bulmaktan alıkoyacak bir alternatif güç şimdilik görünmüyor. Ortaya çıkan eğilim hazmetmesi  zor olsa da bütün sıkıntı ve zorluklarına rağmen yeni duruma eklemlenmenin kaçınılmazlığından yana seyrediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-643" title="bijitayip" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/09/bijitayip-250x140.jpg" alt="bijitayip" width="250" height="140" />Topraklarında barındırdığı doğal zenginliklerin kontrolü adına Balkanlaştırma yöntemi ile dört parçaya bölünüp dört ayrı devlet tarafından sömürgeleştirilen Kürdistan”ın durumu yine zenginliklerinin yeniden paylaşımı adına bir süredir tekrar gözden geçirilip şekillendiriliyor. Bu yeniden yapılandırma sürecinin her bir parçaya yansıması farklı olmuştur sonuçları da farklı yaşanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi ABD’nin Irak’a karşı uyguladığı kısmi müdahale sonucu 36. paralel içinde Güney Kürdistan de facto bir durum olarak sahnede yerini aldı. Ardından Saddam’ın siyasal iktidardan uzaklaştırılması da dahil olmak üzere ABD’nin orta-doğu”ya müdahalesiyle birlikte yaşanan gelişmelerle  çok temel siyasal değişimler ve yeni oluşumlar ortaya çıktı. İşte bu olan biten arasında  rahatsızlık verici belirsizliklere rağmen varlığı bölge istikrarının da  bir gereği olarak zorunlu kabule dayanan Federe Kürt devleti Irak anayasasında tanımlanarak  statü kazandı. Güney Kürdistan kendisine sağlanan bu statü ile aynı zamanda bölge istikrarının tesis edilmesinde sorumluluk da almış oluyordu. Bilindiği gibi, petrole bağımlı dünya sisteminin  ihtiyaç duyduğu  enerji kaynaklarının hatırı sayılır bir kısmı Kürdistan’dadır. İkinci olarak, çok geniş uluslararası ilişki ve çıkarı temsil eden enerji nakil hatlarının yolunun Kürdistan’dan geçmesidir. Yaşamsal önemi uluslararası konsesuslarla imza altına alınmış bu iki gerekçe, elbette ki ülkemizi paylaşan sömürgeci devletlerin kendi tasarruflarına bırakılarak riske sokulacağı düşünülemez. Bu nedenle “<em>uluslar arası bir ağırlık”</em> ortaya çıkarak sömürgeci devletlerin gerek birbirileriyle sürdürdükleri siyasal problemlerine ve yine bu sömürgeci devletlerin Kürdistan siyasetlerindeki uygulamalarına müdahale edeceğini söylemek ve  bölgede tesis edilmekte olan düzemin güvenliğine uygun bir biçim vereceğini ön görmek çok zor olmayacaktır. Nihayetinde Güney Kürdistan bu sürecin işleyişiyle hayat bulan bir olgudur. İşte  bu nedenle oluşturulacak yeni statükonun bir yanıyla da kendi varlık sebebinin korunması içinde sorumluluk alacaktır. Bölgedeki güçlerin Güney Kürdistan olgusunu kabul etmede ne kadar hazırlıklı oldukları, bu gerçekliği sindirip sindiremedikleri ayrı bir konudur. Ama eğer ki bölgeye ilişkin yeni düzenlemede kendilerine bir yer açmak istiyorlarsa bu konuda pek seçenekleri yok gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmelere bakıldığında da resim aynıdır. Yine ABD”nin belirleyici güç olarak ağırlıklarını koyarak TC’yi gerek Kürt politikasında gerekse bölge devletleriyle olan ilişkilerinde bir takım değişiklikler yapmaya zorladı. Her ne kadar ABD Türkiye büyük elçisi “bu Türkiye’nin tamamen kendi programıdır” yollu açıklamada bulunsa da bu açıklama duyanları inandırmaktan çok gülümseten bir ifade olmaktan öteye gitmedi. Rol dağılımına bakıldığında, bu gün artık TC, yeni bölge düzeninin önemli aktörlerinden biridir. NATO”ya olan üyeliğiyle askeri, Avrupa Birliğinin gelecekteki orta-doğu sınırını oluşturacak olmasıyla da siyasi açıdan ABD ve AB”nin bölgedeki temsilcisi olma durumundadır. İşte bu işlevinden dolayı, bütün sancı ve sıkıntılarına rağmen Türkiye zorunlu olarak sürece uygun bir hale getirilecektir. Buda ağırlıklı olarak Kürdistan politikalarının değişikliğinden geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında TC’nin kendi iç dinamiklerine bakıldığında da bir değişime olan ihtiyacın dayatması görülmektedir. Ekonomisini, siyasetini, hukukunu, eğitimini, sağlık hizmetlerini vs bir bütün halinde tüm devlet ve hükümet programlarını uzun bir süredir yürütülen savaşa bağımlı kılan TC artık nefes almakta zorlanır bir hal almıştır. Bütün bunlara yeni bölge düzeninin ortaya çıkardığı dayanılmaz kazanımlarda eklenince TC’nin dışarıdan gelecek değişim yönündeki  baskılara karşı durması mümkün görünmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat her şeye rağmen, Kürt milletinin ret ve inkârında varlık bulan, kuruluşunda bu ret ve inkâr politikalarını Kürtlerin imhasına kadar uzandıran bir devletin istenilen değişimi çok kolaylıkla sindiremeyeceği açıktır. Burada yıllardır sürdürülen ırkçı politikalarla oluşturulmuş bir anti-Kürt kamuoyu engeline de işaret etmek lazım. Bu nedenle değişime giden yolda uzun bir hazırlık evresi kaçınılmazdır. Bulunduğumuz noktaya gelene kadar uzun bir yol kat edildi ama kat edilecek daha çokta yol var. Esasen bugün yaşanan gelişmelerin sinyalleri daha çok önceden verilmişti. Anımsanacağı üzere 2008 yılı içinde ABD’nin Türkiye konsolosu ve diğer ilgili görevliler legal Kürt parti yöneticileriyle  bir dizi görüşmeler yapmış ,bu görüşmelerden birinin muhatabı olan Şerafettin ELÇİ basına verdiği demeçte ABD’nin Türkiye de PKK sorununun çözülmesi ve demokratik açılımların başlatılması konusunda kararlığını gördüğünü ifade etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka işareti Obama’nın Türkiye’yi  ziyareti sürecinde gördük.  legal siyasetin gerekleri içinde seçilerek TBMM ye girmiş olmasına rağmen asker-sivil oligarşi ve parlamentodaki uzantıları olan siyasal partiler tarafından adeta aforoz edilerek talepleri bastırılıp, TC açısından meşruiyeti sorgulanır olan DTP ile görüşerek Türk tarafının tavrını kıran Obama beraberinde DTP ye misyon vererek taleplerinin gündemleşmesine işlev kazandırdı. O gün atılan adımlar sonucu DTP bu gün gündemleşen “Demokratik açılım” paketinin doğal bir unsuru haline getirilerek sistemin içinde meşrulaştırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP’nin kendisini öne çıkararak meşrulaştıran sürecin gereklerini yerine getirip getirmeyeceği ayrı bir tartışmanın konusu. İlk tepkiler bu sürece pek de hazırlıklı olmadığını gösteriyor. Daha da önemlisi DTP dışında kalan legal-illegal parti ve grupların da bu sürece dair bir hazırlıklarının olmadığını görüyoruz. Türk Devleti ben yarın Kürdistan’dan ordularımı çekiyorum buyurun ne haliniz varsa görün dese, öbürgün bu otoritenin yerine geçerek Kürdistan’da hayatı normal akışı içinde sürdürmek üzere planlayacak bir güç yok görünüyor. Ne yazık ki, 25 yıl boyunca sürdürülen savaşta kanı dökülen, zindanlara zulümlere atılan, sürgünlere yollanan mazlum Kürd halkının özlem ve talepleri bir kez daha yetersiz ve teslimiyetçi önderlik/ler tarafından yerle bir edildi. Savaşın silahlı aşamasında değil ama kirli yöntemlerle sürdürülen görüşmeler içinde gündemden düşürülen siyasal ve ulusal talepler eritildi. Bu talepleri temsil edip hayata egemen kılmak üzere görüşme masalarına taşıyacak örgütlü bir kurumlaşmaya gidilmedi, gidilecek yollar dinamitlendi. Bu gün PKK dışında kalan ve ortak bir davranış birliği olmayan tekil duruşlar yelpazesinde niyetlere göre yapılan yorumların ve somut olmayan önerilerin yol göstericiliği tartışma götürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün önce Kürt açılımı olarak başlatılan daha sonra demokratik açılım olarak ifade edilen süreçte çözüme bağlanmak üzere masaya yatırılıp mercek altına alınan sorunun bir tarafını oluşturan Kürtler muhatap olarak alınmıyor. Belli ki kendileri de muhataplığın koşullarını zorlayacak donanımdan uzaklar. Bu durumda mesele yalnızca muhataplığın diğer ucunda duran T.C tarafından tek yanlı ele alınarak kendi içinde mevcut olan farklılıkların ortaya çıkardığı geniş bir yelpazede yoğun bir biçimde tartışılıyor. Tartışmanın yoğunluğuna bakıp süreci algılamada yanlışlığa düşülmemesi için bir şeye iyi işaret etmek lazım. Bilinmelidir ki TC’de bu sürece gönüllü katılmıyor ve  kimse kendi rızasıyla karar vererek sorun çözmek üzere masaya oturmuyor. Yapılan iş oluşturulmuş bir gündemle ayrışma ve uzlaşma konularının dahi belirlendiği  görüşmenin “taraflar” ının değişim sürecine sokulması bir başka deyişle masaya oturtulmasıdır. Burada asıl amaç yukarıda da söylediğimiz gibi uluslararası sermayenin bölgedeki çıkarlarını garanti altına almanın planlarına zarar veren ilişkilerin hangi yöntemlerle ehlileştirilerek tasfiye edileceği konusunda anlaşmaya varmaktır. Masadaki gizli ve açık tarafların  ortak paydası bu olacaktır. Gelişmelerin seyrini hep birlikte izleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeri gelmişken belirtelim yaşananlar Güney ve Kuzey Kürdistan’la sınırlı değildir. Program diğer parçaları da içine alarak uygulanmaya konmuştur. Bu gün Türkiye –Suriye arasındaki ilişki trafiğinin açıklaması burada yatmaktadır. Bunun  Suriye sınırları içinde tutulan Kürtlerin yaşamına olan yansımalarını çok yakında göreceğiz. Biraz gecikmelide olsa bugünkü İran sınırları içerisinde kalan Doğu Kürdistan topraklarında uygulamaya konulacak planları ve bunların doğu Kürdistanlı Kürtlerin yaşamında ortaya çıkardığı değişimleri hep birlikte göreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeye rağmen gönül isterdi ki biz Kürtler olarak ulusun özgürlüğü ülkenin bağımsızlığını içeren taleplerimizin ifade bulduğu programlarımız ve bu programları hayata geçirecek örgütlülüklerimizle ortaya çıkan söz konusu zorunlu değişim sürecinin aktif  bir aktörü olabilseydik. Ama hayatın gerçeğiyle gönlün isteği en azından bu gün için birbirinden çok uzaklarda seyir ediyor. Biz yinede bu gün olmuyorsa yarın için istemekten ve isteğimiz üzerinde düşünüp mücadele zemini yaratmak için süreci zorlamaktan vazgeçmeyelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelinen düzeyde süreci temsil edecek örgüt yok. Bu anlamda çekim merkezi olarak ortaya çıkacak bir örgütlenme ve örgüt planı da görünmüyor. Ancak yoklukların gerekçeleri  ardına gizlenerek siyasal görevlerden firar etmek yerine süreci omuzlayacak dayanıklı örgütlere alan açılması zorunluluğu vardır. Bu olgu stratejik bir eğilim olarak hedefine  cephe tipi örgütlenme modelini alarak rotasına bağımsızlık olgusunu yerleştirmelidir. Ulaşılacak bu  milli strateji içinde Kürtçenin serbest bırakılması, demokratik hakların tanınması, Kürt varlığının tanınması sorunları örgütlenmenin olmazsa olmaz koşuludur.</p>
<p style="text-align: justify;">18-09-2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/demokratik-acilim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye de iyi şeyler olacak mı?</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turkiye-de-iyi-seyler-olacak-mi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turkiye-de-iyi-seyler-olacak-mi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 07:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Bu açıklamanın kamuoyuna yansımasının ardından eşitsiz terazinin hafif gelen kefesinde kendisine yer arayan PKK’nın Kandildeki Konsey başkanı savaşçıya yakışmayacak biçimde aracı bir gazeteciye verdiği röportajında “Devlete onun işini kolaylaştırıcı  başlıklar sunuyor. Şöyle diyor “Muhatap olarak bizi kabul edebilirsiniz ,bizi kabul etmezseniz muhatap olarak  İmralıyı alın, onu da kabul etmezseniz adını saydıkları akil adamlar tanımı içinde seçtikleri kişilerin muhatap alınabileceğini belirtiyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti Devletinin  Cumhurbaşkanı, Türkiye’de iyi şeyler olacak diye bir belirleme yaparak beklentisi olan herkesi umudunun pususuna yatmaya ve gelişmelere yardımcı olarak sürecin olumlu yöne evirilmesi için göreve çağırdı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-425" title="TurkishNationalism" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/07/TurkishNationalism.jpg" alt="TurkishNationalism" width="461" height="260" />KUKM’nin doğal etki alanı içindeki yelpazede Cumhurbaşkanının belirlemesi üzerine yapılması gereken tartışmalar  ve siyasal düzeylerin programatik hedeflerini yeniden gözden geçirmesi gibi  bilimsel toplantı veya propagandaya çıkarılmış bir siyasal çalışmanın varlığı henüz olgunlaşmadı. Yaşanan gelişmeye  tümden duyarsız kalındığı gibi bir tespiti yapmamak için  bu belirleme karşısındaki toplu sessiz duruşu bekle gör biçimindeki pasif tavır olarak  kabul ediyorum ..</p>
<p style="text-align: justify;">Bize göre tartışıldığı biçimiyle sürecin  PKK’nın alanda tek başına olması hesabıyla  kendisini muhatap gören, gösteren  tavrı ile KÜRT SORUNU iki farklı olguya tekabül ediyor. Türk devletinin yetkililerinin ağzından çıkan biçimiyle  iyi şeyler olacak açılımı PKK’nın silah bırakması yönetici kadro olarak tanımlanan ileri kadrolarının kendi rızaları ile veya rızaları dışında  Kandilden çıkarılarak Türkiye dışında hangi Ülkeler hazırlandıysa oralara gönderilmeleri, kalan  gücün ise silahlarını bırakarak  Türkiye’ye gönderilmesi genel af v.b ile Cumhuriyetin bekası içinde kazanılarak çatışmalara son verilmesi  öngörülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Olguyu güçlendirmek ve süreci hızlandırmak içinde <strong>göstermelik</strong> olarak yapılan yasal düzenlemeler ve arkasına pusu kazılan  tanım ve verilen haklar manipüle edilerek  bir müddet sonra kullanılmaya  kullanılmaya unutturulacak. T.C’nin “Demokratik” tavrı ve Kürt sorunu olarak sunduğu PKK ile mücadelesi böylece TC lehine  mutlu sona ulaşacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha aylar önce diyebileceğimiz kısa süre öncesi yaşanan bir gelişmede Türkiye’de Demokratik açılımın ne anlama geldiğini TRT 6-şeş ile hep beraber anladık. Yaşadık, yaşıyoruz. Sözde Kürtçe olan bu kanalın daha yılı devriyesi tamamlanmadan TRT stüdyolarındaki alavere dalavere ile maksadını çok aşan temkinlerin yarattığı sansür, otosansyon ve devletin resmi sansürü bu alanı mundar etti bile. Türkiye’den yansıyan yanıyla TRT 6-şeş beklediği desteği bulamadı. Göstermelik işlevinin yörüngesinde kendisini sürdürüyor. Devletin PKK ile özdeşleştirerek sunma hazırlığı yaptığı Kürt açılımının da bundan farklı olmayacağını biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman bu karamsar tabloda iyi şeyler olacak açılımını nasıl anlamamız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kere iyi şeyler olacak dediğimiz ülkenin adı Türkiye. Doğaldır ki verileri ince eleyip sık dokumak zorundayız. Çünkü anlayış olarak Türkiye Kürtlere dönük siyasetini  VERMEDEN ALMAK ÜZERİNE kurmuştur. 25 yıldır süren kirli savaşı bir düşünün; Çatışmalarda ölenlerin sayısını tam vermek mümkün değil. Resmi açıklamalara göre 1990 ve 1996 yılları arasında Türk devletinin emir ve talimatıyla 18 bin insan faili meçhul cinayetlerde yok edilmiş, Ordu güçleriyle yaşanan çatışmaların bilançosu tüyler ürpertecek boyutta. Gerilla cenazelerine yapılan aşağılık saldırılarda sorunun bir başka boyutu..</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki bu devlet  kendi içindeki suratı asık  gündemli MGK toplantılarında  bile bir kez olsun çatışmaları adıyla anmadı. İleriye dönük bir siyasetin de belirlenmediğini biliyoruz.. Türk devletinin yetkilileri bu gidişat  elbette bir yerde duracak ve bugün yaptığımız tanımlar  o gün uzlaşma zemini olursa yaşanan gelişmenin yol göstericisi olacak diyerek savaştığı gücün talebine hiç mi kulak asmaz, asmaz, çünkü sorunun muhatabı Türkiye Devleti olunca  o hiç bir Kürdi sesi duymamak üzere şartlandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman muhtevada çok şeyin değişmediği bu devletin iyi şeyler olacak diyen Cumhurbaşkanının açılımını neye göre ve kimin için iyi olacak temkiniyle karşılamak gerekmez mi. Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yaparken Türkiye’de bu konu üzerine kurumların çalışmalarında uyum var diyerek ortaya çıkıyor ama  kimi muhatap alıp konuşacağı bile belli değil. Genelkurmay başlarını ezeceğiz, köklerini kazıyacağız söylem ve eylemindeyken arada iyi şeyler den sayılabilecek  YÖK’ de yasal düzenlemelere gidilerek üniversitelerin bünyelerinde Kürdoloji kürsülerinin açılması çalışmaları var. Uyumlu  dediği iki kurumun tavrı ortada. Biri fiziki olarak imha etmeye devam edecek diğeri Parasız ve devlet güvencesinde olması gereken  temel eğitim içinde ana dilde eğitim mevzuatı ise muhtemelen her hangi bir şey gibi parayla satın alınan metaya dönüştürülecek ki bu konuda talepler kırılsın. Konu biz verdik onlar kullanmadılar biçiminde zamana yayılarak  polemik konusu olacaksa da esas itibarıyla kullanılması pahalı olan ve bu nedenle alınmaktan vaz geçilen bir hizmet olarak kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortalık da bir yığın dezinformatik bilgi dolaşıyor. Hükümet Kürt sorununda çözüm paketi çalışması yapıyor, mücadele ettiği sorunları başlıklar altında ortak belirlenecek bir platformda karşı tarafla belli bir hukuk içinde  masaya yatırma gibi bir girişim söz konusu değil. Anlaşma içinde ortaklaşılmış bir karar mı  açıklanıyor yoksa emir talimat ilişkisi içinde uyulması gereken yönetmelikler için zemin mi hazırlanıyor. Üstüne üslük karşı tarafın görüş ve önerilerini almadan onlara silahlarını bırakmaları talimatla bildirilecek. Onlar bu talimatı alıp kendilerine sağlanacak imkanlar içinde kandilden ayrılarak-indirilerek- Avrupa veya Dünyanın başka bir ülkesine gönüllü sürgüne gönderilecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıklamanın kamuoyuna yansımasının ardından  eşitsiz terazinin hafif gelen kefesinde kendisine yer arayan PKK’nın Kandildeki Konsey başkanı  savaşçıya yakışmayacak biçimde aracı bir gazeteciye verdiği röportajında “Devlete onun işini kolaylaştırıcı  başlıklar sunuyor. Şöyle diyor “Muhatap olarak bizi kabul edebilirsiniz ,bizi kabul etmezseniz muhatap olarak  İmralıyı alın, onu da kabul etmezseniz adını saydıkları akil adamlar tanımı içinde seçtikleri kişilerin muhatap alınabileceğini belirtiyor. Gazeteci biraz çapraz soru sorsa gerekirse Devletten özür de dileriz diyecek türden her yanından uzlaşma akan bir siyaset fukaralığına verebilecek sadakası olmayan söyleşiye Türk devletinde tık yok.</p>
<p style="text-align: justify;">O daha bırakın muhatap belirlemeyi  KDP-Irak ve KYB’nin kendisi  ile sürdürdüğü yakın ilişki süreci en az 15 yıl oluyor. Siz şu  ketumluğa bakın ki bu süre zarfında  yetkililer yanılarak veya dilleri sürtüşerek bile olsa bir kez dahi Kürdistan demediler. Halen bile bölgeyi tanımlarken Kürt sözü geçmeyen sözcüklerle daha çok da bölgesel yönetim adıyla anıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağızları Kürt kimliğini ifade etmeye alışık değil. İfade ederlerse ağızları yamulur. Bu konuda çaba içinde oldukları da söylenemez. Ama Kürtlerin  dertlerini özlem ve taleplerini bir duymaya görsünler  baş vurdukları öfkeli yürekleri ve oldukça etkili kullandıkları elleri ve ellerine aldıkları silahlarıyla  sınır tanımayan şiddetleri var. Sorun Türk Devletinin çözümlerde kullandığı yöntemlerini ve ez- çöz  politikasının şiddete uyumlu halini  doğru okumak da duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, Türkiye’de 25 yıldır süren kirli savaşın net kazanımı olan Kürt özgürlük mücadelesini terörle özdeşleştirerek siyasal hak ve özgürlük kavramlarının içini boşaltan devlet siyaseti bir kez daha kazançlı çıkacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve süreci arkalayan siyasetçilerin vicdanlarını rahatlatmak için buldukları kavramlar daha çok Türkiye’de siyaset sıkışmıştı, siyasetin önü açılırsa çözümler daha ileri taşınabilir. Bunun yolu da sağlanacak iç barıştır türü bir söyleme sığınacaklar. Bu barış haksız bir barıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">28.07.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turkiye-de-iyi-seyler-olacak-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeniden !</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeniden</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeniden#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:43:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=266</guid>
		<description><![CDATA[Bu gün baktığımızda bir bütün halinde Kürdistan siyaseteninde evinin içi dağınık her şey her yerde olduğunu görürüz.. Bu anlamda bizimde kapımızın önü çamur deryası –ki içine düşen boğulur-. Bu süreçten çıkmak için hareket noktası Kürdistan olan, sağduyulu öneriler yapacak aklı başında siyasetlere ve siyasetçilere şiddetle ihtiyaç var. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geliştirilen bütün yenidünya düzenlemelerine ve bunlara bağlı ortaya çıkan yeni aktörlere rağmen aslında orta-doğuda siyaset, temel kavramlarını değişen dünya koşullarının bir gereği olarak esnetmiş veya uygulama koşulları kalmadığı için gündeminden düşürmüş değil. Ama bilhassa Kürt siyasetçilerinde bu konuda bir algılama yanlışlığı ve buna bağlı olarak tek taraflı bir değişim çabasına girişilmiştir. Bu bağlamda ulusal kurtuluş mücadelesinin en temel ideolojik belirlemeleri ve bu belirlemelere içerik kazandıran kavramlarda değişiklere gidilerek yeni döneme uygun politikalar üretileceği umuduna kapılınmıştır. Fakat bana göre umulanın aksine stratejik olarak belirlenmiş ideolojiler ve süreci tanımlayıp aşmada yol gösterici olan kavramları gereği gibi kullanılmadığı için Kürdistani siyasetin mücadele saflarında gedikler açılmış, siyaset doğru rayından çıkmış ciddi kırılmalarla işlemez hale gelinmiştir. Bu gün artık örgüt, örgütlenmiş siyasal proğramlar kendi sahipleri için bile bir şey ifade etmiyor. Kuzey Kürdistan’da belirleyici olan oluşum için tüm siyasi çaba Demokratik Cumhuriyet söylemiyle sömürgeci T.C’ye hoş görünmeye indirgenmiştir. Bir yandan silahlı gücü devam ettirip söylemde de olsa silahlı mücadeleyi canlı tutup, diğer yandan Demokratik Cumhuriyet anlayışını savunmakta her halde bizim topraklarımızda ortaya çıkabilen türden bir çarpıklık.. Bu durum da İmralı adasında hapiste tutulan PKK liderinin sağlık durumuna bağlı olarak zaman zaman tek taraflı ateşkeslerle kesilen, çoğu zaman silahlı saldırılarda bulunularak uygulamaya konulan “0” talepli bir mücadele olarak sunulan bir gariplik savaş yorgunu  Kürt halkına gergin bir süreç olarak  yaşatılmaktadır..</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-267" title="Colemerg" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2009/07/Colemerg.jpg" alt="Colemerg" width="461" height="260" /></p>
<p style="text-align: justify;">İşaret edilmesi gereken bir diğer olguda, olup bitene karşı duyarlı olunduğu imajı yayan özünde varlıkları tartışmalı Kürdistanlı parti ve guruplar ise kendilerine ait bir gündem yaratabilmekten uzak durumdadırlar. Buda problemin bir başka ucu. Söz konusu siyasal oluşumlar yalnızca zevahiri kurtarmak için PKK’ya küfür ederek, kendilerinin bile inanmadıkları savları ileri sürüp ama hemen ardından çark ederek süreçlerini devam ettirme çabasının içinden çıkamadılar. Her ne kadar PKK’ya muhalif gibi görünseler de yinede onun ortaya çıkardığı siyasal çalışmalarda yer almaktan da geri durmamaktadırlar. Örneğin yerel yönetim seçimlerinde DTP adaylarını açık veya gizli desteklemişlerdir. PKK’ye karşı yaptıkları o kadar ağır belirlemelerin ardından gelen bu durum kimliksizliğin bir ifadesidir, siyasal çalışmanın değil.</p>
<p style="text-align: justify;">İfade etmek istediğim değişim çabasının ortaya çıkardığı yanılsamalardan belkide en temel olanlarından biride Kürdistan’ın konumunu tanımlamada hayati öneme sahip sömürgecilik kavramı genel olarak kullanımdan çıkarılmış olmasıdır. Bu süreç “Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlerin bir birileriyle olan çelişkisinden yararlanıyoruz” politikasının siyasal kadrolara kabul ettirilmesiyle başlamıştır. Ardından sömürgeci devletlerle geliştirilen ilkesiz ilişkilerin yarattığı bağımlılığın bir gereği olarak ilişkiye girilen devletin sömürgeci konumları es geçilmiştir. İşin özeti Kürdistanın değil, ama kişiye bağlı PARTİNİN çıkar ilişkisi yüzü suyu hürmetine sömürgecileri tanımlamaktan kaçınıldı. Örneğin neredeyse 20 yıl sömürgeci Suriye devletine toz kondurulmadı. Dolayısıyla bu güne kadar uzanan süreçte ilk bozulan kavram dört sömürgeci devlet tespiti oldu. Ve bu gün artık bu durum Kürdistani siyaset yapmak isteyen anlayışlarca mutlaka mücadele edilmesi gereken kalıcı bir ideolojik bakış açısı halini aldı. Oysa benzer politikalarla hareket eden PKK pratiğinin ortaya çıkardığı trajik deneyimin bedelleri sömürgecilerle olan ilişkilerde alınması gereken pratik tavrın ve bu tavıra teorik ait yapı sunacak Kürdistan’ın sömürge tanımının öneminin anlaşılması için çok yeterli veriler sunmuştur. Hatırlanacağı gibi 1999 yılında Türk ordusunun Suriye sınırında yaptığı bir askeri tatbikatın içinde bir generalin Suriye’ye yönelik savaş tehdidinin kamuoyunda da sıcak karşılanmasının ardından Suriye PKK’ya verdiği desteği çekti. Bu gelişme içersinde gerçekleştirilen pazarlıklardan doğan Türkiye devleti ve Suriye devleti yetkilileri arasında sürdürülen görüşmelerden çıkan sonuçlar; Suriye’nin ABD politikalarının  kontrolü  altındaki Uluslararası tecridini Türkiye üzerinden hafifletmesi ve Türkiye’nin kontrolündeki barajlar ile Suriye’nin bağımlı olduğu su talebinin karşılanması bunların karşılığı olan bedel olarakta PKK liderinin Suriye’den çıkarılması oldu. Sömürgeci devletin kullanılması yanılsaması da böylece son buldu ama bunun bedellerinin ödenmesi hala devam ediyor ve daha çok uzun süre de edecek. Bilindiği gibi PKK liderinin Türk istihbarat görevlilerinin eline geçtikten sonra başlayan yeni hayatının daha ilk ayağı diyebileceğimiz, uçakta başlayan çözülmesi ve yargılanması sürecindeki mahkeme karşısında siyasal süreci savunmama tavrı ile başlayan durum Kürt halkına yüklediği yenilginin faturasını ağırlaştırdı. Bedel olarak ta savaş yorgunu bir halkın ulusal demokratik talepleri un ufak edilerek tahsil edildi, ediliyor. Bugün gelinen noktada ülkeye bağımsızlık ulusa özgürlük perspektifi önüne kalın ve aşılması öncesinden çok daha zor bir set çekilmiştir. Giderek en temel demokratik talepleri dahi Kürt halkına fazla gören bir anlayışın dümen suyunda ucuz politikaların genişleyen bir ‘öz inkâr’ sürecine süratle yol alındığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz bu sürecin tek başına sorumlusu PKK değil. Ellerine geçirdikleri siyasal gücü sahip oldukları küçük iktidarlarında bedeli ne olursa olsun diyecek kadar gözü kara bir biçimde kullanmaktan çekinmeyen diğer örgütleri de siyasetin kavramlarının bozulması sürecinden ayıramayız. Aksine bu günden en az PKK kadar sorumludurlar. Bu gurup ve örgütler kendi proğramatik hedefleri içinde bulunan siyasal tespitlerinin ne kadarının doğru ve süreci tanımlamaya caiz veya ne kadarının süreci tanımlamaktan aciz yaklaşımlar olduğunu ele alıp değerlendirme cesaret ve dürüstlüğünü yada yeterliliğini gösterememişlerdir. Kamuoyuna dönük olarak yaptıkları sürece ilişkin teorik açılımları PKK ya küfür etmenin ötesine geçmemiştir. Her şeye rağmen örgütsel sürecin işlemeyen yanlarını, yanlış kabul edilen veya artık aşılmış olan teorik proğramatik saptamalarını mercek altına alan veya almaya teşebbüs eden kadroların tespitleri dikkate alınmamaktadır. Demokratik işleyişin en basit uygulamalarından biri olarak parti üyelerinin özgür iradelerine göre kullandıkları oylarıyla seçilmiş delegelerin oluşturduğu parti konferans veya kongresi örneği Doğu ve Güney Kurdistanda siyasal geleneği olan KDP’ler ve YNK ayrık tutulacak olursa diğer örgütler tarafından sağlanamamıştır. Bu durumda bu delegelerin sürecin sorunlarının aşılmasına dönük görüş ve önerilerini sürecin işleyişine ilişkin eleştirilerini özgürce açabileceklerini düşünmekte elbette mümkün değildir. Kürdistan’daki bütün örgütlenmelerde bu sürecin işletilmediği aşikârdır. Buna karşın sorunların yerinde beklemediği de bir başka gerçekliktir. Ve ebetteki bu kadrolar gerekli gördükleri sorunlarını bulabildikleri zeminlerde tartışacaklardır. Fakat sorunlarını tartışma zeminine taşıyan siyasal kadrolar ne yazık ki örgütsel linçten kurtulmamaktadırlar. En iyimser haliyle yaşamlarını siyasal mücadelenin gereklerini yerine getirmek için vakfetmiş bu insanlar bir çırpıda ajan ilan ediliverilebiyor.. Bu yanıyla içinden geçtiğimiz sürecin yenilgi sürecinin sorumluluğunu paylaşması gereken Kürdistanlı örgütleri zaafa uğratan yaklaşımların ifadesini bulduğu kavramlardan biri ise bu “AJAN” belirlemesidir denilebilir. Daha çok örgütlerin iç işleyişlerinden kaynaklanan tartışmalarda iç işleyişin yarattığı küçük iktidarın korunması mücadelesinin en etkili belirlemesi Ajan tespitidir. Bu tespit daha çok tasfiye süreçlerinde kullanılan öldürücü silahtır. Çünkü sorunun hemen ardından ‘Başına bir kurşun sıkılarak öldürülmesi, partininse bu eylemi cesedin üzerine bırakacağı bir bildiri ile üstlenmesi “çağrısı” ne kadar ciddi bir eylem yapıldığının ve sömürgeci devlete ne kadar zarar verildiğinin kanıtı olarak kabul ettirilmeye çalışıldı/çalışılıyor. Ve bu ne yaman bir çelişkidir ki kafasına kurşun sıkılması istenen kadro(lar) aslında devletinde hedefidir.. Özünde  kişisel çıkarlar için yapılan bu tür öneri ve uygulamalarla aslında kimin çıkarlarına hizmet edildiği ise çok açık. Gelinen noktada Kürdistanlı siyasal örgütlenmelerde kendi kadrolarına karşı Ajan belirlemesi o kadar sık ve yersiz kullanıldı ki deyim yerindeyse sıradan yada cins isim oldu. Ve artık iddialar inandırıcılığını ve anlamını yitirmiş etkisiz bir hale gelmiştir. Varlığını bir süre marjinal guruplarda sürdüreceği belli  bu trajik yaklaşımla ilgili olacağını düşündüğüm bir cezaevi anımı paylaşmak istiyorum.1995 yılında Bayrampaşa ceza evinde tutukluydum. O ara  &#8230;&#8230; örgütü içinde ciddi bir ayrışma yaşanıyordu. Ayrışmanın etkileri cezaevinde bulunan örgüt kadrolarını da içine almıştı. Görüyorduk ki daha birkaç gün öncesine kadar cezaevinde biri birine sıkı sıkıya kenetlenmiş, bir birileri için gözlerini kıpmadan ölüme gidecek kadar bağlı insanlar dışarıda başlayan ve kısa sürede içeriye yansıyan Ajan –Mafia tartışmalarının tarafları olarak cezaevinde de ayrıştılar. Dışarıda patlayan ayrışmaya bağlı üretilen bu kavramları içeride ayrışan kadrolarda bir birilerine karşı kullandılar. Ve o süreç cezaevinde bir devrimci kadronun kendi yoldaşları tarafından AJAN suçlaması ile öldürülmesi sonucuna da yol açtı. Bütün bunlar yaşanırken belki süreci tamamen değiştirmeye güçleri o gün için yetmiyordu ama sağduyulu davranabilen ve sürecin önemini ve önceliklerini saptayabilen ve ona uygun gündem oluşturmaya çalışan kadrolarda mevcuttu. Örneğin yukarıda sözünü ettiğim aynı gruptan bir arkadaş aynı dönemde cezaevinde gruplar arasında yapılan bir siyasal görüş alış verişi sırasında içinden geçtikleri örgütsel ayrışmanın yarattığı provakatıf duruma işaret ederek durumun önem ve çözüm ihtiyacının önceliğini vurgulayarak “şu an sizinle siyasal ve örgütsel program sorularının tartışılmasına giremem. Bunu iç sorunlarımızdan ötürü yapamam.Çünkü bizim evimizin düzeni bozuk, içi karma karışık her şey her yerde .Kapımızın önünde de çamur deryası var bırakın içine gireni çevresinden geçeni bile kirletir. Biz önce evimizi düzene koyup kapımızın önündeki çamur deryasını kurtaralım, sizlerle (farklı programlar etrafında organize olmuş diğer örgütlenmeleri kastediyor) olan ortaklıklarımız ve ayrılıklarımızı ancak ondan sonra görüşebiliriz şeklinde bir tavır geliştirmişti..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gün baktığımızda bir bütün halinde Kürdistan siyaseteninde evinin içi dağınık her şey her yerde olduğunu görürüz.. Bu anlamda bizimde kapımızın önü çamur deryası –ki içine düşen boğulur-. Bu süreçten çıkmak için hareket noktası Kürdistan olan, sağduyulu öneriler yapacak aklı başında siyasetlere ve siyasetçilere şiddetle ihtiyaç var. Bu anlamda Peyamaazadi’nin  ilan ettiği gerekçelerle durdurduğu yayınını kesme kararını gözden geçirerek yola devam deme kararını son derece olumlu buluyorum. Böyle bir süreçte kendisini sorumlu kabul ederek ve görev üstlenerek evimizin içinin düzenlenmesi, kapımızın önündeki çamur deryasının kurutulması gibi ağır bir yükün hiç olmazsa bir kısmını kaldırma cesareti gösteren Peyamaazadi nin cesaretli kararını kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">28 -7-09</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeniden/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2007 den 2008 e kalan..</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/2007-den-2008-e-kalan</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/2007-den-2008-e-kalan#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:31:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=263</guid>
		<description><![CDATA[Bana 2007 yılı içindeki en ilgiç gelişmeler nelerdir diye bir soru yöneltilse,  hiç tereddüt etmeden 2006 yılı 30 Ağustosunda Genelkurmay başkanlığına fiili el  koyulmasını ve 2007 yılı boyunca bu lokmayı hazmetmek için muhataplarının  girdikleri kılıkları ve harcadıkları çabaları gösterirdim.. Bu olaya bağlı  olarak devletin kanatları arasında süren iktidar mücadelesini 27 Nisan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bana 2007 yılı içindeki en ilgiç gelişmeler nelerdir diye bir soru yöneltilse,  hiç tereddüt etmeden 2006 yılı 30 Ağustosunda Genelkurmay başkanlığına fiili el  koyulmasını ve 2007 yılı boyunca bu lokmayı hazmetmek için muhataplarının  girdikleri kılıkları ve harcadıkları çabaları gösterirdim.. Bu olaya bağlı  olarak devletin kanatları arasında süren iktidar mücadelesini 27 Nisan 2007  muhtırası noktalamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Konu pek tartışılamadı. Ancak Askerlerin eylemlerinin kitlesel bir desteğe sahip  olduğu imajı için koşul oluşması veya oluşturulması pek gecikmedi. İmdada Türban  yasağını tartışan danıştay ilgili dairesi üyelerine yapılan ve ölümle sonuçlanan  silahlı saldırı yetişti. Sonrası darbeci generallerin önderliğinde bir dizi  kitlesel mitingler örgütlendirilerek siyasal mesajlar sıralandı. Örneğin; Hava  Harp Okulu açılış konuşması yapan Hava Kuvvetleri Komutanı kendilerinin  Anayasası olarak Atatürkün gençliğe hitap mesajını kabul ettiklerini ilan  ettiler. Silahlı Kuvvetlere bağlı okul açılışları siyasal platform olarak  kullanılarak Türk siyasetine epey bir perspektif verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Generallerin söylev ve eylemlerinden ne kadar örgütlü oldukları ortadayken  bundan yeterince söz edilmedi ve kendini hisseterecek güçte tavır alınmadı.  Bunun ötesinde onların darbecilikleriyle, kimseyi umursamaz tavırlarıylada pek  ilgilenen olmadı. Aksine yaşanan süreç gözü peklikleriyle, vatanseverlikleriyle  açıklandı. Hatta daha ileri gidilerek bu derin devlet kliğinin ihtiyaç  duydukları oranda rahat hareket etmesini engelleyen yasalar sağından solundan  aşındırılarak kullanımlarına uygun hale getirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi devletin kanatları arasında süren mücadelenin başka bir aşaması sahneye  konuldu .Yaşanan süreçte devlet içindeki diğer kanatlara fark atan Türk ordusu  otorite sağlayamadığı kürtlere karşı sanki kendi sınırları içinde yaptığı  operasyonlardan bir sonuç almış gibi, bu kez ABD nin kontrolünde olan Güney  Kürdistan hava sahasını yine ancak ABD nin izniyle kullanarak  sözde terörist  vurmak için  güney kürdistanda seçilmiş hedeflere hava saldırısı yapmıştı. Bu  saldırılar halada sürüyor. Bu durum Askerler Kürtler üzerinde de otoritelerini  kurup yürütmek için harekat yapıyor şeklinde tarif edilebilinir.</p>
<p style="text-align: justify;">2007 Kürdistanda bomba tüfek sesleriyle uğurlandı.. Uğurlandı uğurlanmasına da,  bu uğurlamada omuz omuza durup  mendil sallayanlar, sorunun çözümünde aynı  zamanda sorumlulukda almış oldular. Bu da olayın bütün sosyal olaylarda  görülebilecek türden olan enterasan bir boyutudur. Bu bağlamda Türk Devletinin  suçlarını örten kol kanat gererek görmemezlikten gelerek koruyan, kollayan ABD  ve AB nin T.C ye desteğini işte bu ortak duruşun ortaya çıkardığı sorumluluk  anlamında bu kez alışılagelmişten farklı okumak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşananlardan da öğrendiğimiz gibi Orta-Doğuda gelişmelere paralel değişiklikler  iç dinamiklerin talepleriyle ve bu taleplere uygun süren örgütleriyle  sağlanamıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalist oligarşinin de farkında olduğu bu destek kısa vadede ve özelliklede  ABD’nin müttefikleri üzerindeki saygınlığı ve prestiji –siz buna yaptırımıda  diyebilirsiniz- açısından önemlidir. Ancak Orta-Doğu gerçeği göz önüne  alındığında halklara Lozan’da biçilen deli gömleğinin dar gelen kısımlarına  makas atılarak mümkün olduğunca genişletilmesi sürecini tarif etmiyor.  Dolayısıyla Türkiye arkasına aldığı desteğin bedelini ödemeye hazır olmalıdır.  Bir diğer ifadeyle ve daha somut bir biçimde söylemek gerekirse Türk devleti  terör uygulayıp, terörist suçlaması ile bastırmaya çalıştığı ama başaramadığı  bir gerçeği kabul edip masaya oturarak çözme sürecine sokulacaktır. Çünkü ABD ve  AB’nin müttefikleri üzerinde saygınlık ve prestijleri çıkarlarıyla algılandığı  zaman tanım yerine oturur. Bu çıkarlar Orta-doğuda hakim olan şiddet sürecinin  bir diğer yanında devam eden görüşmelerle İsrail Filistin yakınlaşması sağlandı  ve Filistin Devletinin İsrailin tam desteğiyle ilan edilmesi olgunluğuna  ulaştırıldı. Sırada Kürt sorunu var.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan gelişmelere bu bağlamda bakıldığında ABD’nin ve Türkiye’deki  temsilcisinin Kürt sorunuyla ilgili en küçük bir gelişmeyi dahi atlamadan yorum  yapması görüş bildirmesi ve yine gelişmelere bağlı olarak gürüşme vb  girişimlerde bulunmasını anlamlandırmak daha kolay olacaktır. Varolan gidişatın  işaret ettiği bir gelişme olarak görünen Türk tarafının Kürtlerle masaya  oturtulması olasılığında bir süre öncesine kadar öncelikli muhattap olan PKK’nın  sürecin dışına çıkarılması kararının uygulanmaya konmuş olması da bir başka  görünen gelişmedir. Bu durumun hemen ardından yeni muhatabın belirlenmesi süreci  gündemleşecektir ki bununla ilgili temaslar zaman zaman alenileşmektedir de.  Ancak savaş yorgunu Kuzey Kürdistan kendisini temsil edebilecek düzeyde  siyasallaşmış bir yapıdan uzaktır.Bu arada Türk Devletinin can havliyle terörist  söylemine sarılıp şiddet tırmandırması ise masaya oturma süresini mümkün  olduğunca uzatmak içindir. Bunu ne kadar başarabilirse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">2008 yılının önceki yıldan devraldığı mirasın doğal bir sonucu olarak gündeminde  duran bir çok meselede ama en önemliside Kürt meselesinde çok ciddi dönüşümlerin  yaşanacağı bir yıl olacak gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">05/01/08</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/2007-den-2008-e-kalan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Devletinin Siyasal Sancıları..</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-devletinin-siyasal-sancilari</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-devletinin-siyasal-sancilari#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=261</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin  gündemi ağır sorunlarla yüklü. İç politikada bir yanda cumhurbaşkanlığı seçimi,  diğer bir tarafta da, erken genel seçim mi yoksa normal süresi içinde  genel  seçim mi olsun  tartışmaları var. Türkiye’nin AB süreci içinde ise siyasal ve  hukuki uyum yasalarının bir an önce görüşülüp meclisten geçirilmesi telaşı, çoğu  zamanda karşılaşılan engellerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin  gündemi ağır sorunlarla yüklü. İç politikada bir yanda cumhurbaşkanlığı seçimi,  diğer bir tarafta da, erken genel seçim mi yoksa normal süresi içinde  genel  seçim mi olsun  tartışmaları var. Türkiye’nin AB süreci içinde ise siyasal ve  hukuki uyum yasalarının bir an önce görüşülüp meclisten geçirilmesi telaşı, çoğu  zamanda karşılaşılan engellerin sıkıntısı yaşanıyor. Bu sıkıntı ve zorluklara ek  olarak,  kanlı suikast eylemleriyle Gladio’nun kendisini açığa vermesi ve ordu  kademelerinin iç iktidar çatışmalarının siyaseti zor durumda bırakan tavır ve  açılımlarda bulunması olup bitenin üzerine tüy diken cinsinden.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yukarıda  ifade edilen iç siyasetin sıkıntıları kadar dış siyasetin açmazları konusundada  da önemli bir sürece girilmiştir. Bununla ilgili ifade edilebilecek konu  başlıkları; Ermeni soykırım yasası ve Irak Anayasası içinde  Güney Kürdistan’ın  kazandığı federal devlet yapısını sindirememenin verdiği saldırganlık ve  bunların yanı sıra şimdinin baş belası KERKÜK sorunu olarak sıralanabilir..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç;Türk  Devleti hop oturup hop kalkıyor..</p>
<p style="text-align: justify;">Soğuk  savaşın tarih olduğu, uluslararası siyasetin koyu renklerini açtığı ve siyasal  sınırların borsalarda hisse senedine dönüştüğü bir dünya düzleminde Türkiye,  Osmanlı’dan devraldığı ve genel olarak red ve inkar üzerine şekillendirdiği  temel sorunlarını granitleştirerek 80 yıllık katı duruşunu devam ettiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Önceleri  Komünizm tehlikesi ve bölücülük temel sorunken, şimdileri iki postmodern  darbenin muhatabı muhafazakar-islami eğilimi tehlike kabul edip bunu zorlama bir  laiklik karşıtlığı üzerine şekillendirilmeye çalışarak uyguladığı akıl dışı  siyasete dayanak sunuyor..</p>
<p style="text-align: justify;">Durum artık  geleneksel bir hal aldı. Her yıl 24 Nisan öncesi, gerlimin bir tarafı Türkiye,  Ermeni mezalimini teşhir etmek üzere bir biri ardına toplu mezarlar açarak  propaganda yaparken, Ermeni Diyasporasının elinde hazır beklettiği Ermeni  soykırım yasa tasarısı da,  kabulü için ABD Temsilciler meclisine sunulur. Bu  yıl, sözkonusu yasa tasarısı daha gündeme alınıp sonuçlanmadan epey bir ses  getirdi. Çünkü önce İsviçre, ardından Fransa  parlementolarının onadıkları  soykırım yasası ile Ermenilere uygulanan soykırım tartışması tırmandı. İsviçre  ve Fransa parlemontolarında gerçekleşen görüşmeler sırasında, yasasının reddi  için  yeterli çaba göstermediği gerekçesiyle Türk Devleti kendi içinde  eleştirildi. Bu eleştirilerin de yönlendirmesiyle bu kez işi sıkı tutarak  soykırım tasarısının ABD temsilciler meclisinden geçmesini engellemek için  siyasal ve diplomatik atak geliştirdi. Bu bağlamda önce Dışişleri Bakanı ve  beraberindeki heyet ardından siyasi partilerin temsilcileri ve bir yığın  diplomatın katılımlarıyl lobi çalışması beklenenin aksine karşılaştığı  ilgisizlik ve hazırlanan proğramın fiyaskosu ile sonuçlandı. Aynı zaman dilimine  sıkıştırılan Türk Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın ABD Genelkurmay Başkanının  resmi davetlisi olarak bu ülkeye bir ziyareti gerçekleşti. Bu ziyaret sırasında  generalin isteği üzerine Türk Büyük Elçiliği bir kapalı salon toplantısı  düzenledi. Bu toplantıda konuşan Büyükanıt sınırlı bir davetli kitlesine  Türkiyenin iç siyasetine ilişkin siyasal tespitler yapıp siyasilere parmak  sallayarak  verdi veriştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">İç  hizmet kanununa göre durumdan vazife çıkaran darbeci generallerin siyasal  iktidarı silkeleyerek başarılı olanlarının yolu bir biçimde Çankayaya uğruyor.  Sivil giysiler içinde konuşan Generalin parmak işaretlerine bakıldığında onunda  rotası sanki Çankaya Köşkünü gösteriyordu. Büyükanıtın ses tonu ve mantığının  halen Cumhurbaşkanı olan katı Atatürkçü tartışmaların militanı A. Necdet SEZER’e  olan benzerliği, kendisinin Cumhurbaşkanlığı için üzerinde ittifak edilecek biri  olduğunu gösteriyor. Belli dönemlerde görev süreleri biten emekli Generallerin  kaleme aldıkları anılarında yer verdikleri “her Karaharp okulu öğrencisinin  hayalini Cumhurbaşkanlığı süsler” belirlemeleri gözönüne alındağında bu tesbitin  yabana atılır bir yanı olmadığı anlaşılacaktır. Bu anlamda Türk Demokrasisinin  üstüne kabus gibi çöken ve seçim ile iş başına gelenlerin el uzatıp bozmaya  cesaret edemedikleri Türk ordusunun hiyerarşik yapısını Cumhurbaşkanı hayali  taşıyan gurupların aralarındaki mücadelenin belirlediğini ise bilmeyen yok..  Şimdi bu mücadelenin siyasal malzemesi bölünme sendromu ile laikliğin elden  gitmesi üzerine inşaa ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinçli  bir tahrikle Türk dış siyasetinin öncelikli hedefi durumuna getirildiği izlenimi  verilen Kerkük meselesi halen kriz tanımıyla sıcak tutulmakta. Türk Devleti bu  yılın Aralık ayı içinde Irak anayasasının 140.maddesine göre Kerkük’ün statüsünü  belirleyecek referandumu mümkünse erteletmek, eğer bu olmuyorsa bir provakasyon  ile murdar etmek üzere şimdik sözlü saldırı kampanyası yürütüyor. Bu kampanya  çerçevesinde diplomatik ataklar örgütleniyor, PKK işaret edilerek oluşturulan  özel gündemli koordinasyon kurulları oluşturuluyor, Türk askerini Güney  kürdistan sınırına taşıyarak tatbikatlar düzenleniyor. Bütün bu faliyetler  sürerken genel olarak Türk Devletinin resmi ağızlarının konuyla ilgili olara  kendi ilgi alanları içinde verdikleri beyanlar arasında, çelişki  izlenimi  veriliyorsa da esas olarak konuşulanlar alt alta yazıldığında çelişmeden daha  ziyade farklı organ ve birimlerin açılımlarının bir birini tamamladığı  görülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan,  Kerkük’ün yeni oluşacak statüsüne işaret ederken,içimizde yeni bir karabağ  vakası oluşmasına izin vermeyiz diyor. Irak’ın şii cumhurbaşkanı yardımcısını  özel uçak göndererek Türkiyeye davet edip Kerkük üzerine bu yıl yapılacak olan  referandumu erteleme çağrısını mesaj olarak empoze etmekten geri kalmıyor.  Beyanı sadece referandum boyutunda kalsa iyi sözüne devamla “Brezilyada bile bir  Kürt devleti kurulsa biz tepki gösteririz” diyor.. Sürdürülen diplomatik trafik  içinde konu Kürdistan yöneticileri ile görüşme düzeyinde tartışmaya açılınca bu  kez Genelkurmay başkanı devreye girerek Kürt yöneticilerin “Kerkük bir Kürt  şehridir dışarıdan gelişecek en ufak bir harekete şiddetle cevap vereceğiz” gibi  vatansever açıklamasını sindiremediğini açığa vurup Türk devletinin işgalci ve  ilhakcı tavrına hasım bularak görüşme yolunu tıkamayı yöntem seçiyor. Lafa  gelincede biz Irakın yeni anayasal sürecini tanıyor parlementosunuda meşru kabul  ediyoruz diyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Tük  devletinin resmi ağızlarından çıkan beyanların satır araları okunduğunda ise iç  işleri bakanı Abdullah Gül’ün  “biz  Kerkük’ü tek bir Irak’a verdik” beyanı  –gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olasılık olarak askeri müdahale olarak- Türk  devletinin gönlünden geçen müdahale sürecince izleyebileceği yolun hukuki  zeminini ifade ediyor. Şöyleki; Irak’ın aldığı yeni biçim ile 1926 yılında  imzalanan Ankara anlaşmasının hükm-ü şahsiyeti ortadan kalkacağı için Türkiyenin  Kerkük’de yaşayan Türkmenlerin haklarının güvencesi olarak Kerkük’e  müdahalesinin hukuki zemini oluşur anlayışı olgunlaşmaya başlamış durumda.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiyenin  Kerkük sürecinde bir askeri müdahale olasılığında izleyeceği strateji ve  müdahale sürecinin uluslararası hukuktaki yeri bir olasılık olarak geçmişte  Kıbrıs sürecine müdahil olma hakkını elde ederken izlediği yöntem ve buradan  edindiği deneyiminin içinde duruyor. Hatırlanacağı gibi, İngilterenin Kıbrıs  adasında var olan Askeri üs’leri dışında kalan  varlığını geri çekmesi ile   adada bir otorite boşluğu oluşmutu. Bu durumu değerlendiren TC, bazı  provakasyonlardan yararlanarak, adada yaşayan Türk azınlığın haklarını garanti  etme adına müdahil olarak kendisini gündemleştirmiş ardındanda bu fırsatı  değerlendirerek adada söz sahibi olmuştu. Ardından onlarca BM kınama kararlarını  görmezden gelerek 1974 yılında  Askeri müdahale ile Kıbrısın bir bölümünü işgal  edip orada kimse tanımamış olsada bir devlet ilan etmişti. Eğer bu gün Türk  Devleti Güney Kürdistan’a müdahale etme riskini göze alırsa, bu tavrını yani  işgal siyasetini uluslararası siyasete Kıbrıs sürecinde izlediği yöntemi örnek  göstererek sözünü ettiğim biçimde meşrulaştırmaya çalışacaktır. Bu anlatım tabii  ki bir varsayım gerçek olur mu olmaz mı bilinmez.. <strong>Ancak bilinmelidirki  Kerkük’e sefer olur ama  Zafer Olmaz..</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bütün  bunlara bakıldığında da Türkiye devleti daha çok hop oturup hop kalkacak gibi  görülüyor&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">28 Şubat  2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-devletinin-siyasal-sancilari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hırant Dink’i Kim Vurdu?</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hirant-dink%e2%80%99i-kim-vurdu</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hirant-dink%e2%80%99i-kim-vurdu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:29:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye  de siyasal sürecin doğru işlemediği biliniyor. Türk devleti işlemeyen ve  tıkanıklık yaşanan süreçlerini uluslararası siyasetin kurallarını işleterek aşma  yoluna gitmez. Bunun yerine dünyada yalnızlaşmayı, kendi toplumuna dönük   siyasetine ise aşırı dozda milliyetçilik enjekte ederek  geçici bir süre  uyuşturmayı yöntem olarak seçer..
Bu nedenle, Türkiye’nin zor olan koşullarını  zorlayarak gündemleştirilen son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye  de siyasal sürecin doğru işlemediği biliniyor. Türk devleti işlemeyen ve  tıkanıklık yaşanan süreçlerini uluslararası siyasetin kurallarını işleterek aşma  yoluna gitmez. Bunun yerine dünyada yalnızlaşmayı, kendi toplumuna dönük   siyasetine ise aşırı dozda milliyetçilik enjekte ederek  geçici bir süre  uyuşturmayı yöntem olarak seçer..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle, Türkiye’nin zor olan koşullarını  zorlayarak gündemleştirilen son  derece mütevazi diyalog  çağrıları, demokratik söylem ve  talepler bile  ya  sümen altı edilir yada kim vurduya getirilip iğneli kuyulara atılarak çıkarılan  gürültü topluma korku  olarak yaygınlaştırılıyor..</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin en ciddi açmazlarından biri olarak adlandırılabilecek bu durumun  aktorleri Hrant Dink cinayeti ile yeniden gündemi doldurdular. Bu olayın  nedenlerinin ve hedef aldığı odakların  oluşturduğu bağlantıların anlaşılması  açısından tekrarlamakta yarar var; NATO’nun kuruluş amacına bağlı olarak Doğu  Avrupa ülkeleri dışında AB ülkelerinde soğuk savaş koşullarında Komünizme karşı  mücadele amacıyla planlanan GLADİO adlı illegal örgüt artık yok.Bu örgüt  Komünizm tehlikesinin  atlatıldığına inanıldığı için yine NATO’nun aldığı bir  kararla lağvedilmişti. GLADIO, varolduğu bilinen ülkelerden çoğunda normal  yollardan dağıtılırken bir bölümünde kendisini sürdürmek için direnç göstermiş  bu dönemlerde çeşitli skandallarla gündemleşmiş ve/fakat  hukuki süreç  işletilerek etkisizleştirilmişti.Buna karşın, yasadışı bu örgütün halen güçlü  olarak varlığını sürdürdüğü ülkeler mevcuttur ve biri de Türkiye’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda ele alındığında Gladyo Türkiye’de devleti ve toplumu bütün kılcal  damarlarını  kuşatacak biçimde örgütlenmiştir, her gün bir nedenle patlayan bir  skandalla ortaya çıkan çeteler ana merkezi Gladyoda toplanmış örgütlenmenin  değişik uzantılarıdır. Susurluk çetesi, Eryaman çetesi, Sahuna çetesi, Şemdinli  çetesi v.b.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii ki bunlar birer sonuç. Çünkü, 60’lı ve 70’li yıllarda binlerce Devrimci-  Demokrat’ın katili olan ve zamanın Başbakanı Demirel tarafından da ‘bana  sağcılar suç işliyor sözünü söyletemezsiniz’ denerek korunan o günün eli kanlı  faşistleri bugün artık devletin yönetim mekanizmalarında  ve siyasi partilerin  etkin kilit noktalarında konuşlandırılmış durumdadırlar. Ve işbasındadırlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat burada unutulmaması gereken bir diğer noktada her biri başlı başına bir  oluşum olan bu çetelerin kendi içlerindeki çıkar  mücadelesi  ile ortaya  çıkardıkları iktidar hedefleridir. İşte olaya bu şekilde bakıldığında bu  çetelerin toplamı bir yengeç sepetini andırmaktadır. Kendi hedefleri bağlamında  birbirini sokmaya ve diğerini de yok ederek iktidar olmaya dönük bir işleyişleri  vardır. Bu bağlamda develetin tüm kurumlarına sinen adı ortaya çıkmamış  çetelerin iktidar hedefleri içinde biribirilerinin en iyimser deyimle tasfiyesi  üzerine kurulu olan mücadele biçimlerini ancak aralarında yaşadıkları  çatışmaların sonucunda sınırlı olarak öğrenebiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada önemsenmesi gereken nokta ise devletin ideolojik oluşumunu Topluma  verilen siyaseti bu unsurlar belirlemektedirler. Ve ortaya çıkarmaya  çalıştıkları iktidarın niteliğine ve iktidarlar üzerindeki hedeflerine bağlı  olarak da zaman zaman çelişki ve çatışmalar yaşamakta bu çelişkileri aşmak için  de kendilerine özgü yöntemleri kullanmaktadırlar. Türkiye yakın tarihi bunun bir  çok örnekleri ile doludur. Durum bu olunca da Cumhurbaşkanlığı seçiminin  gündemde olduğu bu günlerde ben şahsen toplumu sarsıcı bir eylemi bekliyordum.  Bunun verilerini adı sıralı Türk siyasi partilerinin içinde oldukları it  dalaşının çıkardığı ses kirliliği ile Türkiye geneline yayılan milliyetçi  mesajlardan çıkarmak mümkündü.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlamda Hrant Dink iyi hesaplanarak seçilmiş bir hedefti. İşlenen cinayet ile  istenilen sonuç elde edildi mi, toplumsal psikoloji bir kez daha derinden tahrip  edilebildi mi bilinmez, bunu zaman gosterecek&#8230; Ama, görünen bir şey var ki;  Türkiye’de devlet güçlerinin ve siyasi partilerin cinayeti ve arkasındaki gücü  açığa çıkarma istek, dilek ve temennileri  tamamen yalandır ve ayrıca ‘isteğin’  gerçekleşme kosulu da yoktur. Çok iyi hatırlanacak ki daha kısa süre önce  Şemdinli`de Umut kitapevini bombalama teşebbüsü içinde suç üstü yakalanan iki  Türk irtibat subayı ve bir PKK itirafçısının sorguları sürecinde, Başbakanın ‘bu  işin ucu nereye uzanırsa oraya gidilecek’ demesinden  hareketle, Van cumhuriyet  savcısının cesaretle açtığı dava ve yazdığı iddianamenin hemen ardından görevden  alınması bu yetmezmiş gibi iddianamenin baş sanığı Kara Kuvvetleri Komutanı  BÜYÜKANIT’ın Genelkurmay başkanlığına atamasının yapılması yeterli kanıttır. Ben  bu süreci darbe olarak tanımlamıştım. Bu darbenin kuralları işliyor. Sanırım son  eylemin planlayıcıları da cumhurbaşkanlığı koltuğunu hedeflemektedirler ve  koşullar onların lehine işleyen sürçte bir değişim göstermemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak; TC yaşadığı siyasal kaosu Hrant Dink cinayeti ile farklı bir  mecraya taşırmaya çalışıyor. Bu anlamda resmi ağızların açıklamalarına göre  cinayet  Türkiye`ye yönelik bir saldırı ve  dışarıdan örgütlendirilmiş bir  hareket gibi gösterilerek siyasal kaos manüpüle ediliyor.Oysa, cinayetin faili  Türkiye de iktidar eden devlet  çeteleridir..</p>
<p style="text-align: justify;">21-01-07</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hirant-dink%e2%80%99i-kim-vurdu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Ordusunun Yeni Dönemi ve Postmodern Darbeler</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-ordusunun-yeni-donemi-ve-postmodern-darbeler</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-ordusunun-yeni-donemi-ve-postmodern-darbeler#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=254</guid>
		<description><![CDATA[1997 Çevikbir – Sincan, 2006 Büyükanıt – Şırnak
Türk Ordusu yarattığı geleneğe uygun olarak onar yıl arayla darbe yaparak  siyasal iktidarı azletme veya bir başka deyişle yeniden düzenleme uygulamasını sürdürüyor. Fakat altı çizilmesi gereken nokta bu darbeleri gerçekleştirirken dünyadaki değişim ve dönüşümleri hesaba katarak buna göre bir biçim oluşturup usulüne uygun bir şekilde gerçekleştiriyor olmasıdır Hatırlanacağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span>1997 Çevikbir – Sincan, 2006 Büyükanıt – Şırnak</span></p>
<p style="text-align: justify;">Türk Ordusu yarattığı geleneğe uygun olarak onar yıl arayla darbe yaparak  siyasal iktidarı azletme veya bir başka deyişle yeniden düzenleme uygulamasını sürdürüyor. Fakat altı çizilmesi gereken nokta bu darbeleri gerçekleştirirken dünyadaki değişim ve dönüşümleri hesaba katarak buna göre bir biçim oluşturup usulüne uygun bir şekilde gerçekleştiriyor olmasıdır Hatırlanacağı gibi 1997 yılında Ankara’nın Sincan kazasında amatör tiyatrocuların sahnelediği oyunun İRTİCA’i içerdiği ve bu tür aktivitelerin rejimi değiştirmek isteyen gerici güçleri cesaretlendireceği savıyla bir tümen askeri silahlı, teçhizatlı tam tekmil Sincan sokaklarında yürüttükten sonra, bir ültimatom ile başında ERBAKAN’ın bulunduğu hükümetin ipi çekilip istifa etmesi sağlanmıştı. Bu dönemin ilgilileri anılarını açarak perde gerisini  açıklarlarken yapılan  uygulamanın darbe olduğu konusunda fikir birliğine ulaşıldı. Öyle anlaşılıyor ki, bu süreçte artık ordu ve kurmayları iktidardaki ağırlık ve  paylarını koruma adına kanlı darbeler yaparak, silah zoruyla direk iktidara el koymuyordu. Bunun yerine postmodern darbe veya “kadife devrim” dedikleri  yöntemlerle hareket etmeye başlamışlardı.. Gelinen noktada bu günlerde de bu türden bir plan daha uygulamaya kondu. Bu darbe planına uygun olarak da, şu an Türk ordusu kurmayları ve çeyrek milyon askeri ile birlikte hareketlendirilmiş  durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal olarak Türkiye’nin politik gündemi bu askeri hareketlilik üzerine kaydı. Bütün yazılıp çizilenler, verilen demeçler, durumun anlaşılması üzerine sürdürülüyor..  Merkez üssü Şırnak olarak alınan bu darbe harekatının Kürtlerle ilgili boyutunun irdelenmesinde oluşumun tarihsel surecine bakmak lazım. Bu anlamda süreç İran-Irak  savaşı ve ortaya çıkardığı sonuçlara kadar uzanır. Hatırlanacağı gibi  Güney Kürdistan da Kürtler lehine ortaya çıkan otorite boşluğu bu savaşın sonuçlarından biriydi. Buna bağlı olarak alanda sömürgeci güçlerin  kaybettiği otoritenin yerini otonomi programı ile hareket eden Kürdistani güçler almıştı. KDP ve YNK öncülüğünde örgütlenen bu güçler,  kendi programlarını uygulamak üzere kullandıkları alanda, aralarındaki uyumsuzluk nedeni ile ikili bir otorite ortaya çıkmıştı..Bunun beraberinde BM’in 657 sayılı  kararıyla 36. paralelde  hava sahasını Irak uçaklarına yasaklaması ile Kürtlerin yerel otoritesi kabul edilmiş, Kürdistani güçler ile Türk devletinin muhataplık ilişkisi  ortaya çıkmıştı. Bundan sonra Güney Kürdistan da oluşan iki parçalı Kürt iktidarı,  kendi programları gereği her biri ayrı birer  muhatap  olarak Türk devleti ile dengeli-dengesiz ilişki geliştirmişlerdi.Yerel otorite olarak Saddam döneminde imzalanan “suçluların sıcak takibi” anlaşmasını kabullenerek bir bakıma bu devletin elini kolunu sallayarak bölgeye girip çıkmasını kolaylaştırılması da bunlardan biri idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi koşullar oldukça farklı çünkü Irak’da artık Saddam ve rejimi yok. Onun yerine  dünyanın tanıdığı merkezi Irak devlet otoritesi ve bu otoriteye bağlı uluslararası hukuka uygun olarak oluşmuş ve onaylanmış Federe Kürt Devleti yönetimi var.İşte bu bağlamda Türk ordusunun Şırnak’a yığınak yaparak hazırlıklarını ilerlettiği  son Kürdistan seferine Federe Kürt devletinin uluslararası hukuk ve kendi hukuku içinde alacağı tavır göstereceği mesafe yeni dönem politikaları anlamak açısından oldukça önem arz ediyor. Çünkü bu seferin Güney Kürdistan uzantısının amacı söylendiği  gibi  Kandil Dağına operasyondan çok, Kerkük üzerine ihtarlar taşıyan tatbikat havası var.. Bir diğer nokta ise, Türk Ordusunun Kürdistan seferinin bir yanı Kerkük sorunu üzerine kurulu hassasiyetleri içeriyor..Bilindiği gibi  Türk devletinin kırmızı çizgileri içinde Kerkük oldukça önemli bir yer tutuyor..</p>
<p style="text-align: justify;">Seferin Kuzey kürdistan ayağında ne var?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman zaman uğradığı  kesintilere rağmen 20 yıldır süren ve ilk tanımlarıyla düşük yoğunluklu savaş olarak kabul edilen mücadelede Türk ordusu işgal ettiği Kuzey Kürdistan da yürüttüğü askeri operasyonlarla onlarca kez en ücra köşesinin  ağaç kovuğuna varana değin tespit edilip haritası çıkarılmış bir coğrafya üzerinde  çeyrek milyon askeri ile hangi planı uyguluyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu seferin Kuzey Kürdistan ayağını anlamamıza da yardımcı olan yukarıdaki sorunun cevabının anlaşılması çokta zor değil. Bilindiği  gibi kısa bir sure önce gerçekleşen Şemdinli Olayları ile iki resmi, bir PKK itirafçısından oluşan JİTEM timi imha hedefi içinde bulunan bir kitapçı dükkanına karşı geliştirdikleri başarısız eylem  içinde halk tarafından yakalanıp teşhir edildiler. Olay karşısında gelişen tepkiler ismi açık olarak anılan JİTEM üzerinde yoğunlaştı. Buna bağlı olarak durumun özellikle basın tarafından ‘ikici susurluk olayı’ olarak ilan edilmesinin yanı sıra hükümetin ilgili üyeleri tarafından  bedeli ne olursa olsun çözümü için olayın üzerine gidilecek türü açıklamaları Türkiye iç siyasetinin bilinen orta oyunu, ordu-siyasi çekişmesini ateşledi. Bu arada, başlatılan kampanyaları susturmak ve  yargı sürecini etkisizleştirmek üzere  Ordu kademelerinin ilerisini düşünmeden verdikleri beyanatlarları da alıp iddia konusu yaparak  hazırlanan  iddianame ile  başlayan yargılama süreci, ikinci susurluk tanımlamasından aldığı cesareti de kullanarak JİTEM’in izini sürdü.Bu iz Türk  Kara kuvvetleri komutanı BÜYÜKANIT’ı ortaya çıkardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay başkanı ise yargı sürecini önce sessiz geçiştirdi. Ardından, kılıcın keskin yüzünü gösterdi. Genelkurmay başkanı hükümeti hedef alan yaklaşık olarak “Türkiye de rejimi değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Bu vatanı böldürtmeyiz” biçimindeki açıklaması ile gerçek niyetini ortaya koydu. Şemdinli olaylarının takipçisi olacağını ilan eden basın ise bu arada kendi adına ihtarını aldı yada kendiliğinden vaziyeti değerlendirerek  üç maymun oyununa başvurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi zaman postmodern darbeler zamanı..Buna uygun olarak, Ankara Sincan’da tiyatro gösterisini bahane edip İRTİCA hortluyor diye  bir tümen askeri yürüterek postmodern darbeyle  dönemin  ünlü lideri ERBAKANI ve Hükümetini  Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir’in koordinasyonuyla düşürmüştü. Böylece  Türk ordusunun geleneksel tavrı  olan DARBECİ gelenek biçim değiştirmişti. Bu değişim bu günde Kürdistan’a çeyrek milyon askeri seferber ederek karargahını Şemdinli’ye kuran BÜYÜKANIT tarafından sürdürülüyor. PKK’ye karşı harekat olarak sunulan bu tatbikatın gerçek amacı ise, rejim meselesi olarak AKP hükümetini hiza ve mesafeye sokmaktır..</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Kuvvetleri Komutanı BÜYÜKANIT, Ağustos 2006 yılında Genelkurmay başkanı oluyor.Hiç bir uygulama bu süreci durduramaz.Belli dönemlerde su yüzüne çıkan Türk ordusunun kendi içindede varlığı bilinen ve  süre gelen iktidar mücadelesinde, Genelkurmay başkanlığına giden yolun, haritasında önemli bir viraj,  çeyrek milyonluk askerle yapılan kuvvet gösterisi ile kazasız belasız alınarak ordu içindeki kanatların hiyerarşi mücadelesinde ortaya çıkacak muhtemel bir değişiklik de engellenmiş oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna karşılık olarak siyasal iktidarın tavrına gelince; arkasına AB’yi ve AB’ye uyum yasalarını aldığını düşünen ve bundan da aldığı cesaretle hükümet–ordu çelişkisinin öne çıktığı bu sürece “horozlanarak” katılan  AKP iktidarı, yanıldığını kısa sürede anladı. Şimdi, olması gereken ile gerçek olan arasındaki tercihte, gerçek olana yani Militarist-Bürokratik  oligarşinin iktidarına şapka çıkarıyor..</p>
<p style="text-align: justify;">24 nisan 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-ordusunun-yeni-donemi-ve-postmodern-darbeler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni dönem siyaseti mi? Bu nasıl olacak!.</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-donem-siyaseti-mi-bu-nasil-olacak</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-donem-siyaseti-mi-bu-nasil-olacak#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ergül Kıyak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[İçinden geçtiğimiz süreçte Kuzey Kürdistan siyaset dünyasında ağır bir sıkıntı  yaşanmaktadır. Bu sıkıntının kaynağında işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğini  bilmenin ama yeni dönemin usulünü oluşturamamanın ortaya çıkardığı çözümsüzlük  yatmaktadır. Oysa onlarca yılı aşan mücadele deneyiminin sayılamayacak  zenginlikteki verileri ve kadro birikimi ortada durmaktadır. Buna rağmen eğer  çözümsüzlüğe düşülüyor ve yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İçinden geçtiğimiz süreçte Kuzey Kürdistan siyaset dünyasında ağır bir sıkıntı  yaşanmaktadır. Bu sıkıntının kaynağında işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğini  bilmenin ama yeni dönemin usulünü oluşturamamanın ortaya çıkardığı çözümsüzlük  yatmaktadır. Oysa onlarca yılı aşan mücadele deneyiminin sayılamayacak  zenginlikteki verileri ve kadro birikimi ortada durmaktadır. Buna rağmen eğer  çözümsüzlüğe düşülüyor ve yeni dönemin politikaları ve bu politikaların  örgütlendirilmesi gerçekleştirilemiyorsa sürecin dünü ve bu günü ile bir daha ve  bir daha gözlem altına alınmasında yarar vardır.Yarınımıza giden yolların önüne  dikilen bariyerlerin temellerinin geçmişte atıldığını unutmamak lazım eğer bu  gün çözümsüz kalıyor ve yeni bir çıkış yapamıyor isek, bu durumu hazırlayan  geçmiş ile bağlarımızı gerçek anlamda koparamadığımızı ve hala o günün  değerlerinin tasallutu altında olduğumuzu görmek zorundayız. Bu durumda  yapılacak şeylerden biri geçmişin bütün boyutları ile ele alınması ve günümüze  düşen yansımalarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu yazıda bu konuda harcanan  çabalardan biri olmayı amaçlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlanacağı gibi, 12 Eylül öncesi Kürd siyasal pratiği ve süreci oluşturan  ilişkiler bütünü, bu günkü ile kıyaslandığında, kısmen daha demokratik bir zemin  üzerinde şekillenen ve farklılıkları politik literatürün daha yapıcı kavramları  üzerine oturtan bir nitelik göstermekteydi. Fakat zamanla bu nitelikte olumsuz  anlamda ciddi değişikler yaşandı ve siyasal hayata bu değişikliklerin üzerinde  şekillendi. Bunda bir çok farklı faktör etkili oldu diyebiliriz. Bunlardan  bazılarını sayacak olursak: Örneğin soğuk savaş artığı politikaların Kuzey  Kürdistan’da siyasetin önüne ördüğü duvarlar, çizdiği sınırların ortaya  çıkardığı bir sonuç olarak görülebilir. Bir diğeri de 12 Eylül askeri darbesinin  toplumu militarize etme programlarının örgüt kültürleri üzerinde de hayat  bulması ve militarizmden alınan değerlerin Kürd siyasal ilişkilerinde  yaşatılmasıdır denilebilir. Bu nedenlere daha bir çoğu eklenebilir. Bu bağlamda  bakıldığında sözü edilen nedenlerin bir çoğunun içinde toparlandığı ve çok canlı  bir biçimde yaşandığı PKK pratiği ve bu pratiğin günümüzde de devam eden  etkileri mutlaka ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi, eklektik siyasal tezleri ve fokocu gerilla anlayışı ile ortaya  çıkan anıldığı değişik adlardan sonra isim olarak yeniden PKK da karar kılan  lider siyasetinin Kürdistan’a bulaşması ile alt üst olmuş, yalnızca lidere  duyulan derin bağlılık siyaset olarak kitlelerin önüne konulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK  ile birlikte açık bir biçimde diğer oluşumlara veya farklı gelişmelere karsı  ifade edilen hoşgörüsüzlük zamanla imhacı bir boyuta taşındı.Bu durum Kürd  siyasetinin diğer güçleri içinde panik ve bilinçlerde bulanıklık yaratırken  PKK, alternatif oluşumların geniş bir alana yayılan sorumluluklarının yarattığı  sınırlamaları ağır bir fark atan gücünün sağladığı kontrol olanağı ile bir  bütün halinde siyasal ve sosyal yaşamı denetler hale geldi. Hatırlanacağı gibi  bu donemde PKK, olayları tek başına ve kendi ihtiyaçlarına göre tanımlayan bir  durumdaydı. Bundan hareketle de yaptığı tanımları keyfi tercihlerine göre  belirlediği kavramlardan seçti. Kimin hain, kimin direnişçi yada kimin savaşçı  kimin teslimiyetçi olduğunun kararını verip kamuoyuna sundu. Elbetteki bunlar  ülke ve ulus değil PKK`nin çıkarları baz alınarak yapılan tanım ve yorumlardı.  Örneğin cezaevi süreçlerine ilişkin yorumlara bakılınca görülecek resim bütün  direnişlerin PKK merkezli olduğu ve bütün direnişçilerin de bu örgütün  militanları olduğunu anlatır. Elbetteki akıl ve mantık unsurlarına sahip  kişilerin bunu onaylamayacağı açıktır. Ama biz yıllarca bu hikayeleri dinledik  ve bir türlü bunun mümkün olmadığına dair düşüncelerimizi topluma taşıyamadık.  Yapılan iş öyle bir boyuta ulaştırıldı ki kimin Kürd olduğuna ve kimin Kürdistan  için savaştığına PKK kadrosunu oluşturan bazı kişiler karar verir oldular. Kürd  tarihi miladi olarak kendilerinin çıkışından itibaren alınarak yeniden yazıldı.  Ondan önceki dönemin direniş hareketleri ayaklanmaları bir bütün halinde  mücadele tarihi reddedildi mücadelenin önderleri en hafif deyimiyle gerici  feodal işbirlikçi ilan edildi ve kitleler içersinde de yaygın bir biçimde kabul  görülmesi sağlandı. Ve bu yapılırken elde tutulan güç akıl almaz boyutlarda  suistimal edilerek öylesine bir dayatmacılık uygulandı ki İsmail Beşikçi`de  dahil olmak üzere bir bütün halinde aydınlar, yazar çizerler duruma angaje  edildi. Artık aydın olmak, Kürtçü olmak, militan olmak, savaşçı olmak vs için  PKK ile örtüşen politikaları savunmak, aynı söylemleri kullanmak tartışılmaz bir  zorunluluktu. Buna diğer politik grupları bile dahil edebiliriz. O günün  koşullarında alternatif olduğunu söyleyen politik partilerin dahi PKK`ye karşı  aktif bir muhalefet yapması yada muhalif bir söylem kullanması nerede ise  imkansız bir hal almıştı. Kürd siyasal dünyası aydını, politikacısı,  yazar-çizeri, aktivisti-pasivisti kadını erkeği ile bir tasallut altına sokulmuş  PKK politikaları doğrultusunda teslim alınmıştı. Bu durum nerede ise onlarca yıl  sürdü, deyim yerinde ise bir kuşak bu değerlerin ablukası altında şekillendi,  içerik kazandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelinen aşamada PKK bir çok değişiklikler yaşadı. Artık eski gücüne sahip değil.  Lideri, parti yapısı, ve politikaları itibarı ile tartışılır bir hal aldı. Her  geçen gün biraz daha güç kaybediyor. Bir dönem partiye politika veren yada  partinin mevcut politikalarını besleyecek derinleştirecek ve yaygınlaştıracak  çalışmalar yapan bir çok eski kadro bu gün partiden ayrılmış yada muhalefet  bayrağı açmış durumda. Yıllarca sahip olduğu gücün ağır kontrolü ile barajladığı  eleştiriler yaşanan pratiğe ilişkin akıl almaz tanıklıklar bu gün artık ifade  edile biliniyor. Hatta cilt cilt kitaplar halinde okuyucuya ulaşabiliyor.  Bizlerde aslında daha zamanında tahmin ettiğimiz bu durumları bu gün muhalif  duruma düşmüş ilk el tanıklardan doğrulatabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelinen aşamada durum ilginç bir hal almıştır. Bir zamanlar yürüttüğümüz  mücadeleyi onaylatabilmek için PKK ile örtüşmeye mecburduk. Siyasetin lidere  dönük yüzünden rahatsız olan karolar parti-PKK-şemsiyesini üstlerinden atıp  “aydın” kimliği edinince bu kez politikayı bu yeni nitelikleriyle köreltmeye ve  partilerinden aldıkları daha doğrusu partilerine bulaştırdıkları niteliklerini  tek tek aydın kimlikleriyle de bu sorunu tartışan her kese dayatmaya  başladılar. Şimdi ise daha başından itibaren ayrı olan niteliklerimizin kabul  görebilmesi PKK`ye ne kadar güçlü muhalif olduğumuza bağlı ele alınır olmuştur.  Aslında tartışmalardan çıkan özetten de anlaşılacağı gibi sorun burada PKK`de  değil Abdullah Öcalan`da demekte yarar var. Çünkü bu gün PKK`den ayrılan bir çok  kişinin muhalefetinin parti yapılanmasına ve politikalarından çok A.Öcalan`ın  şahsına dönük olduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  noktada bu günün ve yarının Kürd siyasetinin üzerine oturacağı değerlerin  sağlamlığının bir gereği olarak gelinen aşamanın tartışılmasının gerekliliği  ortaya çıkmaktadır. Bunu yapabilmek için başlanması gereken noktanın PKK`nin  gücünü yitirmesinin sebebinin ne olduğunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu gün  PKK elinde tuttuğu gücün suistimalinden kaynaklanan uygulamalarına karşı Kürd  kamuoyunda oluşan rahatsızlığın ortaya çıkardığı bir tepkiden çok başta Türkiye  olmak üzere diğer sömürgeci devlet ve uluslar arası müdahalelerden dolayı mevcut  gücünü kaybetmiş ve bu günkü tartışmalı haline düşmüştür. Ne yazık ki ne kendi  içinde nede dışında oluşan muhalefet PKK`nin Kürd siyasetine taşıdığı değerlerle  hesaplaşma ve onların yerine alternatiflerini sunma koşulunu yaratamamıştır.  Dolayısıyla eskinin inkarı yenin doğuşunu yaşayamayan bir süreç bu gün “yeni”  adı verilen bir dönemi yine eskinin değerleri ile örmeye yönelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gün  siyaset dünyasında öne çıkan isimlere ve uygulamalara bakıldığında aslında  geçmiş 20 yılın değerlerinin bu günkü versiyonunu üretmeye devam ettiklerini  görürüz. Şiddet, red ve inkarın egemen olduğu aşağılama ve küfürün değer bulduğu  bir kültür bütün enerjisi ile yeni dönemin hain ajan vs`lerini üretmeye devam  ediyor. <strong>Kendilerini muhalif ilan eden eski PKK`liler aynen geçmişten  edindikleri alışkanlıklarına uygun olarak yollarına yürümektedirler. Dün PKK  çatısı altında gerçekleştirdikleri kendilerini dayatan ve kendilerinden başka  herkesi aşağılayan ajanlaştıran kavramlarla örülmüş tasallutçu politikalarını bu  gün bulundukları yerden başka bir biçim altında sürdürmektedirler. Bu gün yine  onlar kimin cezaevlerinde direndiğine kimin teslim olduğuna, kimin namuslu,  kimin mücadelenin içinde vs olduğuna karar verecek kişilerin kendileri olmak  istemektedirler. Günümüz mücadelesinin sınırlarını çizmek bu sınırların içini  dolduracak değerlerin neler olduğunu belirlemek işini tekellerine almış  durumdalar. Bunun dışına çıkanların imhası için gerekiyorsa yalancı şahitlik  bile yapabilmektedirler.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası dün PKK, bu gün ondan kopmuş “muhalifleri” ne diyor ise o çerçevede  yaşamak zorundayız. İlginç olan bu kişiler iki dönemin de politikalarının  üreticileridirler. Yöntem aynı. Kendini dayatma, farklılıkları red, inkar,  gerekirse imha etmedir. Ya uyacağız hiza mesafe alacağız yada ajan işbirlikçi  korkak kaçak işe yaramaz vb bilumum kavramlardan oluşan yaftamızla siyasal  yaşamımız ipe çekilecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey  Kürdistan yeni dönemin yeni politikalarını üretememenin sancılarını yaşıyor.  Herkes artık işlerin eskisi gibi yürümeyeceğini biliyor ama yeni döneme ilişkin  somut ve kapsayıcı bir öneri de çıkmıyor. Bunun bir çok lokal ve uluslararası  sebebi var elbette. Fakat bir ulusun onlarca yıl aydını ile politikacısı ile  muhalif grupları ile birlikte tek parti tek şef tek ideoloji ve ona bağlı  politikalara mahkum edildiği sosyal yaşamın ahlaki değerlerinin bile bu  çerçevede oluşturulduğu bir toplumda düşünsel üretimin olmaması da ciddi bir  sebep değil midir. Üstelik bu gün de eğer aynı uygulama, farklı biçimler altında  yada ünvanlarla sürüyorsa çok temel bir düşünsel üretim olan politikanın  kısırlaşması,  tıkanması ve sürece uygun çıkış yapamamasının bir sebebi de bir türlü  kurtulamadığımız bu düşünsel abluka ve kırıp atamadığımız dayatmalar olamaz mı?</p>
<p style="text-align: justify;">27-10  005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/yeni-donem-siyaseti-mi-bu-nasil-olacak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

